VERMEK
ÇOĞALMAKTIR
HAZIRLIK ÇALIŞMALARI
1.Cömertlik nedir? Cömert insanların özellikleri nelerdir?�
Cömert olma durumu, eli açıklık, ahilik,
Cömert kişi sahip olduklarını esirgemeden, hiçbir tereddüt yaşamadan paylaşır
Cömert kişilerin gönlü zengindir.
2.Etrafınızda cömert olduğunu düşündüğünüz bir ivar mı? Bu kişinin cömert olduğunu hangi davranışlarından anlıyorsunuz?
GÖRSEL YORUMLAMA
METNİ OKUMA
Metni noktalama işaretlerine dikkat ederek sesli okuyunuz. Metni okumadan önce öğretemeninizin sesli okumayla ilgili açıklamalarını dikkatle dinleyiniz.
İşitilebilir bir ses tonuyla okumalıyız.
Kelimeleri doğru telaffuz etmeliyiz.
Parmakla takip etmeden okumalıyız.
Şiiri düzyazıdan ayırt ederek okumalıyız.
Sınıf düzeyine uygun bir hızda okumalıyız.
Bir diyaloğu kahramanları canlandırarak okumalıyız.
Türün (şiir, düz yazı, vs.) özelliklerine uygun hızda okumalıyız.
Vurgu ve tonlamalara dikkat etmeliyiz.
Yazım kurallarına ve noktalama işaretlerine dikkat ederek okumalıyız.
Bir zamanlar bir köylü, bir medresenin kapısını çaldı. Kapılara bakan talebe gelip kapıyı açtığında köylü ona nefis bir salkım üzüm uzattı:
“Bunlar benim bağımın en güzel üzümleri.�Size hediye olarak getirdim.”�“Teşekkür ederim.” dedi talebe, “Onları hemen hocamıza götüreceğim. İkramınızdan çok�memnun olacaktır.”�“Hayır, hayır!” diye atıldı köylü, “Ben bunları sana getirdim.”�“Bana mı?” Talebenin yüzü kızardı. Böyle güzel bir hediyeyi hak ettiğini düşünmüyordu �
“Evet!” diye ısrar etti köylü, “Çünkü ne zaman bu kapıyı çalsam sen açıyorsun. Ne zaman ürünlerim kuraklıktan kırılsa bana her gün sen yiyecek ekmek veriyorsun. İnşallah bu üzüm�salkımı da sana güneş ışığı gibi ılık ve yağmur gibi güzel ilahi rahmeti getirir. Çünkü bak, ne güzel yaratılmışlar.” �
Talebe, o sabahı üzüm salkımını tefekkür ederek geçirdi. Üzümler sahiden de harika yaratılmışlardı. O yüzden salkımı hocasına ikram etmeye karar verdi. Çünkü kendilerine ilim ve�hikmeti öğreten oydu.� Hoca, talebenin bu ikramıyla çok mutlu oldu. Ama sonra hemen medresedeki hasta talebesini hatırladı: “Üzümleri ona hediye edeyim. Kim bilir belki onlarla sevinir ve daha çabuk şifa�bulur.”� Düşündüğü gibi de yaptı. Ama üzümler hasta talebenin odasında da fazla kalmadı. Hasta talebe şöyle düşünmüştü: “Medresenin aşçısı beni günlerce en iyi yemeklerle besledi. Eminim bu üzümleri o daha çok hak ediyordur.” �
Aşçı ona öğle yemeğini getirdiğinde üzüm salkımını ona hediye etti. “Allah’ın yarattığı sebze ve meyve gibi harikalarla en yakın olan sensin ve dolayısıyla da bu ilahi sanat eseriyle ne�yapılacağını da en iyi sen bilirsin.” dedi.�Aşçı, üzümlerin güzelliğine hayran olmuştu. Bu üzümlerin güzelliğini ve harikalığını kimse,�kitaplardan sorumlu talebeden fazla takdir edemezdi. O, tefekkürüyle ve ince düşünüşüyle�medresede şöhret kazanmış bir gençti �
Üzümleri görür görmez -en küçük şeyde bile- ilahi sanat ve nakışların en yüksek derecede yansıyabileceğini derinden kavradı o talebe de. Yüreği “bu sanatın ve güzelliğin sahibi”ne sevgiyle doldu. Tam bu sırada, medreseye ilk geldiğinde kendisine kapıyı açan talebeyi hatırladı. Şefkatiyle, tevazusuyla, sevecenliğiyle, sıcaklığıyla benzer duyguları yaşamasına vesile olmuştu o arkadaşı ve böylece daha akşam olmadan çiftçinin medreseye getirdiği üzüm salkımı�kapıya bakan talebeye geri dönmüştü bile. İşte o zaman bu talebe bu üzümlerin gerçekten de kendi kısmeti olduğunu anladı. Ve bir şeyi daha anladı: Cömertlik, dostluğun parlak bir nişanıydı.
�Göksu BİROL, Öğreten Öyküler�(Kısaltılmıştır.)
1.Tanrı’nın her kişiye uygun gördüğü yaşama biçimi, nasip
KISMET
3.Bilim
İLİM
2.Sevecenlik
ŞEFKAT
4.İslam ülkelerinde genellikle İslam dini kurallarına uygun bilimlerin okutulduğu yer.
MEDRESE
5.Yağmur
RAHMET
6.İşaret, iz, belirti, alamet
NİŞAN
7.Bir şeyi armağan olarak verme, sunma
İKRAM
8.Ün
ŞÖHRET
6.SINIF
DEYİMLER
Genellikle gerçek anlamından uzaklaşmış birden çok sözcükten oluşan, bir kavramı ya da durumu karşılayan kalıplaşmış sözcük gruplarına “deyim” denir.
DEYİMLERİN ÖZELLİKLERİ
1. Deyimler kalıplaşmış sözlerdir, kelimelerin yerleri değiştirilemez ve aynı anlama bile gelse yerine başka bir sözcük getirilemez.
Eli ayağı tutmamak
BACAĞI
Eli bacağı tutmamak
Doğru
yanlış
2-Deyimler en az iki sözcükten oluşan söz gruplarıdır. Bir sözcük tek başına deyim oluşturamaz.
3-Deyimlerin büyük çoğunluğu mecaz anlamlıdır, yani deyim içindeki sözcüklerin karşıladıkları anlamlar ile deyimin karşıladığı anlam farklıdır.
Etekleri zil çalmak:
çok sevinmek
mecaz
mecaz
4-Sayıları az da olsa gerçek anlamlı deyimler de vardır. Deyim içindeki sözcüklerin karşıladıkları anlamlar ile deyimin karşıladığı anlam aynıdır.
Çoğu gitti azı kaldı:
Yapılmakta olan işin en önemli, en zor bölümü bitti.
İyi gün dostu olmak:
Sadece iyi günlerde görünmek.
Kimi kimsesi olmamak:
Yakını, eşi, dostu bulunmamak.
5-Deyimler genelde söz öbeği şeklindedir. Cümle şeklinde deyimler de vardır.
Söz öbeği şeklinde olanlar
Cümle şeklinde olanlar
Akla karayı seçmek
Yüzü kızarmak
Kafa tutmak
Hem suçlu hem güçlü
Atı alan ,Üsküdar’ı geçti.
Ağzı var,dili yok.
«Bana mı?» Talebenin yüzü kızardı.
O, tefekkürüyle ve ince düşünüşüyle medresede şöhret kazanmış bir gençti.
Aşçı üzümlerin güzelliğine hayran olmuştu.
Yüzü kızarmak
Şöhret kazanmak
Hayran olmak
Yüzü kızarmak
Şöhret kazanmak
Hayran olmak
utanmak
ünü yayılmak, tanınmak
çok beğenmek
Resimli Deyimler Oyunu
ATMAK
ISLANMAMAK
İÇİNE
DÜŞMEK
AÇIK
BIRAKMAK
VURMAK
ETMEMEK
TAKMAK
CANINI
KEKLİK
Ele geçirilmesi o kadar kesin ki elde edilmiş sayılır” anlamında kullanılır.
GÖRMEDEN
SIVAMAK
ÇIKMIŞ
DÖNMEK
Yeni bir işe, ortama, duruma alışmakta zorluk çekmek.
BİTMEK
Sık sık söylemekten bıkmak, usanmak.
ÇIKARMAK
En zor işleri bile yapıp geçimini sağlayacak becerilikte olmak, her türlü işi yapmak.“
SIĞMAMAK
1. Şımarık davranmak. 2. Söz dinlememek, kural tanımamak, zapt edilememek.
GİTMEMEK
Cimri olmak, para harcamaya kıyamamak.
FOL
YOK
YOK
Ortada (bir konu ile ilgili) hiçbir belirti olmadığı hâlde varmış gibi bir kuşkuya düşmek.“
KATMAK
Ara vermeden, devamlı çalışmak; büyük çaba göstermek.
KORKMAK
Çok korkak olmak, en basit işlere bile girmekten korkar olmak.
OLMAK
Korumak, bakmak, gözetmek.
GİRMEMEK
Uykusuz kalmak, hiç uyumamak.
KONUŞMAK
Öylesine, gelişigüzel, rastgele konuşmak.
HOP
HOP
Ya heyecanından ya da öfkesinden yerinde duramaz olmak.
İÇİ
İçten, büyük bir üzüntü duymak; dıştan belli etmeyerek çok acımak.
DÖNMEK
Aşırı derecede zayıflamak, kilo vermek.
SIÇRAMAK
Çok sinirlenmek, öfkelenmek.
YAPAYIM
DERKEN
ÇIKARMAK
İşi düzelteyim, bir iyilik yapayım derken büsbütün bozmak ve büyük bir zarar vermek.
OLMAK
Çaktırmadan, belli etmemeye çalışarak dinlemek.
LAFI
TIKAMAK
Birinin sözünü bitirmesine fırsat vermemek, onu susmak zorunda bırakmak, konuşmasını önlemek.
OLMAK
Kararsız, hevesi çabuk geçen; bugün şunu yarın ötekini beğenen
Geri dönülemeyecek bir iş yapmak, söz söylemek ya da bir harekette bulunmak.
ÇIKMAK
Kendisinden üstün birinin çıkmasıyla gözden düşmek, değer ve itibarını kaybetmek
ATILMAK
Çok şaşırmak, hayrete düşmek.
KALMAK
(Kadın) çok büyük istekle çalışıp hizmet etmek, özveri ile birileri uğrana çalışmak.
ETMEK
Hiç kimseye sezdirmeden iş çevirmek, ortalığı birbirine karıştırmak.
ALTINDAN
YÜRÜTMEK
Gitmek üzere bütün eşyasını toplamak.
TOPLAMAK
Birinin yolunda giden işini engellemek, aksatmak gibi davranışlarda bulunmak.
SOKMAK
1.Köylü talebeye ne hediye etmiş?
Köylü talebeye bir üzüm salkımı hediye etmiş.
2.Talebe , hediye veren köylüye hangi cevabı vermiş_
Talebe aldığı üzüm salkımları için teşekkür etmiş köylüye. Onları hemen hocasına götüreceğini, hocasının da bu ikramdan çok memnun kalacağını köylüye söylemiş.
3.Köylü neden ısrarla hediyeyi kapıyı açan talebeye vermek istemiş?
Köylünün üzümü talebeye verme istemesinin sebebini şöyle açıklamış: Çünkü ne zaman kapıyı çalsam sen açıyorsun .Ne zaman ürünlerim kuraklıktan kırılsa bana her gün sen yiyecek ekmek veriyorsun
4.Hediyeyi kabul eden talebe, onu kime ikram etmek istemiş? Daha sonra hediye başka kimlere hediye edilmiş?
Çocuk üzümleri hocasına ikram etmiş. Hocası da hasta olan başka bir talebesine verir salkımları. Üzümleri alan hasta talebe kendisine çok iyi baktığı için medresenin aşçısına verir üzümleri.
5.Hikayenin sonunda hediyenin tekrar kendisine döndüğünü göre talebe, hediyeyle ilgili neyi anlamış?
Talebe üzümlerin kendi kısmeti olduğunu anlamış.
PARAGRAFTA
KONU
ANA DÜŞÜNCE
OKUYUCULAR
YAZAR
OKUYUCULAR
PARAGRAFTA KONU
Bir yazıda üzerinde durulan olay, düşünce veya durumlar bize konuyu verir.
Paragrafın Konusunu Bulmak İçin Şu Sorular Sorulabilir:
Konuyu bulabilmek için
“Parçada neden söz ediliyor, neyin üzerinde daha çok durulmuş?” diye kendi kendimize sorabiliriz. Bu sorunun cevabı bizi konuya götürecektir.
HER ŞEY YAZININ KONUSU OLABİLİR
KONU GENELDE BİR KAÇ KELİME GURUBUNDAN OLUŞABİLİR.
KİTAP
ATATÜRK VE ÇOCUK
ANNE
VATAN
ÖĞRETMEN
OKUMAK
PARAGRAFTA ANA DÜŞÜNCE:
Ana düşünce, parçada yazarın okuyucuya vermek istediği mesajdır. Buna paragrafın yazılış amacı da diyebiliriz.
Ana düşünceyi bulmak için: “Yazar bu parçayı niçin yazmıştır, yazarın okuyucuya iletmek istediği mesaj nedir?” sorularına yanıt ararız.
Ana düşünce genellikle parçanın başında veya sonunda verilir. Bu nedenle parçaların ilk ve son cümleleri önemlidir; çünkü parçalarda önce ana düşünce verilir, sonra açıklanır veya önce açıklama yapılır, sonra ana düşünce verilir.
Parçada olmayan konular ana düşünce içinde yer almayacağı gibi, sadece parçanın bir kısmını bildiren cümleler de ana düşünce sayılamaz. Ana düşünce parçanın tümünü kapsamalıdır.
ama
fakat
bu nedenle
çünkü
bu yüzden
oysaki
özetle
kısacası
Örneğin ‘’kitap okumak’’ cümle olmadığı için ana düşünce olamazken ‘’Düzenli olarak kitap okumalıyız.’’ cümle olduğu ve yargı bildirdiği için ana düşünce olabilir.
Ana Düşünce Cümlesinin Özellikleri:
Konunun anlam çerçevesi geniş , ana düşüncenin anlam çerçevesi dardır.
Konu yargı bildirmezken ana düşünce yargı bildirir
Konu araç, ana düşünce amaçtır.
Ana düşünce ile konu arasındaki farklar:
KONU
ANA FİKİR
ÖĞRETMEN
AĞAÇ
Vatanımıza karşı görevlerimiz.
Toplumların gelişmesinde öğretmenin önemi
Ağacın faydaları
VATAN
ÖRNEK SORULAR
METNİN KONUSU
METNİN ANA FİKRİ
CÖMERTLİK
Cömert olmak dostluğun en önemli göstergesidir.
Ben de aynısını yapardım. İhtiyacımdan fazlasını dostlarıma sevdiklerime pay ederdim.
1.HAZIRLIK: Konuyu, amacı ve hedef kitleyi belirleme. • Konuşma konusuyla ilgili gözlem, inceleme veya araştırma yapma.
HAZIRLIKLI KONUŞMA YAPARKEN İZLENECEK YOLLAR
2.Planlama. • Konuşmanın temel bölümlerini belirleme. • Her bölümde vurgulanacak hususları belirleme. ...
3.Sunum. • Mekânı, hedef kitleyi, konuyu ve amacı dikkate alarak konuşma.
Cömert insan paylaşımcı insandır. O yaşamının paylaştıkça çoğaldığını ve anlam kazandığını bilincindeki biridir. Etrafınıza bakın cömertlik yerine pintiliği seçen insanların nasıl mutsuz hayatlar yaşadıklarını görürsünüz. Onlar sadece kendi bencillikleri ve aç gözlülükleri ile çürürken cömert insanlar ise hep neşeli etraflarında hep sevilen kimselerdir. Siz de cömertliği seçiniz ve mutlu olunuz.
Talebe, köylü, hoca, medresedeki hasta çocuk, medresenin aşçısı, üzümler.
Medrese
Bir zamanlar, zaman belirtilmemiş.
Köylünün medreseye üzüm getirmesi, talebenin üzümleri hocasına vermesi, Hocasının üzümleri medresedeki hasta çocuğa vermesi, Hasta çocuğun üzümleri medresenin aşçısına vermesi, Aşçının üzümlerin güzelliğini takdir etmesi için talebeye vermesi.
3. şahıs. Anlatıcı hikayenin karakterlerinden değildir.
8.ETKİNLİK
Hediyeyi ilk kabul eden talebenin yerinde siz olsaydınız verilen hediyeyle ne yapardınız?
9.ETKİNLİK
Yaşanmış ya da yaşanma ihtimali olan olayların kurgulanması ile oluşan eserlere hikaye (öykü) adı verilmektedir. Her hikayede dört unsur
mutlaka bulunmaktadır.
1. Olay:
Hikayede mutlaka bulunması gereken
unsurların başında olay gelmektedir. Olay
hikayedeki kahraman ya da kahramanların
başından geçen, oluşan durum, ilgi çeken her
türlü iş ve ya hadisedir.
2. Kahramanlar:
Hikayede meydana gelen
olayları yaşayan kişilere kahraman adı
verilmektedir. Olayların merkezinde olan asıl
kişilere ana karakter, ana karakterlerin
çevresinde yer alan diğer karakterlere de
yardımcı karakter (yan karakter) adı
verilmektedir.
3.YER (MEKÂN):
Hikayede meydana gelen
olayların geçtiği mekanlara yer adı
verilmektedir.
4. ZAMAN
Hikayede gerçekleşen olayların
meydana geldiği zaman dilimine denir.
Zamanın illa gün, ay, yıl gibi bir takvim olması
şart değil. Mesela; sıcak bir yaz günü, sabahın
erken saatlerinde, akşama doğru gibi ifadeler
de zaman hakkında bilgi vermektedir.
5.ANLATICI
Metinlerde anlatım, birinci kişili ağzından ve üçüncü kişi ağzından anlatım olmak üzere iki şekilde yapılır:
1. Birinci Kişi Ağzıyla Anlatım
Birinci kişi ağzıyla anlatımlarda yazar, kendi başından geçen veya içinde bulunduğu bir olayı anlatır. Bu tür anlatımlarda çoğu zaman birinci tekil şahıs (ben) veya birinci çoğul şahıs (biz) ekleri kullanır.
Kimse farkına varmadan evden çıktım. Doğruca alet edevatın bulunduğu depoya gittim. Duvara yaslı duran kazmayı kaldırıp ağırlığına baktım. İmkanı yok, bunu götüremezdim.Çok ağırdı. Küçük keser de aynı görevi görürdü. Aradığım keseri buldum. Depodan çıktım…
2. Üçüncü Kişi Ağzıyla Anlatım
Üçüncü kişi ağzıyla anlatımlarda yazar, genellikle duyduğu veya gördüğü şeyleri anlatır. Bu tür anlatımlarda çoğu zaman üçüncü tekil şahıs (o) veya üçüncü çoğul şahıs (onlar) ekleri kullanır.
Yazdan kalma bir gündü. Güneş, insanın içini ısıtıyordu. Cemil, sahilde oturmuş, dalgaların sesini dinlerken üstünden hızla geçen martıların çığlığı andıran sesiyle irkildi. Yerinden doğrulup izlemeye koyuldu. Martılar deniz üzerinde iyice süzüldükten sonra suya ani dalışlar yapıyor, küçük balıklar ustaca avlıyordu…
Akşam ezanı okunmak üzereydi. Ahmet ve Cengiz eve gitmek için bir sokak arasına girmişlerdi. Sokak dar uzun bir yolun her iki tarafında da evlerin bulunduğu sessiz, ama bu sessizliğiyle insanı ürküten bir sokaktı. Biraz içleri ürperdiği için adımlarını daha da hızlandırmışlardı. Beş on adım atmamışlardı ki karşılarına kocaman beyazlı bir köpek çıktı. Cengiz durdu Ahmet’in de kolundan tutarak durdurdu. Köpek öylece onlara bakıyor, kenara çekilmiyordu. İki evin arasından çıkan adam köpeğe yaklaştı köpeği boğazından tuttu. Korkmayın çocuklar size bir şey yapmaz hadi geçin, deyince Ahmet ve Cengiz rahat bir nefes aldılar.
OLAY
YER
ZAMAN
KİŞİLER
Okuldan eve dönen çocukların bir
köpekle karşılaşmaları.
Ara bir sokak
Akşam vakti
Ahmet, Cengiz, Yaşlı Adam ve
Köpek
ANLATICI
3.kişi
Hoca yaz aylarında yaptığı bir yolculuk sırasında mola verip bir hana girer. Bu sırada hana bir başka yolcu daha girer ve ikisi birden hancıdan yiyecek bir şeyler isterler. Fakat hancı yiyecek olarak sadece bir balık olduğunu söyler ve bunu paylaşmalarını önerir. Bunun üzerine Hoca “Ben balığın sadece başını yiyeceğim.” der. Hancı bunun nedenini sorar. Hoca da “Balık başı zekayı arttırır. Balık başı yiyen insan akıllı olur.” der. Bunun üzerine diğer yolcu hemen atılır ve Hoca’ya “Balık başını niye sen yiyeceksin? Ben yemek istiyorum.” der. Hoca da itiraz etmez. Balığın koca gövdesini Hoca yer ve bir güzel karnını doyurur. Diğer yolcu ise sadece balığın başını yer ve Hoca’ya seslenir: “Sen koca gövdeyi yedin karnını doyurdun. Ben sadece kafayı yedim aç kaldım.” Hoca da bunun üzerine şöyle der: “Bak nasıl da akıllandın!”
OLAY
YER
ZAMAN
KİŞİLER
ANLATICI
Hoca’nın balığı yemek için oyun oynaması
Han
Yaz ayları
Hoca, Hancı, diğer yolcu
3.kişi
Kurnaz bir tüccar, güney denizlerindeki adalarda yaşayan yerlilerin bol miktarda altını olduğunu duyunca, bir gemi dolusu soğanla birlikte yola çıkmış. Hayatlarında ilk defa soğan yiyen yerliler soğandan o kadar memnun kalmışlar ki tüccara bunun karşılığında bir gemi dolusu altın vermişler. Bu haberi duyan başka kurnaz bir tüccar “ madem soğanı sevdiler, o zaman sarımsağı da çok severler.” diye düşünerek, bir gemi dolusu sarımsakla aynı adaya doğru yola çıkmış. Gerçekten de, yerliler sarımsağı soğandan daha çok sevmişler. Bunun karşılığının öyle altınla falan ödenemeyeceğine inandıkları için de sarımsaklara karşılık ellerinde bulunan en kıymetli şeyleri olan soğanlarını, gemiye doldurarak tüccara hediye etmişler.
OLAY
YER
ZAMAN
KİŞİLER
ANLATICI
KİŞİLER
ZAMAN
YER
OLAY
Ahmet ile dedesi bir köyde yaşıyordu. Ahmet, köyün sonundaki dağın ardını merak ediyordu. Dağın ardına gitmek,
oraları görmek istiyordu. Dedesi ona engel oluyordu. ”Tehlikelidir, canavar var insan yutar!” diye korkutuyordu. Ahmet önce inanıyordu bu sözlere, sonra inanmaz oldu. İçindeki merak gittikçe büyüyordu. Bir yaz günü her zaman yaptığı gibi uzaklara bakmaya, dağın ardını gidip görmeye karar verdi. Dağa tırmandı ve ardında yemyeşil ovalar ve güzel köyler gördü.
ANLATICI
D
A
C
A
ANLATICI
3.KİŞİ ANLATICI
CÖMERT DOSTUM OKAN
Geçen gün sinemaya gitmiştik. Ben de sadece bilet parası vardı. Filme ara verildiğinde bir de baktım ki karnımdan gurul gurul sesler yükseliyor. Anladım ki çok fena acıkmışım. Hiç de yanımda para yoktu. Dostum Okan birden ayağa kalkıp dışarı gitti. Biraz sonra elinde hamburger ve koladan oluşan iki menü ile yanıma geldi. Birini bana uzattı. Çok şaşırmıştım. Ama o benim acıktığımı anlamış, üzerimde para olmayacağını tahmin etmiş ve ben mahcup olmayayım diye gidip kendi harçlığından almıştı. İşte dedim iyi ki böyle cömert dostlarım var.
GELECEK DERSE HAZIRLIK