Tefekkür, Allah’ın yarattığı mahluklardaki sanatı görüp düşünerek asıl sanatkar olarak Allah’ı hatıra getirmektir.
TEFEKKÜR NEDİR?
Şübhesiz ki göklerin ve yerin yaratılışında ve gece ile gündüzün ihtilâfında (ard arda gelmesinde, istikametli) akıl sâhibleri için elbette deliller vardır. (Âl-i İmrân suresi 190. ayet)
Onlar ki, ayakta dururken, otururken ve yanları üzerine (yatar) iken Allah’ı zikrederler ve gökler ile yerin yaratılışı hakkında (derin derin) düşünürler. (Ve şöyle duâ ederler:) “Rabbimiz! (Sen) bunları boş yere yaratmadın; sen (bundan) münezzehsin, artık bizi ateşin azâbından muhâfaza eyle!
(Âl-i İmrân suresi 191. ayet)
(O,) hikmeti dilediğine verir. Kime de hikmet verilirse, artık şüphesiz (ona) pek çok hayır verilmiş demektir. (İstikametli) akıl sâhiblerinden başkası ise ibret almaz. (Bakara suresi 269. ayet)
�
O ki, yedi göğü tabaka tabaka (birbiriyle âhenkli) olarak yarattı. Rahmân (olan Allah)’ın yarattığında hiçbir düzensizlik göremezsin! Haydi gözü(nü) çevir (de bir bak), hiçbir çatlak görecek misin? (Mülk suresi 3. ayet)
Eğer (biz) bu Kur’ân’ı bir dağın üzerine indirmiş olsaydık, doğrusu (sen) onu Allah korkusundan boyun eğmiş, param parça olmuş görürdün! (Biz) bu misâlleri insanlara, olur ki düşünürler diye getiriyoruz. (Haşr suresi 21. ayet)
“Allâh’ın yarattıkları üzerinde tefekkür edin…”
(Hadis-i Şerif, Deylemî, II, 56; Heysemî, I, 81)
“Allah’ın mahlukatını tefekkür edin, kendisini değil. Çünkü buna güç yetiremezsiniz.”
(Hadis-i Şerif, Aclûnî, I/311)
Allahü teâlânın azameti, Cennet ve Cehennem hakkında bir an tefekkür, bir geceyi ihya etmekten iyidir.
(Hadis-i Şerif, Ebuşşeyh)
“Bir saat tefekkür bazen bir sene ibadetten daha hayırlıdır.” (Hadis-i Şerif, Suyutî, Camiu’s-Sağir)
Avrupa ve Amerika’dan getirilen ve hakikatte yine İslâm'ın malı olan fen ve san’atı, nur-u tevhid içinde yoğurarak, Kur’an’ın bahsettiği tefekkür ve mana-yı harfi nazarıyla, yani onun san’atkarı ve ustası namıyla bakmak gerekir.
Göklerin ve yerin yaratılması, dillerinizin ve renklerinizin farklı olması da onun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda bilenler için elbette ibretler vardır (Rûm suresi 22. ayet)
O’nun delillerinden biri de, gece ve gündüzde, uyumanız ve O’nun fazlından (rızkınızı) aramanızdır. Şüphesiz ki bunda, işitecek olan bir kavim için elbette deliller vardır. (Rûm suresi 23. ayet)
Güneşi, ancak sivrisineğin gözünü yaratan zat-ı zülcelal yaratabilir.
“Âlemin mecmûuna (tamâmına) bakıyoruz; muntazam bir memleket, bir şehir, bir saray hükmünde âlî (yüksek) hikmetler, gâlî (kıymetli) gâyeler için mükemmel bir tanzîmât görüyoruz. (...) Bir zerreden tut, tâ yıldızlara kadar zerre mikdar şirke (Allah’a ortak koşmaya) yer bırakmıyor. �
Öyle birbirleriyle ma‘nen münâsebetdardırlar (alakadardırlar) ki, bütün yıldızları müsahhar etmeyen (itâat ettirmeyen) ve elinde tutmayan, bir zerreye rubûbiyetini (hâkimiyetini) dinlettiremez. Bir zerreye hakiki Rab olmak için, bütün yıldızlara sâhib olmak lâzım gelir.
Hem (...) semâvâtın halk ve tesviyesine (yaratma ve düzenlenmesine) muktedir olmayan, beşerin (insanın) sîmâsındaki teşahhusu (ona âid husûsî şekli) yapamaz. Demek bütün semâvâtın Rabbi olmayan, bir tek insanın sîmâsındaki alâmet-i fârika (onu diğerlerinden ayıran alâmet) olan nakş-ı sîmâyı (sîmâsındaki nakışları) yapamaz.”
(Mektûbât, 33. Mektûb, 337)