Sayfa 230-231-232-233-234-235-236-237-238
HAZIRLIK ÇALIŞMALARI
1. Çizdiğiniz resimlerde en çok hangi renk ve figürleri kullanırsınız? Neden?
Çizdiğim resimlerde en çok kırmızı ve maviyi kullanıyorum çünkü mavi en sevdiğim renk, kırmızı da canlı bir renk. Figür olarak daha çok doğaya ait figürleri kullanıyorum.
2. Resim yaparken neler hissedersiniz? Duygularınızı anlatınız.
Resim yaparken beden ve ruh olarak dinlendiğimi hissediyorum. Bir de yaptığım resimleri ben ve başkaları beğenirse bu beni çok mutlu ediyor.
GÖRSEL YORUMLAMA
OKUMA ÇALIŞMASI
Metinde işlenen konuyla ilgili bilgi, duygu ve düşüncelerinizi başkalarıyla paylaş-
mak, diğer okuyucuların bilgi, duygu ve düşüncelerinden yararlanarak farklı bakış
açıları geliştirebilmeniz için metni tartışarak okuma yöntemine uygun olarak sesli
okuyunuz.
Nesiller ve yöntemler değişiyor olsa da birçok sanat dalı yüzyıllardır hayatımızı renklendirmeye devam ediyor. Su, taş, toprak, ağaç, maden, deri, pamuk gibi malzemeler ve doğadaki tüm renkler insanların yüreği ve emeğiyle yoğrulup birbirinden güzel sanat eserlerine
dönüşüyor. Önceleri ihtiyaçları karşılamak, örtünmek ve korunmak için ilk örneklerini veren
el sanatları, zamanla mutlu etmek ve hayatı güzelleştirmek yönünde gelişmiş. Mağaralardaki
oyuklar ve duvar resimleri yerlerini binalardaki taş ve ahşap işlemelerine, evlerin duvarlarını
süsleyen tablolara, mozaiklere bırakmış. Kumaşlar nakışlarla, oyalarla; duvarlar çinilerle; bastonlar sedeflerle bezenmiş.
Tabak, çanaklar desenlerle; insanlar altın, gümüş gibi takılarla süslenmiş. Bursa’daki Balibey Hanı’nın “Geleneksel El Sanatları Çarşısı”ndaki atölyeler de 15. yüzyılda inşa edilen hana hayat veriyor. Niğbolu Sancak Beyi Hamza Bey’in oğlu Bali Bey
tarafından kent dışından gelen tüccarlara hizmet etmesi amacıyla yaptırılan hanın odalarında
birbirinden farklı el sanatları görülebiliyor. Avlusunun çevresindeki tüm katların revaklı bir
düzenlemeyle tasarlandığı, Bursa’daki hanlar içinde üç katlı olarak inşa edilmiş tek han olan
Balibey Hanı’nda, önce giriş katındaki restoranın içinde kalan mağarayı geziyorum.
Bizans
ve Osmanlı Dönemi’nde kentin dışında, ıssız bir konumda olan mağaranın han inşa edildikten
sonra değerli eşyalar için bir depo ya da bazı gizli toplantıların mekânı olarak kullanılmış
olabileceği düşünülüyor. Çok geniş olmasa da ışıklarla aydınlatılarak ferahlatılmış bu mağara
şimdi küçük bir kafe gibi kullanılıyor. Mağaradan çıkıp hanın avlusunun yanındaki merdivenlerden üst kata çıkıyorum. Bu ve bundan sonraki kattaki odalar günümüzde artık tüccarları değil, çeşitli el sanatları atölyelerini ve onların ziyaretçilerini konuk ediyor. Taş koridorlardaki
ahşap kapıların her birinin ardında ayrı bir dünya var.
Tezhip, hat ve kaligrafi atölyesinde harfler sanat eserlerine dönüşüyor. Cam sanatı atölyesinin önündeki poster, beni kendi cam boncuğumu yapmaya davet ediyor. Oya atölyesinin tabelasına, yeşil yapraklı pembe bir gül şeklinde işlenmiş bir oya yerleştirilmiş. Koridorlardaki
duvarlarda ve şövalelerde resimler, mozaikler, ahşap işleme tablolar sergileniyor. Bir atölyenin önündeki küçük tezgâha ahşap, keçe ve kuru çiçeklerle yapılmış kitap ayraçları dizilmiş.
Marküteri ve ahşap dağlama kursu verilen atölyenin kapısına asılan kâğıttaki yazı şöyle diyor:
“Sanatçı olunmaz, sanatçı doğulur.
Sanatkâr, aşkı çizemez belki ama aşk ile çizer. Elleriyle
çalışan insan, işçidir. Elleri ve kafasıyla çalışan insan, ustadır. Elleri, kafası ve yüreği ile çalışan insan, sanatkârdır.” Bir başka atölyenin kapısının dışına kurutulmuş ve sadece damarları
kalmış “banyan” yaprakları üzerine yapılan desenlerden oluşan tablolar asılmış. Resim, çini,
doğal taş atölyelerinin önünden geçiyorum. Tespih atölyesinin vitrinindeki sarı muhabbet
kuşu, kafesinin içinden dışarıya bakıyor. Bazı atölyelerde günlük çalışmalar ve kurslar başlamış. Keçe evinde rengârenk keçelerden aksesuarlar yapılıyor, filografi atölyesinde çiviler arasına teller gerilerek desenler oluşturuluyor.
Bu kez çok daha küçük boyutta bir portre çıkardı tuvallerin arasından.�“Buna bakın ve ne düşündüğünüzü söyleyin.” dedi.�“Çok güzel bir portre.” dedim. “Sanatınızın tüm özelliklerini yansıtıyor.”�“Bakın!” dedi. “Size bir giz vereceğim: Her şeyden önce ilk olarak bir durup düşünmek gerek. Göz yeterli değildir. Düşünmek gerek. Çünkü resim sevilmek, hoşa gitmek için değil, algılanmak için yapılır.�“Ama resim bir anda algılanabilir de.” dedim. “Böylesi bir resim…”�İçini çekti.�“Bakınız!” dedi. “İyi bakınız. Sonra kafanızın içindeki, belleğinizdeki başka portrelerle karşılaştırınız. Eğer gerçekten resmi görmeyi -bakmayı değil, görmeyi- biliyorsanız belleğinizdeki resimlerle bunun arasındaki karşıtlıklar kendiliğinden ortaya çıkacaktır.”
“Bu bir kişilik sorunu.” dedim.�“Kuşkusuz!” dedi. “Sanatta her şey bir kişilik sorunudur. Ama demem o değil. Başka bir şey söylüyorum ben.”�“Ne söylüyorsunuz?” diyemedim.�Sanki ağzımı açsam gözüm konuşuyor gibi olacaktı. Sezmiş miydi bu korkumu? Bilmiyorum. Ancak sorusunu yinelemedi.�“Bakın!” dedi. “Bu portrede (Bizim buralardan bir bahçıvanın portresidir.) ne bir sevgi var ne bir kin. Ne bir sevecenlik ne bir itme ne sıkıntı ne neşe. Ne yaşama sevinci ne ölüm korkusu… Hiçbir duygu yok bu yüzde. Görüyorsunuz değil mi? Çünkü bu portreyi ben, bir elmayı, bir ayvayı, bir doğa görünümünü nasıl yaptımsa öyle yaptım. Bir psikolog değilim ben. Bu yüzde bir ifade aramıyorum. Şimdilerde fotoğraf diye bir şey yayılmaya başladı. Karakutu, üzgün, sevinçli, neşeli, ölümcül bir yüzün fotoğrafını saptayabilir. Benim işim, yüzün ifadesi değil, resmin ifadesidir. Resmin ifadesi ne mi? Resmin kendisi.”
Ebru atölyesinde kök boyalar at kılından yapılmış
fırçalardan suya düşürülüp kâğıtla buluşturulurken yanındaki Nayi Sanatevi’nden huzur veren
bir ney sesi duyuluyor. Balibey Hanı’ndayken Mustafa Kemal Atatürk’ün “Sanatsız kalan
bir milletin, hayat damarlarından biri kopmuş demektir.” sözünü hatırlıyor ve her türlü sanat
dalının ülkemizdeki herkese daha fazla ulaşabilmesini diliyorum.
İzlen ŞEN TOKER
Bütün Dünya dergisi
METOT
MOZAİK
SEDEF
NAKIŞ
OYA
OYUK
TEZHİP
KALİGRAFİ
REVAK
1. Metinde adı geçen el sanatları nelerdir?
Nakışçılık, oya işlemesi, çinicilik, altıncılık, gümüşçülük, tezhip, hat, kaligrafi, cam sanatı, mozaik, ahşap işlemesi, keçecilik, ahşap oymacılığı, tesbihçilik, doğal taş işleme, filografi ve ebru gibi el sanatlarının ismi geçmektedir.
2. Balibey Hanı ne amaçla yapılmıştır?
Balıbey Hanı kent dışından gelen tüccarlara hizmet etmesi amacıyla yapılmıştır.
3. Anlatıcı hanı gezerken Atatürk’ün hangi sözünü hatırlamıştır?
Anlatıcı hanı gezerken Atatürk’ün «Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuştur.» sözünü hatırlamış.
4. Günümüzde Balibey Hanı ne amaçla kullanılmaktadır?
Geleneksel El Sanatları Çarşısı olarak kullanılmaktadır.
5. Metinde geçen “Sanatçı olunmaz, sanatçı doğulur.” sözünden ne anlıyorsunuz? Açıklayınız.
Bazı yetenekler zamanla öğrenilip geliştirilirken sanat ise Böyle değildir. Sanat yeteneği insanın doğumuyla getirdiği bir özelliktir. Öğrenebilecek bir şey değildir, demek istiyor.
Geleneksel el sanatlarımız
Geleneksel sanatlarımızın unutulmamasının sağlamalıyız ve olabildiğince fazla kişiye ulaşmasını sağlamalıyız.
Balıbey Han’da Bir Gün
Geleneksel Sanatların İzinde