1 of 50

ÇEVRE VE TOPLUM

2 of 50

3 of 50

ÇEVRE SORUNLARININ

ÇÖZÜMÜNE YÖNELİK YAKLAŞIMLAR

1.1 Doğal Çevrenin Sınırlılığı

1.2 Doğal Kaynakların Bilinçsiz Kullanımı ve Çevre sorunları

1.4 Ülkelerin Çevre Sorunlarına Yaklaşımları

1.5 Çevre Sorunlarını Önlemede Bireye Düşen Görevler

1.6 Çevresel Örgütler

1.7 Çevre Anlaşmaları ve Etkileri

1.8 Ortak Doğal ve Kültürel Mirasa Yönelik Tehditler

1.3 Çevre Politikaları

4 of 50

1.1 Doğal Çevrenin Sınırlılığı

1900’lü yılların sonuna gelindiğinde Dünya’nın fiziki sınırları yanında doğal sisteminin de sınırları olduğu görüldü. İnsan faaliyetleri sonucu ortaya çıkan ozan tabakasındaki seyrelme, ormansızlaşma, su kirliliği, hava kirliliği ve küresel iklim değişimi gibi çevre sorunları doğanın işleyişindeki bozulmaları gözler önüne serdi. Ayrıca insanların beşerî ve ekonomik faaliyetleri nedeniyle canlı türlerinin giderek azalması ve yok oluşu doğanın sınırlılığını gösterdi.

5 of 50

Gezegenimizin geleceğinin tehlikede olduğu düşüncesi; çevre sorunlarının artması, doğal kaynakların ve canlı türlerinin giderek azalmasıyla yaygınlaştı. Artan çevresel kaygılar, dünyada doğal sistemin işleyişi hakkında daha kapsamlı çalışmaların yapılmasına zemin hazırladı.

6 of 50

7 of 50

Dünyada belirli bir alanda yaşayan canlıların birbiriyle ve doğal çevreyle etkileşime girerek oluşturdukları bir sistem vardır. Ekosistem olarak adlandırılan bu düzen durağan ve değişmez değildir. Örneğin bir göl, sıcaklık ve yağış azlığı gibi nedenlerle kuruduğunda gölde yaşayan bitki ve hayvanlar da bu durumdan etkilenir. Bununla birlikte canlı türleri veya canlı sayısındaki değişim de ekolojik sistemde değişimlere yol açar. Bolu il sınırları içinde yer alan Sülüklü Göl’de yöre halkı tarafından alabalık ve sazan gibi balık türleri yetiştirilmeye başlandıktan sonra balıkların sülükleri yemesiyle gölde sülük kalmamıştır.

8 of 50

İklim değişimi, canlıların yaşam ortamlarının bozulması, aşırı avlanma veya ekosisteme yeni türlerin girişi gibi nedenlerle bazı türlerin yok olması beslenme ağının doğal dengesinin bozulmasına neden olur.

Ekosistemler çok sayıda beslenme zinciri içeren karmaşık bir beslenme ağına sahiptir. Beslenme ağı canlılar arasındaki beslenme ilişkilerini ortaya koyar.

Ekosistemde canlılar arasındaki enerji ve madde geçişi, bir hayvan türünün diğer bir canlıyı yemesiyle gerçekleşir. Enerjinin üreticilerden (bitkiler) tüketicilere (otobur veya etobur hayvanlar), onlardan da ayrıştırıcılara geçmesiyle besin zinciri meydana gelir.

9 of 50

Bir alanın canlı yaşamını destekleyebileceği en fazla birey sayısı taşıma kapasitesi olarak adlandırılır. Taşıma kapasitesinin üzerine çıkıldığında ekosistemde bozulmalar görülür ve çevre sorunları ortaya çıkar.

Taşıma kapasitesi mevcut kaynak miktarı ile canlı sayısı arasındaki ilişkidir. Örneğin bir otlak alanında aşırı hayvan otlatılması ile taşıma kapasitesinin üzerine çıkılmış olur. Bu durum, bitkilerin kendilerini yenileme hızından daha hızlı tükenmesine, çayırların seyrelip erozyon sonucunda toprakların kaybedilmesine neden olur

10 of 50

1.2 Doğal Kaynakların Bilinçsiz Kullanımı ve Çevre Sorunları

İnsanoğlu ihtiyaçlarını karşılamak için doğal çevrenin olanaklarından yararlanır. Sanayi faaliyetlerinin gelişmesi ve son yüzyılda yaşanan hızlı nüfus artışı doğal kaynakların tüketimini artırmıştır.

Doğal kaynakların kullanımı üzerindeki aşırı baskı, doğal kaynakların sınırsızmış gibi algılanıp bilinçsizce tüketilmesi ve

atıkların doğal ortamlara bırakılması çevre sorunlarının yaşanmasına yol açmıştır. Hava, su ve toprak gibi ortamlarda artan çevre kirliliği insan ve diğer canlıların yaşamı için tehlike oluşturmuştur.

11 of 50

Ekonomik faaliyetler doğal kaynak kullanımını gerektirir. Bu doğal kaynaklardan biri de kendini yenileme özelliğine sahip olan ormanlardır. Ormanların kendini yenileme hızından daha hızlı tüketilmesi ormanları sınırlı ve tükenebilir bir kaynak hâline getirir.

12 of 50

Günümüzde insanların tükettiği proteinin önemli bir kısmı balıklardan ve kabuklu deniz hayvanlarından karşılanır. Okyanus ve denizlerdeki balıklar endüstriyel balıkçılık denilen aşırı avlanma nedeniyle giderek azalmış ve bazı türler de yok olmuştur

13 of 50

Hava, su ve toprak kendisini yenileme özelliğine sahip doğal ortamlardır. Ancak bu ortamlar, kendilerini yenileme hızı ve miktarı üzerinde kirletici ile karşılaştığında ortam bozulmaları ve çevre sorunları oluşur.

Bir su ortamı, az miktardaki kirletici madde karşısında kendi kendini temizleme kapasitesine sahiptir. Su döngüsü ekosistemde suyun tekrar kullanılabilir olmasını sağlar. Ancak akarsu, göl ve deniz gibi su ortamı içine suyun temizleme kapasitesi üzerinde kirletici madde atılırsa su kirliliği ortaya çıkar.

Başlıca su kirleticileri; yerleşim birimlerinin kanalizasyon ve katı atıkları, sanayi faaliyetleri sonucu açığa çıkan zehirli atıklar, tarımsal ilaç ve gübrelerdir

14 of 50

İnsanoğlu beslenme, barınma gibi temel ihtiyaçlarını karşılamak ve konforlu yaşamak için doğal kaynaklara ihtiyaç duyar. İnsanların tüm beşerî ve ekonomik faaliyetlerinin doğal çevre üzerinde bir maliyeti vardır. Bu maliyet, ekolojik ayak izi kavramıyla ölçülmektedir.

Ekolojik Ayak İzi

Ekolojik ayak izi mal ve hizmetlerin üretilmesi için tüketilen su ve toprak gibi ekolojik kaynakların ölçüsüdür. Bununla birlikte atıkların bertaraf edilmesi için kullanılan kaynakları da kapsar.

Bir bölgedeki ekolojik ayak izi, o yerin ekolojik kapasitesini aşarsa ekolojik açık ortaya çıkar. Ekolojik açık, doğal kaynağın doğanın yenilenme hızına göre daha fazla tüketilmesidir. Bu durumun sonucunda doğal kaynaklar tükenir, çevre sorunları belirir ve insanların ihtiyaçlarını karşılayabilmesi güçleşir.

15 of 50

16 of 50

Çevrenin, ekonomik gelişmenin kaynağı ve sınırı olduğu düşüncesinden hareketle kalkınmanın devamı ve gelecek nesillerin refahının sağlanabilmesi için sürdürülebilir kalkınma kavramı ortaya atılmıştır. Sürdürülebilir kalkınma; şimdiki kuşakların ihtiyaçlarını ve gelecek kuşakların ihtiyaçlarını tehlikeye atmadan karşılamayı olanaklı kılan ekonomi politikalarıdır

Doğal kaynakların sürüdürülebilir kullanımı için

• Doğal kaynak yönetimi ve geri dönüşüm stratejilerinin benimsenmesi

• Çevresel değerlerin korunmasına öncelik verilmesi,

• Gelecek nesillerin ihtiyaçlarının dikkate alınması,

• Eşitlikçi sosyal ve ekonomik politikaların geliştirilmesi gerekmektedir

17 of 50

1.3 Çevre Politikaları

Çevre politikası; çevre sorunlarının çözümüne yönelik olarak alınan önlemler ve belirlenen ilkeler bütünüdür. Çevre politikaları; insan sağlığını ve çevreyi korumayı, beşerî ve ekonomik faaliyetlerin doğaya en az zararla yapılabilmesini amaçlar.

Çevre politikalarını belirlemede ve bu yönde karar almada yol gösterici olan, çevre politikalarının özünü oluşturan dört temel ilke vardır. Bu ilkeler:

18 of 50

Kirleten Öder İlkesi: Çevre kirliliğinin kontrolü için alınan önlemler ile çevreye verilen zararın giderilmesi için yapılan uygulamaların maliyetinin kirleten tarafından karşılanmasıdır.

19 of 50

İhtiyat (ileriyi görme) İlkesi: Çevre sorunlarına neden olabilecek durumları önceden görerek çevre sorunlarını önleme ilkesidir. Ekosistemleri korumak için uygun tedbirlerin alınıp çevre sorunlarına yol açacak faaliyetlerin engellenmesidir. Türkiye’de geniş çaplı etkileri olabilecek ekonomik faaliyetlerin yer seçimi öncesinde hazırlanan Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) raporu bu uygulamaya örnektir.

20 of 50

Önleme İlkesi: Somut bir tehlike karşısında kirliliğin önlenmesidir. Belirginleşen bir çevresel zararın oluşmadan engellenmesidir.

21 of 50

İş Birliği İlkesi: Çevre politikaları; çevre sorunlarının sınırları aşan küresel etkileri nedeniyle ülkeler arasında iş birliği gerektirir.

22 of 50

1.4 Ülkelerin Çevre Sorunlarına Yaklaşımları

Ülkelerin ekonomik gelişmişlik seviyeleri üzerinde doğal kaynakları nasıl değerlendirdikleri, üretim kapasiteleri ve küresel ticaretteki yerleri etkili olur.

Bir ülkede görülen çevre sorunları ve mevcut sorunların önlenmesi üzerinde ise ülkedeki çevre bilinci ve çevre politikaları yaklaşımları rol oynar. Çevresel değerlerin hiçe sayıldığı ülkelerde artan çevre sorunları başta halk sağlığı olmak üzere canlı yaşamını tehlikeye

sokmaktadır.

Gelişmişlik ölçütü sadece ekonomik büyüme değildir. Gelişmişlik, yaşanabilir bir çevre içinde sürdürülebilir kalkınma anlayışı ile gelecek nesilleri ve doğadaki diğer canlıları dikkate almakla

mümkündür.

23 of 50

Yeni Zelanda’nın Çevre Politikası

Yeni Zelanda’nın ekonomisi büyük ölçüde doğal kaynaklara dayalıdır. Ülkenin kalkınması çevre sorunlarına yol açmayan sürdürülebilir doğal kaynak kullanımına bağlıdır. Çevre sorunlarının önlenmesi ve sürdürülebilir doğal kaynak kullanımının gerçekleştirilmesi için etkili bir çevre politikasının belirlenmesine

ve uluslararası iş birliğine önem verilmiştir.

Yeni Zelanda, küresel iklim değişimi ile mücadelede 2050 yılı için sıfır karbon salınımını hedeflemektedir. Ülke, uyguladığı çevre politikası ve çevre bilicine sahip halkın desteği sayesinde dünyanın en temiz ülkeleri arasına girmeyi başarmıştır

Öne çıkan uygulamaların başında 1991 Yeni Zelanda Kaynak Yönetimi Yasası gelir. Bu yasa aracılığıyla ekonomik gelişim ile çevresel değeler arasında sürdürülebilirlik ilkesine dayalı bir anlayış gerçekleştirilir. “Kirleten öder” ilkesi ön plana çıkarılarak çevresel sorunlara neden olanlara yasal yaptırım uygulanır.

24 of 50

Kosta Rika’nın Çevre Politikası

Kosta Rika, uyguladığı başarılı çevre politikalarıyla dikkatleri üzerine çekmiş ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) tarafından 2011 yılında sürdürülebilir çevre politikalarında örnek ülke olarak gösterilmiştir.

1940’lı yıllarda ülkenin %70’ini kaplayan zengin orman varlığı beşerî ve ekonomik sebeplerle tahrip olmuştur. Kosta Rika, ormansızlaşmanın yol açtığı sel, erozyon ve biyoçeşitliliğin azalması gibi çevre sorunları ile uzun yıllar boyunca karşı karşıya kalmıştır.

1996 yılı itibarıyla ormanların yağmalanmasına yasak

getiren ülke ormansızlaşma ile mücadelede en etkili ülkeler arasına girmiştir. 1983’te ülke yüz ölçümünün %26’sı orman iken günümüzde bu oran %52’ye çıkmıştır.

25 of 50

Zimbabve’nin Çevre Politikası

Zimbabve, Afrika’da bulunan ve çevre ile ilgili çalışmalarda önde gelen ülkelerden biridir. Ülkede toprak, su ve hava kirliliği, ormansızlaşma, çölleşme, biyoçeşitlilik kaybı gibi çevre sorunlarına karşı Ulusal Çevre politikası geliştirilerek öncelikle yasal tedbirler alınmıştır. Çeşitli kaynakların korunması için çıkarılan yasalarla

çevreye duyarlı alanlar, millî park olarak tanımlanmış ve koruma altına alınmıştır. Ülkenin zengin biyoçeşitliliğinin devamlılığına yönelik yaban

hayatını ve doğayı koruma politikaları olumlu sonuçlar vermiştir.

Örneğin Zimbabve’nin fil popülasyonu 1981’den beri iki katına

çıkmıştır

26 of 50

İsveç, günümüzde çevre sorunlarının en az, çevre duyarlılığının en fazla olduğu ülkelerden biridir. Önceleri sanayileşme nedeniyle çevre sorunları yaşayan ülke, uygulanan çevre politikaları ve alınan yasal tedbirlerle çevre sorunlarını azaltabilmiştir.

İsveç’in Çevre Politikası

İsveç’te 1969’da çıkarılan Çevre Koruma Kanunu’yla sanayi kaynaklı su, hava ve gürültü kirliliğinin önlenmesi için adımlar atılmıştır. Çevre dostu teknolojileri tercih eden İsveç’te enerji tüketiminin yaklaşık %50’si temiz enerji kaynaklarından sağlanmaktadır

Çevre sorunlarına yol açan katı atık sorunu ülke genelinde büyük ölçüde önlenmiştir. Katı atıkların %99’u geri dönüşümde veya biyogaz üretiminde kullanılmaktadır. Ülkede küresel iklim değişimini önlemek ve fosil yakıt bağımlılığını azaltmak için karbon salınımı vergisi çıkarılmıştır.

27 of 50

Güney Kore’nin Çevre Politikası

Dünya ekonomisinde on birinci sırada yer alan Güney Kore, ağır sanayiye dayalı hızlı bir sanayileşme süreci geçirmiştir. Ülkenin kalkınma sürecinde çevresel değerlere önem verilmemiş, hava ve su kirliliği artış göstermiştir.

Güney Kore hükûmeti, 2000’li yılların başında insanların ve doğanın uyum içinde olduğu çevreci bir toplum oluşturma amacı ile yeni bir çevre politikası geliştirmiştir. Yeni anlayışa göre toplumun tüm kesimlerini içine alan, çevresel değerleri koruyan, sürdürülebilir kalkınma öngörülmektedir.

Çıkarılan çevre kanunu ile sera gazı salınımlarına kısıtlama getirilip hava kirliliği kontrolleri yapılarak hava kalitesinde artış yakalanmıştır. Dört Nehir Projesi’yle Güney Kore’nin en kirli dört akarsuyunun birleştirilerek temizlenmesi hedeflenmektedir.

28 of 50

1.5 Çevre Sorunlarını Önlemede Bireye Düşen Görevler

Çevre sorunlarının önlenmesinde bireylere görevler düşmektedir. Bunların başlıcaları arasında su ve enerji tasarrufu yapmak, aşırı ve gereksiz tüketimlerden kaçınmak, atıkları geri dönüşüm için ayrıştırmak, çevre dostu teknolojik araç gereçlerin kullanımı yer almaktadır.

Çevre bilincine sahip bireyler, çevre sorunları karşısında duyarlıdır. Yöneticilerden çevreci politikalar talep etmek, çevre konulu sivil toplum kuruluşlarına ve çevreci kampanyalara destek vermek bu bilince sahip bireylerin yerine gerektirdiği davranışlardır.

29 of 50

1.6 Çevresel Örgütler

Uluslararası ve yerel çevre örgütleri; çevre sorunlarını önlemeye yönelik toplumu bildiren, kamuoyu oluşturan ve yöneticilere yol gösteren çalışmalar yapar ve destekledikleri çevre projeleri ile çevre sorunlarını önlemeye destek olur.

30 of 50

Uluslararası Doğayı Koruma Birliği (IUCN) 1948

Dünya çapında biyolojik çeşitliliğin korunması için çalışan çevre örgütüdür. Bununla birlikte gıda güvenliği, küresel iklim değişimi ve sürdürülebilir kalkınma konularında çalışmalar yapar. Kuruluş, yayınladığı Kırmızı Liste ile nesli tükenmekte olan türlere dikkat çeker.

31 of 50

Doğal Hayatı Koruma Vakfı (WWF) 1961

Kuruluşun amacı; dünyanın doğal dengesini korumak ve insanın doğa ile uyumlu yaşamasını sağlamaktır. Kuruluş; biyoçeşitliliği korumayı, yenilenebilir kaynak kullanımını ve tasarruf sağlamayı teşvik edici çalışmalar yapar.

32 of 50

Greenpeace 1971

Amacı; dünyada yaşamın devamını sağlayan ekolojik ortamı desteklemektir. Bu amaçla biyolojik çeşitliliği korumak; su, toprak ve hava kirliliğini önlemek ve barışı desteklemek için çalışmalar yapar.

33 of 50

Birleşmiş Milletler Çevre Programı (BMÇP) - (UNEP) 1972

Çevrenin korunması ve çevre sorunlarının önlenmesi amacıyla uluslararası iş birliği yapmak için kurulmuştur. Uluslararası çevre sözleşmeleri ve protokoller ile çölleşme, küresel iklim değişikliği gibi çevre sorunlarının çözümüyle ilgili çalışmalar yapar.

34 of 50

Avrupa Çevre Ajansı (APA) 1990

Avrupa Birliği kurumu olan Avrupa Çevre Ajansı, üye ülkelerde çevre politikaları geliştirmek, kamuoyunu çevre sorunları konusunda bilgilendirmek ve sürdürülebilir kalkınmayı desteklemek için çalışmalar

yapar.

35 of 50

Türkiye’de çevre sorunları konusunda resmî kurumlar içinde Çevre ve Orman Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile belediyeler faaliyet gösterir. Bununla birlikte ülkemizde çevre koruma bilincinin sağlanmasına katkıda bulunan ve çevre sorunlarını önleyici çalışmalar yapan bazı sivil toplum kuruluşlar bulunur.

36 of 50

37 of 50

1.7 Çevre Anlaşmalarının Etkileri

Dünyada çevre sorunlarının artması ve sınırları aşan küresel etkilerinin görülmesi ülkeleri uluslararası çözüm arayışlarına itmiştir. Çevre sorunlarının insanlığın geleceğini tehdit etmeye başlaması iş birliğini zorunlu hâle getirmiştir. Çevre sorunları, uluslararası alanda ilk olarak 1972 yılında Stockholm İnsan ve Çevre Konferansı’nda ele alınmıştır. Uluslararası çevre anlaşmalarının, imza atan taraf ülkeler için bağlayıcı olması çevre sorunlarının çözümüne katkı sunmaktadır.

Dünya üzerinde meydana gelen çevre sorunlarının çözümüne yönelik başlıca çevre anlaşmaları şunlardır:

38 of 50

Rio Dünya Çevre Zirvesi

Birleşmiş Milletler Rio Dünya Çevre Zirvesi 1992 yılında Brezilya’nın Rio de Janeiro kentinde toplanmıştır. Rio Konferansı, çevre sorunlarının çözümüne yönelik ilkelerin devlet yönetimlerince

kabulü açısından önemli bir adımdır. Çevre sorunlarının önlenmesinde sürdürülebilir kalkınma yaklaşımının benimsendiği konferans ile aşağıdaki sözleşmeler taraf ülkelerce imzalanmıştır.

39 of 50

Biyoçeşitlilik Sözleşmesi: Sözleşmenin üç temel amacı; biyoçeşitliliğin korunması, ekosistemlerin ve biyoçeşitlilik kaynaklarının sürdürülebilir kullanımı ile genetik kaynakların adil paylaşımıdır.

Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi: Sözleşme, uluslararası iş birliği ve ortak düzenlemelerle aşırı kuraklık yaşanan ülkelerde çölleşmeyle mücadeleyi ve çölleşmenin etkilerinin azaltılmasını amaçlamaktadır.

195 ülke ve Avrupa Birliği sözleşmeye taraftır.

İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi: Sözleşme, iklim değişikliğinin ortaya çıkaracağı sorunların üstesinden gelmek için genel bir çerçeve oluşturur. Atmosfere sera gazı salınımının azaltılması, ekonomik

gelişimin sürdürülebilir bir şekilde gerçekleşmesi sözleşmenin başlıca amaçları arasındadır.

40 of 50

Rio Çevre Zirvesi’nin temel ilkelerinin uygulama belgesi Gündem 21 olarak adlandırılmıştır. Sözleşmenin sonuç bildirgesi olan Gündem 21, kalkınma ve çevre arasında denge sağlanmasını hedefleyen “21. yüzyılda sürdürülebilir ekonomi” kavramının gerçekleştirilmesine yönelik bir eylem planıdır.

41 of 50

CITES

CITES (Nesli Tehlike Altında Olan Yabani Hayvan ve Bitki Türlerinin Uluslararası Ticaretine İlişkin Sözleşme) adlı uluslararası anlaşmanın amacı; yabani hayvan ve bitki türlerinin, uluslararası ticaretinin canlıların hayatta kalmalarını tehdit etmemesini sağlamaktır. Nesli tükenmekte olan canlıları korumayı amaçlayan ve 1973’te yürürlüğe giren sözleşmeye 183 ülke taraftır.

42 of 50

Viyana Sözleşmesi (1985) ve Montreal Protokolü (1987):

Ozon tabakasındaki seyrelmenin önlenmesine yönelik olarak ozon tabakasının korunmasına ilişkin Viyana Sözleşmesi ve ozon tabakasını incelten maddelere ilişkin Montreal Protokolü yapılmıştır.

Viyana sözleşmesi ve Montreal Protokolü ozon tabakasındaki seyrelme karşısında hükümetler arası işbirliği sağlamayı teşvik etmiştir.

43 of 50

Habitat Konferansı

Birleşmiş Milletler tarafından gerçekleştirilen Habitat Konferansları’nın konusu kentleşme ve konut ihtiyacıdır. Konferansın amacı yerleşim birimlerinin insanlar için sağlıklı, güvenli, adil ve yaşanabilir olması için yapılacak çalışmaların belirlenmesidir. Birincisi 1976’da Vancouver’da (Kanada) gerçekleştirilen konferansın ikincisi 1996’da İstanbul’da, üçüncüsü ise 2016 yılında Kito’da (Ekvador)

yapılmıştır.

44 of 50

Ramsar Sözleşmesi

Ramsar olarak adlandırılan Sulak Alanlar Sözleşmesi, sulak alanların korunması ve sürdürülebilir kullanımı için ulusal eylem ve uluslararası iş birliğini amaçlayan hükûmetlerarası anlaşmadır.

Sözleşme, 1971 yılında İran’ın Ramsar kentinde kabul edilmiş ve 1975’te yürürlüğe girmiştir.

45 of 50

Avrupa’nın Yaban Hayatını ve Yaşama Ortamlarını Koruma Sözleşmesi

Kısa adıyla Bern Sözleşmesi’ne taraf olan her ülke, belirlenen tehlike altındaki bitki ve hayvan türlerini doğal yaşam ortamlarıyla

birlikte korumak amacıyla gerekli idari ve yasal önlemleri almakla yükümlüdür.

46 of 50

47 of 50

1.8 Ortak Doğal ve Kültürel Mirasa Yönelik Tehditler

Gelecek nesillere aktarılması gereken eşsiz doğal güzellikler, tarihsel ve kültürel değerler doğal ve kültürel miras olarak adlandırılır. Bu değerler geçmişe ışık tutan, insanlığın ortak hafızası olarak kabul edilir.

48 of 50

Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) tarafından Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunmasına Dair Sözleşme’nin kabul edilmesiyle insanlığın ortak doğal ve kültürel mirasının korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması yolunda adım atılmıştır. Buna göre yer aldığı ülke tarafından korunması garanti edilen ve “üstün evrensel değere” sahip bütün kültürel ve doğal varlıklara dünya mirası, bu varlıkların yer aldığı listeye ise Dünya Miras Listesi adı verilir. Bu uygulama, doğal ve kültürel mirasların korunması yolunda devlet yönetimlerine sorumluluk vermişse de doğal ve kültürel miraslara yönelik tehlikeler devam etmektedir.

49 of 50

1. Ülkelerin koruma politikalarının yetersizliği

Zamanla açığa çıkan bu tehditlerin başlıcaları şunlardır:

2. Deprem, sel gibi doğal afetlerle güneş ışığı, nem ve su gibi hava şartlarının eserlerin tahrip olmasına yol açması, asit yağmurlarının da tarihî eserlerin aşınmasına neden olması

3. Baraj yapımı, madencilik faaliyetleri

4. Doğal ve kültürel miras alanlarına taşıma kapasitesi üzerinde turist gelmesi

5. Yasa dışı avlanma

6. Tarihî eser kaçakçılığı

7. Savaş ve iç savaşlarda devlet otoritesinin ortadan kalkmasıyla birlikte ortak miraslara yönelik saldırı ve yıkımların gerçekleşmesi

50 of 50