HAZIRLIK SORULARI
Millî kültürümüzü yansıtan unsurlardan bildiklerinizi arkadaşlarınızla paylaşınız.
» Gelenekler
» Görenekler
» Örf ve adetler
Kılık kıyafetler
»Türküler
» Dil
» Yemek kültürü
» Bayram adetleri
Bildiğiniz ya da büyüklerinizden duyduğunuz bir efsane varsa anlatınız.
bir gün kralın kentine bir falcı gelGünlerdenir. Kral falcıyı sarayına çağırtır ve kızının geleceği hakkında falcıdan bilgi ister. Falcı kızın eline bakınca irkilir lakin bir şey söylemek istemez. Kötü bir şey olduğunu sezen Kral falcıya söylemesi için emredince; “Yüce Kralım, kızınızı zehirli bir yılan tarafından sokacak ve ölecektir. Bu yazgıya hiç bir şey engel olmayacak. Kral olsanız da bu kaderin önüne geçemeyeceksiniz.” der.
Kral, bunun hakkında kızına bir şey söylemez, lakin bunu nasıl engelleyebileceğini düşünmeye başlar. Çare olarak Mersin’e 60 km. uzaklık bulunan ve kıyıya yakın küçük bir küçük ada üzerine ak taşlardan kale yaptırır, kızını buraya kapatır. Olanlardan bihaber kralın kızı üzülmekte, günden güne eriyip gitmektedir. Günün birinde saraydan yiyecekler ile gönderilen üzüm sepetinden çıkan yılan kızı sokar ve kralın kızı ölür
gönç :
Salık vermek:
Muhtarımızın gönç bir hayata sahip olması ayrı bir hikayedir.
Başkanımız düğün hediyesi yerine LÖSEV’e bağışta bulunmamızı salık verdi.
burcu bulanmak
Şehit anasının burcu bulanmış, olduğu yere yığılıp kalmıştı.
ağıl:
Çoban önce koyunları ağıldan çıkardı, sonra heybesini sırtına vurup yola çıktı.
gökce:
Gökce renkli paltosuyla kalabalıkta oldukça dikkat çekiyordu.
ağıt
Kadının ve akrabalarının ağıtları köyün dört bir tarafında yankılanıyordu.
1. Metinde anlatılan adamın özellikleri nelerdir?
Bir karısı, biri kız biri oğlan, iki küçük çocuğu olan, yaşlıca, kendi hâlinde, eli hünerli, gönlü gani bir adam.
2. Metinde anlatılan çocukların özellikleri nelerdir?
Emine, yedi yaşında, bulaşık yıkamayı bilip yemek yapmayı bilmeyen bir kız. Yusuf beş yaşında bir erkek çocuğu.
3. Ormanın hangi özellikleri çocukların hoşuna gitmiştir?
Yelin esmesi, kuşların ötmesi, soğuk pınarlar hoşlarına gitmiş.
4. Oğlakları otlatmaya giden çocukların başına neler geldiğini anlatınız.
Eve dönmeye niyetlenirken bir oğlağın kaybolduğunu anlamışlar. Korkuyla, ağlaya ağlaya oğlağı aramaya başlamışlar. Gece kuşlarının sesinden korkup Allah’a dua etmişler. İkisi birden kuş olmuş.
5. Çocukların göğce oğlağı bulabilmeleri, için onlara nasıl bir çözüm yolu önerirdiniz?
Oğlağın kaybolduğu yere oğlağın en sevdiği yiyecekleri bırakıp beklemelerini önerirdim.
6. Okuduğunuz efsanede anlatılan olayın gerçek olup olamayacağını nedenleriyle birlikte anlatınız.
Gerçek olamaz. İnsanların hayvanlara dönüşmesi mümkün değildir.
7. Yusufçuk kuşuyla ilgili veya buna benzer bildiğiniz başka bir efsane var mı? Varsa anlatınız.
Vaktiyle bir beyliğin iki gencecik çobanı varmış. Tesadüf bu ya, her ikisinin de adı Yusuf’muş. Bir gün Yusuflardan biri, sürüsünü adaşına bırakarak bir düğüne gitmiş. O düğünde eğlene dursun, diğer Yusuf, sürü otlarken dayanamayıp derin bir uykuya dalmış. Tabi sürünün hayvanları da başı boş, dört bir yana dağılıvermiş merada. Akşam vakti Yusuf düğünden otlağa geldiğinde bir de bakmış ki ortada sürü mürü yok! İki Yusuf birlikte süklüm püklüm doğru beylerinin yanında almışlar soluğu. Bey “Ya sürümü bulacaksınız veya ben size edeceğimi bilirim.” demiş. Yusuflar gece boyu dağ, bayır, başlamışlar sürüyü aramaya. Biri gitmiş bir tepeye, öbürü gitmiş diğer tepeye; bu tepelerden durmadan birbirlerine bağırırlarmış:
Yusuuuf! Buldun mu?”
“Yusuuuf! Buldun mu?”
Bulamamışlar tabii sürülerini, başlamışlar ağlamaya. Ama Tanrı onları görmüş, acımış hallerine ve beyin zulmünden korumak için kuş yapıvermiş her ikisini de. İşte o gün bugündür yusufçuk kuşlarının ötüşleri, birbirine bağıran bu iki çobanın seslerinden ibaretmiş.
Adam niçin evlenmeye karar vermiş?
Kadın niçin çocuklara kötü davranmıştır?
Zamanın birinde kendi halinde, eşi ve biri kız biri erkek iki çocuğuyla yaşayan bir adam varmış. Birgün adamın eşi ölmüş. Çocukları perişan olmasın diye başka biriyle evlenmiş. Evlendiği kişi hem adama hem de çocuklara kötü davranıyormuş. Birgün çocuklara oğlakları otlamaya götürmelerini fakat hiçbirini kaybetmemelerini söylemiş. Çocuklar ormanda oğlakları otlatıp geri döneceklerken bir oğlağın kaybolduğunu görmüşler. Üvey annelerinden çekinen çocuklar korkmalarına rağmen gece oğlağı aramaya koyulmuşlar. Seslerden korkan çocuklar Allah’a dua etmişler. İkisinin de duaları kabul edilmiş ve kuş oluvermişler. Öte öte oğlağı aramaya başlamışlar. Efsane odur ki bu çocuklardan birinin adı Yusuf’tur ve kardeşi oğlağı ararken “Yusufçuk” diye ötmektedir. Yusuf da “Yoook” diye ötmektedir. Efsaneye göre bu kuşun ismi buradan gelmektedir.
Gerçek Unsurlar
Kurgusal Unsurlar
Ailesiyle yaşayan adam, adamın eşinin ölmesi, adamın yeni bir eş alması, üvey annenin adama ve çocuklara kötü davranması.
Çocukların kuşa dönüşmesi.
Ben kendimi metindeki babanın yerine koyuyorum. Ben çocuklarım için evlenmek zorunda kalsam iyice araştırmadan evlenmezdim. Oldu ki evlendim. Daha ilk günden evlendiği kadının çocuklarına iyi bakmayacağı anlaşılmış. Bunu anladığım an evliliğimi bitirirdim. Çünkü evlenme sebebim zaten çocuklarımın anne eksikliği hissetmemesi, iyi yetişmeleri içindir. Eğer bu isteğim yerine gelmeyecekse, evliliğin devam etmesi hem bana, hem çocuklarıma hem de evlendiğim kişiye zarar verir.
Eli hünerli, gönlü gani bir adammış.
Kız yedi yaşında ya var ya yok; oğlanı, Yusuf’u dersen ancak beşindeymiş.
Adına “Gusguuk” derler köylüler ki asıl adı “Yusufçuk”tur.
Tek gözlü toprak damının bahçesinde sebze yetiştirir, çoluğu çocuğu yer, konu komşuya bile yetermiş.
Akıllı bir adammış.
Henüz daha beşindeymiş.
Geçen gün gördüğü hayvan yusufçuktur.
Bu Türkçe ile Nereye Gidiyoruz?
Dünyadaki her milletin kendi anadili vardır. Bizim da anadilimiz Türkçedir. Her millet kendi anadilini koruduğu ve geliştirdiği müddetçe varlığını korumayı başaracaktır. Anadil, milletlerin kültürlerini ve tarihlerini unutmamalarını sağlayan en önemli etkendir. Türkçenin gelecek nesillere bozulmadan aktarılması da her birimizin görevleri arasındadır. Peki biz bunu başarabiliyor muyuz? Günümüzde kullandığımız dil Öz Türkçeye ne kadar yakın? Kısacası bu Türkçe ile nereye gidiyoruz?
Gerek gündelik hayatta, gerek internet aleminde kullandığımız dil her geçen gün Türkçeden giderek uzaklaşmakta. Pek çok yabancı kelime Türkçeyi istila etmiş durumda. Elbette ki bu duruma sebep olan yine bizleriz. Yabancı bir kelimenin Türkçe karşılığını kullanmak yerine o tabiri aynı şekilde dilimize sokuyoruz. Gündelik hayatımızda kullanıyor, bütün iletişim araçlarında yazılı ve sözlü olarak yaygınlaşmasına yardımcı oluyoruz. Bu durum Türkçenin yozlaşmasına neden oluyor.
Açılan dükkanlara ve iş yerlerine milletçe yabancı isim koyma yarışına girmiş durumdayız. İş yeri tabelasında yabancı kelimeler yazdığında dükkanımızın “daha havalı” olduğunu düşünüyoruz. Tıpkı konuşurken araya birkaç yabancı kelime sıkıştırdığımızda olduğu gibi… Oysa bu durum “daha havalı”, ya da daha güzel görünmüyor. Sadece aslımızı inkar etmeye çalıştığımızın bir göstergesi oluyor.
Türkçeyi yabancı kelimeler ile aslından uzaklaştırmak, tarih ile olan bağımızın kopmasına neden oluyor. Türkçenin güzel kelimeleri yerine yabancı tabirleri kullanmak millet olarak kültürümüzden uzaklaşmamıza neden oluyor. Bu durumun farkında olmalı ve millet olma bilinci ile hareket etmeliyiz. Çünkü millet olmanın en önemli özelliklerinden birisi dil birliğidir. Dil birliğimizi koruyabilmek adına “Bu Türkçe ile nereye gidiyoruz?” sorusunu kendimize sık sık sorarak güzel Türkçemizi yabancı kelimelerin etkisinden korumanın yollarını aramalıyız.
Gelecek Derse Hazırlık