1 of 38

1.TEMA

ÖLÇME VE DEĞERLENDİRME SORU VE CEVAPLARI

2 of 38

3 of 38

Karapınar köyü sarp kayalıkların eteğindedir. Köyün alt yanında durup da kayalıklara doğru insan bir baktı mı başı döner. Sivri, boz kayalıklardır bunlar. Köylüler, çok çekmişlerdir bu kayalıklardan. Kışın çığ gelir, karlar eriyince sularla birlikte dev gibi kaya parçaları sürüklenir yamaçlardan aşağı doğru. (…)

4 of 38

Bir gece yarısı Karapınarlılar korkuyla uyandılar. Koskocaman bir kaya yerinden kopmuş yuvarlana yuvarlana gelmiş, köyün yolu üstünde durmuştu. Yoldan gidip gelmek iyice güçleşmişti. Sabahleyin bütün köylü kayanın başına toplandı. Hep birlikte kaldırmayı denediler. Olmadı. Bir milim bile oynatamadılar. Sonra kayayı parçalamak için dinamit aradılar, yoktu. Birkaç genç iri balyozlarla kayayı parçalamaya giriştiler. Bir parça bile koparamadılar. Şaşırıp kaldılar. Köyü dışarıya bağlayan tek yol neredeyse tıkanmıştı. Hayvanlar, insanlar zorlukla geçiyordu. Geçebilmek için kayanın etrafını dolaşıyorlardı .

5 of 38

Köy halkı, kayanın yanı başına çökmüş, bir yol arıyorlardı. Ne yapacaklardı? Nasıl kurtulacaklardı bu beladan? Demirci Mehmet’in aklına bir çare geldi. Yanındakilere:�Benim dükkânda iki kalın demir levye var. Onları getirip kaldıraç gibi kullanalım, bir esnetir, bir yerinden oynatırsak aşağıya yuvarlayabiliriz, dedi. Hemen dükkâna koştular. Kocaman iki kalın levyeyi getirdiler. Kayanın sağ tarafındaki bir boşluğa soktular. Bastırdılar. (…) Koca kaya bana mısın demiyor, yerinden kımıldamıyordu. Herkes ter içinde kalmıştı, yorulmuş bitmişti. Demirci Mehmet:

6 of 38

Olmadı, bu yolla da kayayı yerinden oynatamayacağız, dedi. Başka yollar düşünmeye başladılar. Ne yapıp edip bu kayayı yerinden oynatmak zorundaydılar, köyün yaşlılarından Halil Ağa: Katırların gücünden yararlanalım, dedi. Bir urganla kayayı bağlayalım, katırlara çektirelim, böylece yerinden oynatırız.

7 of 38

Köydeki katırların en güçlülerinden üçünü seçtiler. Kayanın gövdesine bağladıkları urganı katırlarla çektirmeyi denediler. Daha ilk zorlanışta urgan koptu. Bu da sonuç vermedi. Kalabalığın arasında Sessiz İsmail dedikleri genç bir köylü vardı. Konuşmayı sevmeyen, içine kapanık biriydi. Yanındakilere: Ben bir yol buldum, dedi. Onu deneyerek bu kayayı parçalarız. Bakın büyük bir ateş yakıp bu kayayı iyice kızdıracağız. Sonra üzerine kovalarca su atacağız. Kızgın kayaya soğuk sular dökülünce kayada yarıklar, çatlaklar oluşur. Böylece parçalarız.

8 of 38

Sessiz İsmail’in önerisini tartıştılar. Sonunda denemeye karar verdiler. Kayayı tümüyle kuşatan büyük bir ateş yaktılar. Üç dört saat alevlerin içinde pişirdiler kayayı. Ardından tenekeler,bakraçlarla sular boşalttılar üzerine. Her su atışta kayadan “Cozz!” diye sesler çıkıyordu. Karanlık basıncaya değin sürdürdüler bu işi. Ertesi sabah yine toplandılar. Gerçekten büyük çatlaklar açılmıştı kayada. Çatlaklara balyozlarla giriştiler. Kolayca parçaladılar kayayı. Parçaları sağa sola yuvarlayıp yolu açtılar. Herkes:Aşk olsun Sessiz İsmail’e, amma da akıllıymış, dediler. Hiçbirimizin düşünmediğini o düşündü.�

Emin ÖZDEMİR�(Kısaltılmıştır.)

9 of 38

10 of 38

ABDULLAH DEDEM

1-6. soruları metne göre cevaplayınız.

11 of 38

Yolcu vapurları yaklaşıp uzaklaşıyordu iskeleye. Sandallar gidip geliyordu Kadıköy-Haydarpaşa arasında. Martılar uçuşuyordu kıyıya yakın. Arada hızla inip denizden bir şeyler kapıyorlardı. Yükselişleri de inişleri gibi hızlı oluyordu. Ötüşleri kavgacı, öfkeliydi tümünün. Birbirlerinden denizi kıskanıyorlardı sanki. Düdük sesleri ile selâmlaşan vapurlar; martı seslerini bastırıyordu arada bir…�İstanbul minareleriyle, kuleleriyle, görkemli yapılarıyla, güzel bir görünüm içindeydi. Gökyüzü mavi, güneş pırıl pırılsa; İstanbul daha da güzelleşir. Kadıköy’den bakanlar, güzelliği çoğalmış bir İstanbul görürler…�Kıyıdaki “Halkın Çay Bahçesizdeydik. Masamız ön sıradaydı. Güneşli günde İstanbul’u rahat görebiliyorduk. Dedem çay içiyordu. Benim de elimde meyve suyu şişesi vardı.

12 of 38

Dedem hep karşıya bakıyordu. Dudaklarında gülümseyişin gerginliği vardı. İki yıldır İzmir’de oturuyordu. Uzak kaldığı kentini çok özlemiş olduğu belliydi.�— İzmir de İstanbul kadar güzel mi dedeciğim? dedim.�Çayından bir yudum aldıktan sonra cevap verdi.�— İzmir mi? Hiç kuşkusuz İzmir de güzel bir kent. Ama gerçeği söylemek gerekirse: İstanbul bambaşkadır. Tüm dünya kentleri içinde ayrıcalığı vardır güzellikte. Baksana şu minarelere! Baksana kentin denize karşı görkemli duruşuna!.. Marmara Denizi ayna, İstanbul da ona bakan bir güzeller güzeli!..

13 of 38

C

14 of 38

B

15 of 38

D

16 of 38

D

17 of 38

A

18 of 38

19 of 38

20 of 38

21 of 38

Söyleyeni belli olmayan (anonim), tecrübeler sonucunda oluşmuş, gerçeği içeren, topluma yol gösteren ve öğüt veren özlü sözlere atasözü denir.

22 of 38

Kimi atasözleri, yazılıp söylendiği gibi gerçek anlamında kullanılır.

Atasözlerinin birçoğu gerçek anlamında değil mecaz anlamda kullanılmaktadır.

23 of 38

Atasözleri kelimelerin  anlamlısıyla ya da yerinin değiştirilmesiyle oluşturulamazlar. Çünkü atasözleri kalıplaşmış sözlerdir.

24 of 38

Bazı atasözleri, ait olduğu toplumun gelenek görenek inanç ve tavırlarını yansıtır.

25 of 38

26 of 38

(Y) Annesine doğru, büyük emin fakat yavaş adımlarla ilerliyordu.

(D) Ona bu şekilde davranma hakkını sana kim veriyor?

27 of 38

(D) Sen de oraya geliyor musun?

(Y) Derste pergel, iletki, ve gönye kullandık.

28 of 38

(D)Sözcükler, genellikle cümle içindeki kullanışlarına göre anlam kazanırlar.

(D) Çabuk buraya gel, çok önemli bir şey oldu!

29 of 38

(Y) Koltuğu alana kadar üç mağaza, iki mobilya dükkânı, bir de, marangoz gezdik.

(D)Sınıftan çıkmanı o mu söyledi?

30 of 38

(Y) Şeref Efendi (1-1645) genellikle yaşadığı bölgeyi anlattı.

(Y) Kafamdaki bu sorulara bir cevap verebilecek misin?

31 of 38

32 of 38

33 of 38

34 of 38

35 of 38

36 of 38

Ahmet, aslan gibi güçlü bir çocuktu.

37 of 38

Yanakları elma gibi kırmızıydı.

38 of 38

MEHMET POLAT