Gişe Memuru

Zafer Diper         zdiper@bizimtiyatro.net

Antalya Altın Portakal Film Festivaline ilk gösterimi gerçekleşecek olan  önemli bir film geliyor: Gişe Memuru..Nerden bildiğimi sorarsanız, benim de içinde olduğum bir film de ondan. Ama derseniz ki önemi bundan mı geliyor, sen de oynadığın için? Derim ki, hayır! Okuduğumda bu denli etkilendiğimi anımsadığım başka bir senaryo olmadı sanki daha önce.. Senaryoyu yazan ve yönetmen Tolga Karaçelik’ten çaycısına nitel-güzelim bir topluluk öylesine bir emek verdi ki bu şaşırtıcı filme, Gişe Memuru’nu izlediğinizde apışıp kalacaksınız, desem yeri, benim gibi.. Bu yazının da nedeni şu: Tolga’ya dedim ki, değerli bir gazetede Birgün’de kültür-sanat üzerine yazıyorum on beş günde bir, bizim filmi de duyurmak istiyorum köşemde, ama senin görüşlerinle birlikte yapsam bunu daha iyi olacak. O da bana Gişe memuru’nun kuşkusuz dillendirilmesi o çok zor ancıklarını, ayrıntılarını değil ama üzerine düşünmemizi sağlayan, birazcık da konusuyla ilgili diyebileceğim özet bir yazı gönderdi ki, onu da kısaltarak alıntılıyorum aşağıya:

“Bundan üç sene kadar önce köprüden karşıya geçerken gişelerde sıramı bekliyordum. Gişe memuru hızlı bir şekilde paraları alıyordu para üstünü veriyordu, fiş kesiyordu ve birer birer arabaları geçiriyordu.  Sıra bana geldi, paramı verdim, para üstünü verdi gişe memuru. Hareketleri bir makine gibiydi. Paralara bakmıyordu bile para üstünü verirken. Tüm hareketlerini yaparken sanki bakıyordu ama orda değildi. Fişimi verdi düğmeye bastı. ‘Teşekkür ederim, iyi günler kolay gelsin’ dedim. Bir anda kafasını kaldırdı bana baktı. Orda olduğumdan beri ilk defa gözlerimin içine baktı, o tüm süre içinde sanki ilk defa ve sanki küfür etmişim gibi baktı, teşekkür etmek veya iyi günler demek için değil, sanki küfür ediyormuş gibi baktı. Cevap vermedi. Yoluma devam ettim. Bütün gün düşündüm bana neden öyle baktığını. Sanırım ertesi gündü, anladım. O bir makineydi, hareketleri otomatikti ve ben onu konsantrasyonundan, makineliğinden çıkartmıştım. Tekrar o haline gelmesi  için zaman harcayacaktı. İşte bu olaydan sonra gişe memurları üzerinde düşünmeye başladım. Bu iş, kimseyle diyalog kurmadığınız ender işlerdendir. Gidenlerin arasındasındır. Kalansındır. Herkes geçer sen durursun; orda gişende sekiz saat boyunca egzos dumanı içinde, kanında azot dolaşır ve orda durursun. Hiç bir zaman bitmez işin, her gelen arabayla yeniden başlar ve kaldırırsın kafanı ve o sıra hiç azalmamıştır, sekiz saat boyunca azalmaz. Gişe memurlarıyla tanıştım. Gişelerde durmaya başladım. Gişelerine girdim onlar çalışırken, çayhanelerinde dolaştım.  Hikayelerini dinleme fırsatım oldu. Ve bana öyle geldi ki: insanlar başladıkları noktayı hatırlarlar, bir de son vardıkları noktayı; gişe memurları o iki noktanın arasındadır, kimsenin anısında yoktur. Gişe, hepimizin yaşadığı hayatın bir uç örneği.. Hep bir kutudadır gişe memuru. Oraya bir kutuyla –servisle- gider. Bir kutudadır çalışırken tüm gün ve işi bittiği zaman da bir kutuya tekrar biner ve evine bir başka kutuya gelir. Gün boyunca iletişimsizdir, konuşmaz, karışamaz insanlar arasına. İşte tüm bu deneyimler sonrasında Kenan karakteri oluştu. Gişe memuru Kenan; babasıyla olan ilişkisi ve ailesizlik hissi ile beraber, yirmilerinin sonunda, otuzlarının başında ailesiyle bu ülkede yaşayan birçok erkek gibi, o iki noktanın, yani birinin çocuğu olmakla, baban gibi olmak arasında duran bir karakterdir; başlanılan nokta ile varılan nokta arasında duran bir gişededir. Babası ölünce tamamlanan veya başlanan –eğer bir farkı varsa, başlamayla tamamlanan bu yolculukta- bir yolculuk Kenan’ınki. Kenan, babasının koltuğuna oturup, elini hep koyduğu süngeri çıkmış kolluğa koyunca dediği gibi ‘gişede her şey zamanla birbirine benzer, arabalar birbirine benzer, paralar birbirine benzer, insanlar birbirine benzer, ve hep başladığın yerdesindir sonunda…”  

Yabancılaşmanın doruk noktasında; bir kutunun içinde, çaresiz, sevisiz, yapayalnız dolanıp duran insancıklarıyla,Tolga Karaçelik’in bu filmini  senaryosuyla, çekimiyle, kurgusuyla ve de oyuncularıyla, mutlaka izlemenizi önermekten başka bir şey yok elimde....