4. Gelişim Psikolojisi Sempozyumu
10-11 Eylül, Bilkent Üniversitesi
Sempozyum Programı
Kısa Program
1. Gün- 10 Eylül 2024, Salı | |
8.30-9.00 | Kayıtlar |
9.00-9.15 | Açılış Konuşması |
9.15-10.15 | Davetli Konuşma (Prof. Dr. Tilbe Göksun) |
10.15-10.45 | Ara |
10.45-11.45 | Sözlü Bildiri Sunumları (1. Oturum) |
11.45-13.00 | Öğle yemeği |
13.00-14.00 | Sözlü Bildiri Sunumları (2. Oturum) |
14.00-15.00 | Sözlü Bildiri Sunumları (3. Oturum) |
15.00 – 16.00 | Poster Bildiri Sunumları & Kahve Servisi |
16.00-18.00 | Doç Dr. Sema Karakelle Anma Paneli |
2. Gün- 11 Eylül 2024, Çarşamba | |
8.30-9.00 | Kayıtlar (2. Gün) |
9.00-10.00 | Davetli Konuşma (Prof. Dr. Aysun Doğan) |
10.00-10.30 | Ara |
10.30-11.30 | Sözlü Bildiri Sunumları (1. Oturum) |
11.30-13.00 | Öğle yemeği |
13.00-14.00 | Sözlü Bildiri Sunumları (2. Oturum) |
14.00-15.00 | Sözlü Bildiri Sunumları (3. Oturum) |
15.00 – 16.00 | Poster Bildiri Sunumları & Kahve Servisi |
16.00-18.00 | Davetli Konuşma (Sibel Kazak Berument) |
Detaylı Program
1. Gün- 10 Eylül 2024, Salı (Detaylı program)
8.30-9.00 | Kayıtlar |
9.00-9.15 | Açılış Konuşması |
9.15-10.15 | Davetli Konuşma Prof. Dr. Tilbe Göksun-Erken Yaşta Kelime Edinimi |
10.15-10.45 | Ara |
10.45-11.45 | Sözlü Bildiri Sunumları (1. Oturum) Dilay Z. Karadöller- Bilgilendirici Uzamsal İfadeler Öncesi Yöneltilen Görsel Dikkatin İfade Modalitesi ile İlişkisi Aslı Aktan Erciyes- Erken Dönemde İkinci Dile Yoğun Maruz Kalmanın Nedensel Fiil Üretimine Olan Etkileri: Tek Dilli ve İki Dilli 5, 7, Ve 9 Yaş Çocukların Karşılaştırılması Berna A. Uzundağ- Bebeklikte Ekran Kullanımı ve Dikkat Becerileri Beyza Üstün Elayan- Anne Diyeti Yoluyla Doğum Öncesi Tat ve Koku Maruziyetinin Fetal ve Yenidoğan Davranışları Üzerindeki Etkileri |
11.45-13.00 | Öğle yemeği |
13.00-14.00 | Sözlü Bildiri Sunumları (2. Oturum) F. Cansu Pala- “Sence Bu Kimin Oyuncağı?”: Mülkiyet Atfında Kullanılan İpuçlarını Anlamak Melike Acar- Çocukların ve Ebeveynlerin Yalan Söyleyerek Ebeveynliğe Dair Yargıları Suzan Çen Yağız- Anne-Çocuk Konuşmalarının Belirleyicileri: Anneden-Çocuğa ve Çocuktan Anneye Doğru Etkiler Nilsu Boran- Yazılı Ebeveyn Anılarının İçerik Belirleyicileri Olarak Benlik Kurgusu, Bağlanma Stili ve Toplumsal Cinsiyet
|
14.00-15.00 | Sözlü Bildiri Sunumları (3. Oturum) Güleycan Akgöz Aktaş- Babaların Gözünden Ebeveynlik Deneyimleri: Nitel Bir Çalışma Zeynep Çakmak- Duygu Sosyalleştirme Davranışlarını Yordayan Faktörler: Kuşaklararası Bir İnceleme İrem Metin Orta- Aşırı Korumacı Ebeveynlik ve İlişkili Değişkenler Fatih Bayraklar- Paylaşan Ebeveynlik Değerlendirme Ölçeği’nin Türkçe Uyarlama Çalışması |
15.00 – 16.00 | Poster Bildiri Sunumları & Kahve Servisi |
16.00-18.00 | Doç. Dr. Sema Karakelle Anma Paneli Tolga Yıldız- Dr. Sema Karakelle’ye Armağan: Bilime ve Hayata İlham Olan Hocamız Ezgi Acun- Zihin kuramını etkileyen bilişsel etmenlerin gelişim dönemleri boyunca incelenmesi Yasemin Yeşilyaprak- Özgür İrade ve Kontrol Odağı Çerçevesinde Faillik Hissinin İncelenmesi Esra Demirkan- Birlikte Deneyimlenen Olaylarda Hatırlamalara Duyulan Güven Kararlarının İncelenmesi Zehra Ertuğrul-Yaşar-Okul Öncesi Dönemde Duygu Düzenleme: Birlikte Ebeveynlik ve Anne Babanın Duygu Düzenleme Becerilerinin Rolü Şule Pala Sağlam- Beliren Yetişkinlik Döneminde Ebeveynler Arası Olumsuzluğun Yayılması |
2. Gün- 11 Eylül 2024, Çarşamba (Detaylı program)
9.00-10.00 | Davetli Konuşma Prof. Dr. Aysun Doğan - Uygulamalı Gelişim Psikolojisi: Zorluklar ve Fırsatlar |
10.00-10.30 | Ara |
10.30-11.30 | Sözlü Bildiri Sunumları (1. Oturum) Buse Gönül- Eğitimde Eşitsizlikler Bağlamında Çocuk ve Ergenlerde Gruplar Arası Temasın Dışlama Yargılarına Etkisi Ayşe Şule Yüksel- Çocuk ve Ergenlerin Ukraynalı ve Suriyeli Akranlarının Dışlanmasına Verdikleri Seyirci Tepkileri: Grup Normlarının Rolü Seçil Gönültaş- Sosyal Dışlamaya Verilen Tepkilerde Gruplararası Tutumların ve Normların Rolü Gamze Turunç- Türkiye’de Sığınmacı Babalar: Göç Sonrası Zorluklar ve Sosyal Desteğin Rolü |
11.30-13.00 | Öğle yemeği |
13.00-14.00 | Sözlü Bildiri Sunumları (2. Oturum) Demet Kara- Genç Yetişkin Bir Örneklemde Ebeveynler ve Kardeşler Arasındaki İlişkilerin İncelenmesi Özge Alkanat- Yuvadan uçuş için hazır mıyız? Gençlerin üniversiteye uyumunu etkileyen bireysel ve ailesel faktörler Duygu Eslek- Üniversite Öğrencilerine Yönelik Geliştirilen Pozitif Psikoloji Temelli Dayanıklılığı Destekleme Müdahale Programının Etkililiğinin Değerlendirilmesi Eda Keser Açıkbaş- Gelişimsel Düzenleme ve Psikolojik Dayanıklılık Arasındaki İlişkinin Başarılı Gelişim Çerçevesinde İncelenmesi |
14.00-15.00 | Sözlü Bildiri Sunumları (3. Oturum) Sevinç Akkaya Tahta- Türkiye’deki Ebeveynlik Profilleri ve Ebeveynlik Profillerinin Çocuk ve Ergenlerin İçe Yönelim Problemleri Açısından Karşılaştırılması Gizem Koç Arık- Ebeveynlik ve Kuralları İçselleştirme: Türkiye Temsili Örneklem Üzerinden İncelenmesi İlknur Çoban- Ebeveyn Becerilerinin Çocuk ve Ergenlerin Takıntılı İnternet Kullanımı Üzerindeki Etkisi Burak Akdeniz- Ergenlik Döneminde Siber Zorbalık ile İlişkili Aile, Okul ve Akran Faktörlerinin Boylamsal Olarak İncelenmesi |
15.00 – 16.00 | Poster Bildiri Sunumları & Kahve Servisi |
16.00-18.00 | Davetli Konuşma Sibel Kazak Berument - Türkiye'de Gelişim Psikolojisi |
Bilgilendirici Uzamsal İfadeler Öncesi Yöneltilen Görsel Dikkatin İfade Modalitesi ile İlişkisi
Dilay Z. Karadöller, Orta Doğu Teknik Üniversitesi
Aslı Özyürek, Max Planck Psikodilbilim Enstitüsü
Ecenur Ünal, Max Planck Psikodilbilim Enstitüsü
Uzamsal ilişkilerle ilgili yeterince bilgi veren açıklamalar yapmak, görsel dünyadaki nesneler ile bu nesneler arasındaki uzamsal ilişkiye dair görsel verileri toplamayı ve bu verileri yeterince bilgi veren uzamsal terimler kullanarak ifade etmeyi gerektirir. Ancak, çocukların (8 yaş) nesneler arası sağ-sol ilişkisine dair yeterince bilgi veren ‘sağ-sol’ terimlerini çok az sıklıkta kullandı, bunların yerine daha az bilgi verici ‘yan’ terimini kullanırken, nesneler arasındaki uzamsal ilişkiyi el jestleriyle belirmektedir (Karadöller vd., 2022). Önceki yıllarda yetişkinlerle yapılan çalışmalar, açıklama öncesi görsel inceleme sırasında yöneltilen görsel dikkatin, yapılan açıklamanın konuşma veya konuşma+jest ile olduğuna göre değiştiğini göstermektedir (Ünal vd., 2022). Bu çalışma, çocukların açıklama öncesi görsel dikkatinin bilgi verici ifadelerinin modalitesine göre (konuşma, konuşma+jest) değişip değişmediğini araştırmaktadır. Bu amaçla, 8 yaşında tek dilli (Türkçe) çocuklar (N = 20) nesneler arası uzamsal ilişkileri açıkladıkları bir görsel dünya paradigmasına tabi tutuldular. Paradigmada kullanılan uyaranlar, aynı iki nesnenin çeşitli uzamsal konfigürasyonlarda gösterildiği 4 resim içeren 84 görselden oluşuyordu (örn: kutunun sağında/içinde/üstünde/arkasında limon var). Görsellerde açıklanacak hedef resimler okla belirtilmişti. Katılımcıların göz hareketleri, hedef resimleri bir işbirlikçiye açıklamaya hazırlanırken kaydedildi ve katılımcıların açıklamaları konuşma ve jest kodlaması amacıyla video kaydına alındı. Spesifik uzamsal terimlerle (sol-sağ) yapılan açıklamalar, jest kullanımından bağımsız, yeterince bilgilendirici ifadeler içerdiği için ‘konuşmada bilgilendirici’ olarak kodlandı. Genel uzamsal terimlerle (yan) yapılan açıklamalar, iki nesnenin göreceli konumlarını belirten uzamsal jestlerle eşlik edildiğinde, ‘jestle bilgilendirici’ olarak kodlandı. Kalan açıklamalar ‘yetersiz bilgilendirici’ olarak kodlandı. Genelleştirilmiş-Lineer-Karma-Modeli, (1) bilgilendirici açıklamalar planlanırken yetersiz bilgilendirici açıklamalara kıyasla hedef resme daha fazla fiksasyon (β=0.515,SE=0.131,p<0.001); (2) bilgilendirici açıklamalar dahilinde ise, jestle bilgilendirici açıklamalar planlanırken, konuşmada bilgilendirici açıklamalara kıyasla hedef resme daha fazla fiksasyon (β=-0.827,SE=0.171,p<0.001) olduğunu gösterdi. Özetle, çocukların nesneler arası sağ-sol ilişkilerine dair görsel dikkati, açıklamanın bilgilendiriciliğine ve modalitesine göre farklılık göstermektedir. Çocuklar, bilgilendirici açıklamalar planlarken ve açıklayıcı bilgiyi aynı anda farklı iki modalite ile ifade ederken (konuşma+jest), uzamsal ilişkilere daha fazla görsel dikkat yöneltmektedirler.
Anahtar Kelimeler: görsel dikkat; uzamsal gelişim, konuşmaya eşlik eden jestler
Erken Dönemde İkinci Dile Yoğun Maruz Kalmanın Nedensel Fiil Üretimine Olan Etkileri: Tek Dilli ve İki Dilli 5, 7, ve 9 Yaş Çocukların Karşılaştırılması
Aslı Aktan-Erciyes, Kadir Has Üniversitesi
Ebru Ger, Bern Üniversitesi
Tilbe Göksun, Koç Üniversitesi
Bebeklerin 6 ay gibi erken bir dönemde nedensel anlayışları gelişmeye başlar. Örneğin bu dönemde bebekler, aktörlerin nedensel niyetlerini ve nesneler arasındaki fiziksel temas yoluyla meydana gelen hareketi anlamaya başlar (örn., Gopnik ve diğerleri, 2004; Michotte, 1963; Muentener & Carey, 2010; Piaget, 1954). Sosyal, psikolojik ve biyolojik nedensellik gibi daha karmaşık nedensel alanları anlama, çocuklar büyüdükçe gelişir (özet için bkz. Muentener & Bonawitz, 2017). Nedensel anlayış, kapsamlı araştırmalara konu olmasına rağmen (örn., Muentener & Carey), belirli dil girdisinin çocukların nedensel dili anlama ve üretme üzerindeki etkisi hakkında çok az şey bilinmektedir. Bu çalışma, D2-İngilizceye erken ve yoğun maruz kalmanın, D1-Türkçede nedensel fiil üretimi üzerindeki olası etkilerini incelemektedir. İngilizce ve Türkçe, nedensel olayları ifade etmek için farklı yollar kullandığından, D1-Türkçe tek dilli çocuklar ile D1-Türkçe D2-İngilizce iki dilli çocukların ifadelerinde farklılıklar beklenmektedir. Araştırma kapsamında deneysel bir nedensel fiil üretme görevi kullanılmıştır. Çalışmaya 5, 7 ve 9 yaşındaki D1-Türkçe D2-İngilizce iki dilli (n=80) ve L1-Türkçe tek dilli (n=80) çocuk katılmıştır. Sonuçlar, dil grubu farklılıklarının yalnızca morfolojik nedensel fiillerin (örn., ye-DIR) kullanımı açısından 5 yaşındaki iki dilli çocukların tek dilli akranlarına kıyasla üstünlük gösterdiğini ortaya koymuştur. Yaş grubu farklılıkları ise yalnızca tek dilli grup için ve yalnızca morfolojik fiiller için ortaya çıkmıştır. Özellikle, 7 ve 9 yaşındakiler, 5 yaşındakilerden daha iyi performans göstermiştir. Nedensel fiil türü farklılıkları yalnızca 5 yaşındaki tek dilli çocuklar için görülmüş ve bu çocuklar morfolojik fiillere kıyasla sözcüksel fiillerde (örn., atmak) daha iyi performans göstermiştir. Genel olarak, bu bulgular, D1'e kıyasla yapısal benzerlik ve farklılıklar içeren bir D2 öğrenmenin, çocukların nedensel dilbilimsel yapıların farkındalığını ve doğru kullanımını geliştirebileceğini göstermektedir.
Anahtar Kelimeler: İki dillilik; nedensel dil; nedensel fiil
Bebeklikte Ekran Kullanımı ve Dikkat Becerileri
Berna Uzundağ, Kadir Has Üniversitesi
Dikkat becerileri, öz düzenleme ve yürütücü işlevler gibi karmaşık yetilerin üzerine inşa edildiği temel bir beceri olarak görülür (Posner ve Rothbart, 1998). Dışsal dikkat, dikkat çekici uyaranlara otomatik bir tepki olarak ortaya çıkarken, içsel dikkat odaklanmayı sağlar (Colombo ve Salley, 2015). Ekran kullanımının dikkat gelişimiyle ilişkili olabileceği düşünülmektedir (Nikkelen vd., 2014). Dokunmatik ekranları daha fazla kullanan 18 aylık çocukların, ekrandaki uyaranlara daha hızlı biçimde baktıkları (dışsal dikkat) görülmüştür (Portugal vd., 2021a, 2021b). Mevcut çalışma, dikkat becerileri için kritik bir gelişim dönemi olan bebeklikte ekran başında geçirilen süre ile dışsal ve içsel dikkat arasındaki ilişkiyi araştırmayı amaçlamıştır. Bebeklerin ekran süresinin içsel dikkat ile olumsuz, dışsal dikkat ile ise olumlu yönde ilişkili olması beklenmiştir.
Çalışmaya 110 bebek (Ort(SS)=11,9(1,4); yaş aralığı=9,7-15,9 ay) ve anneleri katılmıştır. Bebeklerin içsel dikkat becerileri, dikkat dağınıklığı göreviyle (Salley vd., 2012) ölçülmüştür. Ekranda bir konuşmacı varken çeldirici uyarana daha fazla bakan bebeklerin içsel dikkat becerilerinin daha zayıf olduğu düşünülmektedir. Dışsal ve içsel dikkat ölçümü olarak, karşı sekme görevi (Johnson, 1995) uygulanmıştır. Ekranda kısa süreyle gösterilen bir uyaranın tam karşısında çıkan hedef uyarana beklentisel şekilde bakabilen bebeklerin içsel dikkatlerinin daha gelişmiş olacağı, hedef uyaran göründükten sonra bu uyarana kısa sürede bakan bebeklerin ise dışsal dikkatlerinin daha gelişmiş olacağı düşünülmektedir. Son olarak, anneler, bebeklerinin farklı cihazlardaki (televizyon, tablet bilgisayar ve akıllı telefon) günlük ekran sürelerini bildirmiştir.
Hipotezimizin aksine, toplam ekran süresi, içsel dikkat ile ilişkili bulunmamıştır. Ancak, beklentimiz doğrultusunda, ekran süresi, karşı sekme görevinde hedef uyarana yönelik tepki süresiyle olumsuz yönde ilişkilidir, r=-.29, p=.009. Diğer bir deyişle, ekran karşısında daha fazla zaman geçiren bebeklerin dışsal dikkatlerinin daha gelişmiş olduğu görülmüştür.
Bulgularımız, ekran kullanımının belirgin uyaranlara tepki süresini kısaltabileceğini önermektedir. Çalışmamız, ağırlıkla ebeveyn raporuna ve erken çocukluk dönemine dayanan alanyazına dikkati davranışsal biçimde ölçerek ve ekran kullanımının etkilerinin daha olumsuz etkilere sahip olması beklenen bebeklik dönemine odaklanarak katkıda bulunmaktadır.
Anahtar Kelimeler: dikkat; bebeklik; ekran kullanımı
Anne Diyeti Yoluyla Doğum Öncesi Tat ve Koku Maruziyetinin Fetal ve Yenidoğan Davranışları Üzerindeki Etkileri
Beyza Üstün Elayan, Wageningen Üniversitesi
Nadja Reissland, Durham Üniversitesi
Judith Covey, Durham Üniversitesi
Benoist Schaal, Bourgogne Üniversitesi
Jackie Blisset, Aston Üniversitesi
Anne karnı fetüslerin çevresi hakkında bilgi edinmeye başladığı ilk yerdir. Bir fetüs özellikle hamileliğin son üç aylık döneminde, annenin beslenmesi yoluyla amniyotik sıvıya aktarılan tat ve koku bileşenlerini algılayabilir. Bu doğum öncesi deneyimler, fetal öğrenme ve hafızayı tetikleyerek sürekli duyusal bilgi sağlar ve fetüslerin rahim dışı çevreye uyum sağlamasını kolaylaştırır. Ancak, fetüslerin tat ve koku alma yetenekleri ve bu yeteneklerin doğum sonrası yeme davranışlarına etkileri henüz yeterince anlaşılmamıştır. Bu çalışma, insanlarda doğum öncesi tat ve koku maruziyetinin bebek davranışları üzerindeki etkilerini, özellikle fetal dönemden yenidoğan dönemine geçişteki davranışların boylamsal analizi üzerinden incelemektedir. Araştırma kapsamında, 100 fetüs/yenidoğan 32. gebelik haftasından doğum sonrası ilk aya kadar incelenmiştir. Anne adayları, karalahana veya havuç aromaları tüketen deney grupları ile bir kontrol grubu olmak üzere üç gruba ayrılmıştır. Fetal davranışları gözlemlemek için, 32. ve 36. gebelik haftalarında 4 boyutlu ultrason taramaları yapılmıştır. Deney gruplarındaki fetüsler, 36. gebelik haftasından doğuma kadar kendi gruplarındaki aromalara tekrarlanan bir şekilde maruz bırakılmıştır. Yenidoğan tepkileri, doğum sonrası ilk ayda güvenirliği doğrulanmış bir koku testi ile değerlendirilmiştir. Bulgular, fetüslerin tat ve koku profiline bağlı olarak farklı tepkiler gösterdiğini ortaya koymuştur. Karalahana aroması ile karşılaşan fetüsler diğer gruplara göre daha sık ağlama benzeri yüz ifadeleri sergilerken, havuç aroması ile karşılaşanlar gülme benzeri yüz ifadeleri göstermiştir. Yenidoğanlar ise anne karnında sıklıkla maruz kaldıkları aromalara karşı gülen yüz ifadeleri sergilerken, aşina olmadıkları aromalara karşı ağlayan yüz ifadeleri göstermiştir. Bu çalışma, fetal dönemde tat ve koku gelişimi üzerine doğrudan kanıt sunan ilk çalışma olarak literatüre önemli bir katkı sağlamakta ve hamilelik döneminde anne diyetinin, yenidoğanın doğum sonrası yeme davranışlarını şekillendirme potansiyeli olduğunu göstermektedir.
Anahtar Kelimeler: fetüs; yenidoğan; prenatal tat ve koku gelişimi; anne diyeti
“Sence Bu Kimin Oyuncağı?”: Mülkiyet Atfında Kullanılan İpuçlarını Anlamak
F. Cansu Pala, Ege Üniversitesi
Zeynep Şen Hastaoğlu, Kapadokya Üniversitesi
Mülkiyet, kişi ve insan arasında kurulan ve diğer insanlar tarafından kabul edilen aitlik ilişkisidir. Mülkiyet soyut yapısı dolayısıyla insanların pek çok konu hakkında çıkarımda bulunmasını gerektirir. Bu çıkarımlar, nesnenin sahibinden, hangi nesnelerin sahiplenilebileceğine kadar geniş bir alanı kapsar. Dolayısıyla, mülkiyet atfında bulunmak için olası bir aitlik ilişkisine işaret eden ipuçlarının fark edilmesi ve kullanılması gerekir. Bu çalışma kapsamında, çocukların mülkiyet bilgilerini ve mülkiyet atfında bulunurken faydalandıkları ipuçlarını araştırmak amaçlanmıştır. Çalışmaya, yaşları 3 ile 8 arasında değişen (Ortay= 71.30, SS=20.34) İzmir’in farklı ilçelerinde okul öncesi eğitim alan veya ilkokula devam eden 451 çocuk katılmıştır. Ölçümler yüz yüze alınmış, çocuklara mülkiyet bilgisi, mülkiyet yanlılıkları (görsel-sözel bilgi, yakınlık ve ilk sahip) ve mülkiyet hakları görevleri uygulanmıştır. Sonuçlar, mülkiyetin tüm boyutlarında gelişimsel bir örüntü olduğunu göstermiş, yaşla birlikte mülkiyet kavrayışının kazanıldığını ortaya koymuştur. Çalışmada, 3 yaşındaki çocukların performanslarının, mülkiyetin her boyutunda diğer yaş grubundaki çocukların performanslarından anlamlı şekilde düşük olduğu; 7 ve 8 yaşındaki çocukların ise en yüksek performansa sahip olan grup olduğu görülmüştür. Çocukların mülkiyet bilgisine sahip olduğu, nesnelerin kime ait olduğu bilgisi verildiğinde, nesne sahibinin odada mevcut olduğu koşulda çocukların nesne ve kişiyi doğru bir şekilde eşleştirebildiği, bununla birlikte nesne sahibinin odada mevcut olduğu koşulda bunu yapmakta zorlandığı tespit edilmiştir. Mülkiyet atfında kullanılan bilgiler incelendiğinde, görsel ve sözel bilginin tutarlı olması, çelişkili olmasına kıyasla çocukların performansını arttırmıştır. Üç yaşındaki çocuklar büyük çocuklara kıyasla daha fazla görsel ipucundan faydalanmıştır. Çocukların mülkiyet atfında bulunurken, nesneye yakın olmayı bir ipucu olarak kullandığı, nesneyi elinde ilk tutan kişi olmayı bir ipucu olarak kullanmadığı görülmüştür. Nesne kullanımına izin vermek ve nesne kullanımına ilişkin bilgi vermek mülkiyet atfında anlamlı bir bilgi olarak saptanmış, bu sonuçlar çocukların mülkiyetin getirdiği ayrıcalıkların (hakların) farkında olduğu şeklinde yorumlanmıştır. Sonuçlar, erken dönemden itibaren çocukların mülkiyet atfında bulunurken çeşitli ipuçlarından faydalandığını, ancak bunun zihinsel becerilerin gelişimi ile birlikte 7 yaşından itibaren daha kararlı bir hale geldiğini göstermiştir.
Anahtar Kelimeler: mülkiyet, ipucu kullanımı, mülkiyet hakları, bilişsel gelişim
Çocukların ve Ebeveynlerin Yalan Söyleyerek Ebeveynliğe Dair Yargıları
Melike Acar, MEF Üniversitesi
Işılay Çevik, MEF Üniversitesi
Filozofların, sosyal bilimcilerin ve eğitimcilerin ilgisini çeken yalan kavramı önemli ahlaki çıkarımlar taşır. Kant'ın kategorik buyruğu bize yalan söylemenin her zaman, her durumda yanlış olduğunu ve ilişkilerde güveni zedelediğini ileri sürer. Ancak, günlük yaşamda insanların farklı nedenlerle yalan söylediği de bilinmektedir. Bunun bir örneği, yalan söyleyerek ebeveynliktir. Bu, ebeveynlerin çocuklarını üzmemek, durumu kurtarmak ya da çocuklarının davranışlarını kontrol etmek için kasıtlı olarak gerçeği saklaması ve yanlış ifadeler söylemesi olarak tanımlanır (Heyman vd., 2009). Yapılan çalışmalar, ebeveynlerin hedeflerine ulaşmak için çocuklarına yalan söylediğini ve hem çocuklar hem de ebeveynlerin beyaz yalanları kabul edilebilir bulduğunu göstermektedir (Gingo vd., 2019; Heyman vd., 2013). Bu araştırmanın amacı da birbirini takip eden iki çalışma yalan söyleyerek ebeveynlik üzerine Batılı olmayan çocuk ve ebeveyn yargılarını yapısal-gelişimsel bir yaklaşım olan Sosyal Alan Kuramı ile incelemektir. İlk çalışmada toplam 70 Orta Doğulu çocuğa (5-6 yaş grubunda 35, 10-11 yaş grubunda 35 çocuk) yedi farklı ebeveyn yalanı (beyaz yalan, bencil yalan, pragmatik yalan, toplumsal-geleneksel ve ahlaki alanda söylenen yalan) sunuldu. İkinci çalışmada ise 5-12 yaş arası çocukları olan 68 Türk ebeveyn aynı yalanları değerlendirdi.
GLM analizi, yalanların bağlamının çocukların değerlendirmelerini önemli ölçüde etkilediğini ortaya çıkardı χ2, (6) = 34. 44, p=.000. Ancak anlamlı bir yaş farkı bulunamadı. Beyaz yalan referans alındığında çocuklar pragmatik alandaki (%88, ß= -3.33, χ2(1) = 8.29, p=.004), ihtiyatlı alandaki (%86, ß= -1.45, χ2(1)= 3.821, p=.05) ) ve bencil yalanı (kırık kar küresi, %97, ß) = -3.33, χ2(1)= 8.29, p=.004) daha olumsuz daha olumsuz değerlendirmişlerdir. Ancak çocuklar, çocuğunun bir arkadaşına fiziksel olarak zarar vermesini engellemek ve çocuğunu ödev yapmaya motive etmek için söylenen ebeveyn yalanlarını beyaz yalan gibi görülmüştür. İkinci çalışmada, ebeveynlerin çoğu (%74) yalnızca beyaz yalanı kabul edilir bulunmuştur, χ2 (6) = 117.717, p=.000). Ebeveyn yaşı, eğitim düzeyi ve değerlendirmeler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunamadı. Beyaz yalan referans kategorisi alındığında, ebeveynlerin çoğu diğer alanlarda yalan söyleyerek ebeveynliği daha az kabul edilebilir olarak değerlendirdi (p < .001).
Anahtar Kelimeler: Yalan söyleyerek ebeveyenlik, sosyal ve ahlaki sorgulama
Anne-Çocuk Konuşmalarının Belirleyicileri: Anneden-Çocuğa ve Çocuktan Anneye Doğru Etkiler
Suzan Çen Yağız, Hacettepe Üniversitesi
Berna Aytaç, Hacettepe Üniversitesi
Giriş: Erken çocukluk döneminde, annelerin çocuklarının yaşadığı olaylarla ilgili yaptığı konuşmaların, çocukların zihninde anılarını yapılandırmasını desteklemektedir. Böylelikle kişisel deneyimler çocukların zihninde daha tutarlı ve kapsamlı bir şekilde temsil edilmektedir. Alan yazın incelendiğinde, annenin ve çocuğun konuşmadaki ayrıntılandırmasını belirleyen bireysel, bağlamsal ve ebeveynlikle ilgili süreçleri eş zamanlı olarak bir modelleme ile inceleyen sınırlı sayıda çalışmanın olduğu görülmüştür. Belsky’nin (1984) Ebeveynliğin Belirleyicileri Modeli’nden yola çıkılarak anne ve çocuğun konuşmalarının belirleyicilerinin incelenmesi hedeflenmiştir. Özellikle bu model oluşturulurken annenin konuşma bağlamındaki ayrıntılandırmasına yönelik tutumlarının da incelenmesi ile ayrıntılandırmanın hem davranışsal hem de bilişsel yönünün değerlendirilmesi hedeflenmiştir.
Yöntem: Araştırmanın örneklemini 35 farklı şehirde yaşayan 245 anne (Ort. = 34.95, S= 5.16) ve çocuk (3.5-6.5 yaş, Ort. = 4.90, S = 0.80) çifti oluşturmuştur. Anne ve çocuğun konuşmalardaki davranışı ve çocuğun otobiyografik bellek performansı görev uygulamalarına dayalı olarak; anne ve çocuğa ait bireysel ve bağlamsal faktörler ise annenin bildirimine dayalı olarak değerlendirilmiştir.
Bulgular: Yol analizleri sonucunda, annenin konuşmadaki ayrıntılandırma davranışlarını yordayan değişkenlerin, annenin içsel düşünme işlevselliği, annenin konuşmadaki özerklik desteği, çocuğun olumlu sosyal davranışları, dışsallaştırma davranışları; çocuğun konuşmadaki davranışlarını yordayan değişkenlerin ise annenin üst belleği, annenin anksiyete düzeyi, ailenin algılanan gelir düzeyi, olumlu anne-çocuk ilişkisi ve çocuğun otobiyografik bellek performansı olduğu bulunmuştur. Annenin konuşmalardaki olumlu-bağlam tutumu hem annenin hem de çocuğun konuşmadaki ayrıntılandırmasını yordamıştır.
Tartışma:(1) Annenin ve çocuğun konuşmadaki ayrıntılandırma davranışlarının belirleyicilerinin farklı olduğu, (2) anneden-çocuğa ve çocuktan-anneye doğru etkiler anne-çocuk konuşmalarındaki karşılıklılık ilkesine dikkat çektiğine, (3) annenin çevresindeki anneleri referans alarak yaptığı sosyal karşılaştırmanın kendinin ve çocuğunun ayrıntılandırma davranışlarını belirlediği görülmüştür. Çalışmanın, annenin ve çocuğun konuşmalardaki davranışlarının arka planındaki sürece ilişkin bilgi birikimimizi genişleteceği ve geliştirilecek müdahale programlarının annenin ve çocuğun sahip olduğu farklı bilişsel, sosyo-duygusal ve bağlamsal özelliklere duyarlı olması konusunda araştırmacılara rehberlik edeceği düşünülmektedir.
Anahtar Kelimeler: Anne-çocuk konuşmaları, annenin konuşma tutumları, sosyal karşılaştırma, problem davranışlar, olumlu sosyal davranışlar.
Yazılı Ebeveyn Anılarının İçerik Belirleyicileri Olarak Benlik Kurgusu, Bağlanma Stili ve Toplumsal Cinsiyet
Nilsu Borhan, Pamukkale Üniversitesi
Başak Şahin Acar, Orta Doğu Teknik Üniversitesi
Otobiyografik hafızayla ilgili son araştırmalar, ebeveynlerin otobiyografik anılarının hacmi ve duygusal içeriğiyle ilişkili faktörleri incelemiştir. Faktörlerden biri olarak benlik kurgularının (bireycilik ve ilişkisellik) annelerin çocuklarıyla gerçekleştirdiği daha ayrıntılı otobiyografik anı konuşmalarıyla ilişkili olduğu bulunmuştur. Otobiyografik belleğin duygusal kısmını açıklayabilecek bir diğer faktör ise kişinin duygu düzenleme becerisine ve duyguyu ifade etmesine ilişkin ipuçları vermesi nedeniyle bağlanma stilleri olacaktır. Ayrıca, mevcut literatüre bakıldığında, ebeveyn cinsiyeti ve çocuğun cinsiyeti ebeveynlerin otobiyografik anılarının içeriğini etkileyen diğer faktörlerdir. Bu nedenle, bu çalışma ebeveyn cinsiyetinin, çocuğun cinsiyetinin, bağlanma stilinin ve benlik kurgularının ebeveynlerin yazılı ifade ettikleri olumlu ve olumsuz anılarının toplam kelime ve duygu temelli kelime kullanımı üzerindeki yordama gücünü araştırmıştır. Yaşları 27-52 arasında değişen 182 katılımcının yer aldığı araştırmada örneklemin %53,6'sı (N = 98) anne, geri kalan %45,9'u (N = 84) ise babalardan oluşmuştur. Katılımcılar, Dengeli Bütünleşme-Ayrışma Ölçeği'ni (DBAÖ) ve Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri-II'yi (YIYE-II) doldurmuşlardır. Ayrıca, 3-6 yaş arası çocuklarıyla yakın geçmişte yaşadıkları bir olumsuz bir de olumlu bir anıyı olabildiğince detaylı bir şekilde yazmaları istenmiştir. Hiyerarşik regresyon analizleri annelerin olumsuz anılarında daha fazla toplam kelime ve duygu kelimesi kullandıklarını göstermiştir. Kaygılı bağlanma, olumsuz anılardaki özgün duygu kelimeleri dışında, her iki anı türü için de tüm bellek değişkenleriyle negatif ilişkili bulunmuştur. Ancak benlik kurguları modele eklenince ebeveyn cinsiyetinin ve kaygılı bağlanmanın etkisi genellikle anlamsız hale gelmiştir. Bu sonuçlar, benlik kurgularının ebeveyn cinsiyeti ve bağlanma stiliyle karşılaştırıldığında yazılı ebeveyn otobiyografik belleğinin içeriğinde daha yüksek yordama gücüne sahip olabileceğini düşündürebilir. Dahası, benlik kurguları ebeveynler ve çocukları arasında daha ayrıntılı anı konuşmalarını teşvik ediyor olsa da, yazılı hale getirilmiş çocuklarla ilgili ebeveyn anılarının duygusal boyutunu baskılıyor olabilir.
Anahtar Kelimeler: Otobiyografik bellek, benlik kurgusu, bağlanma, cinsiyet, anı konuşmaları
Babaların Gözünden Ebeveynlik Deneyimleri: Nitel Bir Çalışma
Güleycan Akgöz Aktaş, Karadeniz Teknik Üniversitesi
Melisa Ebeoğlu Duman, Samsun Üniversitesi
Baba katılımının potansiyel birçok öncülü olduğu bilinmektedir. Bu çalışmada baba katılımını etkileyen faktörlerin ve ebeveynlik uygulamalarına yönelik deneyimlerin, babaların gözünden nitel yöntemle incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, erken çocukluk döneminde en az bir çocuğu olan 25 baba ile çevrim içi yarı yapılandırılmış görüşmeler yürütülmüştür. Elde edilen veriler deşifre edilmiş ve sorulara ilişkin temalar oluşturulmuştur. Kodlayıcılar arasındaki güvenirliğin hesaplanması için Miles-Huberman formülü kullanılmış ve iki kodlayıcı arasındaki güvenirliğin tüm temalar için .80 ile .96 arasında değiştiği görülmüştür. Çalışmada çocuğun beslenmesi, giydirilmesi, yıkanması gibi bakım görevlerine katılmak ile gelişimini desteklemek, babaların temel rolleri olarak ön plana çıkmıştır. Çocuk bakım görevlerinde bulunma, babalar tarafından eşe yardım etmenin ötesinde, eşle ortak olarak sürdürülen bir sorumluluk olarak bildirilmiştir. Buna karşın, babaların geleneksel cinsiyet rollerinden etkilendiklerini belirtmeleri de dikkat çekicidir. Baba söylemlerinin çoğu, çocuğu ile yakından ilgilenen babaların çevresi tarafından onaylanmadığına işaret etmiştir. Mevcut araştırmada, babaların çalışma saatleri ve işten kaynaklı yaşadıkları yorgunluk, baba katılımının önündeki en büyük engel olarak saptanmıştır. Babaların çoğu, eşlerinin bekçilik davranışlarını çocuklarıyla olan etkileşimleri için teşvik edici algılamışlardır. Sevgi dolu ve ilgili bir baba olmak, ideal baba olma özellikleri arasında en sık değinilen alt tema olup, babaların çocukları ile ilgilenmek için temel motivasyonunun, çocuklarının mutluluğu ve gülümsemesi olduğu bulunmuştur. Bir çocuk sahibi olmanın geldiği anlamı ise babalar çoğunlukla “sorumluluk” olarak ifade etmişlerdir. Doğuma katılmış olan babaların sıklıkla eşlerine destek olmak amacıyla doğuma katıldıkları saptanırken, doğum anını kaldıramayacağını düşünmek, doğuma katılmama nedenleri arasında ilk sırayı almıştır. Ayrıca çocuğun cinsiyeti, babanın çocuk sahibi olmak için temel motivasyonu olmasa da babalar, ikinci çocuklarında farklı cinsiyetten bir çocuk yetiştirmeyi deneyimlemek istediklerini bildirmiştir. Sonuçlar babaların, farklı cinsiyetten bir çocukları olması durumunda, oyun ve aktivitelerinin değişeceğine yönelik öngörü içerisinde olduklarına da işaret etmiştir. Elde edilen sonuçlar, baba katılımı, cinsiyet rolleri ve anne bekçiliği alanyazını çerçevesinde tartışılmıştır.
Anahtar Kelimeler: Baba katılımı, anne bekçiliği, ebeveynlik, cinsiyet rolleri, nitel çalışma
Duygu Sosyalleştirme Davranışlarını Yordayan Faktörler: Kuşaklararası Bir İnceleme
Zeynep Çakmak, Orta Doğu Teknik Üniversitesi
Berna Ataç, Hacettepe Üniversitesi
Araştırmanın temel amacı, annelerin duygu sosyalleştirme davranışlarını yordayan büyüdükleri ortama ilişkin özelliklerin ve şu an sahip oldukları bireysel özelliklerin derinlemesine incelenmesidir. Bu amaç kapsamında, çalışmaya 76 anneanne (Ort. = 58.66, SS = 6.49) ve anne (Ort. = 34.39, SS = 3.99) katılmıştır. Yaklaşık bir buçuk saat süren ev ziyaretleri sırasında, anneannelerden duygu sosyalleştirme davranışları, benlik kurguları ve çocuk yetiştirme tutumlarına; annelerden ise duygu sosyalleştirme davranışları, gelişimsel niş hikayesi, kişilik özellikleri, duygu düzenleme becerileri ve üst duygu felsefelerine ilişkin ölçüm alınmıştır. Duygu sosyalleştirme davranışlarına ilişkin ölçümler Duygu Kartları Senaryo ve Soruları vasıtasıyla yarı yapılandırılmış görüşme yöntemi kullanılarak alınmıştır. Kayıt altına alınan görüşmeler bağımsız iki kodlayıcı tarafından kodlanmış ve nihai puanlar elde edilmiştir. Çalışmada alınan diğer değişkenlere ilişkin ölçümler anket yöntemi vasıtasıyla alınmıştır. Son olarak, çalışmada anneanneden alınan ölçümler geriye dönük olarak alınmıştır. Bu sebeple anneannelerin uzun süreli bellek performanslarını kontrol etmek amacıyla Öktem Sözel Bellek Süreçleri Testi kullanılmıştır. Çalışma bulguları, annenin duyguları göz ardı edici üst duygu felsefesi ve nevrotizm düzeyinin destekleyici duygu sosyalleştirme davranışlarını negatif yönde, destekleyici olmayan duygu sosyalleştirme davranışlarını ise pozitif yönde yordadığını göstermiştir. Buna ek olarak, bastırma düzeyi destekleyici duygu sosyalleştirme davranışlarını pozitif yönde yordamıştır. Bununla birlikte, annenin destekleyici duygu sosyalleştirme davranışlarını anneannenin destekleyici duygu sosyalleştirme davranışlarının; annenin destekleyici olmayan duygu sosyalleştirme davranışlarını ise anneannenin destekleyici olmayan duygu sosyalleştirme davranışlarının pozitif yönde yordadığını göstermiştir. Son olarak annelerin didaktik duygu sosyalleştirme davranışlarını, bastırma düzeyinin negatif yönde ve anneannenin denetiminin pozitif yönde yordadığı ortaya konulmuştur. Mevcut çalışma, diğer ebeveynlik davranışlarından olduğu gibi duygu sosyalleştirme davranışlarında da kuşaktan kuşağa aktarımın olduğunu, annelerin kendileri küçük bir çocukken maruz kaldıkları duygu sosyalleştirme davranışlarını kendileri büyüyüp bir anne olduklarında kendi çocuklarına da sergilediğini göstermiştir. İlgili ulusal ve uluslararası alanyazında duygu sosyalleştirme davranışlarının kuşaklararası aktarımının incelendiği ilk çalışma olması açısından ilgili alanyazına önemli katkı sağlamıştır.
Anahtar Kelimeler: Duygu sosyalleştirme; kuşaklararası aktarım; gelişimsel niş; kişilik özellikleri; benlik kurgusu
Aşırı Korumacı Ebeveynlik ve İlişkili Değişkenler
İrem Metin Orta, Atılım Üniversitesi
Nebi Sümer, Sabancı Üniversitesi
Ezgi Bostancı, Sabancı Üniversitesi
Günümüzde daha çok “helikopter ebeveynlik” olarak bilinen “aşırı korumacı ebeveynlik” kavramı, anne ve babaların çocuklarının gelişimsel yaşına uygun olmayacak şekilde aşırı korumacı, kontrolcü ve müdahaleci davranışlarını ifade etmektedir. Ebeveynlerin çocuklarının özerkliğini destekleyici olması, çocuğun motivasyonu ve duygu düzenleme stratejileri için oldukça önemlidir. Aşırı korumacı ebeveynlik ise her ne kadar iyi niyet ve sıcaklık içerse de çocuğun özerkliğini kısıtlayarak olumsuz gelişimsel sonuçlara neden olmaktadır. İlgili konuda Varşova Üniversitesi’ndeki araştırmacıların önderlik ettiği ve Türkiye’nin de dahil olduğu on ülkede araştırma yürütülmektedir. Araştırmanın ilk aşaması olarak “Aşırı Korumacı Ebeveynlik Ölçeği” geliştirme çalışması sürdürülmektedir. Mevcut çalışmada bu ölçeğin dört alt boyutu olan hiperaktif bakım verme (örn., “Çocuğum üzgün olduğunda onu hemen rahatlatırım”), duyarlılık (örn., “Boş zamanımı çocuğuma adarım”), davranışsal kontrol (örn., “Çocuğuma arkadaşlarıyla ilişkisi hakkında sorular sorarım”) ve özerklik desteğinin (örn., “Çocuğumu kendi kararlarını vermesi ve bunların sorumluluğunu alması konusunda cesaretlendiririm”) geçerlik ve güvenirliği Türkiye örneklemiyle incelenmektedir. Bu kapsamda 6 ila 10 yaş arasında çocuğu olan annelerden çevrimiçi anket yoluyla hem ebeveynlik davranışlarına ilişkin hem de aileye ilişkin çeşitli soruları yanıtlamaları istenmiştir. Kartopu örnekleme yöntemiyle ulaşılan ve anketi tamamlayan annelere ebeveynlikle ilgili bilgilendirici broşür verilmektedir. Araştırmaya 6 ile 10 yaş aralığında çocuğu olan 169 anne katılmıştır. Korelasyon analizlerine göre, aşırı korumacı ebeveynlik alt boyutlarından hiperaktif bakım verme ile psikolojik kontrol ve sıcaklık arasında pozitif yönde ilişki; duyarlılık, davranışsal kontrol ve özerklik desteği ile ebeveyn sıcaklığı ve yapılandırıcı davranış arasında pozitif yönde ilişki ve özerklik desteği ile psikolojik kontrol arasında negatif yönde ilişki bulunmuştur.
Ebeveyn sıcaklığı, psikolojik kontrol ve yapılandırıcı ebeveyn davranışlarının aşırı korumacı ebeveynliğin dört alt boyutu üzerindeki etkileri hiyerarşik regresyon analizi ile ayrı ayrı test edilmiştir. Bunun için ilk basamakta demografik değişkenler (çocuğun cinsiyeti, anne eğitimi ve gelir düzeyi) kontrol edilmiş, ikinci basamakta ise ebeveynlik boyutları modele eklenmiştir. Bulgular, sıcaklık ve psikolojik kontrolün hiperaktif bakım vermeyi pozitif yönde etkilediğini göstermiştir. Sıcaklığın ayrıca ebeveyn duyarlığını pozitif yönde etkilediğini ortaya koymuştur. Bunun yanı sıra bulgular ebeveynin özerklik destekleyici davranışlarını yapılandırıcı ebeveyn davranışlarının pozitif yönde, psikolojik kontrolün ise negatif yönde etkilediğini göstermiştir. Araştırmanın bulguları ilgili alan yazın çerçevesinde tartışılacaktır. Bu çalışmanın hem gelecek çalışmalarda araştırmacılara ışık tutacağı hem de kültüre özgü ebeveynlik davranışlarının daha iyi anlaşılmasına katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Anahtar Kelimeler: ebeveynlik ; helikopter ebeveynlik ; aşırı korumacı ebeveynlik
Paylaşan Ebeveynlik Değerlendirme Ölçeği’nin Türkçe Uyarlama Çalışması
Fatih Bayraktar, Doğu Akdeniz Üniversitesi
Hale Ögel Balaban, Bahçeşehir Üniversitesi
Dilek Çelik, Doğu Akdeniz Üniversitesi
Ebeveynlerin çocukları hakkındaki bilgileri sosyal medyada paylaşmaları olarak tanımlanan paylaşan ebeveynlik (Choi ve Levallen, 2017), ebeveynlik ve sosyal medya kullanımıyla ilgili görece yeni bir kavramdır. Bir açıdan bakıldığında, paylaşım yoluyla ebeveynler çocuklarıyla birlikte olan hayatlarını sergilemekte, anılarını arşivlemekte, özellikle mutluluk ve gurur gibi olumlu duygularını paylaşmaktadırlar (Blum-Ross & Livingstone, 2017; Davidson-Wall, 2018; Duggan vd, 2015; Wagner ve Gasche, 2018). Paylaşımın olumsuz yönlerine odaklanan bir başka açıdan bakıldığında ise paylaşan ebevenlik çocukların mahremiyeti ve güvenliği açısından riskli bir davranıştır (Ammari vd., 2015; Kopechky vd., 2020; Kumar ve Schoenebeck, 2015). Bu bağlamda araştırmamızın amacı Romero-Rodriquez ve ark. (2022) tarafından geliştirilen ve yukarda bahsedilen bakış açılarının farklı boyutlarda temsil edildiği Paylaşan Ebeveynlik Değerlendirme Ölçeği'ni Türkçe’ye uyarlamaktır.
Araştırmaya Türkiye ve Kuzey Kıbrıs’tan yaşları 18 ile 62 (Ort.=42, SS =5,6) arasında değişen 391 ebeveyn katılmıştır. Bu ebeveynlerin %76’sı annelerdir. Ebeveynlerin %78’I evil olduklarını belirtmişlerdir. Örneklemin %22’si lise, %47’si üniversite lisans, %21’I ise lisanüstü derecesine sahiptir.
Faktör yapısını değerlendirmek üzere temel bileşenler analizi yapılmadan önce, örneklemin analiz için uygunluğunu değerlendirmek amacıyla Kaiser-Meyer-Olkin (KMO) değeri hesaplanmıştır. KMO değeri mevcut örneklem için .87 olarak tespit edilmiş ve verinin faktör analizi için uygun olduğuna karar verilmiştir. Açımlayıcı faktör analizi sonuçları ölçekte yer alan 17 maddenin iki faktöre yüklendiğini (Paylaşım; Koruma) ve .498 ile .915 arasındaki faktör yükleriyle varyansın %65,54'ünü açıkladığını göstermiştir. İç tutarlılık katsayısı .83’tür.Ölçeğin yapısı doğrulayıcı faktör analizi ile de sınanmıştır. Doğrulayıcı Faktör Analizi sonucunda mevcut örneklem için iki faktörlü model ile verinin mükemmel uyum gösterdiği görülmüştür; [χ2 (61, N = 391) = 14.40, p < .001, RMSEA = .00, GFI=1.00, AGFI=.99, CFI = .98,NNFI=1.00]. Son olarak ölçeğin geçerliği test edilmiş, paylaşan ebeveynliğin kendini düzenleme becerisi ile (r=.24, p<.001), demokratik ebeveynlikle (r=.31, p<.001), izin verici ebeveynlikle (r=.12, p<.05) ve dijital medya okuryazarlığıyla (r=.13, p<.05) ilişkili olduğu bulunmuştur.
Anahtar Kelimeler: Paylaşan Ebeveynlik; Geçerlik; Güvenirlik; Uyarlama
Dr. Sema Karakelle’ye Armağan: Bilime ve Hayata İlham Olan Hocamız
Tolga Yıldız, İstanbul Üniversitesi
Zehra Ertuğrul Yaşar, Yalova Üniversitesi
Muhammed Şükrü Aydın, Konya Selçuk Üniversitesi
Yasemin Yeşilyaprak, Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi
Esra Demirkan, İzmir Katip Çelebi Üniversitesi
Ezgi Acun, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi
Dr. Sema Karakelle, İstanbul Üniversitesi Psikoloji Bölümü'nde sadece bilimsel çalışmalarıyla değil, aynı zamanda öğrencilerine ilham veren liderliği ve kişisel etkisiyle de Türk psikoloji camiasınca tanınan sayılı “kurucu akademisyenlerden” biridir. Akademik başarılarının yanı sıra örnek gösterilecek kişiliği, hayata bakış açısı ve danışmanlığıyla meslektaşları ve öğrencileri arasında derin bir saygı ve sevgi kazanmıştır. Karakelle, lisans ve lisansüstü öğrencilerine liderlik yaparak, onların yeni araştırma problemleri oluşturmasına ve yeni kapılar aralamasına yardımcı olmuştur. İstanbul Gelişim Araştırmaları ekibiyle yarattığı akademik aile ortamı, öğrencilerine samimi ilişkiler kurarak destek olması, onun için akademik ortamın sadece bilgi üretiminden ibaret olmadığının açık bir göstergesidir.
Karakelle’nin ilgi alanları geniş bir yelpazeyi kapsar. Özellikle üstbiliş konusundaki çalışmaları ve bu alandaki katkıları, Türk psikolojisinde önemli bir yer tutar. Üstbiliş ve yaratıcılık konularında yarım kalan kitap çalışmaları, onun bu alanlara olan derin ilgisini ve tutkusunu yansıtır. Ayrıca, bilim kurgu ve fantastik edebiyata olan ilgisi, doğaya ve özellikle denize duyduğu tutku, akademik ve kişisel hayatını zenginleştiren unsurlardır. Olağanüstü lezzet ve çeşitlilikte yemekler yaparak, hem akademik hem insani anlamda doyurucu sofralar kurmuş ve bu ortamlarda öğrencileriyle saatler süren derin sohbetler gerçekleştirmiştir.
Sema Karakelle’nin danışmanlık yaptığı tezler, akademik ve kişisel hayatlara dokunuşlarının somut birer göstergesidir. 2003-2023 yılları arasında 10 doktora ve 28 yüksek lisans tezi yönetmiş, bu tezlerde zihin kuramı, üstbiliş, bilişsel esneklik, prososyal davranış gibi konuları araştırmıştır. Lisans ve lisansüstü düzeyde araştırma yöntemleri dersleri vererek, öğrencilerinin bilimsel bilgi ve becerilerini geliştirmelerine katkıda bulunmuştur. Tez çalışmalarında özellikle yönteme verdiği önem ve yapıcı eleştirileri, öğrencilerinin akademik bakış açısını derinleştirmiştir. Karakelle’nin akademik danışmanlık ve öğretim anlayışı, biz öğrencilerinin hayatında derin izler bırakmıştır. Doktora öğrencisi olarak onunla çalışmak, hepimize insan zihni üzerine geniş bir perspektif kazandırmıştır. Sema Karakelle’nin bilimsel bilgi üretme tutkusunu ve "bizi çalışmak kurtarır" sözünü rehber edinerek, onun mirasını gururla sürdürmekteyiz. Dr. Sema Karakelle’yi anarken, akademik ve kişisel hayatlarımız üzerindeki etkisini, bilimsel mirasını, ilham verici liderliğini ve ona olan minnettarlığımızı her zamanki gibi yüksek sesle tekrar ifade ediyoruz.
Anahtar Kelimeler: Dr. Sema Karakelle; Gelişimsel Psikoloji; Akademik Danışmanlık; Üstbiliş; Bilişsel Gelişim; Liderlik
Zihin Kuramını Etkileyen Bilişsel Etmenlerin Gelişim Dönemleri Boyunca İncelenmesi
Ezgi Acun, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi
Sema Karakelle, İstanbul Üniversitesi
Bu çalışmanın amacı, zihin kuramının gelişimini okul öncesi dönem dışında ve sosyo-kültürel bir perspektiften ele alarak incelemektir. Bu amaçla çalışma, iki aşamalı bir biçimde yürütülmüştür. Betimsel yöntemde yürütülen ilk aşamaya, 18 -25 yaş aralığında olan 112 üniversite öğrencisi katılmıştır. Yetişkin zihin kuramının yapısına ve zihin kuramını etkileyen bilişsel etmenlere bakılan bu ilk aşamada, zihin kuramının iki faktörlü bir yapı gösterdiği bulunmuştur. Bilişsel etmenlerden yürütücü işlev ve çalışma belleğinin, demografik değişkenlerden kardeşle aradaki yaş farkının yetişkin zihin kuramını yordadığı görülmüştür.
İlk aşamanın bulgularından esinlenilerek oluşturulan ikinci aşama, deneysel bir yöntem ile yürütülmüştür. İkinci aşamaya, yaşları 9-10 ve 18-20 aralığında olmak üzere iki farklı yaş grubu katılmıştır. 9-10 yaşlarda 20 deney ve 20 kontrol grubunda olmak üzere toplamda 40 çocuk, 18-20 yaşlarda ise 25 deney ve 25 kontrol grubunda olmak üzere toplamda 50 üniversite öğrencisi yer almıştır. Her iki yaş grubunda da zihin kuramı görevi öncesinde deney grubuna zihinsel durumların yer aldığı, kontrol grubuna ise fiziksel durumların yer aldığı videolar izletilmiştir. Araştırmanın hipotezine zıt bir biçimde her iki yaş grubunda da deney grubunun zihin kuramı puanları ile kontrol grubununkiler arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır. Yaşın zihin kuramı becerisinde anlamlı bir fark yarattığı, beklendiği biçimde 18-20 yaşların 9-10 yaşlardan anlamlı olarak daha fazla başarı gösterdiği görülmüştür. Yaşla başarı artsa da her iki aşamadan çıkan genel sonuç, zihin kuramı kavramına sahip olmanın büyük yaş çocuklarında ve yetişkinlerde başarıyı garantilemediği şeklindedir. Sonuçlar, hem kuram kuramı hem de ortaya çıkma gibi yaklaşımlar ile uyumlu değildir. Mevcut çalışmanın sosyo-kültürel yaklaşımı desteklediği söylenebilir ancak daha güçlü bir destek için farklı yaş gruplarıyla ve farklı görevler ile daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyulmaktadır.
Anahtar Kelimeler: Zihin kuramı; Orta Çocukluk; Yetişkinlik; Kuram Kuramı; Sosyo-Kültürel Yaklaşım
Özgür İrade ve Kontrol Odağı Çerçevesinde Faillik Hissinin İncelenmesi
Yasemin Yeşilyaprak, Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi
Esra Demirkan, İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi
Faillik hissi kendi eylemlerimizi ve bu eylemler aracılığıyla dış dünyadaki olayları kontrol ettiğimize ilişkin hissimizdir. Alanyazında faillik hissinin örtük bir düzeyi olan faillik duygusu ve açık bir düzeyi olan faillik kararı arasında ayrım yapılmakta ve bu iki düzeyin ölçümü de birbirinden farklılaşmaktadır. Mevcut araştırmada alanyazında faillik hissinin açık düzeyinin ölçümü için kullanılan Faillik Hissi Ölçeği’nin (The Sense of Agency Scale) Türkçe’ye uyarlanması çalışmasında elde edilen veriler ışığında faillik hissinin, psikolojik belirtiler, özgür irade ve kontrol odağı ile olan bağlantıları incelenmiştir. Araştırmanın katılımcılarına İstanbul Üniversitesi, İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi ve Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi lisans öğrencilerinden kolay örnekleme yoluyla ulaşılmıştır. Katılımcılara Demografik Bilgi Formu, Depresyon Anksiyete Stres-21 Ölçeği (DASS-21), Faillik Hissi Ölçeği, Kontrol Odağı Ölçeği, Özgür İrade ve Belirlenimcilik Ölçeği uygulanmıştır. Verilerin analizi için IBM SPSS 26 paket programı ve Jamovi 2.3 versiyonu kullanılmıştır. Katılımcıların yaşları 17-60 (Ort.21.6; SS: 4.97) aralığındadır (N: 652; 503 K). Ölçek uyarlaması kapsamında Açımlayıcı (KMO = 0.868, Barlett (χ²(66) = 2043.704, p = 0.000) ve doğrulayıcı (χ² = 203, df = 53, p < .001; RMSEA = 0.0658, CFI = 0.0564, TLI = 0.907, SRMR = 0.0432) faktör analizi sonuçları, ölçeğin orijinalindeki gibi 2 faktörlü bir yapı sergilemiştir. Elde edilen 12 maddeli ölçeğin, bu örneklemde iyi bir güvenilirliğe sahip olduğu görülmüştür (Cr. α = .824, McDonald's ω=.832). Faillik hissinin yordayıcılarını belirlemek için çoklu hiyerarşik doğrusal regresyon analizi yürütülmüştür. Analize ilk blokta DASS-21 puanları, ikinci blokta ise Kontrol Odağı Ölçeği ve Özgür İrade ve Belirlenimcilik Ölçeği alt boyutlarının puanları sokulmuştur. Sonuçlar DASS-21 puanlarının faillik hissinin %20’sini, Özgür irade puanlarının faillik hissinin %12’sini, Kaderci belirlenimcilik puanlarının faillik hissinin %3’ünü istatistiksel olarak anlamlı düzeyde (p<.001) yordadığını göstermiştir. Ayrıca kontrol odağının faillik hissinin %1’ini istatistiksel olarak anlamlı düzeyde açıklamıştır. Bulgular psikolojik belirtilerin, özgür irade ve kaderciliğin faillik hissi üzerinde önemli bir rolü olduğuna işaret etmektedir. Bulgular alanyazın ışığında tartışılmıştır.
Anahtar Kelimeler: Faillik Hissi Ölçeği, Özgür İrade, Kaderci belirlenimcilik, Kontrol Odağı, Ölçek Uyarlama
Okul Öncesi Dönemde Duygu Düzenleme: Birlikte Ebeveynlik ve Anne Babanın Duygu Düzenleme Becerilerinin Rolü
Zehra Ertuğrul Yaşar, Yalova Üniversitesi
Neslihan Yaman, Yalova Üniversitesi
Okul öncesi dönemde duygu düzenleme üzerine yapılan çalışmaların genellikle anne-çocuk ilişkisi üzerine odaklandığı aile bağlamında diğer faktörler üzerinde yeterince durmadığı görülmektedir. Bu bağlamda, çocuk yetiştirme sürecinde ailelerin nasıl bir iş birliğine gittiklerini, sorumlulukları nasıl paylaştıklarını niteleyen birlikte ebeveynlik kavramının irdelenmesi önemli gözükmektedir. Bu araştırma, ebeveynlerin duygu düzenleme becerilerinin ve birlikte ebeveynliklerinin, okul öncesi çocukların duygu düzenleme becerilerini yordama gücünü ortaya koymak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın verileri 3-6 yaş arası çocuğu olan 502 ebeveynden toplanmıştır. Ebeveynlerin duygu düzenleme becerilerini ölçmek için Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği Kısa Formu, birlikte ebeveynliği ölçmek için Birlikte Ebeveynlik Ölçeği ve çocukların duygu düzenleme becerileri ölçmek için Duygu Düzenleme Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde çocukların duygu düzenleme becerileri, ebeveynlerin duygu düzenleme becerileri ve birlikte ebeveynlikleri arasındaki ilişkiyi saptamak için Pearson korelasyon analizi; ebeveynlerin duygu düzenleme becerilerinin ve birlikte ebeveynliklerinin, çocukların duygu düzenleme becerileri düzeyini anlamlı şekilde yordayıp yordamadığını belirlemek amacıyla çoklu doğrusal regresyon analizi yapılmıştır. Duygu düzenleme ölçeğinin değişkenlik/olumsuzluk ve duygu kontrolü alt boyutları için analizler ayrı yapılmıştır. Analiz sonuçlarına göre çocukların duygu düzenleme ölçeğinin değişkenlik/olumsuzluk alt boyutunun %14’ü ebeveynlerin duygu düzenleme güçlüğü ve birlikte ebeveynlikleri ile açıklanmaktadır. Modele ebeveynlerin duygu düzenleme güçlüklerinin, birlikte ebeveynlik çatışmasının ve aile ilişkilerinin ortak yönetiminin anlamlı katkı sağladığı bulunmuştur. Duygu düzenleme ölçeğinin duygu kontrol alt boyutunun %15’inin ebeveynlerin duygu düzenleme güçlükleri ve birlikte ebeveynlikleri ile açıklandığı görülmüştür. Modelle birlikte ebeveynlik anlaşmasının, birlikte ebeveynlik çatışmasının ve aile ilişkileri ortak yönetiminin anlamlı katkı sağladığı görülmüştür. Tüm bu sonuçlar okul öncesi dönemdeki çocukların duygu düzenleme becerilerinde hem ebeveynlerin kendi duygularını düzenlemelerinin hem de birlikte ebeveynliklerinin çocukların duygu düzenleme becerilerindeki rolüne dikkat çekmektedir.
Anahtar Kelimeler: Duygu düzenleme; Birlikte ebeveynlik; Okul öncesi dönem
Beliren Yetişkinlik Döneminde Ebeveynler Arası Olumsuzluğun Yayılması
Şule Pala Sağlam, İstanbul Üniversitesi
Gül Şendil, İstanbul Atlas Üniversitesi
Uzun yıllardır yapılan ve çeşitli teorilere dayanan araştırmalar, ebeveyn çatışmasının çocuklardaki uyum problemlerini artırdığını tutarlı bir şekilde ortaya koymuştur. Ancak, evlilik sisteminden çocuğa uzanan bu etkilerin sistemler arası geçiş mekanizmaları belirsizliğini korumaktadır. Yayılma hipotezine dayanan bu çalışmanın amacı, beliren yetişkinlik döneminde ebeveynler arasındaki olumsuzluğun yayılma mekanizmalarını ortaya çıkararak, bu hipotezin çerçevesini netleştirmektir. Bu kapsamda, mevcut çalışmada ebeveyn çatışması ile beliren yetişkinlerin uyum problemleri arasındaki ilişkide sınır çözülmelerinin aracı rolü incelenmiştir. Çalışmanın katılımcılarını yaşları 18 ile 26 arasında değişen 399 (301 kadın, 98 erkek) üniversite öğrencisi oluşturmuştur. Verilerin çevrim içi toplandığı bu çalışmada, katılımcıların evlilik çatışması algılarını ölçmek için “Çocukların Evlilik Çatışmasını Algısı Ölçeği”, beliren yetişkin-anne ilişkisindeki sınır çözülmelerini ölçmek için “Ebeveyn-Çocuk Sınırları Ölçeği- III” ve uyum problemlerini ölçmek için ise “Güçler ve Güçlükler Anketi” kullanılmıştır. Hipotezler process macro model 4 paralel aracılık modelleri kullanılarak test edilmiştir. Sonuçlar, ebeveyn çatışmasının beliren yetişkin sonuçlarına yayılması sürecinde, çocuk muamelesi ve düşmanca eş halini alma sınır çözülmelerinin en etkin rol oynayan sınır çözülmesi problemleri olduğunu göstermiştir. Araştırmanın bulguları, aile değişim modeli, öz-belirleme kuramı ve beliren yetişkinlik teorisi temelinde ilgili alanyazınla tartışılmıştır.
Anahtar Kelimeler: Ebeveyn Çatışması; Sınırlarda Çözülme; Çocuk Muamelesi; Düşmanca Eş Halini Alma
Eğitimde Eşitsizlikler Bağlamında Çocuk ve Ergenlerde Gruplar Arası Temasın Dışlama Yargılarına Etkisi
Buse Gönül, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi
Başak Şahin-Acar, Orta Doğu Teknik Üniversitesi
Melanie Killen, Maryland Üniversitesi
Eşitsizliklerin tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaştığı günümüzde, dezavantajlı koşullardan gelen bireyler fiziksel, psikolojik ve sosyal birçok ciddi sorunla karşılaşmaktadır. Buna ek olarak, eşitsizlik düzeyi yüksek toplumlarda bireylerin daha fazla kalıpyargı ve önyargı içeren tutumlar benimsediği görülmektedir. Dolayısıyla, eşitsizliklerin psikolojik etkileri günlük etkileşimler içinde yeniden üretilmektedir. Araştırmalar, çocukların da yetişkinler gibi sosyal sınıf ve eşitsizlikleri sosyal hayatlarında karar verirken önemli bir faktör olarak ele aldıklarını göstermektedir. Özellikle sağlık ve eğitime erişim gibi temel haklar söz konusu olduğunda, bir kişiyi sosyal sınıfı nedeniyle dışlamak genellikle adaletsiz bir durum olarak değerlendirilirken, ayrıcalıklara sahip olmak, statükoyu korumak ve grubun faydasını gözetmek sınıfsal ayrımcılığın meşru sebepleri olarak ortaya çıkmaktadır.
Bu araştırmada, çocukların ve ergenlerin eğitim ortamında gerçekleşen sosyal sınıf temelli dışlama konusunda ahlaki muhakemeleri incelenmiştir. Ayrıca, eşitlikçi tutumları artırdığı bilinen bir faktör olarak çocukların ve ergenlerin farklı sosyoekonomik geçmişlerden gelen akranlarıyla olan temaslarının ahlaki muhakemeleri üzerindeki etkisi ele alınmıştır. Katılımcılar 142 çocuk (8–10 yaş, Ort. yaş = 9.80; SS = 0.82) ve 128 ergeni (14–16 yaş, Ort. yaş = 15.46; SS = 0.91) içermekte olup, katılımcılar düşük (N = 144) ve yüksek (N = 126) sosyoekonomik geçmişlerden gelmektedirler.
Sonuçlar, ergenlerin çocuklara göre eğitimde sınıfsal eşitsizliği daha az kabul edilebilir bulduklarını göstermiştir. Dezavantajlı sosyoekonomik koşullardan gelen ergenler, daha fazla ahlaki muhakeme yaparken, ayrıcalıklı sosyoekonomik koşullardan gelen ergenler ise daha fazla statükoyu korumaya yönelik değerlendirmelerde bulunmuşlardır. Gruplar arası temasın rolü ise ayrıcalıklı sosyoekonomik koşullardan gelen ergenler üzerinde gözlemlenmiştir. Bu grup için kendilerinden farklı şartlara sahip olan arkadaşların fazla olması, adil olma ve hakkaniyeti sağlama yönünde daha fazla çözüm önerisi getirdiklerini göstermiştir.
Anahtar Kelimeler: eşitsizlikler; sosyal dışlama; ahlaki yargı; sosyal sınıf
Çocuk ve Ergenlerin Ukraynalı ve Suriyeli Akranlarının Dışlanmasına Verdikleri Seyirci Tepkileri: Grup Normlarının Rolü
Ayşe Şule Yüksel, Millî Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı
Tracy Warren, Kent Üniversitesi
Jenna Booth, Cardiff Üniversitesi
Adam Rutland, Exeter Üniverstesi
Gruplar arası dışlanma, bir kişinin grup kimliği nedeniyle bir grup veya aktiviteden dışlanmasıdır ve özellikle yaygın olarak dışlamaya maruz kaldıkları bilinen mülteci çocuklar ve ergenler üzerinde kötü etkilere sahiptir. Seyirci tepkileri, zorbalığa (örn., sosyal dışlanma) tanıklık eden kişinin bu duruma karşı verdiği aktif (örn. meydan okuma) ve pasif (örn. görmezden gelme) tepkilerdir. Aktif seyirci tepkileri zorbalığın azalmasına katkıda bulunurken, pasif seyirci tepkileri zorbalığın daha da kötüleşmesine neden olabilir. Grup normları, hem sosyal dışlama hem de sosyal dışlanmaya uğramış kişilere yardım etme davranışı üzerinde büyük bir etkiye sahiptir. Dünya çapında mülteci karşıtı tutumların artmasıyla birlikte mültecilerin sosyal olarak dışlanması bir sosyal norm haline gelmiştir. Ancak mülteciler, ırkları, etnik kökenleri veya sosyal statülerine göre (örn. Ukraynalılar ve Suriyeliler) farklı şekil ve düzeylerde ayrımcılığa uğrayabilmektedirler. Bu deneysel çalışma, normların çocuk ve ergenlerin Ukraynalı ve Suriyeli akranlarının sosyal dışlanmasına karşı verdigi aktif ve pasif seyirci tepkilerini nasıl etkilediğini araştırmaktadir. Bu çalışmada, İngiliz çocuklar (8-10 yaş, n = 299) ve ergenler (13-15 yaş, n = 191), bir okul kulübü kuran bir arkadaş grubunun bir parçası olduklarını söyleyen varsayımsal bir hikaye okudular. Ardından katılımcılara, kulübe katılmak isteyen (Ukraynalı ya da Suriyeli) yeni bir öğrenci olduğu ve bu öğrencinin arkadaş gruplarındaki bir kişi tarafından istenmediği söylendi. Bunu takiben katılımcılara, (1) arkadaş gruplarının bu dışlanan kişiye yardım ettiği ya da (2) yardım etmek için hiçbir şey yapmadığı söylendi. Katılımcılara dışlanan öğrenciye aktif ve pasif olarak yardım edip etmeyecekleri soruldu. Sonuçlar, ergenlerin çocuklara göre daha az aktif ve daha fazla pasif seyirci tepkisi gösterme olasılığının yüksek olduğunu ortaya koydu. Bunun yanında, sadece ergenlerin, gruplarının dışlanan öğrenciye yardım ettiğini duyduklarında, dışlanan öğrenci Suriyeli olduğunda, Ukraynalı olmasına kıyasla daha az aktif ve daha fazla pasif seyirci tepkisi gösterme olasılıkları olduğu ortaya çıktı. Çalışma sonuçları, gruplar arası dışlamayı azaltmak ve aktif prososyal seyirci davranışlarını teşvik etmek için geliştirilecek eğitim programları bağlamında tartışılacaktır.
Anahtar Kelimeler: sosyal dışlama; seyirci tepkileri; grup normları; mülteci
Sosyal Dışlamaya Verilen Tepkilerde Gruplararası Tutumların ve Normların Rolü
Seçil Gönültaş, Bilkent Üniversitesi
Önyargıya dayalı sosyal dışlanmanın psikolojik esenlik, fiziksel sağlık ve akademik gelişime olan olumsuz etkileri göz önünde bulundurulduğunda bunu azaltabilecek faktörlerin incelenmesi önemli olmaktadır. Türkiye’de dışlayıcı davranışlara ve önyargıya maruz kalan gruplardan biri mülteci çocuklardır. Bu nedenle mülteci olmayan Türkiyeli çocukların mülteci akranlarına dair tutumlarını ve bu bağlamda sosyal dışlamaya verilen tepkileri anlamak önemli hale gelmektedir. Mevcut çalışmada çocuk ve gençlerin mülteci akranlarının yaşadığı sosyal dışlanmaya gösterdikleri tepkilerin yaş, önyargı ve grup normları bağlı olarak değişip değişmediği incelenmiştir. Bu amaçla mevcut çalışmada yaşları 10 ve 18 arasında değişen 248 ortaokul (Ort = 11.57, 121 kız) ve 262 lise (Ort = 14.85, 176 kız) öğrencisinden veri toplanmıştır. Varsayımsal hikayeler yoluyla katılımcılar sınıflarındaki bir mülteci arkadaşlarının grup arkadaşları tarafından dışlanmak istendiğine dair konuşmaların ‘WhatsApp’ gruplarında olduğunu görmüştür. Çalışmaya katılan çocuklar ve gençlerin yarısı gruptaki herkesin mülteci akranlarını dışlamak istediğini okurken diğer yarısı gruptaki arkadaşlarının bazılarının dışlamayı bazılarının da kapsayıcılığı desteklediğini okumuştur. Sonrasında katılımcıların dışlamaya verdikleri tepkiler ve kendilerinin mülteci akranlarını davet etme ihtimalleri sorulmuştur. Aynı zamanda katılımcıların mültecilere karşı tutumları da değerlendirilmiştir. Araştırma da katılımcıların yargı ve değerlendirmelerinin hem akran normlarına hem önyargı seviyelerine hem de yaşa bağlı değişimi geçerliliği ve güvenirliliği test edilmiş ölçümlerle incelenmiştir. Araştırma bulguları çocuk ve gençlerin tepki ve değerlendirmelerinde en etkili faktörün negative tutumlar olduğunu göstermiştir. Bulgular aynı zamanda negative tutumlar, grup normları ve yaş arasında üç yönlü bir etkileşim olduğunu göstermiştir. Buna bağlı olarak iki grup arasındaki fark sadece lise dönemindeki mültecilere karşı daha az negative tutuma sahip öğrencilerde bulunuştur. Bu grupta bazı arkadaşlarının dışlamaya karşı çıktığını okuyan öğrenciler sadece dışlayıcı normları okuyan öğrencilere göre daha kapsayıcı olacaklarını belirtmişlerdir. Yaşa bağlı bulgular ortaokul öğrencilerinin lise öğrencilerine kıyasla sosyal dışlanmaya daha fazla tepki gösterdiklerini ve daha kapsayıcı olduklarını ortaya koymuştur. Bulgularımız hem negative tutumları azaltacak müdehale programlarının hem de kapsayıcı akran grubu normlarını teşvik etmenin önemine vurgu yapmaktadır.
Anahtar Kelimeler: sosyal dışlama, kapsayıcı tutumlar, gruplar arası bağlamlar, grup normları, ergen ve çocuklar
Türkiye’de Sığınmacı Babalar: Göç Sonrası Zorluklar ve Sosyal Desteğin Rolü
Gamze Turunç, Kadir Has Üniversitesi
Yasemin Kisbu, Koç Üniversitesi
Savaş mağduru olan ve göçmen ebeveynlerle yapılan önceki çalışmalar, savaş travmasının yanı sıra göç edilen ülkede karşılaşılan ekonomik, sosyal, fiziksel ve psikolojik zorlukların, ebeveynlerin psikolojik sağlığını önemli ölçüde etkilediğini ve bu etkilerin savaş travmasından daha fazla varyans açıkladığını göstermiştir. Ebeveynlerin aldığı sosyal destek, bu zorluklara karşı önemli bir koruyucu faktör olma potansiyeline sahiptir. Bu çalışma, göç sonrası yaşanan zorlukların babalığın farklı boyutlarına etkisini ve duygusal ve araçsal/pratik desteğin potansiyel koruyucu etkilerini araştırmayı hedeflemektedir. Çalışma kapsamında, Suriye iç savaşından kaçarak Türkiye'ye sığınan ve 2-5 yaş arası çocuğu olan 286 baba ile anketler yapılmıştır. Babalar, savaş travması, göç sonrası yaşanan zorluklar (ekonomik zorluk, ayrımcılık, sağlık hizmetlerine erişimde güçlük, sosyal izolasyon vb.), algıladıkları duygusal ve araçsal/pratik sosyal destek ve çocuklarına karşı cezalandırma davranışları, sıcaklık davranışları ve ilgili babalık ve bazı demografik bilgiler hakkında sorular yanıtlamışlardır. Analizler, baba eğitimi, gelir, sığınma süresi ve savaş travması gibi faktörler kontrol edildikten sonra, göç sonrası yaşanan zorluklar ve algılanan duygusal desteğin sıcaklık davranışı ile pozitif yönde ilişkili olduğunu gösterdi. İlgili babalık ile ilgili sonuçlar, kontrol değişkenleri dikkate alındıktan sonra, yalnızca algılanan duygusal destek ve çocukla yapılan aktiviteler arasında pozitif bir ilişki göstermiştir. Göç sonrası babaların yaşadığı zorlukların cezalandırma davranışları ile pozitif yönde, algılanan desteğin ise negatif yönde ilişkili olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, göç sonrası yaşanan zorluklar ve algılanan duygusal destek arasında anlamlı bir etkileşim bulunmuştur. Bu sonuçlar, cezalandırma davranışları için araçsal/pratik sosyal desteğin değil, ancak duygusal sosyal desteğin babaların 2-5 yaş çocuklarına yönelik cezalandırma davranışlarını azaltabileceğini göstermektedir. Bu bulgular, göçmen ailelere yönelik destek programlarının önemini vurgulamakta ve duygusal destek sağlayan müdahalelerin, babaların psikolojik sağlıklarını ve ebeveynlik becerilerini güçlendirmede etkili olabileceğini önermektedir.
Anahtar Kelimeler: babalık davranışları, göç sonrası zorluklar, sosyal destek, savaş travması
Genç Yetişkin Bir Örneklemde Ebeveynler ve Kardeşler Arasındaki İlişkilerin İncelenmesi
Demet Kara, Antalya Bilim Üniversitesi
Başak Şahin Acar, Orta Doğu Teknik Üniversitesi
Bu araştırmanın amacı, genç yetişkinlerin kardeşleri, ebeveynleri, ve kardeşleri ile ebeveynleri arasındaki ilişkileri ve bu üç ilişkinin birbirinin işleyişini nasıl etkilediğini incelemektir. Bu ilişkiler incelenirken katılımcılar ve kardeşlerinin cinsiyeti ve yaşına dair değişkenler göz önünde bulundurulacaktır. Çalışmaya yalnızca bir kardeşi olan 64 kişi (38 kadın, yaşort = 21.82, kardeş yaşort = 21.34) katılmıştır. Katılımcıların aile içi dinamiklerine dair görüşleri yarı yapılandırılmış yüz yüze görüşmelerle ölçülmüş, görüşmeler esnasında ses kaydı alınmıştır. Bu ankette, katılımcıların kendileri-kardeşleri, kendileri-ebeveynleri, ve kardeşleri-ebeveynleri arasındaki ilişki kalitesini, aile içindeki anlaşma sıralamasını ve ebeveynlerin kardeşler arası ilişkiye müdahalelerini inceleyen sorulara odaklanılmıştır. Demografik bilgiler görüşme sonlarında toplanmıştır. Görüşmelerin ardından tüm kayıtlar kelimesi kelimesine transkribe edilmiştir. Verileri analiz etmek için tematik kodlama tekniği kullanılmıştır. Halihazırda verilerin bir kısmı kodlanmış ve bazı ön sonuçlar alınmıştır. Buna göre, sıklıkla beliren ilk beş kategori sırasıyla ilişkinin kalitesi, ilişkideki dinamikler, ebeveyn davranışları, müdahale/tavsiye, kişilik özellikleridir. Aile içi ilişkilerin kalitesi çoğunlukla pozitif atıflarla tarif edilmiştir (N = 286, 53.6%). Dahası, katılımcılar ilişki kalitelerini pozitif ama belirli sınırları olan, dalgalanan, değişime uğrayan ve negatif olarak da nitelendirmiştir. İlişki dinamiklerinde etkin olan faktörler dürüst olmak, yardımlaşmak, zaman ayırmak, büyüyüp olgunlaşmak, hiyerarşik yapıda olmamak, paylaşmak üzerinden şekillenmiştir. Öne çıkan ebeveyn davranışları anne-babanın eşit ebeveynlik sağlamaları veya kardeşlerden birine iltimas geçmeleri olmuştur. Eşit ebeveynlik olmadığında katılımcıların gözünden iltimas gören daha çok kardeşleridir. Ayrıca, anneler daha çok müdahale edip ilgi gösteren; babalar maddi destek sağlayan, daha uzak olan, ihtiyaç duyulduğunda müdahale eden ve sadece pratik ve ciddi olmayan eğlenceli konularda iletişim kuran kişilerdir. Katılımcıların %60’ı babalarını en az iyi anlaştıkları aile üyesi olarak belirtmiştir. Son olarak, ebeveynlerin tavsiyelerinde kardeşlerin iyi geçinmeleri gerektiği çünkü doğuştan gelen kardeşlik bağının olduğu ve bunun ebeveynlerin vefatının ardından devam edeceği hatırlatılmıştır. Mevcut çalışmanın ön sonuçları literatürle uyumludur. Detaylı sonuçlarda, kültürel bir yaklaşımla üç yakın ilişki örnekler üzerinden incelenecek ve Aile Sistemleri Teorisi (Bowen, 1972, 1978) gibi teoriler çerçevesinden tartışılacaktır.
Anahtar Kelimeler: kardeş ilişkileri; ebeveynlerle ilişkiler; aile içi ilişkiler, genç yetişkinlik dönemi; yüzyüze görüşme tekniği
Yuvadan Uçuş İçin Hazır Mıyız? Gençlerin Üniversiteye Uyumunu Etkileyen Bireysel ve Ailesel Faktörler
Özge Alkanat, Yaşar Üniversitesi
Aysun Doğan, Ege Üniversitesi
Bu çalışmanın amacı beliren yetişkinlik döneminde üniversiteye uyumu yordayan bireysel ve ailesel değişkenlerin Bronfenbrenner’in ekolojik sistemler kuramı çerçevesinde incelenmesidir. Araştırmanın örneklemini 18-27 yaş aralığındaki toplam 1048 öğrenci (%59 kadın, %41 erkek) oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak demografik bilgi formunun yanı sıra Üniversite Yaşamına Uyum Ölçeği, Beş Faktör Kişilik Envanterinin Kısa Formu, Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği, Ebeveyne Yönelik Algılar Ölçeği, McGill Arkadaşlık Ölçeği ve Sistem Anketi kullanılmıştır. Üniversiteye bireysel, sosyal ve akademik uyumun yaşa bağlı olarak farklılık göstermediği, kadınların akademik ve sosyal uyumunun erkeklere oranla daha yüksek olduğu, kendini yetişkinliğe erişmiş olarak algılayan öğrencilerin üniversiteye bireysel ve akademik uyumunun daha yüksek olduğu görülmüştür. Hiyerarşik regresyon analizleri sonucunda yetişkinliğe erişmiş olduğunu düşünen; üniversitenin sağladığı imkânlardan memnun olan; üniversiteye başlamasının ailesine olumlu etkisi olan; nitelikli arkadaşlık ilişkisine sahip; stresle aktif baş eden; dışadönüklük, sorumluluk ya da gelişime açıklık kişilik özelliklerine sahip olan öğrencilerin bireysel uyumlarının daha yüksek olduğu saptanmıştır. Ekolojik sistemler kuramı çerçevesinde değerlendirildiğinde, üniversiteye bireysel uyum açısından ekzosistem, mezosistem ve mikrosistem değişkenlerinin yordayıcı olduğu, sosyal ve akademik uyum açısından ise ekszosistem ve mikrosistem değişkenlerinin yordayıcı olduğu görülmüştür. Bu çalışma için oluşturulan yapısal eşitlik modelinden elde edilen bulgular doğrultusunda anne ve babanın özerklik desteği, öğrencinin üniversiteye başlamasının aileyi olumlu etkilemesi, ebeveynin üniversite ve bölümü onaylaması ve arkadaşlık niteliğinin stresle aktif baş etmeyi ve üniversite uyumunu arttırdığı görülmüştür. Araştırma sonuçları ekonomik koşulların üniversiteye genel uyum açısından önemli bir koşul olduğunu, olumlu ebeveyn ilişkilerinin ve özerklik desteğinin önemli bir etkisi olduğunu, yetişkinliğe geçiş ve akademik uyum açısından baba etkileşiminin ve babaların özerklik desteğinin rolünün belirleyici olduğunu göstermiştir.
Anahtar Kelimeler: Üniversiteye uyum, genç yetişkinlik, ekolojik sistemler kuramı, stresle başa çıkma, arkadaşlık
Üniversite Öğrencilerine Yönelik Geliştirilen Pozitif Psikoloji Temelli Dayanıklılığı Destekleme Müdahale Programının Etkililiğinin Değerlendirilmesi
Duygu Eslek, Çanakkale 18 Mart Üniversitesi
Türkan Yılmaz Irmak, Ege Üniversitesi
Üniversiteye uyum ödüllendirici bir deneyim olabildiği gibi birçok güçlüğü içerisinde barındırabilen bir ekolojik geçiştir. Alanyazında üniversiteye uyum sürecinin güçlüğün ardından gelişen uyumu inceleyen dayanıklılık kavramı ve pozitif psikoloji perspektifiyle birlikte desteklenmesinin önemli olduğu belirtilmektedir. Bu çalışmanın amacı üniversiteye uyumu destekleyici pozitif psikoloji temelli dayanıklılık destekleme programı geliştirmek ve etkililiğini incelemektir. Çalışmanın örneklemini 18-26 yaş aralığında üniversiteye uyumda zorlandığını belirten ve üniversitenin ilk yılında olan 81 katılımcı oluşturmaktadır. Katılımcıların 36’sı müdahale 45’i karşılaştırma gruplarına seçkisiz olarak atanmıştır. Bu çalışma kapsamında üniversite öğrencilerinden Üniversite Yaşam Ölçeği, Yaşam Yönelimi Ölçeği, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği, Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği-Kısa Form ve Depresyon Anksiyete Stres Ölçeği Kısa Form aracılığıyla ön test, son test ve son testlerden 6 ay sonra izlem ölçümü alınmıştır. Müdahale grubuna çalışma kapsamında geliştirilen 6 haftalık müdahale programı uygulanmıştır. Programın içeriği, minnettarlık, bilinçli farkındalık, üniversite yaşamında zorlanılan konularla ilgili akran süpervizyonu, duygu anlama ve düzenleme becerileri, duygu, düşünce, davranış ilişkisini değerlendirmek için Bilişsel Davranışcı Terapi teknikleri, akademik ve sosyal konularda ulaşılabilir amaç belirme teknikleri, akış deneyimi ve karakter güçlü yönlerini belirleme gibi konuları içermektedir. Programın etkililiği 2 (Grup: müdahale, karşılaştırma) X 3 (Zaman: ön test, son test, izlem) tekrarlı ölçümler için varyans analizi ile incelenmiştir. Programın etkililiğine dair bulgular incelendiğinde, programın müdahale grubunda olumlu gelişimsel sonuçlar bakımından, üniversiteye duygusal uyum ve iyimserlikte; olumsuz gelişimsel sonuçlar bakımından duygu düzenleme güçlükleri, depresyon ve kaygıda olumlu yönde değişim sağladığı bulunmuştur. Ancak olumlu gelişimsel sonuçlar bakımından üniversiteye uyum toplam puanı, üniversite ortamına uyum, üniversiteye kişisel, sosyal, akademik uyum ve karşı cinsle ilişkiler ve sosyal destek konularında; olumsuz gelişimsel sonuçlar bakımından streste gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı farklılaşma görülmemiştir. Programın geliştirilmesi gereken yönleri olmakla birlikte, bazı olumlu gelişimsel sonuçları arttırmaya ve bazı olumsuz gelişimsel sonuçları azaltmaya katkı sağladığı görülmektedir. Bu sonuçlar programın katılımcıların dayanıklılığının desteklenmesine katkı sağladığını düşündürmektedir.
* Bu bildiri Duygu Eslek tarafından Doç. Dr. Türkan Yılmaz Irmak danışmanlığında yürütülen “Üniversite Öğrencilerine Yönelik Geliştirilen Dayanıklılığı Destekleme Müdahale Programının Etkililiğinin Değerlendirilmesi” başlıklı doktora tezinden üretilmiştir.
Anahtar Kelimeler: üniversite öğrencileri; üniversiteye uyum; pozitif psikoloji; dayanıklılık; müdahale programı
Gelişimsel Düzenleme ve Psikolojik Dayanıklılık Arasındaki İlişkinin Başarılı Gelişim Çerçevesinde İncelenmesi
Eda Keser Açıkbaş, Ege Üniversitesi
Banu Çengelçi Özekeş, Ege Üniversitesi
Bu çalışmanın amacı gelişimsel düzenleme stratejileri ile psikolojik dayanıklılık arasındaki ilişkinin başarılı gelişim çerçevesinde yapısal eşitlik modeli ile test edilerek incelenmesidir. Gelişimsel düzenleme kavramı bireylerin yaşamları boyunca çevreleri ile kurduğu karşılıklı ve karmaşık etkileşimleri nasıl düzenlediği ve bu düzenlemelerin hangi özelliklere sahip olduğunu incelemek üzere ortaya çıkmıştır. Psikolojik dayanıklılık kavramı ise herhangi bir zorlu yaşam koşulu veya olayına rağmen sağlıklı gelişimi sürdürebilmeyi ifade etmektedir. Psikolojik dayanıklılık kavramı gelişimin her noktasında dinamik ve karşılıklı bir şekilde etkileşime açık olan; aynı zamanda yaşam boyu sürekli değişen gelişimsel düzenleme süreçlerinin başarıya ulaşmasını mümkün kılan bir kavram olarak ele alınmaktadır. Bu çalışmaya 19-93 yaşları arasında (Ort.=38.85, S=15.78) 403 katılımcı katılmıştır. Katılımcılar Kişisel Bilgi Formu’nu, Seçme, Optimizasyon ve Ödünleme Kısa Formu’nu, Yetişkinler için Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği’ni, Çok Boyutlu Psikolojik İyi Oluş Ölçeği’ni, Algılanan Stres Ölçeği’ni, Çok Boyutlu Sosyal Destek Ölçeği’ni ve Sarason Yaşam Değişimleri Anketi’ni doldurmuşlardır. Analizler kapsamında tek yönlü MANOVA, Pearson korelasyon analizi ve yapısal eşitlik analizleri uygulanmıştır. Elde edilen bulgulara göre gelişimsel düzenleme stratejilerinin ve psikolojik dayanıklılığın sosyodemografik özelliklere göre farklılaştığı görülmüştür. Bunun yanında gelişimsel düzenleme stratejileri ve psikolojik dayanıklılığın diğer değişkenlerle ilişkilerinin farklı gelişim dönemlerinde farklı düzeylerde olduğu bulunmuştur. Son olarak gelişimsel düzenleme ve psikolojik dayanıklılık ilişkisini başarılı gelişim çerçevesinde incelemek üzere oluşturulan yapısal eşitlik modelinin veri ile uyum gösterdiği görülmüştür. Buna göre psikolojik dayanıklılığın gelişimsel düzenleme stratejileri ile psikolojik iyi oluş ve psikolojik stres arasında tümden aracı; algılanan stresin de psikolojik dayanıklılık ile psikolojik iyi oluş arasında kısmi aracı olduğu bulunmuştur. Bu çalışma gelişimsel düzenleme stratejileri ile psikolojik dayanıklılık ilişkisinin ampirik olarak incelendiği yerli ve yabancı alanyazında bilinen ilk çalışmadır. Elde edilen bulgular psikolojik dayanıklılık ve gelişimsel düzenlemenin birbirileri için çok önemli değişkenler olduğunu doğrulamıştır.
Anahtar Kelimeler: Gelişimsel düzenleme stratejileri, psikolojik dayanıklılık, yaşam boyu gelişim, başarılı gelişim
Türkiye’deki Ebeveynlik Profilleri ve Ebeveynlik Profillerinin Çocuk ve Ergenlerin İçe Yönelim Problemleri Açısından Karşılaştırılması
Sevinç Akkaya Tahta, Bartın Üniversitesi
Başak Şahin-Acar, Orta Doğu Teknik Üniversitesi
Aysun Doğan, Ege Üniversitesi
Deniz Tahiroğlu, Boğaziçi Üniversitesi
Sibel Kazak Berument, Orta Doğu Teknik Üniversitesi
Ebeveynliği kültürel bir çerçeveden değerlendiren araştırmacılar, kültürün ebeveynlik davranışlarının yorumlanması ve uygulanmasında ebeveynlere rehberlik ettiğini öne sürmektedir (Harkness & Super, 2006). Bu durum, kültürler arasında farklı ebeveynlik davranış örüntülerine ve dolayısıyla kültüre özgü ebeveynlik profillerinin ortaya çıkmasına neden olabilmektedir (Chao, 2002; Kim ve ark., 2013). Bu temelde, mevcut çalışma temsili bir örneklem üzerinden Türkiye'deki ebeveynlik profillerini belirlemeyi; ayrıca çocuk ve ergenlerin içe yönelim problemleri açısından ebeveynlik profilleri arasındaki farklılıkları incelemeyi amaçlamaktadır. Bu amaçla, rastgele seçilen Türkiye’nin farklı bölgelerindeki okullardan, çocuğu 5-11. sınıf düzeyinde eğitim gören 3922 anne (OrtYaş = 39.97, SH = 5.49) ve çocuk/ergen (OrtYaş = 13.48.97, SH = 2.09; %54’ü kız) çifti bu çalışmaya katılmıştır. İlk olarak, örneklem rastgele şekilde ikiye bölünmüş ve ilk bölümüyle algılanan 11 ebeveynlik boyutu (sıcaklık, açıklayıcı akıl yürütme, izleme ve çocuğun anneye kendini açması, psikolojik kontrol, düşmanlık, ayrışmamış reddetme, ihmalkarlık, karşılaştırma, performans baskısı ve aşırı korumacılık) üzerinden annelerin ebeveynlik profilleri hiyerarşik ve k-ortalamalar kümeleme analizleri kullanılarak incelenmiştir. Daha sonra, veri setinin ikinci bölümü kullanılarak elde edilen ebeveynlik profillerinin geçerliği çapraz doğrulama yöntemi ile test edilmiştir. Sonuçlar değerlendirildiğinde, ebeveynlik profilleri için en uygun çözümün 4’lü küme olduğuna karar verilmiştir. Ayrıca, incelenen ebeveynlik boyutlarının tümü kümeleri ayrıştırmada anlamlı bulunsa da; psikolojik kontrol, çocuğun kendini açması, performans baskısı, karşılaştırma, sıcaklık ve düşmanlık boyutlarında tüm ebeveynlik profillerinin birbirlerinden ayrıştığı görülmüştür. Kümeleri ayrıştıran en belirgin boyutlara göre ebeveynlik profilleri “Duyarsız/Düşmancıl (n = 210)”, “İlgisiz (n = 562)”, “Sıcak/Müdahaleci (n = 507)” ve “Duyarlı/Hassas (n = 641)” ebeveynlik olarak isimlendirilmiştir. Son olarak, ebeveynlik profilleri arasında çocuk ve ergenlerin içe yönelim problemleri bakımından farklılıklar ANOVA kullanılarak incelenmiştir. Buna göre, hem birinci hem de ikinci zaman ölçümlerinde Duyarlı/Hassas annelerin çocuklarında en az; Duyarsız/Düşmancıl annelerin çocuklarında ise en fazla içe yönelim problemlerinin gözlendiği bulunmuştur. Bu çalışma TÜBİTAK tarafından desteklenen Türkiye Aile, Çocuk ve Ergen (TAÇEP) projesinin bir bölümünden oluşmaktadır. (Proje no: 118K033/34/35)
Anahtar Kelimeler: ebeveynlik; ebeveynlik profilleri; içe yönelim problemleri
Ebeveynlik ve Kuralları İçselleştirme: Türkiye Temsili Örneklem Üzerinden İncelenmesi
Gizem Koç Arık, Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi
Aysun Doğan, Ege Üniversitesi
Başak Şahin-Acar, Orta Doğu Teknik Üniversitesi
Deniz Tahiroğlu, Boğaziçi Üniversitesi
Sibel Kazak Berument, Orta Doğu Teknik Üniversitesi
Bir ahlaki davranış göstergesi olan kuralları içselleştirme, özellikle ebeveynlerin yönergeleriyle uyumlu olacak şekilde çocukların davranışlarını engelleme veya oluşturma yeteneğidir. Güncel çalışmanın amacı Türkiye temsili örneklemde ebeveynlik davranışlarının, ebeveynlik inanışları ve kuralları içselleştirme arasındaki ilişkide aracılık rolünü incelemektir.
Bu çalışmanın verileri temsili örneklem yöntemiyle 61 ilden 3-11. Sınıfa giden 2692 çocuk veya ergen ile annelerinden iki zamanda alınan ölçümlerden oluşmaktadır. Ebeveynlik inanışları olarak annelere özerklik ve utandırma inanışları sorulmuştur. Ebeveynlik davranışları olarak çocuklara annelerinden algıladıkları psikolojik kontrol, karşılaştırma ve sıcaklık/şefkat davranışlarıyla ilgili ölçekleri doldurmaları istenmiştir. Kuralları içselleştirme Benim Çocuğum Anketi’nin (Kochanska ve ark, 1994; Koç, 2017) içselleştirilmiş davranış alt boyutu ile ölçülmüştür. Birinci zamandaki annenin özerklik ve utandırma inanışlarının birinci zamandaki anneden algılanan psikolojik kontrol, karşılaştırma ve sıcaklık üzerinden ikinci zamandaki kuralları içselleştirmeyle ilişkisini incelemek için AMOS 24 kullanılarak bir yol analizi yapılmış, çocukların cinsiyeti kontrol edilmiştir. Bu analize göre model veri ile iyi bir uyum göstermiştir, χ² (5) = 2.15, p < .001, CFI = 1.00, RMSEA = .00, SRMR = .01. Annenin özerklik (β = .04, p < .05) ve utandırma inanışları (β = .09, p < .001) ile kuralları içselleştirme arasında olumlu bir ilişki olduğu görülmüştür. Ayrıca erkeklere kıyasla, kızların daha çok kuralları içselleştirdiği görülmektedir(β=-.13,p<.001). Dolaylı etkileri anlamak için 2000 bootstrapping yapılmıştır. Sonuçlara göre özerklik hedefleri anne sıcaklık üzerinden kuralları içselleştirmeyi yordamaktadır (β = .01, p < .01, 95% CI [.002, .007]). Ayrıca utandırma inanışları, anne karşılaştırma (β = -.01, p < .01, 95% CI [-.006, -.001]) ve sıcaklık (β = -.01, p < .01, 95% CI [-.006, -.001]) üzerinden kuralları içselleştirmeyi yordamaktadır. Bulgular ilgili alanyazın çerçevesinde tartışılacaktır. Bu çalışma Tübitak tarafından desteklenen Türkiye Aile, Çocuk ve Ergen (TAÇEP) projesinin bir bölümünden oluşmaktadır (Proje no: 118K033/34/35)
Anahtar Kelimeler: kuralları içselleştirme, ebeveynlik inanış, ebeveynlik davranış
Ebeveyn Becerilerinin Çocuk ve Ergenlerin Takıntılı İnternet Kullanımı Üzerindeki Etkisi
İlknur Çoban, Ege Üniversitesi
Aysun Doğan, Ege Üniversitesi
Başak Şahin-Acar, Orta Doğu Teknik Üniversitesi
Sibel Kazak Berument, Orta Doğu Teknik Üniversitesi
Deniz Tahiroğlu, Boğaziçi Üniversitesi
Takıntılı internet kullanımı, internet aktivitelerine ve çevrimiçi etkinliklere aşırı bağlılık olarak tanımlanmaktadır ve sosyal medya kullanımı ile ilişkili temel sorunlardan biridir. Sosyal medya, çocuklara özgürce hareket edebildikleri, yetişkinlerden uzak bir sosyalleşme fırsatı sunmaktadır. Bu nedenle, çocukların ve ergenlerin takıntılı internet kullanımını şekillendiren ana faktörlerden biri ebeveynliktir. Ebeveyn kontrolü olmadan çocuklar, uygunsuz cinsel içeriklere, yasa dışı faaliyetlere ve şiddet unsurlarına maruz kalabilmektedir.
Bu araştırma, çocukların ve ergenlerin takıntılı internet kullanımını etkileyen ebeveynlik faktörlerini incelemeyi amaçlamaktadır. Bu amaçla, Türkiye'nin 61 ilindeki 181 okuldan 8-19 yaş arasındaki 5066 çocuk ve ergen çalışmaya dahil edilmiştir. Sonuçlara göre, annenin aşırı koruyucu olması ilkokul öğrencileri için takıntılı internet kullanımını yordamaktadır. Baba izleme davranışı, çocuğun kendini anneye ve babaya açması, anne ve baba aşırı korumacılık davranışı ortaokul öğrencileri için takıntılı internet kullanımını yordamıştır. Son olarak, lise öğrencileri için baba izleme davranışı, çocuğun kendini anneye açması, anne ve baba aşırı korumacılık davranışı takıntılı internet kullanımını yordamıştır.
Bu araştırma, çocukların ve ergenlerin takıntılı internet kullanımını incelemek ve farklı ebeveynlik faktörlerini değerlendirmek açısından önemlidir. Bulgular, önceki araştırmalara dayalı olarak çalışmanın sınırlamaları ve katkıları kapsamında tartışılacaktır.
Bu çalışma, TÜBİTAK tarafından desteklenen Türkiye, Aile, Çocuk ve Ergen (TAÇEP) projesinin bir bölümünden oluşmaktadır. (Proje no: 118K033/34/35)
Anahtar Kelimeler: sosyal medya; takıntılı internet kullanımı; ebeveynlik; ergenlik
Ergenlik Döneminde Siber Zorbalık ile İlişkili Aile, Okul ve Akran Faktörlerinin Boylamsal Olarak İncelenmesi
Burak Akdeniz, Karadeniz Teknik Üniversitesi
Aysun Doğan, Ege Üniversitesi
Deniz Tahiroğlu, Boğaziçi Üniversitesi
Sibel Kazak Berument, Orta Doğu Teknik Üniversitesi
Başak Şahin-Acar, Orta Doğu Teknik Üniversitesi
Siber zorbalık, bilgisayar, cep telefonu veya başka bir elektronik cihaz kullanılarak gerçekleştirilen kasıtlı, tekrarlayıcı ve zarar verici davranışlardır. Siber zorbalık ergenler üzerinde bazı olumsuz etkilere yol açmaktadır. Bu nedenle ergenlik döneminde siber zorbalık ile ilişkili faktörlerin belirlenmesi, önleyici çalışmaların gerçekleştirilmesi için oldukça önemlidir. Bu çalışmanın amacı, ergenlik döneminde siber zorbalık ile ilişkili aile, okul ve akran faktörlerinin boylamsal olarak incelenmesidir. Boylamsal nitelikteki çalışma kapsamında, katılımcılardan bir yıl arayla iki kez ölçüm alınmıştır. Birinci zaman çalışmasının örneklemini, Türkiye’nin 54 ilindeki 125 farklı okulda (62 ortaokul, 63 lise) 5. - 11. sınıf arasında öğrenim gören 3912 ergen oluşturmaktadır. Ergenlerin %54.8’i kız (n = 2142), %45.2’si ise erkektir (n = 1770). İkinci zaman çalışması ise 2314 ergen (%54.1'i kız; %45.9’u erkek) ile gerçekleştirilmiştir. Bu çalışma kapsamında, ergenlerden Demografik Bilgi Formu, Yenilenmiş Siber Zorbalık Envanteri II, Ebeveyn Kabul ve Red Ölçeği, Ebeveynin Davranışsal Kontrolü Ölçeği, Psikolojik Kontrol Ölçeği, Çocuk ve Ergenler için Okula Bağlanma Ölçeği, Okula Uyum Ölçeği ve Akran Kabulü-Reddi Ölçeği - Çocuk Formu aracılığıyla veriler toplanmıştır.
Veri analizi kapsamında, Pearson momentler çarpımı korelasyon analizi, çapraz gecikmeli model analizi ve yapısal eşitlik modellemesi gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın bulgularına göre; ergenlerin siber zorbalık yapma ve siber kurban olma durumlarının bir yıl sonrasında da kararlı şekilde devam ettiği bulunmuştur. Ayrıca, ergenlerin siber zorbalık yapmaları bir yıl sonrasında siber kurban olma risklerini arttırırken; ergenlerin siber kurban olmaları bir yıl sonrasında siber zorbalık yapma olasılıklarını arttırmıştır. Yapısal eşitlik modeli sonuçları, aileye, okula ve akranlara ilişkin faktörler ile ergenlerin bir yıl sonraki siber zorbalık yapmaları ve siber kurban olmaları arasında doğrudan ve dolaylı ilişkiler olduğunu ve bu ilişkilerin cinsiyet ve okul düzeyine göre farklılaştığını göstermektedir. Çalışma bulgularının ulusal ve uluslararası alanyazına katkı sunması ve siber zorbalığı önleyici müdahale çalışmalara ışık tutması beklenmektedir. Bu çalışma Tübitak tarafından desteklenen Türkiye Aile, Çocuk ve Ergen (TAÇEP) projesinin bir bölümünden oluşmaktadır (Proje no: 118K033/34/35).
Anahtar Kelimeler: Siber zorbalık yapma; siber kurban olma; ergenlik; risk faktörleri ve koruyucu faktörler; boylamsal
Poster Numarası | Birinci Yazar | Poster İsmi |
1 | Emine Hilal Mutlu | Otizm spektrum bozukluğuna yönelik sosyal beceri programlarının sistematik olarak incelenmesi |
2 | Aysel Bilgesu Sancar | Görme yetersizliği olan ve gören bebeklerde 9-12 ay arasında sosyo-bilişsel gelişimin öncülleri |
3 | Zeynep Betül Yenen | Ergenlerin arkadaşlarının dolaylı anılarını anlatışlarındaki otobiyografik akıl yürütmelerinde cinsiyetin ve anı türünün rolü |
4 | Melisa Günemre | Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu belirtileri olan okul öncesi çocuklara verilen stem eğitiminin çocukların yürütücü işlev performansına etkisi |
5 | Hazal Civelek | Okul öncesi dönem çocuklarında duygusal dil ve jest üretimi |
6 | Fehime Şuheda Kurt | Otobiyografik bellek gelişiminin kültürel yaşam senaryolari bağlaminda incelenmesi: türkiye’de annelerle bir çalişma |
7 | Merve Aydın | Algısal hassasiyet annenin dil girdisi ile çocuğun ifade edici dil becerileri arasındaki ilişkiyi düzenliyor mu? |
8 | Ezgi Özgan | Robotlar ne zaman düşünür? Bilişsel gelişimin interactivism temelli asgari kriteri |
9 | Berfin Mısırlı; Klodya Üçkardeş; Melike Filiz | Çocukların sözdizimsel önyükleme becerilerinin hızlı eşleme performanslarına etkisi: ikinci dil yeterliliğinin rolü |
10 | Mehmet Ali Atik | Geç işaret dili ediniminin duyguları hatırlama ve ifade etme beceresine olan etkileri |
11 | Günce Uğur | Küçük çocukların fantastik içerikten öğrenmeleri: karakter aşinalığı içerikten öğrenmeyi etkiler mi? |
12 | Ayşe İrem Küçük | Çocukların sesli asistanlarla ilişkilerini etkileyen faktörler |
13 | Hilal Özdemir | Türk işaret dilini geç edinen işitme engelli çocukların kelime dağarcığı gelişimi |
14 | Merve Coşar | Tehdit algısının zihin kuramına etkisi: duygu düzenleme becerisinin rolü |
15 | Tuğba Güler Ertit | Okul öncesi ve okul çaği çocuklarinda ikinci dil edinimi ve zihinsel durum ifadelerinin anlati becerileri üzerindeki boylamsal etkisi |
16 | Ceren Mısır | Duygu yüklü otobiyografik anılarda bahsedilen kişiler: okul seviyelerinin rolü |
17 | Nihal Yıldız Gökçe | Anne çocuk hikâye anlatımlarında hassas destek aracı olarak epistemik konuşma |
18 | Rümeysa Fatma Çetin | Kendi zihnini anlamak: orta çocuklukta bilinçli farkındalığın duygu bilgisi, zihin kuramı ve ketleyici kontrolle ilişkisi |
19 | Ayşe Bahar Duyar Akça | Lise öğrencilerinin yaşlılığa dair görüşlerinin incelenmesi: niteliksel pilot bir çalışma |
20 | Sevgi Tunay Aytekin | Zorbalık davranışlarıyla ilişkili bireysel özellikler |
21 | Berçin Ateş | Ergenlik döneminde benlik gelişiminin desteklenmesi yönünden anne baba tutumlarının incelenmesi ve özerk-ilişkisel benlik tanımının değerlendirilmesi |
22 | İrem Buselay Özer | Yaşli bireylerin dijital alanda kullanici deneyimlerinin incelenmesi: nitel bir pilot çalişma |
23 | Deniz Eroğlu Yüce | Connect: bağlanma temelli ebeveyn müdahale programı |
24 | Sema Merve Balçık | Kaynağın israfı ve sosyo-ekonomik düzeyin çocukluk döneminde dağıtımsal adalet tercihleri üzerindeki etkisi |
25 | İlayda Güngör | Çocukların zihnindeki farklı düşüncelerin lise ve üniversite öğrencileri tarafından değerlendirilmesi: epistemik duruş ve sosyal alan teorisi ilişkisi |
26 | Şeyma Kalkan İnan | Annelerin cinsiyet rollerinin çocukların cinsiyet rolleri üzerindeki etkisi |
27 | Pınar Karataş | Baba-çocuk oyunlarında ortaya çıkan ebeveynlik davranışının konuşma analizi yöntemi ile incelenmesi |
28 | Dilara Özsoy | Okul öncesi öğretmenler için çocukların olumsuz duygularıyla başa çıkma ölçeği’nin türkçeye uyarlanması ve psikometrik özelliklerinin incelenmesi |
29 | Ekin Doğa Kozak | Üniversite öğrencisi kadınlar ve annelerinde utanç anıları ve bunların sosyoekonomik seviyeye göre incelenmesi |
30 | Ezgi Aydoğdu Sözen | Aileye ait özellikler ve anne psikolojik sağlik ile akademik ilgi arasindaki ilişkide anneden algilanan ebeveyn davranişlarinin araci etkisi |
31 | Ömür Özden Koçyiğit | Kime seçim şansı bırakalım: çocuk ve ergenlerin sosyal bilinçli farkındalık becerisinde gruplararası bağlamın ve sosyo-bilişsel becerilerin rolü |
32 | Halide Sena Koçyiğit | Norm istisnalarının çocukların önyargı gelişimi ve epistemik güveni üzerindeki etkisi |
33 | Serra Ecem Takan | Erken çocuklukta çevreye yönelik tutum ve davranışlara dair anlayışın gelişimi |
34 | Ş. Dilara Özdemir | Annelerin gözünden baba yeterliğinin ailenin sosyodemografik özellikleri açısından incelenmesi |
35 | Yağmur İlgün & Başak Şahin-Acar | Genç Yetişkinlerin Kişisel ve Dolaylı Yaşam Hikayelerindeki Anlatı Tutarlığı |
36 | Beliz Korkut | Erken çocukluk döneminde ebeveynlik davranışlarının çocuk uyum düzeyine etkisi |
Otizm Spektrum Bozukluğuna Yönelik Sosyal Beceri Programlarının Sistematik Olarak İncelenmesi
(Poster numarası: 1)
Emine Hilal Mutlu, Ege Üniversitesi
Aysun Doğan, Ege Üniversitesi
Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB), erken dönemde ortaya çıkan sosyal etkileşim ve iletişimde yaşanan sınırlılıklar ve tekrarlayıcı davranışlarla karakterize olan nörogelişimsel bir bozukluktur (APA, 2013). Amerikan Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi Nisan 2023 verilerine göre her 36 çocuktan birisinde OSB semptomları görülmektedir. Sosyal beceriler tipik gelişim gösteren çocukların toplum tarafından olağan karşılanacak davranışlar sergileyerek sosyal ortamlara uyum sağlamlarına yardımcı olurken; OSB tanılı çocukların sosyal becerilerinde farklı sınırlılıklar bulunmaktadır (McConnell, 2002). Tanı grubunda yer alan çocuklar pek çok alanda sorun yaşamakla beraber, özellikle sosyal beceri alanında yaşanan zorlanmanın bu çocuklar için en derin ve öne çıkan zorluk olduğu vurgulanmaktadır (Laushey ve Hefl, 2000). Araştırmalar gelişmiş sosyal becerilere sahip olmanın, bu çocukların hayatı üzerinde olumlu etkilere işaret etmektedir (Orsmond vd., 2004). Öte yandan, sosyal beceri eksikliği akran reddi, akran zorbalığı, yalnızlık, dışlanma, akademik ve mesleki zorluklar, kaygı ve duygudurum bozuklukları gibi konularda olumsuz deneyimlere neden olmaktadır (Bauminger ve Kasari 2000; Chamberlain vd. 2007; Humphrey ve Symes 2010). Dolayısıyla OSB tanılı çocukların erken dönemlerden itibaren sosyal alanlara dahil olabilmesine ve sağlıklı akran ilişkileri geliştirmesine yönelik sosyal beceri müdahale programları oldukça önemlidir. Her yaş grubu için kazanılması gereken sosyal becerilerin ve hedef kazanımların farklı olmasına bağlı olarak her gelişim dönemine yönelik farklı müdahale programları bulunmaktadır. Erken çocukluk dönemine yönelik sosyal beceri müdahale programları daha çok sıra bekleme, vücut sınırlarına dikkat etme gibi ortak dikkatin, sosyal ilginin veya oyun becerilerinin geliştirilmesini hedeflerken; ortaokul ve lise dönemine yönelik sosyal beceri müdahale programları konuşmalarda uygun sıra alma, sözlü ve sözsüz ipuçlarını anlama ve akran çatışmalarıyla başa çıkma gibi becerilere odaklanmaktadır (Laugeson ve Ellingsen, 2014). Buradan hareketle bu derleme çalışmanın amacı, OSB tanılı bireylere yönelik geliştirilen sosyal beceri müdahale programlarının sistematik olarak incelenmesidir.
Anahtar Kelimeler: Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB); sosyal beceri; sosyal beceri programı; müdahale programı
Görme Yetersizliği Olan ve Gören Bebeklerde 9-12 Ay Arasında Sosyo-Bilişsel Gelişimin Öncülleri
(Poster numarası: 2)
Aysel Bilgesu Sancar, Pavia Üniversitesi
Elena Capelli, Pavia Üniversitesi
Sabrina Signorini, Pavia Üniversitesi
Livio Provenzi, Pavia Üniversitesi
Erken yüz yüze etkileşimler, bebeklerin sosyal bilişinin temelini oluşturur. Bu temel, sosyal dikkat ve sosyal farkındalık davranışlarını içerir. Sosyal, iletişimsel ve bilişsel yetenekler için gerekli olan bu temel, 9 aylıkken ortaya çıkar. Ancak görme yetersizliği olan bebekler, sınırlı görsel ipuçları nedeniyle gelişimsel gecikmelerle karşılaşabilir. Bu çalışma, 9-12 aylık gören bebekler ile görme yetersizliği olan akranları arasındaki belirli sosyo-bilişsel davranışlarda (bakış yönlendirme, iletişim, işaret etme, duygusal tepkiler) anne ile yüz yüze etkileşim sırasında görülen farklılıkları araştırmaktadır. Çalışmaya 53 anne-bebek çifti katılmıştır: 39 gören bebek 9 ve 12. aylarda değerlendirilmiştir; karşılaştırma için 9-12 aylar arasında 14 görme yetersizliği olan bebek dahil edilmiştir. Anne-bebek çiftleri, 9 aşamalı çevrimiçi olarak kaydedilen 6 dakikalık bir etkileşime katılmıştır: başlangıçta yüz yüze oyun, 4 maruz kalma (insan ve insan dışı sesler) ve sabit yüz, 4 yeniden birleşme aşamaları. Sonuçlar, 9 ve 12. ayda gören bebeklerin ses uyaranlarına benzer ilgiyi gösterdiğini, anneleriyle bakış ve iletişim davranışları kullanarak etkileşimde bulunduğunu ortaya koymuştur. İşaret etme davranışı 12. ayda önemli ölçüde artmıştır. Duygusal tepkiler yaştan çok etkileşim durumundan etkilenmiş olup, maruz kalma aşamaları sırasında olumsuz duygulanım artmıştır. Ayrıca, çalışma görme yetersizliği olan bebeklerin anneleriyle sosyal etkileşime gören bebekler kadar ilgi gösterirken, işitsel kaynağa daha az ilgi gösterdiklerini ortaya koymuştur. Görme yetersizliği olan bebeklerde daha az bakış yönlendirme, insan dışı ses maruziyet aşaması sırasında daha az iletişim ve genel olarak daha az işaret etme davranışı gözlenmiştir. Bununla birlikte, insan sesi maruziyeti sırasında işitsel kaynakla iletişim, sosyal olarak etkileşim kurma niyetini gösteriyor olabilir. Ek olarak, görme yetersizliği olan bebekler gören bebeklere kıyasla daha az negatif duygulanım tepki gösterirken, sabit yüz sırasında pozitif duygulanımdaki azalma, sosyal etkileşimdeki değişikliklere karşı hassas olduklarını düşündürmektedir. Bu çalışma, görme engelli bebeklerde erken dönemdeki sosyo-bilişsel gelişimi anlamamıza katkıda bulunmakta ve ayrıca, iletişimlerini ve sosyal gelişimlerini desteklemek için ebeveynleri de dahil eden erken dönem müdahalelerin önemini vurgulamaktadır.
Anahtar Kelimeler: görme yetersizliği, bebek, anne-bebek, sosyo-bilişsel gelişim
Ergenlerin Arkadaşlarının Dolaylı Anılarını Anlatışlarındaki Otobiyografik Akıl Yürütmelerinde Cinsiyetin ve Anı Türünün Rolü
(Poster numarası: 3)
Zeynep Betül Yenen, Orta Doğu Teknik Üniversitesi
Başak Şahin Acar, Orta Doğu Teknik Üniversitesi
Ceren Mısır, Orta Doğu Teknik Üniversitesi
Çalışmada ergenlerin en yakın arkadaşlarına ait anılarını anlatırkenki otobiyografik akıl yürütmelerinin anlatıcının cinsiyetine ve anının türüne göre nasıl değiştiği incelenmiştir. Doksan yedi 14-17 yaş arasındaki ergenin (55=kız), Yaşam Öyküsü Görüşmesi ile kendilerinin tanık olmadığı ama en yakın arkadaşlarının başından geçmiş ve en yakın arkadaşları tarafından kendilerine anlatılmış olan doruk noktası (high point), dip noktası (low point) ve dönüm noktası (turning point) anı anlatışları (dolaylı anı, vicarious memory narratives) otobiyografik akıl yürütme (autobiographical reasoning) göstergeleri olan tematik anlamda tutarlılık, yorumların zenginliği ve benlikle kurulan bağlar üzerinden kodlanarak incelenmiştir.
Kız ergenlerin, oğlan ergenlere göre dolaylı anı anlatımlarında yorumsal açısından daha zenginlik gösterdikleri ve anıları kendi benlikleriyle daha çok ilişkilendirdikleri bulunmuştur. Doruk noktası anılarındaki tematik tutarlılık ve yorumsal açıdan zenginlik düzeyinin, dönüm noktası anılarındakinden daha düşük olduğu bulunmuştur. Aynı zamanda, doruk noktası anılarındaki tematik tutarlılık ve benlikle kurulan bağ sıklığının dip noktası anılarındakinden daha düşük olduğu bulunmuştur. Ergenlerin sadece kendi başlarından geçen olayları değil, yakınlarının başlarından geçen ve bizzat tanık olmadıkları olayları anlatırkenki yaptıkları otobiyografik akıl yürütmeler, (bir tema çerçevesinde tutarlı bir şekilde anlatma biçimleri; düşüncelere, inanışlara, duygulara dair yaptıkları yorumlar ve yakınlarının başından geçen olayları kendi benlikleriyle ilişkilendirmeleri) hem cinsiyetle hem de anının türüyle ilişkili bulunmuştur. Toplumsal cinsiyetin kişilerin kendi geçmişlerini anlatışlarındaki etkisini inceleyen birçok çalışma kadınların erkeklere göre daha zengin, detaylı ve tutarlı anı anlattıklarını göstermiştir. Bu çalışma, toplumsal cinsiyetin anlatı biçimindeki etkisinin sadece kişisel geçmiş yaşam anılarıyla sınırlı kalmayabileceğini ve başkalarının anılarını anlatış tarzıyla da ilişkili olabileceğini ortaya koymuştur. Ayrıca, ergenlerin arkadaşlarının başından geçen olaylar hakkında yaptıkları otobiyografik akıl yürütmelerin en az doruk noktası anılarında bulunması; kişisel geçmişe dair yapılan alanyazınındaki çalışmalarla tutarlıdır. Bu sonuç, başkalarının başından geçen olumlu duygularla yüklü anılardansa olumsuz duygularla yüklü ve anlamlı bir dönüşüm içeren anılara dair akıl yürütmenin daha işlevsel olabileceğine işaret etmektedir.
Anahtar Kelimeler: ergenlik; otobiyografik akıl yürütme; dolaylı bellek; anlatı kimliği; cinsiyet
Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Belirtileri Olan Okul Öncesi Çocuklara Verilen STEM Eğitiminin Çocukların Yürütücü İşlev Performansına Etkisi
(Poster numarası: 4)
Melisa Günemre, Maltepe Üniversitesi
Begüm Özdemir, Maltepe Üniversitesi
Yürütücü işlevler, çalışma belleği, bilişsel esneklik, davranışları kontrol etme gibi becerilerini kapsayan üst düzey bilişsel becerilerdir (Ibbotson, 2023) ve bilişsel gelişim açısından önemi alan yazında sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. Yürütücü işlev becerilerinden dikkat ve davranışları kontrol etme güçlükleri Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) belirtilerinden olup DEHB’li çocukların sosyal ve akademik hayatta zorlanmalarına neden olmaktadır (Barkley, 2012). Yapılan çalışmalar yürütücü işlev becerilerinin çeşitli eğitimler aracılığıyla geliştirilebileceğini göstermektedir (Yalçın & Erden, 2021). Mevcut çalışma, okul öncesi dönemde (4-6 yaş) DEHB belirtileri gösteren çocuklarda yürütücü işlev becerilerini geliştireceği düşünülen STEM eğitimin etkisini ampirik olarak test etmektedir. Çalışmanın veri toplama süreci devam etmektedir. Ön test-son test deneysel tasarıma sahip olan çalışmada, 2 sıcak (Az Olan Çoktur Görevi, Hediye Gecikmesi Görevi), 4 soğuk (Baş-Ayak Parmakları-Dizler-Omuzlar Görevi, Türkçe Anlamsız Sözcük Tekrarı Listesi, Nesne Seçiminde Esneklik Görevi, Boyut Değiştirerek Kart Eşleme Görevi) yürütücü işlev görevi kullanılmıştır. Çocuklar, Güçler ve Güçlükler Anketinden (Güvenir vd.,2008) aldıkları puanlara göre DEHB belirtileri dengelenecek şekilde deney (STEM eğitimi) ve kontrol (Hikaye okuma) grubuna atanmış ve 6 oturumu tamamlamıştır. 41 çocuktan (Ort.yaş=69,29, 20 Kız) toplanan verilerle elde edilen ön bulgular; düşük DEHB belirtileri gösteren STEM koşulunda bulunan katılımcıların Anlamsız Sözcük Tekrarı görevindeki performanslarının anlamlı artış gösterdiği yönünedir (t= -2,558 , df=11, p= ,027). Sözel çalışma belleği performansını değerlendiren, tanıdık olmayan kelimelerin tekrar edilmesi ve sesbilgisel temsillerin geçici depolanmasını gerektiren bu görev bilişsel işlemlemeye dayanmaktadır (Akoğlu ve Acarlar, 2014). Mevcut çalışma bulguları STEM etkinliklerinin çalışma belleği performansını geliştirici bir etkiye sahip olduğuna dair kanıt sunmuştur. STEM eğitimlerinin gelişim üzerindeki global etkisine dair görüşlere rağmen bu çalışmada diğer görevlerde anlamlı artış bulunamamıştır. Bu durum, kullanılan STEM etkinliklerinin okul öncesi dönem için tasarlanmış olmasına rağmen özellikle 4 yaşındaki çocuklar için zorlayıcı olabildiği şeklinde açıklanabilir. Mevcut çalışmada, eğitim oturumları da kayıt altına alınmış ve henüz kodlanmaktadır. Dolayısıyla, ileriki analizlerde çocukların etkin katılımını kontrol etmek mümkün olacaktır.
Anahtar Kelimeler: Dikkat Eksikliği ve Hiperativite Bozukluğu; STEM; Sıcak Yürütücü İşlevler; Soğuk Yürütücü İşlevler
Okul Öncesi Dönem Çocuklarında Duygusal Dil ve Jest Üretimi
(Poster numarası: 5)
Hazal Civelek, Koç Üniversitesi
Tilbe Göksun, Koç Üniversitesi
Çocukların duygu kavramlarını anlamaları ve öğrenmeleri sosyal-bilişsel gelişimleri açısından önemlidir. Çocukların duyguyu anlamaları onların genel ve duyguya özel dil becerileriyle ilişkilidir. Dil multimodal olduğundan, çocukların konuşmaya eşlik eden jestler kullanmaları da duygu kavramlarını anlamalarıyla ilişkilendirilebilir. Bu çalışma 4-5 yaş arası çocukların duygusal multimodal dil kullanımını ve bunun duygu konseptlerini anlamalarıyla bağlantısını incelemektedir. Çocukların duygusal dil ve buna eşlik eden el jestleri kullanımı negatif, pozitif ve nötr duygular içerikli anlatılarda değerlendirilmiştir. Duygu anlamaları ise Duygu Eşleştirme Görevi ile değerlendirilmiştir. Bu görevde duygu anlama dört bileşenle ölçülmüştür: alıcı duygu bilgisi, ifade edici duygu bilgisi, duygu uyandıran durum bilgisi ve duygu ifadesi eşleşmesi. Duygusal konuşmalar sıklık ve kalite (duygu soruları ve duyguların açıklamaları) olarak kodlanacaktır. Jestler ise duygu konuşmasına eşlik eden jestlerin sıklığı olarak kodlanacaktır. Çocukların yaşı ve dil puanları kontrol edildikten sonra, duygu anlamadaki farklılığın, yalnızca duygusal konuşmaya göre multimodal duygusal konuşma (konuşma + jest) ile daha iyi açıklanabileceği hipotez edilmektedir. Aynı zamanda, duygusal konuşmaların kalitesinin de duygu anlama ile ilişkili olduğu hipotez edilmektedir. Çalışma henüz data toplama aşamasında olup, analiz sonuçları yoktur. Bu çalışma kavram öğrenimi ile multimodal dil arasındaki ilişkiyi soyut duygu kavramları üzerinden açıklayarak alana katkı sağlamaktadır.
Anahtar Kelimeler: Duygusal Dil, Jest, Duygu Anlama
Otobiyografik Bellek Gelişiminin Kültürel Yaşam Senaryoları Bağlamında İncelenmesi: Türkiye’de Annelerle Bir Çalışma
(Poster numarası: 6)
Fehime Şuheda Kurt, Atatürk Üniversitesi
Tuğçe Tiftik, Orta Doğu Teknik Üniversitesi
Başak Şahin Acar, Orta Doğu Teknik Üniversitesi
Sibel Kazak Berument, Orta Doğu Teknik Üniversitesi
Aysun Doğan, Ege Üniversitesi
Deniz Tahiroğlu, Boğaziçi Üniversitesi
Otobiyografik bellek gelişiminin belirleyici faktörlerinden birisinin kültürel yaşam senaryoları olduğu söylenebilir. Kültürel yaşam senaryoları, belirli bir kültürde bireylerin yaşamları boyunca deneyimlemesini bekledikleri normatif anlam taşıyan semantik bilgilerdir. Kültürel yaşam senaryoları bilişsel organizasyonlardır ve bir kültürde yaşayan insanların hayatları boyunca deneyimleyebilecekleri en önemli olayları temsil ederler. Türk örnekleminde kültürel ve ailesel değerlerle yakın ilişki içinde olduğu öngörülen yaşam senaryoları, 11-17 yaş aralığında çocukları olan annelerin verdikleri cevaplar bağlamında incelenmiştir. Bu çalışma TÜBİTAK tarafından desteklenen ve ülke genelinde yürütülen TAÇEP (Türkiye Aile Çocuk Ergen Projesi) nın bir parçasıdır. Örneklem Türkiye’nin farklı illerinde yaşayan 11-17 yaş aralığında çocukları olan toplam 697 anneden oluşmaktadır. Annelerin kültürel yaşam senaryolarını belirlemek amacıyla Kültürel Yaşam Senaryoları Ölçeği (Bernsten & Rubin, 2004) kullanılmıştır. Annelerin verdikleri cevaplar yerleşim tipi (kent, kırsal), çocukların cinsiyeti (kız, erkek), çocukların okul seviyesi (ortaokul, lise), anne çalışma durumu bakımından incelenmiştir.
Belirtilen her senaryo için katılımcılardan tamamlayıcı soruları (yaygınlık, önem, duygusal ton, olayın deneyimlenmesi beklenen yaş) da cevaplamaları beklenmiştir. Katılımcıların yazdıkları senaryolar ilişkisel veya bireysel olma yönünden incelenmiştir. Senaryoları belirlemek için içerik analizi yapılmış ve senaryo kategorileri belirlenmiştir. Senaryolar ve tamamlayıcı sorular için verilen cevaplara betimsel analiz yapılmıştır. Sonuçlara göre akademik tema anneler tarafından en çok belirtilen cevap olurken, annenin yerleşim tipi, çocukların cinsiyet ve çocukların okul seviyesi için de annelerin cevapları akademik tema çevresinde yoğunlaşmıştır. Katılımcı annelerin belirttikleri senaryolar ağırlıklı olarak bireysel temalar içerirken, katılımcıların cevapları ilerledikçe ilişkisel temalar ağırlık kazanmıştır. Katılımcıların belirttikleri senaryolara verdikleri cevaplarda ise tamamlayıcı sorular (yaygınlık, önem, duygusal ton, olayın deneyimlenmesi beklenen yaş) bakımından benzer örüntü görülmüştür. Bu çalışma Türkiye örneklemi için kültürel ve ailevi değerleri göstermesi bakımında değerli olmakla birlikte literatüre otobiyografik bellek gelişimini kültürel bağlamda incelenmesiyle katkı sağlaması açısından önemlidir.
Anahtar Kelimeler: Otobiyografik bellek; kültürel yaşam senaryoları; bellek gelişimi
Algısal Hassasiyet Annenin Dil Girdisi ile Çocuğun İfade Edici Dil Becerileri Arasındaki İlişkiyi Düzenliyor Mu?
(Poster numarası: 7)
Merve Aydın, Orta Doğu Teknik Üniversitesi
Dilay Z. Karadöller, Orta Doğu Teknik Üniversitesi
Sibel Kazak Berument, Orta Doğu Teknik Üniversitesi
Erken çocuklukta dil gelişimi, bireysel ve çevresel unsurların etkileşimiyle ortaya çıkar. Doğuştan gelen bir unsur olan mizaç, çocukların çevreyle etkileşiminde ve yeni beceriler kazanmasında rol oynar (Rothbart, 2007). Çalışmalar mizacın dil edinimi üzerindeki etkisini vurgulasa da (Conture ve ark., 2013) bir mizaç boyutu olan algısal hassasiyetin çocukların dil becerileriyle ilişkisi aydınlatılmamıştır. Algısal hassasiyet, çocukların çevrelerinde dil edinimini kolaylaştırabilecek uyaranlara dikkat edebilmesini sağlayabilir (Davison ve ark., 2019). Mizacın yanı sıra anne dil girdisi çocukların dil becerileriyle ilişkili güçlü bir çevresel unsurdur. Ebeveynlerin çocuklarına yönelttiği dilin sıklığı ve zenginliği çocukların dil gelişimini desteklemektedir (Rowe, 2008). Dolayısıyla, bu çalışmada annelerin çocuklarına kitap okurken yönelttiği dil girdisiyle çocukların ifade edici dil becerileri arasındaki ilişkide algısal hassasiyetin düzenleyici rolü incelenmiştir. Ayrıca, annenin dil girdisi ve çocukların dil becerileriyle ilişkili olabilecek unsurlar olan annenin eğitim düzeyi, aylık gelir, çocuğa ait kitap sayısı ve annenin haftada ortalama ne kadar süre çocuğuna kitap okuduğu incelenmiştir. Anneler, 30-36 aylık çocuklarına (n=28) yalnızca resimlerden oluşan “Kurbağa, Neredesin?” isimli kitabı anlatırken gözlemlenmiştir. Annelerin hikâye anlatırken kullandığı toplam kelime sayısı, benzersiz kelime sayısı ve ne/kim soru kalıpları kodlanmıştır. Ayrıca, anneler çocuklarının ifade edici dil becerilerini ve algısal hassasiyet düzeylerini Türkçe İletişim Gelişimi Envanteri (TİGE-II) ve Çocuk Davranış Anketi-Algısal Hassasiyet Boyutu ile değerlendirmiştir. Ön sonuçlara göre, annenin kullandığı toplam ve benzersiz kelime sayısı, çocukların ifade edici sözcük dağarcığını (ß=.06, p=.007; ß=.18, p<.001), ek kullanımını (ß=.07, p=.001; ß=.19, p<.001) ve karmaşık cümle yapıları kullanımını (ß=.09, p<.001; ß=.24, p<.001) yordamaktadır. Annenin kullandığı ne/kim soru kalıpları ise çocukların ifade edici sözcük dağarcığını (ß=1.03, p=.017) ve karmaşık cümle yapıları kullanımını (ß=1.17, p=.004) yordamaktadır. Ancak, anne dil girdisi ve çocuğun ifade edici dil becerileri arasındaki ilişkide algısal hassasiyetin düzenleyici rolü bulunmamıştır. Buna rağmen, çocuğun algısal hassasiyeti arttıkça annenin kullandığı benzersiz kelime sayısının azaldığı görülmüştür (r=-.42, p=.028). Bulgular anneyle çocuk arasındaki etkileşimlerin çocuğun dil gelişiminde önemli bir rol oynadığını ve çocuğun algısal hassasiyetinin bu etkileşimlerin doğasıyla ilişkili olabileceğini göstermektedir.
Anahtar Kelimeler: algısal hassasiyet; anne dil girdisi; ifade edici dil
Robotlar Ne Zaman Düşünür? Bilişsel Gelişimin Interactivism Temelli Asgari Kriteri
(Poster numarası: 8)
Ezgi Özgan, Bilkent Üniversitesi
Jedediah W.P. Allen, Bilkent Üniversitesi
İnsanî bilişsel yeteneklerin yapay zeka aracılığı ile taklidinin nasıl sağlanacağı, insan düzeyinde düşünen ve eyleme geçen makinelerin tasarlanabilmesi açısından süregelen bir araştırma alanı olmuştur. Psikolojinin insan çocuğundaki gözlemlenen bilişsel gelişimin nasıl gerçekleştiği yönünde ortaya koyduğu fikirler bu araştırma alanı üzerinde, özellikle “gelişimsel robotlar” olarak adlandırılan alt kolda, etkilidir. Gerçek dünya içerisinde eylemde bulunabilme yetisine öncelik vererek yapay zekaya fiziksel bir varlık kazandıran gelişimsel robotlar öğrenme mekanizmaları açısından Piaget'nin temellerini attığı eylem temelli bilişsel gelişim modelinden (action-based model of cognitive development; Allen & Bickhard, 2013) etkilenmişlerdir. Kısaca kişinin çevresiyle engellenemez etkileşiminin onun dünyayı anlamlandırmasının ve bilişsel kabiliyetlerinin temeli olduğunu savunan bu model çerçevesinde robotların motor aktivasyonları ile eylemlerinin duyusal sonuçları arasında bağlantı kurarak (yani duyu-motor öğrenme yoluyla) öğrenmesi sağlanmıştır. Ancak, insan çocuğundan farklı olarak, bu dizayn robotlarda üst bilişsel kabiliyetlerin ortaya çıkması ile sonuçlanmamış, kodlama yoluyla elde edilmesi oldukça güç birtakım aksiyonların öğrenilmesi ile sınırlı kalmıştır (örn., farklı boyut ve şekillerdeki cisimlerin kavranması vb. yetenekler). Bu durum akıllara gelişen robotların ne tip ontolojik etmenlerin eksikliği dolayısıyla gerçek manada bilişsel gelişim gösteremedikleri sorusunu getirmektedir. Mevcut çalışma, karşılıklı etkileşim (interactivism, yani, zihin gelişimini termodinamiğin yasaları yoluyla fiziksel olarak açıklanabilir kılan bir teori; Bickhard, 2024) aracılığıyla bu soruya cevap bulmayı amaçlamıştır. Interactivism’in savunduğu temel olgu, evrende gözlemlenen fenomenlerin karşılıklı etkileşim içerisinde bulunan süreçlerin oluşturduğu organizasyonların sonuncunda ortaya çıkan sistemler olduğudur. Karşılıklı etkileşim nicel olarak ayırt edilebilen sistemlerin ve onların varoluşunun temelini oluşturan normatif değerlerin (normativity, yani, fenomeni oluşturan organizasyonun devamlılığı ya da yok oluşunun ortaya çıkardığı asimetrinin) ontolojik sebebidir. Bu çalışma özelinde, bahsi geçen niceliksel farklılıkların ayrımı yapılmış ve gerçek manada bilişsel gelişim gösterebilmesi için sistemlerin en temelde uymak zorunda bulunduğu asgari kriterler tespit edilmiştir. Gelişimsel robotların dizaynlarının kesin sonucu olarak normatif değerlerin ortaya çıkamayacağı yalancı sistemler olduğu anlaşılmış ve üst bilişsel kabiliyetlerin robotlarda ortaya çıkması için bir paradigma değişikliğinin gerekliliği savunulmuştur.
Anahtar Kelimeler: Bilişsel Gelişim; Bilişsel Bilim; Gelişimsel Robotik; Interactivism; Normatiflik
Çocukların Sözdizimsel Önyükleme Becerilerinin Hızlı Eşleme Performanslarına Etkisi: İkinci Dil Yeterliliğinin Rolü
(Poster numarası: 9)
Berfin Mısırlı, Kadir Has Üniversitesi
Klodya Üçkardeş, Kadir Has Üniversitesi
Melike Filiz, Kadir Has Üniversitesi
Aslı Aktan-Erciyes, Kadir Has Üniversitesi
Çocuklar dünyaya her dili öğrenmeye programlı şekilde gelirler ve dili öğrenirken bazı stratejiler kullanmaktadırlar. Örneğin, hızlı haritalandırma, çocukların adını bilmedikleri nesneyle bilmediği kelimeyi eşlemesi, bu stratejilerden biridir (Carey & Bartlett, 1978). Çocukların bu çıkarımı yaparken öğreneceği kelimenin dil yapısına dikkat edip etmediği literatürde tam açıklığa kavuşmamıştır. Bunun doğrultusunda bahsedilen bir diğer strateji de çocukların kelimelerin anlamlarını sözdizimsel veya gramer yapılarını kullanarak öğrenmesi olarak açıklanan sözdizimsel önyüklemedir (Naigles, 1990). Bu çalışmada okul öncesi çocukların ikinci dili öğrenirken uydurma sözcük kullanarak hangi süreçlerin ne derecede yardımcı olduğunu inceledik. Çalışmaya 4, 5 ve 6 yaşındaki ikinci dil olarak İngilizceyi öğrenmekte olan çocuklar katılmıştır (N = 26). Araştırma kapsamında çocukların hızlı haritalama ve sözdizimsel önyükleme yeteneklerini kullanabileceği bir görev tasarlanmıştır. Bu görevde, bilinmesi muhtemel 3 resim ve bilmesi muhtemel olamayan 1 resim gösterilmiştir. Çocuklardan beklenen anlamı olmayan kelimeyle bilmesi olası olmayan resmi eşleştirmesidir. Araştırma hipotezleri şu şekilde sıralanabilir: (1) Çocuklar anadillerinde ikinci dile kıyasla daha başarılı olacaklardır. (2) Her iki dilde anlamı olmayan sözcükler arasında isimlerin fiillerden daha yüksek performans elde edecektir. Bu görevde ipucu olarak Türkçede isimler “bir” sıfatı alırken, fiillerin sonuna “-yor” eki eklenmiştir. İngilizcede ise isimler “a/an” sıfatı alırken, fiillerin sonuna “-ing” eki gelmiştir. Bu yeteneklerini öğrenirken ikinci dilin ne ölçüde etki ettiğini ölçebilmek adına Peabody-Resimli-Kelime-Dağarcığı Testi (Dunn & Dunn, 2007) kullanıldı. Aynı zamanda, ana dilin de etkisine bakabilmek için TİFALDİ Alıcı Dil Kelime Alt Testi (Güven & Kazak Berument, 2010) kullanıldı. Yapılan Karışık Etkiler Binary lojistik regresyon sonuçlarına göre kullanılan dilin (Türkçe-İngilizce) ve kelime türünün (isim-fiil) temel etkisi bulunmuştur. Buna göre çocukların İngilizcede fiilleri isimlerden daha iyi hızlı haritalama becerisine sahip olduğu, isimlerin Türkçede İngilizceye göre daha iyi değerlendirildiği görüldü. Sonuçlar diller arası yapısal farklılıkların dil edinimi üzerindeki etkisi olduğunu ve belirli dil becerilerinin farklı dillerde farklı şekillerde gelişebileceğini göstermektedir.
Anahtar Kelimeler: Hızlı haritalandırma; Sözdizimsel Önyükleme; İpucu; Uydurma Kelimeler; İkinci Dil Edinimi
Geç İşaret Dili Ediniminin Duyguları Hatırlama ve İfade Etme Beceresine Olan Etkileri
(Poster numarası: 10)
Mehmet Ali Atik, Orta Doğu Teknik Üniversitesi
Dilay Z. Karadöller, Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Max Planck
Çocukların duygusal kavramları anlama ve ifade etme becerileri dil gelişimi ile yakın ilişki içindedir (Kalland ve Linnavalli, 2022). Bu durum hem tipik gelişen hem de bir işaret dili girdisine doğuştan itibaren maruz kalmış sağır çocuklar için geçerlidir (Rieffe ve Terwogt, 2006; Rieffe, 2011). Ancak, sağır çocukların %90’ının işiten ebeveynlere doğar ve bu ebeveynler işaret dili bilmemektedir (Michael ve Karchmer, 2004). Bu sağır çocuklar, kendilerini tam anlamıyla ifade edebilecekleri bir dili öğrenmeye işitme engelliler okuluna (yaklaşık 6 yaş) gittiklerinde başlarlar. Bu çalışmada, bu tip atipik dil edinimi durumlarının duyguları hatırlama ve ifade etme becerilerine etkisini inceleyerek dil ve biliş ilişkisine yeni bir perspektiften yaklaştık. Katılımcılar, işaret dilini geç (n = 23, Yaş Ortalaması = 8,6) ve doğuştan öğrenmiş (n = 21, Yaş Ortalaması = 8,5) sağır çocuklardan oluşmaktadır. Bütün katılımcılar "Spider Story" (Herman ve diğerleri., 2004) adlı sessiz ve birçok duygunun işlendiği (örn., talepkarlık, reddetme, kızma, şaşırma, haylazlık, tiksinme) kısa bir video izlemiş ve takiben videoda geçen hikâyeyi karşılarında oturan doğuştan işitme engelli bir yetişkine işaret dilinde anlatmaları istenmiştir. Veriler, çocukların hikâyede geçen altı duygunun hikâye anlatılarındaki mevcudiyeti ve artikülatör tipi (yüz ifadeleri veya işaret) üzerinden ELAN (Versiyon 6.8) programı kullanılarak kodlanmaktadır. Ön sonuçlar, işaret dilini doğuştan öğrenen çocukların işaret dilini geç öğrenen çocuklara kıyasla, duyguları daha sıklıkla hatırladıklarını ve bu duyguları işaret ile ifade ettiklerini göstermektedir. Özetle, bu çalışma işaret dilini geç öğrenmenin çocukların duyguları hatırlama ve ifade etme becerilerine olan etkisine dair önemli bulgular sunacak olan literatürde bu bağlamda yapılmış ilk çalışmadır.
Anahtar Kelimeler: geç işaret dili edinimi; duyguları hatırlama; duyguları ifade etme; dil ve biliş ilişkisi; dil gelişimi
Küçük Çocukların Fantastik İçerikten Öğrenmeleri: Karakter Aşinalığı İçerikten Öğrenmeyi Etkiler Mi?
(Poster numarası: 11)
Günce Uğur, Boğaziçi Üniversitesi
Deniz Tahiroğlu, Boğaziçi Üniversitesi
Hikaye kitapları, küçük yaştan itibaren yeni şeyler öğrenmeye olanak sağlayarak çocukların bilişsel-duygusal gelişimlerine katkıda bulunmaktadır. Hikaye kitabı temasının ise (gerçekçi veya fantastik) öğrenmeyi etkileyen önemli faktörlerden biri olduğu düşünülmektedir. Okulöncesi dönemdeki çocuklarla yapılan bazı çalışmalarda gerçekçi hikayelerden daha fazla bilgi öğrenildiği görülürken güncel bulgular, fantastik temadan da öğrenmenin mümkün olabileceğini göstermeye başlamıştır (Hopkins ve Lillard, 2021). Literatürde, yazılı ve görsel çocuk medyasında fantastik temanın yaygın olduğu bilinmekte ve bu yaygınlıktan kaynaklanan karakterlere olan aşinalığın da çocukların farklı temalardan öğrenmesi üzerinde bir etkisi olabileceği düşünülmektedir. Bu çalışmada, hikaye kitaplarındaki karakterlere olan aşinalığın gerçekçi ve fantastik içerikten öğrenme üzerindeki etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Karakterlere olan aşinalık, yürütülen bir pilot çalışmanın bulgularına dayanarak 4 farklı düzey üzerinden (gerçekçi karakter, aşina olunmuş fantastik karakter, aşina olunmayan fantastik karakter ve antropomorfik-insanlaştırılmış hayvan- karakter) manipüle edilmiştir. 4-5 yaş grubu 79 çocuk (yaş Ort.ay = 60.7, SS = 7.42), 4 farklı ana karakter içeren hikaye kitabı koşullarından birine rastgele atanmıştır. Öğrenme görevi olarak, her bir çocuğa fiziksel problemler ve çözümlerini içeren iki hikaye kitabı okunmuştur. Her hikayenin sonrasında, hikayelerdekine benzer problemler çeşitli materyaller kullanılarak çocuklara yeni bir oyun şeklinde ifade edilmiş ve çocuklardan bu problemleri oyun içerisinde çözmeleri istenmiştir. Çocukların öğrenme performansları, hikayedekine benzer çözümleri oyuna transfer etme yöntemlerine göre (kendi başına = 2, yardımla = 1, veya farklı çözüm/çözüm yok = 0) kodlanmıştır. Çocukların alıcı dil becerileri ve yaşı kontrol edilerek yürütülen kovaryans analizlerinde (ANCOVA), farklı karakterlerin yer aldığı hikaye kitaplarını dinleyen çocukların, hikayelerden öğrenme performanslarının birbirinden farklılaşmadığı görülmüştür. Çocukların oyunlardaki şans düzeyi performansı incelendiğinde ise, oyunlardan birinde tüm gruplardaki çocuklar şans değerinin üzerinde performans sergilerken diğer oyunda ise sadece gerçekçi ve aşina olunmamış karakter grubundaki çocukların performansı şans değerinin üzerinde olmuştur. Bu durum, çocukların performansının oyuna göre farklılık gösterdiğini ortaya koymuştur. Genel olarak bu çalışma, çocukların karakterlere olan aşinalığının farklı temadaki hikaye kitaplarından öğrenmelerini etkilemediğini göstermiştir.
Anahtar Kelimeler: Hikaye; fantastik içerik; karakter aşinalığı; okulöncesi dönem; öğrenme
Çocukların Sesli Asistanlarla İlişkilerini Etkileyen Faktörler
(Poster numarası: 12)
Ayşe İrem Küçük, Boğaziçi Üniversitesi
Deniz Tahiroğlu, Boğaziçi Üniversitesi
Sesli asistanların kullanımı hızla artmakta ve çocukların sosyal çevrelerinde yaygın hale gelmektedir. Yapay zeka ürünü olan bu varlıkları çocukların nasıl algıladığını, çocukların sesli asistanlarla kurduğu etkileşimin ve ilişkinin özelliklerini incelemek gelişim psikolojisi açısından önemli hale gelmektedir. Bu çalışmada 8-10 yaş aralığındaki çocukların (N = 68, Ortay = 109.79, SS = 9.68; 33 kız, 35 erkek) bir sesli asistan ile etkileşime girmesi sağlanarak alınan davranışsal ölçümlerle sesli asistanla kurdukları etkileşim özellikleri incelenmiştir. Ayrıca sesli asistan ile kurulan parasosyal ilişkinin özelliklerini ve diğer parasosyal ilişkilerden farkını anlamak amacıyla alınan sözlü ölçümler ile çocukların sesli asistanla ve geleneksel olarak ilişki kurdukları varlıklarla (yakın arkadaş, favori çizgi film karakterleri, favori oyuncaklar) kurdukları parasosyal ilişkiler arasında karşılaştırmalar yapılmıştır. Çocukların parasosyal ilişkilerine dair annelerden de bilgi alınmıştır. Araştırma bulguları çocukların ilk kez etkileşime girdikleri sesli asistanlar ile kurdukları parasosyal ilişkinin en sevdikleri çizgi film karakterleri ve oyuncakları ile kurdukları ilişki ile aynı düzeyde olduğunu göstermiştir. Sesli asistan ile kurulan parasosyal ilişkinin bu varlığa yapılan irade, biyoloji ve yaşam atıflarının yanında çocukların sesli asistandan bağımsız şekilde genel olarak cansız varlıkları antropomorfize etme eğilimiyle de pozitif yönde ilişkili olduğu görülmüştür. Bu bulgular çocukların yapay zeka ürünü olan sesli asistanları kavramsallaştırırken kapsamlı ve incelikli bir değerlendirme yaptığını göstermektedir. Çocukların etkileşim esnasında kullandığı antropomorfik dil ile kurulan parasosyal ilişki arasında beklenen yönde pozitif bir ilişki gözlenmiştir. Sesli asistanın etkileşim esnasındaki konuşma özelliklerinin ise (örn., antropomorfik dil kullanma, uygun cevaplar verme) kurulan parasosyal ilişkiye bir etkisi bulunmamıştır. Bu çalışma çocuk raporlarına dayanarak çocukların bir kez etkileşime girdiği sesli asistanlarla parasosyal ilişkiler kurduğunu göstererek alana katkı sunmaktadır. Ayrıca araştırmanın bulguları çocukların değerlendirmelerinin ilişki kurulan varlığın özelliklerinden etkilendiğini ve sözel ve davranışsal ölçümleri bir arada kullanmanın daha zengin bulgular elde etmek için gerekliliğini göstermektedir.
Anahtar Kelimeler: sesli asistan; parasosyal ilişki; canlılık; antropomorfizm
Türk İşaret Dilini Geç Edinen İşitme Engelli Çocukların Kelime Dağarcığı Gelişimi
(Poster numarası: 13)
Hilal Özdemir, Orta Doğu Teknik Üniversitesi
Dilay Z. Karadöller, Orta Doğu Teknik Üniversitesi
Doğal bir dil yeterliliği çocukların akademik, bilişsel ve sosyo-duygusal gelişimleri için önemlidir (Hall vd., 2019). Nitekim, hem dünyada (Mitchell ve Katchmer, 2004) hem de Türkiye genelinde (İlkbaşaran, 2015) sağır çocukların yaklaşık %95'i duyabilen ebeveynlerden doğmakta ve bir dil girdisine erişimde zorluklarla karşılaşmaktadır (Lillo-Martin ve Henner, 2021). Bunun sebebi sağır çocukların ev ortamında konuşulan dile işitme cihazı veya koklear implant kullansalar dahi yeterli düzeyde erişememeleri (Hall vd., 2019) ve duyan ebeveynlerin işaret dili bilmiyor oluşudur. Birçok sağır çocuk, dil girdisine bir işitme engeliler okuluna başlayana kadar (yaklaşık 6 yaş) ulaşamaz. Bu çalışmada, bu tip atipik gelişim durumları gösteren sağır çocukların dil gelişimlerini desteklemek ve işaret dili edinimini kolaylaştırmak için bir müdahale programı yürütülmektedir. Bu bağlamda, işaret dilini geç edinen çocukların temel kavramlara dair işaretleri nasıl edindikleri ve edinilecek işaretin temel özelliklerinden biri olup dil edinimini kolaylaştırdığı bulunan ikonikliğinin (Sümer et al., 2017; Thompson et al., 2012), bu süreci kolaylaştıran bir faktör olup olmadığı araştırılmaktadır. Katılımcılar, işaret dilini geç edinen (N = 25; Ortalama Yaş = 7;2; Yaş Aralığı = 5-9;8) sağır çocuklardan oluşmaktadır. Müdahale bu araştırma için geliştirilen mobil uygulama aracılığıyla yürütülmektedir. Uygulama, Türk İşaret Dili’nde işaretleri öğretmek için anlamsal kategorilerden (örn., hayvanlar, yiyecekler, araçlar) oluşturulmuş, her bir kategori başına Öğrenme ve Test Modülü olacak şekilde geliştirilmiştir. Müdahale, her bir çocukla 8 hafta süre boyunca modüllerde bulanan kavramların işaretleri öğretilecek şekilde bire bir yürütülmektedir. Müdahale öncesinde ve sonrasında çocukların ön ve son işaret dili bilgisini ölçen karma bir test uygulanmaktadır. Çalışmanın öncül sonuçları, ikonik temsillerin doğuştan dil ediniminde olduğu gibi (Sümer et al., 2017; Thompson et al., 2012) geç dil edinim sürecinde de hızlandırıcı bir rolü olduğunu ve erken yaşta dil ediniminin önemini vurgulamakta. Aynı zamanda bu tip atipik gelişim durumlarını desteklemek için geliştirilecek uygulamarın arttırılması gerekliliğinin altını çizmektedir.
Anahtar Kelimeler: Türk İşaret Dili; ikonik temsiller; geç işaret dili edinimi
Tehdit Algısının Zihin Kuramına Etkisi: Duygu Düzenleme Becerisinin Rolü
(Poster numarası: 14)
Merve Coşar, İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi
Seçil Gönültaş, Bilkent Üniversitesi
Müge Ekerim Akbulut, İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi
Bireylerin niyet, istek ve inanç gibi öznel zihin durumlarını anlama becerisi olan zihin kuramının kullanımı bireyler arasında farklılık göstermekte, sosyal bağlama ve bireysel özelliklere göre farklı seviyede kullanılabilmektedir. Çalışmanın amacı, tehdit bağlamının zihin kuramı performansına etkisini araştırmak ve duygu düzenleme becerisinin moderatör rolünü incelemektir. Bu amaçla, tehdit algısının çocukların ve yetişkinlerin zihin kuramı performansları üzerindeki etkisi ve duygu düzenleme becerisinin rolü araştırılmıştır. Araştırmanın örneklemi, 8-11 yaş aralığında 160 çocuk (nerkek= 79) ve 18-35 yaş aralığında 128 yetişkinden (nerkek=41) oluşmaktadır. Çocukların veri toplama süreci, eğitimlerine devam ettikleri okulda yüz yüze gerçekleştirilmiştir. Veri toplama sürecinde, anneler Onam Formu, Demografik Bilgi Formu ve çocukların duygu düzenleme becerisini değerlendirmek için Duygu Düzenleme Ölçeği’ni doldurmuşlardır. Çocuklar rastgele iki gruba ayrılmıştır, deney grubuna sosyal ilişkiler esnasında tehdit uyandıran etkileşimlerin bulunduğu senaryolar, kontrol grubuna ise aynı senaryoların tehdit içermeyen versiyonları sunulmuştur. Sonrasında senaryolardaki karakterlerin zihin durumunun değerlendirilmeleri için çocuklara yanlış inancı ölçen gaf hikayeleri sunulmuştur. Yetişkinlerin veri toplama sürecinde, veriler Google forms üzerinden çevrimiçi olarak toplanmıştır. Yetişkinlere de çocuklara sunulan senaryoların ve gaf hikayelerinin aynıları verilmiştir. Ancak yetişkinler için duygu düzenleme becerisini değerlendirmek amacıyla Olumsuz Duygu Durumunu Düzenleme Ölçeği kullanılmıştır. Çocukların analizinde, deney grubunda duygu düzenlemesi yüksek olanların duygu düzenlemesi düşük olanlara kıyasla daha iyi zihin kuramı performansı sergilediği görülmüştür. Bu sonuç, tehdit algıladıkları durumlarda duygu düzenlemede daha başarılı olanların bu konuda daha az başarılı olanlara kıyasla daha iyi zihin okuduklarını göstermektedir. Yetişkinlerin analizinde, duygu düzenlemesi düşük olan yetişkinler arasında kontrol grubunda olanların deney grubuna kıyasla daha yüksek zihin kuramı performansına sahip oldukları görülmüştür. Bu sonuç, duygu düzenlemede problem varsa tehdit algılayanların daha kötü zihin okuduğunu göstermektedir. Sonuç olarak hem çocuk hem de yetişkinlerde tehdidin zihin kuramına olumsuz etkisinin duygu düzenlemeye bağlı olduğu, duygu düzenleme becerisi düşük olanların tehdit algıladıkları durumlarda diğerlerinin zihinlerini okuma konusunda duygu düzenleme becerisi yüksek olanlardan daha başarısız oldukları bulunmuştur.
Anahtar Kelimeler: tehdit algısı; zihin kuramı; duygu düzenleme
Okul Öncesi ve Okul Çağı Çocuklarında İkinci Dil Edinimi ve Zihinsel Durum İfadelerinin Anlatı Becerileri Üzerindeki Boylamsal Etkisi
(Poster numarası: 15)
Tuğba Güler Ertit, Kadir Has Üniversitesi
Aslı Aktan-Erciyes, Kadir Has Üniversitesi
Zihin teorisi başkalarının zihinsel durumlarını (istek, duygu, niyet vb.) anlama yeteneğidir. Zihinsel durum ifadeleri (ZDİ), bu durumların sözlü ve açık ifadesidir. Okul öncesi dönemde çocukların ZDİ kullanımı, zihin teorisi yeteneklerinin öncüllerindendir. Zihin teorisi, çocukların anlatı becerilerini zenginleştirebilmektedir çünkü anlatı becerileri, karakterlerin zihinsel durumlarını anlamayı gerektirmektedir. Bununla beraber, zihin kuramı ve anlatı becerileri iki dillilik ile ilişkilendirilmektedir. İki dilli çocuklar, zihin teorisi görevlerinde ve anlatı becerilerinde tek dili çocuklara göre daha iyi performans göstermektedir. Bu araştırma erken çocukluk dönemindeki ikinci dil ediniminin ve ZDİ kullanımının kurgusal anlatı becerileri üzerindeki etkilerini boylamsal olarak incelemektedir.
Beş, 7 ve 9 yaş grubunda, 69 tek dilli (D1: Türkçe) ve 74 iki dilli (D1: Türkçe, D2: İngilizce) çocuktan bir yıl arayla iki zamanda veri toplanmıştır. Çocuklar, resimli bir hikâye kitabını (“Kurbağa, neredesin?”) Türkçe olarak anlatmışlardır. Anlatı becerileri dört hikâye alanını (hikâye unsurları, akış, perspektif/duygu, canlılık) içeren bir şema ile değerlendirilmiştir. ZDİ oranı bu ifadelerin (örneğin, düşünmek, istemek, sanmak) tür ve türce puanlarının toplam kelime sayısına bölünmesiyle hesaplanmıştır. Regresyon analizi, Zaman1’deki dil grubu, yaş, D1 ZDİ üretimi, D1 sözcük dağarcığı ve anlatı dili testinin Zaman 1 ve Zaman2’deki D1 anlatı becerileri ile ilişkisini incelemiştir. Bu analizlerde anlatı becerileri alanları yordanan değişken olarak alınmış yalnızca Canlılık unsuru anlamlı bir model ile sonuçlanmıştır. Zaman1 için yapılan regresyon analizlerinde yalnızca ZDİ türce oranı Canlılık ile anlamlı ve pozitif ilişkili olarak bulunmuştur. Boylamsal modelde ise Zaman1 ZDİ türce oranı ve ikinci dile maruz kalmanın Canlılık’ı pozitif yönde yordadığı görülmüştür.
Sonuç olarak ikinci dile yoğun olarak maruz kalmanın ve ZDİ kullanımının anlatı canlılığını boylamsal olarak zenginleştirdiği bulunmuştur. Anlatı performansı üzerindeki bu etkinin sebebi, iki dilliliğin ve zihin teorisi yeteneklerinin çocukların yürütücü işlevler ve karakterlerin zihinsel durumlarını anlama becerilerini geliştirmesine bağlı olabilir.
Anahtar Kelimeler: iki dillilik, zihin durumu ifadeleri, anlatı becerileri.
Duygu Yüklü Otobiyografik Anılarda Bahsedilen Kişiler: Okul Seviyelerinin Rolü
(Poster numarası: 16)
Ceren Mısır, Orta Doğu Teknik Üniversitesi
Yağmur Budak, Orta Doğu Teknik Üniversitesi
Fatma Betül Abut, Orta Doğu Teknik Üniversitesi
Fatma Şeyma Kalkan-İnan, Orta Doğu Teknik Üniversitesi
Sibel Kazak Berument, Orta Doğu Teknik Üniversitesi
Aysun Doğan, Ege Üniversitesi
Deniz Tahiroğlu, Boğaziçi Üniversitesi
Başak Şahin Acar, Orta Doğu Teknik Üniversitesi
Yapılan çalışmalarda otobiyografik bellek gelişiminin okul öncesi dönem ile başladığı ve yetişkinliğe dek bu gelişimin sürdüğü sonucuna ulaşılmıştır (Fivush, 2011). Alanyazında otobiyografik bellek gelişiminin parçası olarak birçok değişken değerlendirilmiş olup anılarda kullanılan toplam kelime sayısı, “kendilik ile ilgili kelimeler” ve “diğerleri ile ilgili kelimeler” incelenmiştir. Birçok faktörün ilgili değişkenler üzerinde etkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Otobiyografik bellek gelişiminin göstergesi olarak hem “kendilik ile ilgili kelime” kullanımının hem de “diğerleri ile ilgili kelime” kullanımının kişinin benliğini oluşturmaya başlaması ile artış göstermesi gerektiği vurgulanmıştır (Kagitcibasi, 2005). Bu kapsamda ilkokul, ortaokul ve lise öğrencilerine duygu yüklü otobiyografik anılar ölçeği verilmiş ve bir olumlu ve bir olumsuz anı yazmaları istenmiştir. Ardından bu anılar episodik, semantik ve geçersiz olarak kodlanmıştır. Her iki anısına da episodik anı yazan öğrencilerin anılarında ilgili kelimeler hesaplanmıştır. Ayrıca alanyazında oldukça az çalışılan “biz ile ilgili kelimeler” de bu çalışma kapsamında değerlendirilmiştir. Olumlu anılarda toplam kelime sayısının (F(2, 1209) = 5.68, p < .05), kendilik ile ilgili kelimelerin (F(2, 1209) = 4.94, p < .05), diğerleri ile ilgili kelimelerin (F(2, 1209) = 7.03, p < .001) ve biz ile ilgili kelimelerin (F(2, 1209) = 5.07, p < .05) okul seviyelerine göre istatistiksel olarak anlamlı olduğu görülmüştür. Diğer yandan olumsuz anılarda biz ile ilgili kelimelerin (F(2, 1209) = 4.12, p < .05) istatistiksel olarak anlamlı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Post hoc testi sonuçlarına göre ortaokuldaki öğrencilerin lise öğrencilerine göre olumlu anılarında daha fazla kelime, daha fazla kendilik ile ilgili kelime, diğerleri ile ilgili kelime ve biz ile ilgili kelime kullandıkları sonucuna ulaşılmıştır. Diğer yandan ortaokul öğrencilerinin lise öğrencilerine kıyasla olumsuz anılarında daha fazla biz ile ilgili kelime kullandıkları görülmüştür. Bulgular alanyazın ışığında tartışılacaktır.
Anahtar Kelimeler: otobiyografik bellek ; duygu yüklü anılar ; okul seviyeleri
Anne Çocuk Hikâye Anlatımlarında Hassas Destek Aracı Olarak Epistemik Konuşma
(Poster numarası: 17)
Nihal Yıldız Gökçe, Bilkent Üniversitesi
Elif Bürümlü-Kısa
Hande Ilgaz, Bilkent Üniversitesi
Alanyazındaki çalışmalar, ebeveynlerin hikâye okurlarken hikâyenin zihinsel dünyasına odaklanmalarının çocukların zihin gelişimlerini anlamlı şekilde desteklediğini bulmuşlardır (Devine & Hughes, 2018; Tompkins vd., 2018). Fernyhough (2008), zihinsel durum konuşmalarının, yetişkinlerin çocukların sosyal-psikolojik dünyaya dair büyüyen anlayışını desteklemek için kullandıkları bir tür destek olduğunu öne sürmektedir. Bu çalışmada annelerin hikâye okurlarken kullandıkları epistemik konuşmalarını çocuklarının hikâye bilgilerine ve yaşlarına göre uyarlayıp uyarlamadıkları incelenmiştir. Ana dilleri Türkçe olan 126 anne, 3-5 yaş arasındaki çocuklarına sözsüz ve resimli bir hikâye kitabını anlatmıştır. Bir hafta sonra, 120 anne aynı hikâyeyi çocuklarına yeniden anlatmıştır. Annelerin kullandıkları dildeki epistemik ifadeler (bilişsel, kesinlik, karşıt-gerçeklik) atfettikleri karakterler (birinci, ikinci ve üçüncü şahıs) ile birlikte hem sözcük hem de ek seviyelerinde incelenmiştir. Anneler hikâyeyi ikinci kez anlatımları ilk anlatımlarından daha kısadır. İki oturum arasındaki hikâye uzunluklarının farkını kontrol etmek amacıyla tüm analizlerde epistemik ifadelerin sayıları yerine ifadelerin cümle sayısına oranları kullanmıştır. Yapılan analizler anlatımlar boyunca annelerin epistemik konuşmalarındaki bireysel farklılıkları tutarlı olduğunu göstermektedir. Beklenildiği gibi annelerin epistemik ifadeleri kullanımı çocuklarının yaşlarına ve hikâye bilgilerine göre değişiklik göstermektedir. Annelerin epistemik ifade kullanımı ikinci anlatımlarında ilk anlatımlarına oranla azalmıştır. Anneler epistemik ifadeleri ikinci anlatımlarında ilk anlatımlarına göre hikâye karakterinden ziyade kendilerine ve çocuklarına daha fazla atıfta bulanarak kullanmışlardır. 4 yaşında çocukları olan anneler 5 yaşında çocukları olan annelere göre daha fazla epistemik ifade kullanmıştır. Her iki oturumda da anneler epistemik konuşmalarında en fazla bilişsel ifadeler ardından kesinlik ifadeleri ve en az karşıt gerçeklik ifadeleri kullanmıştır. 3 ve 4 yaşındaki çocukların anneleri, 5 yaşındaki çocukların annelerine göre daha fazla kesinlik ifade eden kelimeler kullanmıştır. Ayrıca oturumlar arasında annelerin kullandıkları bilişsel ve kesinlik ifadeleri oturumlar arasında azalmışsa da karşıt gerçeklik ifadelerinde herhangi bir azalma gözlemlenmedi. Sonuçlar, annelerin epistemik konuşmalarının çocukların sosyal anlayışları arasındaki ilişkiyi sosyo-kültürel bakış açısı çerçevesinde tartışalacaktır.
Anahtar Kelimeler: sosyal bilişsel gelişim; anne-çocuk konuşmaları; hikâye anlatma; iskele kurma/destek (scaffolding)
Kendi Zihnini Anlamak: Orta Çocuklukta Bilinçli Farkındalığın Duygu Bilgisi, Zihin Kuramı ve Ketleyici Kontrolle İlişkisi
(Poster numarası: 18)
Rümeysa Fatma Çetin, İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi
Eda Karadoğan, İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi
Müge Ekerim Akbulut, İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi
Bilinçli farkındalık kişinin anlık duygu ve düşüncelerini tanıyarak bunları yargılamadan kabul etmesi olarak tanımlanır. Bu beceri çocuklarda pek çok olumlu psikolojik çıktı ile ilişkilendirilmiş ve müdahale çalışmalarında bilinçli farkındalığın yükseltilmesinin çocuklarda duygusal ve davranışsal problemlerin düzeyinin düşmesine yardımcı olduğu bulunmuştur. Ancak gelişim psikolojisi alanyazınında çocuklarda bilinçli farkındalığın hangi sosyo-bilişsel ve duygusal beceriler tarafından desteklendiği yeterince incelenmemiştir. Bu çalışmanın amacı zihin kuramı, duygu bilgisi ve ketleyici kontrol becerilerinin çocukların bilinçli farkındalık düzeylerine özgün katkılarını incelemek ve aynı zamanda ketleyici kontrolün zihin kuramı ve duygu bilgisinin bilinçli farkındalıkla ilişkisindeki aracı rolünü test etmektir. Bu amaçla 8-11 yaş aralığındaki (X = 9.53, S = 1.19) 78 çocuktan (nkız = 39) veri toplanmıştır. Çocuklar için Bilinçli Farkındalık Ölçeği ile çocukların bilinçli farkındalık düzeyleri ölçülmüştür. Duygu bilgisi Duygusal Becerilerin Değerlendirilmesi Testi ile duygu bilgisinin duygu tanıma, duygu ifade etme ve duygu anlama boyutlarına odaklanılarak ölçülmüştür. Zihin kuramı, ikinci düzey yanlış inanış testi Çikolata ile, ketleyici kontrol ise duygusal Stroop testi ile değerlendirilmiştir. Sonuçlarda bilinçli farkındalığın duygu anlama (r = .25, p = .03) ve ketleyici kontrolle (r = .33, p = .02) pozitif yönde ilişkili olduğu, duygu tanıma (r = -.13, p = .65), duygu ifade etme (r = .15, p = .34) ve zihin kuramı (r = .08, p = .45) ile ise ilişkili olmadığı görülmüştür. Aracılık analizlerinde ketleyici kontrolün hem doğrudan bilinçli farkındalığı yordadığı, β = .33 p = .02, hem de duygu tanıma ve duygu ifade etmenin bilinçli farkındalıkla ilişkisine anlamlı olarak aracılık ettiği bulunmuştur, β = .08, %90 [CI] [.01, .16], χ2(2, N = 78) = 1.96, p = 0.38, CFI = 1.00, RMSEA = .00 (%90 [CI] [.00, .22]), SRMR = .04. Bu sonuçlar okul çağı döneminde baskın davranışlarını düzenleyebilen ve duyguları ve duygusal ifadeleri anlayabilen çocukların bilinçli farkındalıkta daha başarılı olduğunu göstermiştir.
Anahtar Kelimeler: Bilinçli farkındalık; duygu bilgisi; ketleyici kontrol; orta çocukluk; zihin kuramı
Lise Öğrencilerinin Yaşlılığa Dair Görüşlerinin İncelenmesi: Niteliksel Pilot Bir Çalışma
(Poster numarası: 19)
Ayşe Bahar Duyar Akça, Sakarya Üniversitesi; İstanbul Üniversitesi
Bu araştırmada, liseye giden öğrencilerin yaşlılık ve yaşlanmaya ilişkin görüşlerinin ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. Böylelikle liseye gidenlerin yaşlılık ve yaşlanmaya dair görüşlerine dair bir çerçeve çizilerek mevcut durum ortaya konulacaktır. Böyle bir çalışmanın kuşaklar arası iletişimin anlaşılması yönünde farkındalığı artıracağı, bu alanda yapılacak yeni çalışmalara örnek olacağı ve yaşlılıkla ilgili karar verebilecek otoritelerin bilimsel veriler ışığında gerekli adımları atmalarına rehberlik edeceği öngörülmektedir. Ayrıca liseye gidenlerin yaşlılık ve yaşlanmaya dair görüşlerinin anlaşılması diğer yaş gruplarının da farklı yaş gruplarına yönelik benzer görüşlerinin anlaşılmasına olanak sunabilir. Böylece kuşaklar arası iletişimi artırmak ve olumlu yönde geliştirmek için yapılacaklara dair sistemler ve politikalar üretilebilir. Bununla birlikte farklı yaş gruplarından bireylere ve yaşlılara, kuşaklar arası iletişimi geliştirmek için yapabileceklerine dair öneriler sunulabilir. Çalışma nitel bir araştırma olarak tasarlanmıştır ve bu doğrultuda altı lise öğrencisi ile Zoom üzerinden yarı yapılandırılmış mülakatlar gerçekleştirilmiştir. Katılımcılara kartopu örneklem tekniği ile ulaşılmıştır. Mülakatlarda sorulan soruların amacı; liseye gidenlerin yaşlıları ve yaşlılığı nasıl algıladıklarına yönelik bir çerçeve oluşturmaktır. Sorular alanyazına dayalı olarak hazırlanmıştır. Yapılan görüşmeler içerik analizi ile analiz edilerek liseli öğrencilerin yaşlılığa dair görüşlerine yönelik temalar oluşturulmuştur.
Elde edilen bulgulara göre liseli öğrenciler yaşlılığa yönelik az da olsa olumlu düşüncelere sahip olmalarına rağmen çoğunlukla olumsuz düşüncelere sahiplerdir. Yaşlılığın olumsuz yönleri arasında en çok gelen cevaplar fiziksel sorunlar ve yaşam enerjisinin azalması olmuştur. Yaşlılarla anlaşmazlık yaşanan konuların ise en çok iletişim kaynaklı sorunlar ve yaşlıların geleneksel düşünme biçimlerinden kaynaklandığı ortaya çıkmıştır. Katılımcıların yaşlılığa dair daha çok olumsuz özelliklerden bahsetmeleri, katılımcıların yaşlılığa yönelik olumsuz bir algıya sahip olduklarını düşündürmektedir. Olumlu düşüncelerin artırılması için yaşlılığın biyososyal olarak ele alınması ve kuşaklar arası iletişimin artırılması için bazı politikaların geliştirilmesi gerekiyor gibi görünmektedir.
Anahtar Kelimeler: Yaşlılık, Yaşlanma, Lise Öğrencileri, Kuşaklar Arası İlişkiler.
Zorbalık Davranışlarıyla İlişkili Bireysel Özellikler
(Poster numarası: 20)
Sevgi Tunay Aytekin, Ege Üniversitesi
Aysun Doğan, Ege Üniversitesi
Sibel Kazak Berument, Orta Doğu Teknik Üniversitesi
Başak Şahin Acar, Orta Doğu Teknik Üniversitesi
Deniz Tahiroğlu, Boğaziçi Üniversitesi
Çocukluk ve ergenlik döneminde sıklıkla görülen akran zorbalığı, yıllardır çalışılan bir konu olmasına rağmen tüm dünyada halen karşılaşılan ciddi bir sorundur. Zorbalık, bir veya daha fazla bireyin kasıtlı olarak zarar verme amacı ile yaptığı, tekrarlayan ve maruz kalan ile zorba arasında güç dengesizliğinin bulunduğu olumsuz bir davranıştır. Araştırmalar, bireysel, aile ve okul ile ilgili faktörlerin zorbalıkla ilişkili olduğunu göstermiştir. Bu çalışma, ergenler arasındaki zorbalıkla ilgili bireysel faktörleri incelemeyi amaçlamıştır. Katılımcılar 6-18 yaşları arasındaki 5066 çocuk ve ergenden (M= 12.68, SD= 2.61) ve annelerinden oluşmaktadır. Katılımcılar, demografik bilgilerin yanı sıra Geleneksel Zorbalık Ölçeği, Öğrenciler için Mizaç Ölçeği, Çocuk ve Gençler için Davranış Değerlendirme Ölçeği, Olumlu Sosyal Davranış Ölçeği ve Okula Uyum Ölçeğini içeren bir anketi doldurmuşlardır. Literatürle tutarlı olarak, analizler; yaş, cinsiyet, prososyal davranışlar, çocuğun mizaç özellikleri, davranış sorunları (içselleştirme ve dışsallaştırma) ve akademik ilgileri gibi faktörlerin zorbalık davranışını yordadığını göstermiştir. Sonuçlar ayrıntılı olarak tartışılacaktır.
Anahtar Kelimeler: zorbalık; zorbalığa maruz kalma; ergenler; bireysel özellikler
Ergenlik Döneminde Benlik Gelişiminin Desteklenmesi Yönünden Anne Baba Tutumlarının İncelenmesi ve Özerk-İlişkisel Benlik Tanımının Değerlendirilmesi
(Poster numarası: 21)
Berçin Ateş, Üsküdar Üniversitesi
Çalışmada ergenlik döneminde çocuğu olan anne ve babaların, çocuklarının benlik gelişimine yönelik tutumlarının kişilerarası mesafe, özerklik ve çocuk gelişimi bilgisi yönünden incelenmesi amaçlanmıştır. Anne babaların beyanları ile çocuk gelişimi bilgi seviyeleri ve bilgi kaynakları demografik formla alınmış ve ek olarak amaca yönelik 32 soruluk anket çalışması oluşturulmuştur. Anket soruları 3 grupta kategorize edilmiştir: Kategorizasyonda Çiğdem Kağıtçıbaşı’nın psikolojik/duygusal bağlı aile modeli esas alınarak üç farklı kategori belirlenmiştir : Kişilerarası mesafe, yetkinlik (özerklik-bağımlılık) ve bilgi düzeyini belirlemeye yönelik sorular. Her kategorinin içinde benlik gelişimini olumlu yönde destekleyen/desteklemeyen tutumları ölçen sorular belirlenmiş ve cevaplar ayrı ayrı incelenmiştir. Çalışma 25 anne, 25 baba katılımı ile gerçekleşmiştir. Çalışmada anne babalar tarafından, çocuklarına özerklik konusunda nasıl destek verileceği konusunda bir merak ve farkındalık oluşturulması hedeflenmiştir. Ayrıca benlik gelişiminin aile içindeki etkileşimine dikkat çekmesi ve ülkemizde Çiğdem Kağıtçıbaşı’nın çalışmalarında tanımlanan özerk-ilişkisel benlik kavramının daha iyi anlaşılması yönünden alana faydalı olacağı düşünülmektedir. Sonuçlar: Kişiler arası mesafe (ilişkisellik – ayrıklık) sorularının tamamı göz önüne alındığında yakınlığın, çocuğun ihtiyaçlarının ve duygularının önemsendiği bir aile ortamının yaygın anlayış olarak görüldüğü cevapların çoğunlukta olduğu göze çarpmaktadır. Ailede farklı fikirlerin olabileceği, sorunların konuşulabileceği fikri anne ve babalar tarafından çoğunlukla kabul görmüş gibi görünmektedir.Yetkinlik (özerklik) soruları değerlendirildiğinde sonuçlar aynı zamanda Kağıtçıbaşı’nın hem denetim hem de özerklik yönelimini ele alan duygusal bağımlı aile modeli ile de ilintili görünmektedir.Üçüncü soru kategorisinde ergenlik döneminde sosyo-duygusal gelişim alanının benlik, kimlik gelişimi ve aile etkileşimi bilgisini ölçen sorulara yer verilmiştir. Verilen yanıtlara bakıldığında ergenlik döneminde anne ve baba ile yaşanan çatışmaların niteliği hakkında bilimsel bilgiye anne babaların genel olarak hakim olmadığı söylenebilir. Bu alanda anne ve babaların bilgilendirilmesine ihtiyaç olduğu sonucuna varılmıştır.
Anahtar Kelimeler: Benlik, özerk ilişkisel benlik, özerklik, sosyo-duygusal gelişim
Yaşlı Bireylerin Dijital Alanda Kullanıcı Deneyimlerinin İncelenmesi: Nitel Bir Pilot Çalışma
(Poster numarası: 22)
İrem Buselay Özer, İstanbul Üniversitesi
Son yıllardaki istikrarlı istatistikler hem Dünya’da hem de Türkiye’de yaşlı nüfus oranının giderek arttığını göstermektedir (TÜİK, 2023; Eurostat, 2024). Aynı şekilde hızla gelişen ve gündelik yaşamın ayrılmaz bir parçası haline gelen teknoloji ise yaşlı bireyler için entegre olması zor bir alan konumundadır (YADA, 2019). Bununla birlikte, yaşlılığın kendi içinde getirdiği sosyal izolasyon, duyusal yetersizlik ve demans gibi zorlukların gelişen teknolojilerin desteği ile yaşlı bireylerin işini kolaylaştıracağı da gözden kaçırılmaması gereken bir husustur (Welch ve arkadaşları, 2023). Bu entegrasyonu sağlıklı bir şekilde sağlayabilmek için yaşlı bireylerin geri bildirimlerini alıp müdahalede bulunmak kullanıcı deneyimi verimini artıracaktır (Neves ve Vetere, 2019). Bu bağlamda mevcut nitel pilot çalışmanın amacı Türkiye’de yaşayan 60 yaş ve üzeri bireylerin teknolojiyi kullanım deneyimlerini anlamak ve bu deneyimin iyileştirilmesine yönelik çalışmalar yapabilmek için kullanıcı temelli yorumlara ulaşmaktır. Veriler İstanbul ilinde yaşayan 60 yaş ve üzeri 6 katılımcıyla, yarı yapılandırılmış, dokuz soruluk görüşme formu üzerinden derinlemesine yüz yüze görüşmeler yapılarak toplanmıştır. Analiz sürecinde ses kayıtlarının transkripsiyonları okunmuş ve temalar belirlenmiştir. Temalar, katılımcıların verilerini yorumlama, indirgeme ve birleştirme işlemleriyle belirlenmiştir. Toplamda (1) kullanıcıların dijital teknoloji kullanımına dair tutumları, (2) dijital teknolojiyi kullanım süreçleri, (3) geleceğe yönelik tutumlar, (4) kullanıcı deneyimleri ve geri bildirimler olmak üzere dört ana tema belirlenmiştir. Sonuçlar, katılımcıların teknoloji kullanımına genel olarak pozitif baktıklarını ve ihtiyaç ekseninde hayatlarına entegre etmek istediklerini fakat yanlış bir şey yapma korkusu taşıdıklarını göstermiştir. Bunun yanında özellikle dijital uygulama (banka, e-devlet, MHRS vs.) işlemlerini onların yerine yapan biri olduğunda, süreçten izole oldukları fakat zorunlu kaldıklarında öğrenmeye açık oldukları tespit edilmiştir. Geleceğe yönelik müdahalelerde ise uygulamaların ara yüzünün yaşa göre düzenlenmesi gerektiğini, yapay zeka aracılığıyla en çok yapılan işlemlerin tespit edilip, kolay ulaşılabilir halde sunulmasına ihtiyaç olduğuna dair geri bildirim alınmıştır.
Anahtar Kelimeler: Yaşlılık; Teknoloji kullanımı; Dijital entegrasyon; Yaş dostu tasarım
CONNECT: Bağlanma Temelli Ebeveyn Müdahale Programı
(Poster numarası: 23)
Deniz Eroğlu Yüce, Pavia Üniversitesi
Aysun Doğan, Ege Üniversitesi
Bu çalışmanın amacı farklı ruh sağlığı sorunlarına sahip ergenlerin ailelerine yönelik geliştirilen Connect Programını tanıtmak ve etkililik çalışmalarını incelemektir. Bu program, ebeveynlerin ergen çocuklarıyla aralarındaki güveni güçlendirerek, ebeveyn-ergen ilişkisi içinde bir ortaklık ve işbirlikçi problem çözme temeli geliştirilmesine yardımcı olmak için geliştirilmiştir (Moretti, 2018). Program suça eğilimli, saldırgan davranışlar sergileyen, dikkat eksikliği/ hiperaktivite bozukluğu (DEHB) ve travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) gibi ruh sağlığı problemleri gösteren ergenlerin ebeveynlerine yönelik olarak geliştirilmiştir. Program 10 hafta boyunca, 90 dakikalık oturumlar olarak planlanmıştır ve her hafta için bir prensip belirlenmiştir. bağlanma, müdahale programı, ergen, ebeveynhem uygulayıcıların hem de ebeveynlerin rol canlandırmalarıyla desteklenmektedir. Bu yöntem programa katılan ebeveynlere hangi davranış yönetimi tekniklerini kullanmaları gerektiğini söylemek yerine, davranışların altında yatan bağlanma ihtiyaçlarını anlatmakta yardımcı olur. Ebeveynler olumlu ebeveynlik stratejileri ve tekniklerini kullanırlar, ancak bunlar davranışları kontrol etme girişimi yerine empati ve ortaklık çerçevesinde bir ebeveynlik stiline işaret eder. CONNECT programı erken çocukluk döneminde kurulan güvenli bağların öneminin altını çizmekle beraber, bağlanmanın yaşam boyu devam ettiğini ve ergenlik döneminde bağlanmanın en az çocukluk dönemi kadar önemli olduğunu göstermektedir. Ergen, bağlanma ihtiyaçlarını erken çocukluk döneminden farklı bir şekilde ifade etmeye başlamakta ve ebeveyn için bağlanma ihtiyaçlarını görmek zorlayıcı olabilmektedir. Bu dönemde belirgin hale gelen ergenin özerklik ihtiyacı ile bakım verenin ergenin güvenliğini sağlama, riskli davranışlarını azaltma ve gözetim ihtiyaçları uyumlu hale gelmelidir (Smetana, 2010). CONNECT bu değişim ve ihtiyaçların ebeveyn tarafından görülmesini kolaylaştıran etkili bir müdahale programıdır. Başta Kanada olmak üzere dokuz farklı ülkede uygulanmıştır ve programın güvenirliğinin kültürler arasında tutarlılık gösterdiği bulgular, sonuçların evrensel olarak geçerli olduğunu ortaya koymaktadır. Örneğin İsviçre’de yaşayan Somali’den göç etmiş ebeveynler ve çocuklarının ihtiyaçlarına uygun düzenlenmiş CONNECT programına katılan ebeveynlerin programın uygulanmasından üç yıl sonra olumlu değişimlerin sürdüğü gözlemlenmiştir (Osman, vd., 2021). Bunun gibi diğer farklı kültürlere uyarlanan CONNECT programlarının tutarlı ve uzun süreli değişimler sağladıkları alanyazında görülmektedir.
CONNECT programının ülkemizdeki geçerlilik ve güvenirlik çalışmaları Eylül ayında başlayacaktır.
Anahtar Kelimeler: bağlanma; müdahale programı; ergen; ebeveyn
Kaynağın İsrafı ve Sosyo-Ekonomik Düzeyin Çocukluk Döneminde Dağıtımsal Adalet Tercihleri Üzerindeki Etkisi
(Poster numarası: 24)
Sema Merve Balçık, İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi
Sümeyra Aleyna Özmen, İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi
Amine Sakar, MEF Üniversitesi
Rabiya Balta, MEF Üniversitesi
Sena Tak, MEF Üniversitesi
Büşra Eylem Aktaş, İstanbul Medipol Üniversitesi
Çocukluk döneminde dağıtımsal adalet anlayışının sosyo-kültürel faktörlere göre değişebildiği araştırmalarla desteklenmiştir. Özellikle, çocukların sosyo-ekonomik düzeylerinin (SED) adil dağıtım kararlarını etkilediği vurgulanmaktadır. Diğer yandan, Batılı olmayan kültürlerde, çocukların kaynak israfını önlemek için adaletsiz dağıtımlar yapabildikleri ve dağıtım yaptıkları bireylerin sosyo-ekonomik arka planlarını dikkate alarak adaleti sağlamaya çalıştıkları gözlemlenmiştir. Ancak, mevcut literatür genellikle israf olasılığı, alıcının sosyo-ekonomik arka planı ve çocuğun kendi SED’ini ayrı ayrı ele almaktadır. Bu çalışmada, bu üç faktör birlikte ele alınmış ve çocukların dağıtımsal adalete ilişkin tercihlerini israf olasılığı, dağıtım yapılan kişinin sosyo-ekonomik arka planı ve çocuğun kendi SED’inin nasıl etkilediği incelenmiştir. TÜBİTAK 2209 fonu kapsamında desteklenen bu araştırmada (proje no: 1919B012302493), İstanbul'un çeşitli ilçelerinden 7-9 yaşlarında 266 çocuk katılmıştır (Nkız = 142, Ort. yaş = 7.97, SS = .626). Katılımcıların SED’i, yaşadıkları ilçelerin gelişmişlik düzeylerine göre (bkz. SEGE 2022 raporu) düşük (N = 120) veya yüksek (N = 146) olarak belirlenmiştir. Adalet tercihleri, israfın gerektiği veya gerekmediği ve dağıtım yapılan kişinin yoksul veya zengin olduğu dört senaryo ile değerlendirilmiştir. Katılımcıların SED’inin dağıtımsal adalete ilişkin tercihlerini etkilemediğini göstermiştir. Senaryo türüne göre çocukların dağıtım tercihleri anlamlı olarak değişmiştir. Katılımcının kendi SED’i ile senaryo türü etkileşiminin ise adil tercihler üzerinde anlamlı bir etkisi bulunmamıştır. Bonferroni post-hoc testlerinin sonuçlarına göre, fazla kaynağın israf edilmediği ve dağıtım yapılan karakterin yüksek SED olduğu durumlarda, katılımcıların en adil tercihte bulunduğu görülmüştür. Karakterler düşük SED'e sahip olduğunda ise çocuklar, karakterlerin yüksek SED'e sahip olduğu ve fazla kaynağın israf edildiği senaryoya göre daha az adildir. Öte yandan, dağıtım yapılan karakter düşük SED'den ise, katılımcılar fazla bir kaynağı ona dağıtmaya eğilimlidir. Bu durum israf olsun olmasın benzer şekilde ortaya çıkmaktadır. Özetle, israf endişesi bulunmuyorsa çocukların, özellikle ekonomik hiyerarşide daha yüksekte gördükleri kişilere karşı adil davranmaya daha yatkın oldukları fakat genel olarak yoksul kişilere adaletsizlik yapmak pahasına da olsa daha fazla kaynak aktarmaya yatkın olduklarına işaret etmektedir.
Anahtar Kelimeler: dağıtımsal adalet; israftan kaçınma; sosyo-ekonomik düzey
Çocukların zihnindeki farklı düşüncelerin lise ve üniversite öğrencileri tarafından değerlendirilmesi: Epistemik duruş ve sosyal alan teorisi ilişkisi
(Poster numarası: 25)
İlayda Güngör, MEF Üniversitesi
Melike Acar, MEF Üniversitesi
Bu çalışma, lise ve üniversite öğrencilerinin orta çocukluk dönemindeki farklı düşüncelere ilişkin epistemolojik anlayışlarını sosyal alanlar (kişisel, ahlaki ve sosyal-geleneksel) bağlamında araştırmaktadır. Toplam 66 katılımcı (M=17,50, SD =3,47) 31 lise öğrencisi (M=13,97, SD =0,31) ve 35 üniversite öğrencisi (M=20,63, SD =1,14) vardı. Katılımcılar iki varsayımsal karakterin kişisel, sosyal-geleneksel ve ahlaki konulardaki farklı düşüncelerini değerlendirdiler. Her hikayedeki karakterler 9 yaşında iki çocuktu. Örneğin, kişisel alanda bir çocuk, teneffüsü en güzel şekilde geçirmenin "saklambaç” olduğunu düşünüyor. Diğer çocuk teneffüsü en güzel şekilde geçirmenin “yakalamaca” olduğunu düşünüyor. Öncelikle katılımcılar söz konusu hikayenin kahramanı iki çocuğun farklı düşüncelerinin doğru olup olmadığını kendilerince değerlendirdiler. Daha sonra iki karakterin düşüncelerinin eşit derecede doğru olup olmadığına veya birinin diğerinden daha doğru olup olmadığına karar verdiler (“Sizce düşüncelerden sadece biri mi doğru, yoksa ikisi de doğru olabilir mi?”). Daha sonra ilgili alandaki farklı düşüncelerin kabul edilebilirliğini değerlendirdiler ve değerlendirmelerini gerekçelendirdiler (“İki çocuğun konu hakkında farklı düşünmesi uygun mu değil mi? Neden uygun? Neden uygun değil”). Sonuçlar, katılımcıların ahlaki konularda rölatif düşünceleri reddettiğini, ancak kişisel ve sosyal-geleneksel alanlardaki farklı düşünceleri kabul etme olasılıklarının daha yüksek olduğunu gösterdi. Katılımcıların epistemik duruşları kişisel alanda rölatif kalırken ahlaki ve sosyal-geleneksel alanda değerlendirici duruşa geçme olasılığı anlamlı olarak yüksek bulunmuştur. Farklı düşüncelerin kabul edilebilirliği sorusunun analizinde ise yaş farkı olmaksızın lise ve üniversite öğrencileri çocukların farklı düşüncelere sahip olmalarını kişisel alanda sosyal-geleneksel ve ahlaki alana kıyasla anlamlı oranda daha kabul edilebilir değerlendirdiler. Ek olarak, katılımcıların epistemik duruşları ve hikayelerdeki farklı düşüncelerin ilgili olduğu sosyal alanın epistemik doğası arasındaki uyum kodlanarak bir koordinasyon katsayısı hesaplanmıştır. Bu analize göre, ahlaki ve sosyal-geleneksel alan koordinasyonunda yaş farkı bulunmazken, kişisel alanda liselilerin üniversitelilere göre epistemik duruşlarıyla alanın doğasını daha tutarlı bir şekilde değerlendirdikleri bulunmuştur. Sonuçlar Kuhn ve ark. (2000) ve Wainryb ve ark. (2004) gelişimsel bulguları doğrultusunda tartışılacaktır.
Anahtar Kelimeler: Üstbilişsel gelişim, epistemik duruş, sosyal-alan teorisi
Annelerin Cinsiyet Rollerinin Çocukların Cinsiyet Rolleri Üzerindeki Etkisi
(Poster numarası: 26)
Şeyma Kalkan İnan, Orta Doğu Teknik Üniversitesi
Fatma Betül Abut, Orta Doğu Teknik Üniversitesi
Başak Şahin Acar, Orta Doğu Teknik Üniversitesi
Sibel Kazak Berument, Orta Doğu Teknik Üniversitesi
Aysun Doğan, Ege Üniversitesi
Deniz Tahiroğlu, Boğaziçi Üniversitesi
Alanyazında, cinsiyet gelişiminin çevresel faktörlerden ve bu çevredeki sosyal etkileşimlerden etkilendiğini göstermektedir. Ekolojik sistemler teorisine göre, aile çocukların cinsiyet rollerini etkileyen bir mikrosistemdir (Bronfrenbrenner, 1986). Cinsiyet rollerin gelişiminde farklı faktörlerin etkisi görülse de bu bilgilerin ilk önce ev ortamında edinildiği düşünülmektedir (Sakallı-Uğurlu, 2002). Bu çalışmanın amacı, annelerin cinsiyet rollerinin çocukların cinsiyet rollerini nasıl etkilediğini incelemektir. Daha belirli olarak, annelerin maskülen ve feminen özelliklerinin, çocukların maskülen ve feminen özellikleri üzerinde ayrı ayrı etkisinin incelenmesidir.
Araştırmamız, ulusal çapta gerçekleştirilen Türkiye Aile Çocuk ve Ergen Projesi'nin bir parçası olarak yürütülmüştür. BEM Cinsiyet Rolü Envanteri ve Demografik Bilgi Forumu’nu tamamlayan 8-17 yaş arası 4152 çocuktan ve annelerinden veri toplanmıştır. Annelerin cinsiyet rollerinin çocukların cinsiyet rolleri üzerindeki etkisini görmek için cinsiyet rollerin iki alt ölçeği olan maskülen ve feminen özellikler için ayrı hiyerarşik regresyon analizi yürütülmüştür. Her iki analiz için, ilk adımda çocuğun yaş ve cinsiyeti eklenmiştir, ikinci adımda ise annenin maskülen ve feminen özellikleri dahil edilmiştir. Bu analizlerin sonuçlarına göre çocukların yaşı, cinsiyeti ve annenin maskülen özellikleri çocuğun maskülen özelliklerini anlamlı şekilde yordadığı görülmüştür (F(4)= 28.75, p < .001). Oğlan çocukların maskülen özelliklerini kız çocuklara kıyasla daha yüksek düzeyde sergilediği görülmüştür (β = .07, p < .001). Yaş arttıkça, çocukların maskülen özelliklerin de arttığı (β = .08, p < .001), ve annenin maskülen özellikleri arttıkça çocuğun maskülen özelliklerin de arttığı görülmüştür (β = .12, p < .001).Çocuğun feminen özelliklerini etkileyen faktörlere baktığımızda ise çocuğun cinsiyeti, annenin maskülen özellikleri ve feminen özellikleri anlamlı şekilde yordadığı saptanmıştır (F(4)=25.97, p <.001). Kız çocukların oğlan çocuklara kıyasla daha fazla feminen özellik sergilediğini (β = -.10, p < .001) ve annenin hem maskülen (β = .06, p = .001) hem feminen (β = .09, p < .001) özelliklerinin artmasıyla çocuğun feminen özelliklerin de arttığı söylenebilir. Sonuç olarak, annelerin cinsiyet rollerinin çocukların cinsiyet rollerinde önemli etkisi olduğu görülmektedir.
Anahtar kelimeler: Cinsiyet rolleri, maskülen, feminen, anne, çocuk
Baba-Çocuk Oyunlarında Ortaya Çıkan Ebeveynlik Davranışının Konuşma Analizi Yöntemi ile İncelenmesi
(Poster numarası: 27)
Pınar Karataş, İstanbul Üniversitesi
Songül Kandemir, Kadir Has Üniversitesi
Bu pilot çalışmada, baba-çocuk çiftlerinin etkileşimli oyun sırasındaki konuşmaları, karşılıklı etkileşimleri, dil kullanımları konuşma analizi yöntemi ile incelenmiştir. Pek çok kültürde çocuğun birincil bakım verme görevi anne ile eşleştirilirken, oyun oynama, aktivite yapma gibi etkinlikler ile babalar eşleştirilmektedir. Her iki durumda da çocuklar ebeveynleri ile etkileşim halindedirler. Bu etkileşimler çoğunlukla konuşmaları içermektedir. Sosyal etkileşimli konuşmalar içinde çocuk kendi sosyal kimliğini inşa etme fırsatı bulurken ebeveynler de bu sosyal etkileşim ile ebeveynlik kimliklerini inşa ederler. Çalışmanın amacı birlikte oyun kuran baba-çocuk çiftlerinin konuşma eylemleri üzerinden babaların ebeveynlik davranışlarını incelemektir. Çocukları dört yaşında olan iki baba çocuk çifti çalışmanın katılımcılarını oluşturmaktadır. Babaların oyun esnasında sergiledikleri ebeveynlik davranışları konuşma analizinin temel birimlerinden olan sıralı çiftler üzerinden araştırılması hedeflenmiştir. Sonuç olarak, farklı ebeveynlik davranışlarına sahip olan babaların konuşma eylemlerinin de farklılaştığı, sıralı çiftleri kurma ve devam ettirme amaçlarının ve kelime seçimlerinin de farklı olduğu bulunmuştur. Duyarlı ebeveynlik davranışları gösteren babanın çocuğu ile iş birliği içinde onun istekleri doğrultusunda oyun kurduğu ve sıralı çiftleri çocuğunu oyuna davet için kurduğu gözlemlenmiştir. Bunun yanında müdahale edici davranışlar sergileyen baba, sıralı çiftleri oyun akışını ve yöntemini belirmek için kurgulamıştır. Yapılan pilot çalışmada ebeveynlik davranışlarının nitel araştırma yöntemi olan konuşma analizi ile tespit edilebileceği ortaya konmuştur.
Anahtar Kelimeler: Konuşma analizi; baba davranışlar; baba çocuk etkileşimi
Okul Öncesi Öğretmenler için Çocukların Olumsuz Duygularıyla Başa Çıkma Ölçeği’nin Türkçeye Uyarlanması ve Psikometrik Özelliklerinin İncelenmesi
(Poster numarası: 28)
Dilara Özsoy, Ege Üniversitesi
Yılmaz Orhun Gürlük, Ege Üniversitesi
Gizem Cömert, Ege Üniversitesi
F. Cansu Pala, Ege Üniversitesi
Duygu sosyalleştirme; ebeveynlerin ve öğretmenler gibi diğer önemli yetişkinlerin çocuklar ile duygular hakkındaki konuşmaları, kendi duygularını ifade etmesi ve çocuklarının duygularına verdikleri tepkiler olmak üzere üç süreci içermektedir. Son yıllarda, öğretmenlerin duygu sosyalleştirme becerilerinin önemi vurgulanmasına rağmen, yurt içi alanyazında öğretmenlerin duygu sosyalleştirme becerilerine ilişkin çalışmaların sınırlı olduğu görülmüş ve bu beceriyi ölçmek için geçerli ve güvenilir sadece bir ölçüm aracına rastlanabilmiştir. Fabes, Eisenberg ve Bernzweig (1990) tarafından ebeveynlerin duygu sosyalleştirme becerilerini ölçmek için geliştirilen “Çocukların Olumsuz Duyguları İle Baş Etme Ölçeği”, Havighurst ve Kehoe (2019) tarafından düzenlenerek (Coping with Toddler’s Negative Emotions Scale for Kindergarten Teachers) okul öncesi öğretmenlere uyarlanmıştır. Bu araştırmanın amacı, okul öncesi öğretmenlere yönelik bu ölçeği Okul Öncesi Çocukların Olumsuz Duyguları ile Baş Etme Ölçeği Öğretmen Formu olarak Türkçeye uyarlamak; yapı ve kriter geçerliği, iç tutarlılık ve test tekrar test güvenirliklerini incelemektir. Araştırma kapsamında Ege Üniversitesi Etik Kurulu’ndan ve MEB’ten izin alınmış ve hem özel hem devlet anaokullarından olmak üzere 306 okul öncesi öğretmene ulaşılmıştır. Kriter geçerliği için Çocukların Duygularına Verilen Tepkiler Ölçeği (Ersay, 2017), Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği Kısa Form (Yiğit ve Yiğit, 2017), Öğretmenlik Mesleğine Yönelik Tutum Ölçeği (Üstüner, 2006) kullanılmıştır.
Adaptasyonu yapılan ölçek “öğretmende sıkıntı, duygu ifadesini kolaylaştırıcı tepkiler, cezalandırıcı tepkiler, duygu odaklı tepkiler, problem odaklı tepkiler, küçümseyici tepkiler, duygu koçu/duyguları kabul etme, dikkat dağıma ve dilek tepkilerini gerçekleştirme” olmak üzere 9 alt boyuttan oluşmaktadır. Türkiye adaptasyonunda “dilek tepkilerini gerçekleştirme” boyutunun çalışmadığı görülmüş; boyut ölçekten çıkarılmıştır. 8 alt boyut için doğrulayıcı faktör analizi ve güvenirlik analizi JASP-18.0 programında yapılmıştır. Boyutların normalliği ve ölçekleme düzeyi dikkate alınarak DFA’da diyagonal olarak ağırlıklandırılmış en küçük kareler tahminleyicisi kullanılmıştır. Tüm boyutların Cronbach alfa güvenirlik değerlerinin .76-.95 aralığında; CFI değerlerinin .96-1.0 ve TLI değerlerinin .98-1.0 aralığında olduğu görülmüştür. Ölçeğin Türkçeye uyarlanmasının ve psikometrik özelliklerinin incelenmesinin ölçeğin gelecek çalışmalarda kullanımının önünü açacağı düşünülmektedir.
Anahtar Kelimeler: erken çocukluk dönemi; duygusal gelişim; duygu sosyalleştirme; okul öncesi öğretmenler; ölçek uyarlama
Üniversite Öğrencisi Kadınlar ve Annelerinde Utanç Anıları ve bunların Sosyoekonomik Seviyeye göre İncelenmesi
(Poster numarası: 29)
Ekin Doğa Kozak, Orta Doğu Teknik Üniversitesi
Başak Şahin Acar, Orta Doğu Teknik Üniversitesi
Olumlu ve olumsuz anılar olarak ele alınan duygu yüklü anılar, otobiyografik bellek araştırmalarında önemli yer tutmaktadır. Anı konuşmaları sırasında farklı duyguları konuşmanın farklı amaçlara hizmet ettiği düşünülmektedir: Olumlu duyguların yer aldığı anıları konuşmak, paylaşılan ortak geçmiş duygusu aracılığıyla duygusal bağlar oluşturmaya hizmet edebilirken; olumsuz deneyimleri konuşmak duyguları anlamaya ve çözmeye yardımcı olabilir. Olumsuz duygular içinde utanç duygusu “duyguların sosyal paylaşımı” ile çelişen bir şekilde saklanmayı isteyen bir duygu olması ve daha önce otobiyografik bellek araştırmalarında bellek özellikleri açısından ele alınmamış olması sebebiyle bir otobiyografik bellek araştırmacısı olarak ilgimi çekmiştir. Üniversite öğrencisi kadınlar ve onların annelerinden oluşan çiftlerle çalışılmakta olan bu doktora tezinin ilk çalışması pilot çalışma niteliğinde olup çiftlere kendi utanç hissettikleri anıları ayrı ayrı sorulmuştur (Nçift=21). İlk çalışmanın amacı katılımcıların anı içeriklerinde sosyoekonomik seviyeye (SES) göre bir değişiklik olup olmadığını incelemektir. İkinci çalışma kapsamında çiftlere kendi utanç anılarına ek olarak dolaylı (vicarious) anıları sorulmuş (Nçift=68), son olarak üçüncü çalışma kapsamında ise çiftlerin beraber anı konuşması (memory conversation) yapmaları planlanmıştır (Nçift=200). Burada ilk çalışmanın tematik analiz (TA) sonuçları düşük ve orta-yüksek SES’e göre paylaşılacaktır. Braun ve Clarke’ın (2006) altı basamaklı TA adımları izlenerek üniversite öğrencisi kadınlar ve onların anneleri için düşük ve orta-yüksek SES için olmak üzere dört farklı TA yapılmıştır. TA sonuçlarına göre düşük SES’teki üniversite öğrencilerinin anlattıkları utanç anıları “Telafi çabası”, “İfade ikilemi” ve “Göz önünde utanç” isimli üç tema altında toplanırken, bu üniversite öğrencilerinin annelerinin anıları “Aşağılanma”, “Beklenti dışı” ve “Davranışların istenmeyen sonuçlarıyla utanç” isimli üç tema altında toplanmıştır. Orta-yüksek SES’teki çiftler için temalar sırasıyla şu şekilde belirlenmiştir: üniversite öğrencileri için “Dışsal etkiler ve bireyin içsel durumu” ve “Beklenmedik sosyal durumlarda utanç”; anneler için “Karşılanmayan ihtiyaçlar”, “Davranışların istenmeyen sonuçlarıyla utanç”, “Sessizlik ve ifade kısıtlamaları”, “Beklenmedik sosyal durumlarda utanç” ve “Telafi çabası”. Bu çalışma ile SES’e göre anne-kız çiftlerinin utanç anıları ortaya konulmuş olup örnekleriyle tartışılacaktır.
Anahtar Kelimeler: Otobiyografik anı konuşmaları; duygu yüklü anılar; utanç
Aileye Ait Özellikler ve Anne Psikolojik Sağlık İle Akademik İlgi Arasındaki İlişkide Anneden Algılanan Ebeveyn Davranışlarının Aracı Etkisi
(Poster numarası: 30)
Ezgi Aydoğdu Sözen, Orta Doğu Teknik Üniversitesi
Aysun Doğan, Ege Üniversitesi
Başak Şahin Acar, Orta Doğu Teknik Üniversitesi
Deniz Tahiroğlu, Boğaziçi Üniversitesi
Sibel Kazak Berument, Orta Doğu Teknik Üniversitesi
Çalışmalar akademik ilgisi yüksek olan kişilerin daha başarılı olduğunu, daha az davranışsal sorunlar gösterdiğini ve daha az okulu bıraktıklarını göstermişlerdir. Bu nedenle akademik ilgiyi etkileyen faktörleri belirlemek önemlidir. Bu çalışmada, annenin raporladığı ekonomik güçlükler, ekonomik kaygılar ve annenin medeni durumu gibi aileye ait özelliklerin annenin psikolojik sağlığı ve sonrasında annenin ebeveyn davranışları (sıcaklık, izleme ve çocuğun kendini açması) üzerinden akademik ilginin bir alt boyutu olan kişinin öğrenmeye yaptığı yatırım ve kendi kendine öğrenme çabası olarak tanımlanan bilişsel ilgiyi bir yıl sonra nasıl etkilediği incelenmiştir. Çalışmanın verisi Türkiye genelinde yapılan bir yıl arayla 2 zamanlı olarak gerçekleştirilmiş olan Türkiye Anne Çocuk ve Ergen Projesi’nden (TAÇEP) alınmıştır. 2193 anne-çocuk verisi kullanılarak bir yol analizi yapılmıştır. Anneler ailenin özellikleri ve anne psikolojik sağlık anketlerini evlerinde veya okula gelerek bir bağlantı üzerinden cevaplamışlardır. Çocuk ve ergenler algılanan ebeveyn davranışlarını ve akademik ilgiyi okullarında tablet üzerinden veya kendilerine gönderilen link üzerinden doldurmuşlardır. Çocuk ve ergenlerin sınıf düzeyleri ve cinsiyetleri kontrol edilmiştir. Yol analizi sonuçlarına göre hipotez edilen model ile verinin iyi bir uyum gösterdiği bulunmuştur. Fakat modelin veri ile uyumunu artırmak için AMOS programı cinsiyetten izleme ve çocuğun kendisi açması ebeveyn davranışlarına yol eklemeyi önermiştir. Teorik olarak mantıklı olduğu için bu yollar eklenerek model tekrar test edilmiş ve modelin uyum endekslerinin daha iyi olduğu görülmüştür.
Sonuçlara göre sadece ekonomik kaygı anne stresini yordarken, ekonomik kaygı ve güçlükler anne depresyonunu yordamıştır. Fakat annenin bekar olması sadece depresyonu yordamıştır. Anne stresi çocuğun kendini açmasıyla ve anne depresyonu anne sıcaklığıyla negatif ilişkili bulunmuştur. Fakat algılanan tüm ebeveyn davranışlarıyla çocuk ve ergenlerin bilişsel ilgisi arasında pozitif bir ilişki olduğu görülmüştür. Kızlarda ve sınıf düzeyi düşük olanlarda daha fazla bilişsel ilgi görülmüştür. Dolaylı etkiler incelendiğinde de ekonomik kaygı, ekonomik güçlükler ve medeni durum anne depresyonu ve anne algılanan sıcaklık üzerinden akademik ilgiyi olumsuz etkilemektedir.
Anahtar Kelimeler: akademik ilgi; ekonomik güçlükler; medeni durum; anne psikolojik sağlık; anne ebeveyn davranışları
Kime Seçim Şansı Bırakalım: Çocuk ve Ergenlerin Sosyal Bilinçli Farkındalık Becerisinde Gruplararası Bağlamın ve Sosyo-bilişsel Becerilerin Rolü
(Poster numarası: 31)
Ömür Özden Koçyiğit, Tarsus Üniversitesi
Müge Ekerim-Akbulut, İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi
Büşra Eylem Aktaş, İstanbul Medipol Üniversitesi
Sosyal bilinçli farkındalık (SoMi) kişisel bir tercihte bulunurken aynı zamanda başkalarının lehine de hareket etmeyi ifade eden dolaylı bir prososyal davranış biçimidir. Bu araştırmada çocuk ve ergenlerin i) genel SoMi becerileri, ii) iç grup ve dış grup üyelerine yönelik sergiledikleri SoMi davranışları, iii) gruplararası bağlamda sergiledikleri SoMi becerilerinin sosyo-bilişsel belirleyicileri açısından farklılık gösterip göstermedikleri incelenmiştir. Çocuklara (7-9 yaş) ve ergenlere (14-16 yaş) SoMi paradigması verilmiş ve varsayımsal senaryolar bağlamında eşit derecede çekici, ikisi aynı birisi farklı üç nesne arasından birini seçmeleri istenmiştir. Katılımcılara seçimlerini yaptıktan sonra sıradaki başka bir çocuğun (iç grup veya dış gruptan) seçim yapacağı söylenmiştir. Eğer katılımcı aynı iki nesneden birini seçer ve seçimi diğer çocuğa bırakırsa bu sosyal açıdan farkında olarak değerlendirilmiştir. Buna ek olarak katılımcıların ketleyici kontrol (KK), zihin kuramı (ZK) ve empati becerileri de ölçülmüştür. Genel olarak, çocuklar ve ergenler eşit düzeyde SoMi performansı sergilemiştir, F (1,199) = 3.30, p = .07, ηp2 = .02. Bununla birlikte, çocuklara kıyasla (Ort = 0.71, SS = 0.89), ergenler (Ort = 0.96, SS = 0.89) iç grup üyelerine yönelik daha yüksek düzeyde SoMi sergilemiştir, p = .04, ancak dış grup üyelerine yönelik sergilenen SoMi'de farklılık görülmemiştir, p = .24. Çocukların iç gruba yönelik sergilediği SoMi ZK (β = .30, p = .002) ve KK (β = .20, p = .03) ile ilişkiliyken, ergenlerin iç gruba yönelik sergilediği SoMi sadece KK ile ilişkilidir (r = .21, p = .04). ZK (β = .30, p = .003) çocuklarda dış grup üyelerine yönelik SoMi ile ilişkiliyken, hiçbir sosyo-bilişsel beceri ergenlerin dış gruba yönelik sergilediği SoMi ile ilişkili bulunmamıştır. Sonuç olarak, ZK çocuklar için hem iç grup hem de dış grup üyelerine yönelik sergilenen SoMi'yi teşvik etmede kritik görünürken, KK ergenler için sadece iç grup üyelerine yönelik sergilenen SoMi'yi teşvik etmede kritik görünmektedir.
Anahtar Kelimeler: sosyal bilinçli farkındalık; çocukluk; ergenlik; gruplararası bağlam.
Norm İstisnalarının Çocukların Önyargı Gelişimi ve Epistemik Güveni Üzerindeki Etkisi
(Poster numarası: 32)
Halide Sena Koçyiğit, Marmara Üniversitesi
Deniz Tahiroğlu, Boğaziçi Üniversitesi
Gaye Soley, Barcelona Üniversitesi
Çalışmalar, çocukların tanıklıklar aracılığıyla yeni gruplar hakkında bilgi edindiğini göstermektedir. Ancak bu bilgilere duyulan güvenin yeni grupla karşılaşma sonucunda nasıl etkilendiği tam olarak bilinmemektedir. Bu çalışmada, 135 çocuk (Myaş = 6.81 , SDyaş = 0.53), minimal grup atamasına dayalı olarak grup-içi ve grup-dışı tanık koşullarına ayrıldı ve tanıklardan yeni bir grup hakkında bilgi öğrendiler. Ardından sunulan bilginin çoğunluk tarafından yanlışlandığı veya doğrulandığı grup üyeleriyle karşılaştılar. Çocukların ilk üyeyle karşılaştıktan sonra diğer üyeleri görme istekleri soruldu. Ayrıca çocuklardan, tanığın sunduğu bu bilgi ve farklı bir grup ve nesneye ilişkin yeni bilgilerin doğruluğunu değerlendirmeleri ve ne kadar emin olduklarını belirtmeleri istendi. Çocukların cevapları, "-1.5 (tamamen yanlış, çok eminim)" ile "1.5 (tamamen doğru, çok eminim)" arasında bir ölçekte kodlandı. Sonuçlara göre, çocuklar karşılaştığı ilk üye bilgiyi doğrulamak yerine yanlışladığında kanıt aramaya daha fazla istekliydi (χ²(1, N = 66) = 6.20, p = .01). Genel olarak, doğrulayıcı koşuldaki çocuklar, tanığın ifadesini yanlışlayıcı koşuldaki çocuklara göre daha doğru buldu (F(1,131) = 49.83, p < 0.001; Mdoğrulayıcı = 0.98, SDdoğrulayıcı = 0.82; Myanlışlayıcı = -0.13, SDyanlışlayıcı = 1.15). Ayrıca çocuklar grup-içi tanıkların ifadelerini, grup-dışı tanıklara kıyasla daha doğru olarak değerlendirdi (F(1,131) = 4.96, p = 0.03, Mgrup-içi = 0.62, SDgrup-içi = 1.17; Mgrup-dışı = 0.24, SDgrup-dışı = 1.09). Bu etki ise, doğrulayıcı koşullarda daha belirgindi (F(1,131) = 4.22, p = 0.04). Son olarak, çocukların ilk tanıklığa olan güveni, yeni bir nesne hakkında bilgiye yönelik güveni yordamazken (M = 0.63, SD = 0.98, F(1,133) = 3.85, p = 0.052), yeni bir grup hakkında bilgiye yönelik güveni yordadı (M = 0.87, SD = 0.91, F(1, 133) = 10.29, p = 0.00). Sonuçlar, grup üyeliğinin ve örneklem dağılımının çocukların yeni gruplar hakkındaki sosyal öğrenme mekanizmaları ve epistemik güven süreçleri üzerindeki kritik etkilerini anlamamıza yardımcı olmaktadır.
Anahtar Kelimeler: Epistemik güven; önyargı; tanıklık; sosyal öğrenme
Erken Çocuklukta Çevreye Yönelik Tutum ve Davranışlara Dair Anlayışın Gelişimi
(Poster numarası: 33)
Serra Ecem Takan, Ege Üniversitesi
Cansu Pala, Ege Üniversitesi
Ekolojik tutum ve çevre yanlısı davranışlar her geçen gün önemi artan ve anlaşılması gereken kavramlardır. İklim krizi ve gezegenin azalan kaynakları genel geçer çevre koruma davranışlarından daha geniş bir çerçeveyi ve detaylı bir anlayışı gerektirmektedir. Bu ihtiyaca yanıt verebilecek kavrayış ve davranışları yaygın olarak çeşitli disiplinler ele almakta iken; bu eylemleri yerine getirecek bireyin psikolojik hazır bulunuşluğu yakın zamanda araştırılmaya başlanmıştır. Çocuklarda bu psikolojik altyapı, çocuğun ekolojik tutumları edinmesi ve çevre yanlısı eylemleri zihninde temsil edebilmesi kadar bu tutum ve eylemlerin faydasını nasıl kavradığı olarak tartışmaya açılabilir. Ekolojik kavrayış, gezegenin ve diğerlerinin geleceğine ve iyiliğine ilişkin kavramlar barındırdığından bu kavrayışın altyapısı diğerlerinin istek, ihtiyaç ve inançlarının anlaşılması (başka değişle zihin kuramı), baskın tepkilerin ketlenmesi, durumlar/kurallar arasında geçiş (başka değişle yürütücü işlevler) gibi becerilere dayanmaktadır. Alanyazını incelendiğinde ekolojik kavrayışın gelişimsel sürecinin yeterince incelenmesi kadar bu yapıların ölçülmesi için gerekli işe vuruk tanımlara da ihtiyaç duyulmaktadır. İlk olarak çocuklarda ekolojik kavrayışa dair önceki araştırmalardaki az sayıda ölçümün yakından incelenmesi önem kazanmaktadır. Bu çalışmada erken çocuklukta ekolojik tutumlarının ölçülmesi ve ekolojik tutumunun kapsamının sosyal bilişsel bir çerçevede ele alınması hedeflenmektedir. Bu araştırmada öncelikle ekolojik kavrayışın ölçümünde kullanılan Çevreye Yönelik Tutumları Ölçeği- Okul Öncesi Versiyonu ölçeğine ilişkin gelişimsel bir betimleme yapılacaktır. Ardından bu ölçekten alınan puanın zihin kuramı ve yürütücü işlevlerle ilişkisi incelenecektir. Çalışmaya yaşları 50 ila 87 ay arasında değişen 178 çocuk katılmıştır. Çevreye yönelik tutum ölçümünün iç tutarlılığının kabul edilebilir düzeyde fakat düşük olduğu gözlenmiştir (Cronbach α=.55). Çocukların çevreye yönelik tutum puanlarının 5 ve 6 yaş grupları arasında farklılık göstermediği ancak bu grupların puanlarının 4 yaş grubuna göre anlamlı biçimde fazla olduğu (p<.05); cinsiyete bağlı ise bir farklılık göstermediği bulunmuştur. Zihin kuramı performansı çevreye yönelik tutum puanlarıyla ilişkili bulunmazken; çalışma belleği ve bilişsel esneklik performansıyla pozitif yönde (r=.31; r=.29); duygu yüklü ketleme göreiyle ise negatif yönde (r=-.16) düşük korelasyona sahip olduğu bulunmuştur.
Anahtar Kelimeler: Çevreye yönelik tutum, erken çocukluk dönemi, sosyal-bilişsel beceriler, ekolojik kavrayış
Annelerin Gözünden Baba Yeterliğinin Ailenin Sosyodemografik Özellikleri Açısından İncelenmesi
(Poster numarası: 34)
Ş. Dilara Özdemir, Ondokuz Mayıs Üniversitesi
Güleycan Akgöz Aktaş, Karadeniz Teknik Üniversitesi
Yeliz Kındap Tepe, Ondokuz Mayıs Üniversitesi
Öz-yeterlik bireyin bir iş ya da durumun üstesinden gelebilmek için sahip olduğu kapasiteye olan inancı olarak tanımlanmaktadır. Ebeveyn yeterliği ise farklı şekillerde tanımlanmasıyla birlikte genel anlamıyla ebeveynin çocuğun bakımı ve yetiştirilmesiyle ilgili bazı görevler konusunda sahip olduğu kapasitesine olan inancı ve yargısıdır. İlgili alanyazın incelendiğinde, ebeveyn özyeterliğinin sıklıkla bebeklik döneminde çocuğu olan anneler üzerinde incelendiği; buna karşı özellikle ulusal alanyazında okulöncesi dönemde çocuğu olan ebeveynlerin öz yeterliğine yönelik araştırmaların sınırlı olduğu ve sıklıkla annenin özyeterliğine odaklanıldığı görülmüştür. Babaların çocuğun gelişimi üzerindeki etkileri bilinmekle birlikte, babaların öz yeterliği konusunda yapılan araştırmaların sınırlı olduğu görülmektedir. Özellikle annenin gözünden babanın özyeterliğinin incelemenin anne bekçiliğinin nedenlerini anlama konusundaki alanyazına katkıda bulunacağı düşünülmektedir. Dolayısıyla bu çalışmada, annelerin gözünden baba yeterliğinin ailenin sosyodemografik özellikleri açısından incelenmesi amaçlanmıştır. Bu doğrultuda araştırmaya okulöncesi dönemde çocuğu olan 150 anneye çevrimiçi olarak ulaşılması planlanmış olup araştırmanın veri toplam süreci devam etmektedir. Araştırmada, Ebeveyn Öz Yeterlik Ölçeği, Ekonomik Güçlük İndeksi ve Demografik Bilgi Formu kullanılmıştır. Annenin gözünden babanın öz yeterliği ile ilişkili olan demografik değişkenlerle ilgili elde edilen sonuçlar anne bekçiliği alanyazını kapsamında tartışılacaktır. Ayrıca mevcut araştırmadan elde edilecek bulguların babanın öz yeterliği konusunda yapılacak ilerideki çalışmalara yol gösterici olacağı ve geliştirilecek müdahale programlarına ışık tutacağı düşünülmektedir.
Anahtar Kelimeler: Anne babalık; yeterlik algısı; sosyodemografik özellikler
Genç Yetişkinlerin Kişisel ve Dolaylı Yaşam Hikayelerindeki Anlatı Tutarlığı
(Poster numarası: 35)
Yağmur İlgün, Orta Doğu Teknik Üniversitesi
Başak Şahin-Acar, Orta Doğu Teknik Üniversitesi
Anlatı tutarlığı (narrative coherence) otobiyografik bellek gelişiminin önemli bir parçasıdır. Alan yazındaki çalışmalar, anlatı tutarlığının yaşam boyu devam eden bir gelişim sergilediğini göstermektedir. Kişisel anıların tutarlı bir şekilde anlatılması ergenlikte görülmeye başlarken (Habermas & Silveira, 2008), anlatı tutarlığının yetişkinlikte en yüksek seviyeye ulaştığı bilinmektedir (Reese vd., 2011). Ne var ki, anlatı tutarlığının genç yetişkinlik dönemi içerisindeki gelişimine yönelik bilgiler kısıtlıdır.
Mevcut çalışmada, kişisel ve dolaylı yaşam öykülerindeki anlatı tutarlığı genç yetişkinlik döneminden seçilen iki farklı yaş grubundan katılımcılarla ölçülmüştür. Çalışmaya 314 kişi (18-23 yaş grubu n = 150; 28-33 yaş grubu n = 164) katılmıştır. Kişisel ve dolaylı yaşam hikayeleri Yaşam Hikayesi Mülakatı’nın (McAdams, 2008) yazılı formu ile ölçülmüştür. Katılımcılar, hem kendi hayatlarından hem de romantik partnerlerinin hayatından en olumsuz, en olumlu ve dönüm noktası olarak öne çıkan üç farklı olayın anısı olmak üzere, toplamda altı anı aktarmıştır. Anılar, Anlatı Tutarlığı Kodlama Şeması (Reese vd., 2011) kullanılarak, bağlam, kronoloji ve tematik bütünlük boyutları üzerinden değerlendirilmiştir. Ek olarak, anılardaki toplam kelime sayısı hesaplanmıştır.
Yaş grubunun anlatı tutarlığı üzerindeki rolünü incelemek için bir dizi hiyerarşik çoklu regresyon analizi yapılmıştır. İlk adımda analize ilgili anının toplam kelime sayısı tanıtılırken, ikinci adımda yaş grubu değişkeni (0 = 18-23 yaş grubu, 1 = 28-33 yaş grubu) tanıtılmıştır. Sonuçlar, yalnızca kişisel dönüm noktası anılarında yaş grubu ve anlatı tutarlığı arasında anlamlı bir ilişki olduğunu göstermiştir (b = -.12, p = .01, 95% [-.91, -.15]). Diğer, anı noktaları için yaş grubu ve anlatı tutarlığı arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Bulgular, anlatı tutarlığının genç yetişkinlik boyunca benzer şekilde seyrettiğini göstermiştir.
Anahtar kelimeler: anlatı tutarlığı, kişisel yaşam öyküsü, dolaylı yaşam öyküsü, otobiyografik bellek gelişimi.
Erken Çocukluk Döneminde Ebeveynlik Davranışlarının Çocuk Uyum Düzeyine Etkisi
(Poster numarası: 36)
Beliz Korkut, İstanbul Medeniyet Üniversitesi
Feyza Çorapçı, Sabancı Üniversitesi
Nebi Sümer, Sabancı Üniversitesi
Çalışmalar ebeveynliğe geçiş döneminde anne ve babaların çocuklarına gösterdikleri katı disiplin uygulamalarının ve özerkliklerini destekleyici davranışlarının çocukların sosyoduygusal gelişim için kritik rol oynadığını göstermiştir. Bu bağlamda 0-3 yaş arası çocuğu olan Türkiye nüfusunu temsil eden toplam 597 anne (N=343 %57,4 yaş ort. =30.26, ss = 5,28) ve babadan (N=254, %42,6, yaş ort. = 32.43 , ss = 5,95) çok aşamalı katmanlı örneklem yöntemi ile veri toplanmıştır. Ebeveynlik davranışları Erken Dönem Kapsamlı Ebeveynlik Uygulamaları Ölçeği (CECPAQ) ile ölçülürken çocukların uyum düzeyleri Kısa Sosyoduygusal Gelişim Ölçeği (BITSEA) ile ölçülmüştür. Çocuğun yaş ve cinsiyeti, ebeveynin yaş ve eğitim düzeyinin kontrol edildiği hiyerarşik regresyon analizleri anne ve babalar için ayrı ayrı yapılmıştır. Bu doğrultuda, annenin yaşı (β = -.17, p < .05) ile birlikte gösterdiği katı disiplin (β = .32, p < .001) ve destekleyici ebeveynlik (β = -.27, p < .001) davranışları ile babanın eğitim düzeyi (β = -.20, p < .05) ve yaşı ile birlikte (β = -.21, p < .05) yalnızca katı disiplin (β = .19, p < .05) uygulamalarının çocukların içselleştirme davranışını yordadığı bulunmuştur. Çocuğun ve annenin demografik özellikleri dışsallaştırma davranışı üzerinde etkili değilken annenin katı disiplin (β = .26, p < .001) ve destekleyici ebeveynlik (β = -.27, p < .001) uygulamaları ve babaların katı disiplin (β = .39, p < .001) uygulamaları çocukların dışsallaştırma davranışı üzerinde etkili bulunmuştur. Son olarak hem annelerin hem babaların göstermiş oldukları katı disiplin (Anne: β = .14, p < .05; Baba: β = .36, p < .001) ve destekleyici ebeveynlik (Anne: β = .36, p < .01; Baba: β = .49, p < .001) uygulamaları çocukların sosyal yetkinliğini anlamlı bir şekilde yordamıştır. Yapılan analizlerle annelerin hem katı disiplin hem de özerkliği destekleyici uygulamaları çocukların olumlu ve olumsuz davranış örüntüleri ile ilişkiyken babaların destekleyici ebeveynlik uygulamalarının yalnızca olumlu uyum düzeyi ile ilişkili olduğu görülmüştür.
Anahtar Kelimeler: ebeveynlik uygulamaları, çocuk davranışları, erken çocukluk dönemi
Poster Numarası | Birinci Yazar | Poster İsmi |
37 | Hasan Deniz Baran; Yağmur Esendemir | Sosyal bilişte belirmenin rolü: örtük ve açık zihin kuramlarının gelişimi |
38 | Ibrahim Akkan | Ebeveynin multimodal dil kullanımı ile zamanından önce ve zamanında doğan çocuklarda kelime dağarcığı gelişimi ilişkisinde ortak dikkatin aracı rolü |
39 | Demet Şirolu | Var olan durumlara alternatif temsiller üretmenin çocukların uzamsal becerileri üzerindeki etkisi |
40 | Eda Önoğlu Yıldırım | Anaokulu çağında uygulanan yoga müdahale programı yönetici işlevlerin gelişimine katkıda bulunuyor mu? |
41 | Nursena Koç | "Belki de kurbağa göle gitmiştir": annelerin kesinlik ifadelerinin annelerin ve çocukların zihin kuramı becerileri arasındaki aracı rolü |
42 | Ece Tuğlacı | Çocukların yanlış kanı anlayışında fantastik öğelerin etkisi: yaş ve görev sırasının rolü |
43 | Begüm Yılmaz | Ebeveynlerin multimodal dil kullanımının ve çocukların jest kullanımının matematik gelişimine etkisi: bir müdahale çalışması |
44 | Tuğçe Yalçınkaya | Multimodal ebeveyn girdisi ve okul öncesi çocuklarının matematik performansı arasındaki ilişki |
45 | Songül Kandemir | Çocuklar nedensel dili nereden öğreniyor ve nasıl kullanıyor: erken çocukluk döneminde anne ve babanın katkısı |
46 | Emine Zehra Kasap | Okul öncesi dönemi çocuklarında işlemsel üstbiliş davranışlarını kodlama manueli: prometa |
47 | Pınar Öztürk-Atlı | Çocuklukta karşı olgusal akıl yürütme |
48 | Hilal Özdemir | Türk işaret dilini geç edinen işitme engelli çocukların kelime dağarcığı gelişimi |
49 | Mürşide Gül Yılmaz | Kuzey kıbrıs'ta beş-altı yaş çocuklarda uyku düzeni ve ekran süresinin dikkat üzerindeki yordayıcı rolleri |
50 | Hüseyin Yalçıner | Uzamsal beceriler ile sayı gelişimi arasındaki ilişki: zihinsel döndürme becerisi ve yer-yön bilgisinin okul öncesi çocukların sayı becerilerine olan etkisi |
51 | Nursena Koç | Anne-bebek ortak dikkati için ebeveyn içsel düşünme işlevselliğinin rolü |
52 | Fatma Betül Abut | Çocuk ve ergenlerde duygu yüklü otobiyografik anı özelliklerinin incelenmesi |
53 | Özden Yüksek | Okulöncesi çocuklarında vurma jestleriyle kelime hatırlamayı geliştirme |
54 | Ayça Barklı | Nörogelişimsel bozukluğa sahip çocuğu olan ebeveynlerin stresine yönelik risk ve koruyucu faktörlerin incelenmesi |
55 | Büşra Canoğlu | Ergenlerin dijital oyun oynama davranişlari |
56 | Helin Özge Bazkır | Ergenlerin kimlik gelişimi ve akademik ilgileri arasindaki ilişkinin incelenmesi |
57 | Ezgican Meral | Z kuşağı üniversitesi öğrencilerinin yaşlı ayrımcılığına yönelik tutumlarının bilişsel ve sosyal faktörler açısından incelenmesi: bir karma yöntem araştırması |
58 | Rana Durmuş | Çocuk yetiştirmede modern ve geleneksel yaklaşimlarin çocuklarin dişa vurum davraniş problemleri üzerindeki etkisinde ebeveynlik davranişlarinin araci rolü: boylamsal bir araştirma |
59 | Emine Uysal | Ebeveyn kimliği ölçeğinin uyarlanması ve psikometrik özelliklerinin incelenmesi |
60 | Tuğçe Tiftik | Türkiye'deki ortaokul ve lise öğrencilerinin kültürel yaşam senaryosu nitelikleri |
61 | Sümeyra Işık | Çocuk istismar ve ihmalinin kuşaklar arası aktarımı ile ilişkili faktörlerin incelenmesi |
62 | Bilge Sena Çam | Gençlerin sosyal bilişsel becerilerinin sivil katılım üzerindeki rolü |
63 | Serengeti Ayhan | Önyargıya dayalı zorbalığa müdahale etmeyi engelleyen ve kolaylaştıran faktörler |
64 | Gökçe Şahin | Ebeveynlik bağlamında sosyal öğrenmenin epistemik ve kişilerarası yönleri: ebeveyn iskele kurma ölçeğinin geliştirilmesi |
65 | Yağmur Censur | Kime yardım ederiz?: Farklı bağlamların ve sosyo-bilişsel becerilerin yardım etme davranışına etkisi |
66 | Beril Kıyak Yılmaz | Ailenin sosyoekonomik düzey göstergelerinin çocuk ve ergenlerin olumlu sosyal davranışları üzerindeki etkisinde annenin depresyonu ve ebeveynlik davranışlarının aracı rolü |
67 | Zeynep Şen Hastaoğlu | Mülkiyet ile sosyal-bilişsel beceriler arasındaki ilişkinin incelenmesi |
68 | Çağla Cambaz | Kişisel alan üzerindeki anne kontrolünün okul öncesi dönemdeki sosyal anlayış ile ilişkisi |
69 | Eda Şen | Bu oyuncak kimin? Kaybolunca en çok üzülen kişinin olabilir mi? |
70 | Amine Bükre Kihtir | Kardeşten algılanan psikolojik kontrol ve özerklik desteği ile yalnızlık düzeyi arasındaki ilişkide temel psikolojik ihtiyaçların aracı rolü |
71 | Aysu Alkış | Anneannelik nedir? Anneannelik deneyiminin olumlu ve olumsuz yanları nelerdir? |
72 | İlke Nur Güven | Yakın arkadaşlıklarda anlaşmazlık çözümü: kültürler arası karşılaştırma |
Sosyal Bilişte Belirmenin Rolü: Örtük ve Açık Zihin Kuramlarının Gelişimi
(Poster numarası: 37)
Hasan Deniz Baran, Bilkent Üniversitesi
Yağmur Esendemir, Bilkent Üniversitesi
Jedediah W.P. Allen, Bilkent Üniversitesi
Sosyal anlayış üzerine olan güncel literatür çoğunlukla zihin kuramının ve onun temel bir parçası olan yanlış inanç anlayışının gelişimsel sürecine odaklanmaktadır. Daha önceleri yanlış inanç anlayışının dört yaş civarında geliştiği düşünülürken, daha güncel çalışmalar bunun on beş aylık bebeklerde dahi görüldüğünü öne sürmektedir. Buradaki ampirik uyuşmazlığı yaratan asıl neden eski ve yeni çalışmaların birbirlerinden niteliksel olarak farklı deneysel yöntemler kullanmasıdır. Bu beraberinde erken gelişen zihin kuramı (yani örtük zihin kuramı) ve daha geç gelişen zihin kuramı (yani açık zihin kuramı) tartışmasını başlatmıştır. Konuyla ilgili çeşitli yaklaşımları yalın ve zengin yorumlamalar olarak ikiye ayırmak mümkündür. Bu iki kanadın ayrışmasının sebebi her ikisinin de temelinde yatan bilimsel ikilik varsayımıdır. Ancak bu temelde yatan varsayıma ilişkin pek çok problem ve dolayısıyla eleştiri mevcuttur. Eyleme dayalı belirimci yaklaşımlar bu varsayımı tümden reddederek tartışmaya niteliksel olarak yeni bir bakış açısı sağlamaya çalışmaktadır. Öte yandan, literatürde halihazırda var olan bu yaklaşımlar ise açıklamalar açısından eksik kalmaktadır. Bu çalışmada benimsenen, eyleme dayalı belirimci anlayışın bir alt grubu olan özel yaklaşım, “interactivism”dir. Bu yaklaşıma göre, tüm bilgi ve zihinsel temsiller etkileşim potansiyelleri ve beklenti gibi kavramlarla açıklanır. Bununla bağlantılı olarak dünyayı nasıl bildiğimizi niteliksel olarak etkileşimci (interactive) ve yansıtıcı (reflective) bilme şeklinde ikiye ayırmak mümkündür. Etkileşimci bilme hiyerarşik bir şekilde gelişen bilme becerisinin ilk seviyesidir. Bu beceri ile çocuklar dünyayı, onunla girdikleri etkileşimler ve bu etkileşimlerin deneyimleri ile tanırlar. Bu olgu erken çocuklukta örtük zihin kuramını oluşturur. Yaklaşık dört yaş civarında yansıtma becerisinin belirmesi, çocukların etkileşimci bilme ile edindiği temsillerini kullanmalarını sağlar ve bu sayede çocuklar dünyayı yansıtıcı bir şekilde de bilmeye başlar. Yansıtıcı bilme çocukların dünyayı doğrudan etkileşimlerden ve deneyimlerden görece bağımsız bir şekilde temsil etmesini sağlar. Bu yansıtıcı bilme açık zihin kuramı ve yanlış inancı başkalarına atfetme becerisini oluşturur. Mevcut çalışma literatürdeki çeşitli yaklaşımları eleştirel bir biçimde incelemeyi ve alternatif bir yaklaşım sunmayı hedeflemektedir.
Anahtar Kelimeler: örtük zihin kuramı; açık zihin kuramı; yanlış inanç anlayışı; interactivism; yansıma
Ebeveynin Multimodal Dil Kullanımı ile Zamanından Önce ve Zamanında Doğan Çocuklarda Kelime Dağarcığı Gelişimi İlişkisinde Ortak Dikkatin Aracı Rolü
(Poster numarası: 38)
İbrahim Akkan, Koç Üniversitesi
Begüm Yılmaz, Koç Üniversitesi
Ö. Ece Demir-Lira, Iowa Üniversitesi
Tilbe Göksun, Koç Üniversitesi
Ebeveynlerin multimodal dil kullanımı (sözlü ve jest içeren), genellikle çocukların kelime dağarcığı gelişiminin gelişmesinde fayda sağlamaktadır. Ek olarak, zamanından önce doğan (37 haftadan küçük gebelik yaşı) ve zamanında doğmuş bebekleri karşılaştıran çalışmalar, bu dil kullanımının yararları üzerinde gebelik yaşının düzenleyici rolünü de göstermektedir. Ancak ebeveynlerin multimodal dil kullanımının, çocukların ortak dikkat becerileri gibi çocukla ilgili değişkenlerle nasıl etkileşime girdiği ve bu etkileşimlerin farklı çocuklarda kelime dağarcığı becerilerini nasıl öngördüğü hakkında pek fazla bulgu bulunmamaktadır. Bu çalışmada zamanından önce (ZÖ) ve zamanında doğmuş (ZD) bebeklerin dil ve bilişsel gelişimini araştıran boylamsal bir çalışmadaki iki zaman noktasına (12-16 ay; 18-22 ay) odaklandık. Çalışmada 10 dakikalık serbest oyun oturumlarında (ZÖ, N=36; ZD, N=37) ebeveyn ve çocuk etkileşimi video kaydına alındı. Bebeklerin kelime bilgisi ve erken iletişim davranışları, Türkçe İletişim Gelişimi Envanteri (TİGE) kullanılarak her iki zamanda ebeveynler tarafından raporlandı. Ebeveyn-çocuk etkileşimindeki ortak dikkat süreçleri, ebeveyn sözlü dil (toplam farklı kelime sayısı) ve jest kullanımı için kodlama prosedürü hala devam etmektedir. İlk olarak, multimodal dil kullanımı ve sözcük dağarcığı gelişimi ilişkisinde gebelik yaşının düzenleyici etkisini göstermeyi, daha sonra da iki grupta ebeveynin multimodal dil kullanımı ile kelime gelişimi ilişkisinde ortak dikkat becerilerinin aracılık rolünü “products of coefficients” yöntemi ile göstermeyi hedefliyoruz. Öncelikle, (1) birinci zaman noktasındaki dil becerileri kontrol edilerek, ZÖ grubunun, ebeveynin multimodal dil kullanımından daha fazla yararlanacağını varsayıyoruz. Daha sonra (2) başlangıçtaki dil becerilerini kontrol ederek, ebeveynin multimodal dil kullanımı ile bebeklerin ikinci zaman noktasındaki dil becerileri arasındaki ilişkiye bebeklerin ortak dikkat becerilerinin aracılık edeceğini varsayıyoruz. Sonuçlarımız farklı gelişim süreçlerinden geçen çocukların kelime dağarcığı ve ebeveyn-çocuk etkileşimlerinin hem ebeveyn hem de çocukla ilgili değişkenlere göre nasıl farklılaşabildiğine dair alanyazına katkıda bulunacaktır.
Anahtar Kelimeler: zamanından önce doğum, dil gelişimi, ebeveyn multimodal dil kullanımı, ortak dikkat
Var Olan Durumlara Alternatif Temsiller Üretmenin Çocukların Uzamsal Becerileri Üzerindeki Etkisi
(Poster numarası: 39)
Demet Şirolu, Maltepe Üniversitesi
Begüm Özdemir Demirci, Maltepe Üniversitesi
Uzamsal beceriler, görsel ve mekânsal bilgiyi zihinsel olarak canlandırma ve manipüle etme alt boyutlarını içeren zihinsel bir süreç olarak, STEM alanlarındaki kazanımlara ilişkisinden dolayı son zamanlarda önemli bir çalışma alanı haline gelmiştir (Uttal vd., 2013; Verdine vd., 2014). Alanyazın, özellikle yapı ve inşa oyunlarının uzamsal becerileri geliştirdiğini, bu tür oyunların rehberlik altında oynandıklarında daha etkili olduklarını göstermektedir (İleri vd., 2023). Mevcut çalışma, 5-6 yaşındaki çocukları, oyun sırasında var olan durumlara alternatif temsiller üretmeye teşvik etmenin çocukların uzamsal becerileri üzerindeki etkisini araştırmaktadır.
Çalışma, ön test, eğitim/son test ve son test/transfer olmak üzere 3 oturumdan oluşmaktadır. Ön ve son test aşamalarında çocukların içsel uzamsal becerileri, Resimli Döndürme Testi ve Zihinsel Dönüştürme Görevi ile ölçülmüştür. Eğitim süreci Katamino ve Tangram oyunları sırasında çocukların yaptıkları hatalara aldıkları geribildirim şekline göre 3 koşula ayrılmıştır: karşı olgusal (n=13) (“Bu hatayı yapmamak için şekli nereye/nasıl yerleştirmeliydin?”), hipotetik (n=14) (“Bu hatayı tekrarlamamak için bir dahaki sefere şekli nereye/nasıl yerleştirmelisin?”) ya da kontrol (n=14) (“Bana bu şeklin rengini söyleyebilir misin?”). Çocuklara içsel uzamsal becerileri üzerinden verilen eğitimlerin dışsal uzamsal becerilerine transferini ölçmek için Görsel Perspektif Alma Görevi kullanılmıştır (İleri vd., 2023). Ayrıca, çocukların alıcı dil becerileri (PPVT) ve yürütücü işlevleri (DCCS) kontrol edilmiştir.
Çalışmanın veri toplama süreci devam etmektedir. 41 çocuktan toplanan veriler ile elde edilen ön bulgular, hipotetik yönlendirmeler verilen çocukların zihinsel döndürme becerilerinde bir artış meydana geldiğini göstermektedir, t(11)=2.29, p=0.043. Karşı olgusal yönlendirmeler ve kontrol gruplarında anlamlı bir değişim gözlenmemiştir. Hipotetik düşüncenin gelişimsel olarak karşı olgusal düşünceden daha erken ortaya çıkması (Riggs vd., 1998), çocukların mevcut çalışmadaki yönlendirmeleri daha etkin kullanmasını sağlamış olabilir. Öte yandan, çocukların zihinsel dönüştürme becerilerinde böyle bir artış görülmemesi, zihinsel döndürmenin özellikle inşa oyunlarında rol oynayan temel beceri olması (Mix ve Cheng, 2012; Frick vd., 2013), dolayısıyla mevcut çalışmadaki gibi minimal bir müdahale ile gelişmeye daha açık olması görüşüyle açıklanabilir.
Anahtar Kelimeler: Uzamsal beceriler; Karşı olgusal düşünce; Hipotetik düşünce
Anaokulu Çağında Uygulanan Yoga Müdahale Programı Yönetici İşlevlerin Gelişimine Katkıda Bulunuyor Mu?
(Poster numarası: 40)
Eda Önoğlu Yıldırım, Bilkent Üniversitesi
Jedediah Wilfred Papas Allen, Bilkent Üniversitesi
Bu çalışmada, okul öncesi dönemde önemli gelişmeler içerdiği bilinen ve bireylerin akademik ve sosyal yaşamları üzerinde uzun vadeli etkileri olan yönetici işlevler konusu ele alınmaktadır. Yönetici işlevler, çalışır bellek, bilişsel ketleme, bilişsel esneklik, kural değiştirme, organizasyon vb. gibi birçok beceriyi içeren kapsamlı bir terimdir. Yönetici işlevler yukarıdan aşağıya olarak adlandırılan dikkat, ketleme, kural değiştirme gibi becerileri içerirken aynı zamanda aşağıdan yukarıya olarak adlandırılan duygusal tepkileri ve doyumun ertelenmesini de içerir. Araştırmalar bu becerinin uygun müdahalelerle (örn. bilinçli farkındalık temelli uygulamalar, montesori aktiviteleri gibi) geliştirilebileceğini göstermiştir. Mevcut çalışma, okul öncesi çocukların yönetici işlevlerini geliştirmenin bir yolu olarak bilinçli farkındalık temelli yogayı kullanmaktadır. Bilinçli farkındalık, kişinin gözlem halinde ve yargılamadan bulunduğu anı deneyimlemesidir. Yoga doğası gereği bilinçli farkındalık içeren bir aktivite olarak var olan çalışmada anaokulu çağı çocuklarına bir müdahale programı olarak sunulmuştur. Bu çalışmada yönetici işlevlerin farklı alanlarını ölçmek için ise bilişsel esneklik, bilişsel ketleme, çalışır bellek, motor kontrol ve doyumu erteleme becerilerine yönelik ölçümleri içeren bir dizi çocuk görevi kullanılmıştır. Bu çocuk görevlerine ek olarak anne ve öğretmenlerin bildirimde bulunduğu yönetici işlev ölçekleri kullanılmıştır. Müdahale programı 45 okul öncesi çocukla gerçekleştirilmiş olup bu çocukların 24'ü yoga grubunda, 21'i ise kontrol grubunda olmuştur. Kontrol grubundaki çocuklar müdahale programının tamamlanmasının ardından aynı yoga programına tabii tutulmuştur. Müdahale grubundaki çocuklar, 12 hafta boyunca haftada 2 kez, çocuk başına toplam 15 saat yoga yapmıştır. Bu programın öncesinde ve sonrasında her iki gruba ön test ve son test yapılmış elde edilen puanlar araştırma sonucunda karşılaştırılmıştır. Çocuklara uygulanmış olan görevlerin sonuçları, yoga grubundaki çocukların çalışır bellek alanında daha iyi performans gösterdiğini ancak yönetici işlevlerin diğer alanlarında iki grup arasında fark olmadığını göstermiştir. Öğretmenlerden toplanmış olan veri de gruplar arasında fark olmadığını ortaya koymuştur. Son olarak, anneler olumlu duygulanım açısından yoga grubundaki çocukların daha iyi gelişim gösterdiğini bildirmiştir. Araştırmanın sonuçları müdahale programının sınırları dahilinde tartışılacaktır.
Anahtar Kelimeler: Yönetici İşlevler, Müdahale Programı, Yoga, Bilinçli Farkındalık
"Belki de Kurbağa Göle Gitmiştir": Annelerin Kesinlik İfadelerinin Annelerin ve Çocukların Zihin Kuramı Becerileri Arasındaki Aracı Rolü
(Poster numarası: 41)
Nursena Koç, Kadir Has Üniversitesi
Berna A. Uzundağ, Kadir Has Üniversitesi
Zihin kuramı, çocukların sosyal, duygusal ve akademik gelişimleri için kritik bir beceridir (Astington ve Pelletier, 2005). Ebeveynlerinden daha fazla zihin durumu konuşması duyan çocuklar, zihin kuramı görevlerinde daha iyi performans gösterirler (Tompkins vd., 2018). Ancak, ebeveynlerin zihin durumu konuşmalarındaki bireysel farklılıklar yeterince araştırılmamıştır. Daha gelişmiş zihin kuramı becerilerine sahip ebeveynlerin, çocuklarıyla konuşurken daha fazla zihin durumu konuşması gerçekleştirmesi ve bunun aracılığıyla çocuklarının daha gelişmiş zihin kuramı becerilerine sahip olabileceği önerilebilir. Yalnızca iki çalışma, ebeveynlerin ve çocukların zihin kuramı becerileri arasındaki ilişkiyi incelemiş ve pozitif bir ilişki bulmuştur (Devine ve Hughes, 2019; Sabbagh ve Seamans, 2008). Mevcut çalışma, anne ve çocuk zihin kuramı becerileri arasında annelerin zihin durumu konuşmalarının aracı rolünü araştıran ilk çalışmadır.
Veriler, 89 anne-çocuk ikilisinden (49 kız, yaş aralığı = 48-69 ay, Ort(SS) = 57(5.49)) video konferans yoluyla toplanmıştır. Annelerin zihin kuramı becerisi, Gözlerden Zihin Okuma Testi ile ölçülmüştür (Baron-Cohen vd., 2001). Çocuklar, beşli zihin kuramı test dizisini tamamlamıştır (Wellman ve Liu, 2004). Annelerin zihin durumu konuşmaları, Mayer'in (1969) yazısız resimli kitabı “Kurbağa, neredesin?” üzerinden çocuklarına anlattıkları hikayeler aracılığıyla değerlendirilmiş ve farklı kategorilerde (örn., algı, istek, biliş) kodlanmıştır (Ilgaz vd., değerlendirme aşamasında).
Sonuçlar, annelerin biliş, özellikle de kesinlik (örneğin, "belki", "kesinlikle") ifadelerinin anne ve çocuk zihin kuramı becerileri arasındaki ilişkiye anlamlı düzeyde aracılık ettiğini göstermiştir (F(3,82)=6.23, p<.001, R2=.18). Zihin kuramı becerisi yüksek olan anneler daha fazla kesinlik ifadesi kullanmışlardır (β=.26, SE=.0002, t(82)=2.51, p=.01) ve bu ifadeler çocuklarda daha yüksek zihin kuramı skorları ile ilişkili bulunmuştur (β=.30, SE=14.41, t(82)=2.88, p=.005) (standardize dolaylı etki katsayısı=.086, SE=.04, %95 BCA-CI=.008-.178).
Bulgular, zihin kuramı becerisi daha gelişkin annelerin, çocuklarına kesinlik konusunda daha fazla zihin durumu konuşması yönelttiğini ve böylece çocuklarının zihin kuramı becerilerine katkı sunabileceğini önermektedir. Annelerin çocuklarıyla konuşurken kesinlik ifadelerini kullanmaları, bir kişinin zihinsel durumlarının her zaman gerçeği temsil etmeyebileceğini anlamalarına yardımcı olarak çocukların zihin kuramı gelişimine katkıda bulunabilir.
Anahtar Kelimeler: zihin kuramı; zihin durumu konuşmaları; annelerin zihin kuramı becerisi; kesinlik ifadeleri
Çocukların Yanlış Kanı Anlayışında Fantastik Öğelerin Etkisi: Yaş ve Görev Sırasının Rolü
(Poster numarası: 42)
Ece Tuğlacı, Bilkent Üniversitesi
Hande Ilgaz, Bilkent Üniversitesi
Çocukların bilişsel ve sosyal-duygusal gelişimi, karşılaştıkları anlatılardan derinlemesine etkilenmektedir. Yoğun hayal gücü içeren, fantastik diye adlandırdığımız ögeler barındıran bu anlatılar, sundukları psikolojik bilgiler (örn., karakterler arasındaki ilişkiler, sosyal değerler ve erdemler) açısından gerçeğe bağlı kalmaktadır. Fantastik ögelerin çocukların yanlış kanı muhakeme becerilerine olan etkisi daha önce araştırılmamıştır. İki deneyden oluşan bu çalışmada, fantastik öğelerin çocukların yanlış kanı (YK) görevlerindeki performanslarına olan etkisi araştırıldı. Özellikle, fantastik veya gerçekçi öğelerin YK görevlerinde yer almasının okul öncesi çocukların yaşı ve görevlerin sunulma sırasına göre performanslarını nasıl etkilediği katılımcılara iki tür FB görevi verilerek incelendi: Fantastik Kurgu Yanlış Kanı (FK-YK) ve Gerçekçi Kurgu Yanlış İnanç (GK-YK). Deney 1’de 3, 4, ve 5 yaş gruplarında eşit sayıda ve cinsiyet dağılımında olmak üzere 90 okul öncesi katılımcı yer aldı. Sonuçlar, yürütücü işlev (Yİ) yetenekleri kontrol edildiğinde dahi çocukların FK-YK görevlerinde GK-YK görevlerine göre daha iyi performans gösterdiğini ortaya koydu. Deney 2'de, performansın hayal gücü eğilimi (HGE) yönünden de kontrol edilmesi ve Deney 1’de yer alan yaş odaklı etkileşimlerin derinlemesine incelenmesi amaçlandı. Bu nedenle Deney 2’de 3 ve 5 yaş gruplarında eşit sayıda ve cinsiyet dağılımında olmak üzere 90 okul öncesi katılımcı yer aldı. Performanslar, HGE ve Yİ yetenekleri kontrol edilerek değerlendirildi. Sonuçlar, Deney 1’de gözlemlenen fantezi seviyesinin ana etkisini doğrularken ederken, FK-YK görevlerini önce tamamlayan 3 yaşındaki çocukların, görevleri diğer sırada alan akranlarına göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha iyi performans sergilediğini gösterdi. Bu bulgular, fantastik öğelerin YK görevlerinde okul öncesi çocukların yanlış kanı anlayışına destek olduğu ve bu etkinin özellikle 3 yaşındaki çocuklarda etkisinin gözlemlenebildiğini göstermektedir. Eğitim ve gelişim psikolojisi alanında bu sonuçlar, fantastik öğelerin eğitim materyallerine dahil edilmesinin çocukların sosyal-bilişsel gelişimini ve akıl yürütme becerilerini destekleyebileceğini ortaya koymaktadır.
Anahtar Kelimeler: çocuk gelişimi; gelişim psikolojisi; sosyal-kültürel gelişim
Ebeveynlerin Multimodal Dil Kullanımının ve Çocukların Jest Kullanımının Matematik Gelişimine Etkisi: Bir Müdahale Çalışması
(Poster numarası: 43)
Begüm Yılmaz, Koç Üniversitesi
Işıl Doğan, California Üniversitesi, Davis
Emel Nur Kaya, Başkent Üniversitesi
Sultan Karakaş, Hacettepe Üniversitesi
Dilay Z. Karadöller, Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Max Planck
Ece Demir-Lira, Iowa Üniversitesi
Tilbe Göksun, Koç Üniversitesi
Erken dönem matematik becerileri, ileri yıllardaki akademik başarıyı öngörmektedir. Çocukların erken dönem matematik becerilerinin yordayıcılarından biri de ebeveynlerin sağladığı matematiksel dil kullanımıdır. Ebeveynler, matematiksel ifadeleri sözlü veya el jestleri gibi farklı modeliteler aracılığıyla sağlamaktadırlar. Önceki çalışmalar, jestlerle birlikte verilen matematik yönergelerinin ve çocukların jest kullanımının matematik problemlerini çözmelerine yardımcı olduğunu göstermektedir. Ancak multimodal dil girdisi, çocukların jest kullanımı ve matematik performansı arasındaki ilişki üzerine alanyazındaki çalışmalar kısıtlıdır. Bu çalışmada, sözlü ve resimli kitaplar aracılığıyla ebeveynlerin okul öncesi çocuklara sağladıkları multimodal girdinin çocukların matematik gelişimine olan etkisini bir müdahale programı aracılığıyla inceledik. Bununla birlikte çocukların jest kullanımına da odaklandık. Altmış üç çocuk (33 kız, Ortyaş = 49.9 ay, SS = 3.68, Aralık = 49-59) sözel sayı sayma becerileri, kardinalite prensibini anlama, görsel aritmetik ve sözel aritmetik testlerini tamamladı ve ardından altı hafta süren bir müdahale programı uygulandı. Birinci müdahale grubunda ebeveynler, matematiksel dil içeren kitap ile okuma oturumlarında jest kullanmaya yönlendirildi. İkinci müdahale grubu aynı kitabı aldı fakat ebeveynlerden kitap okuma oturumlarında jest kullanmamaları istendi. Kontrol grubu ise matematiksel dil içermeyen bir kitap aldı ve ebeveynlere jest kullanımı konusunda herhangi bir yönerge verilmedi. Müdahale döneminin sonunda çocukların matematiksel becerileri aynı testler ile ölçüldü. Farklı ebeveyn girdilerinin grup farklılıkları ile olan ilişkisini inceleyen analizler devam etmektedir. Ön testin sonuçlarına göre, çocukların kardinalite prensibini anlama becerisinin jest kullanımıyla olumsuz bir ilişkisi olduğu gözlemlenmiştir (r = -.301, p < .05). Daha fazla jest kullanan çocuklar, yaş ve sözel sayı sayma becerileri kontrol edildiğinde kardinalite prensibini anlama testinde daha düşük performans göstermiştir. Sonuçlar, çocukların düşük matematik becerilerini telafi etmek adına jest kullandıklarını öngörmekte ve jestlerin matematik gelişimindeki farklı fonksiyonlarına dikkat çekmektedir. Bu çalışma, multimodal dil girdisinin ve çocukların multimodal dil kullanımının matematik gelişimiyle olan etkileşimine dikkat çekmektedir.
Anahtar Kelimeler: Multimodal dil, matematik gelişimi, ebeveyn girdisi, okul öncesi.
Multimodal Ebeveyn Girdisi ve Okul Öncesi Çocuklarının Matematik Performansı Arasındaki İlişki
(Poster numarası: 44)
Tuğçe Yalçınkaya, Orta Doğu Teknik Üniversitesi
Dilay Z. Karadöller, Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Max Planck
Tilbe Göksun, Koç Üniversitesi
Matematiksel beceriler, çocuk gelişiminde önemli alanlardan biridir. Gelişmekte olan bir çocuğun saymaya ve matematiğe maruz kalması için çeşitli fırsatlar vardır. İlk fırsatlardan biri ise ebeveyn girdisi yoluyla, bir başka deyişle ebeveynin kullandığı dil ile ev ortamında oluşur. Ebeveyn girdisi, konuşma yoluyla olduğu gibi jestler yoluyla ve multimodal (konuşma ve jestlerin beraber kullanılması) şekilde de olabilir (örn., Cook vd., 2017; Karadöller vd., 2023; Rowe vd., 2008). Az sayıda çalışma ebeveyn matematik girdisi ile matematik gelişimi arasındaki ilişkiyi araştırmıştır (örn., Brooks vd., 2018; Cook vd., 2017). Ancak jestlerin baskın bir girdi türü olduğu birkaç çalışmada belirtilmiş olsa da alanyazında bu ilişkide jestlerin rolüne daha da az odaklanılmıştır (Karadöller vd., 2023). Bu çalışmada, 60-66 aylık okul öncesi çocuklarının ebeveynlerinin multimodal matematiksel dil kullanımları ile çocukların matematik performansı arasındaki ilişkiyi incelemek amaçlanmaktadır. Çalışmanın veri toplama süreci devam etmektedir. Ebeveyn multimodal dil kullanımını gözlemlemek adına ebeveyn ve çocuğun katıldığı yarı-yapılandırılmış oyun aktivitesi ve sözsüz bir kitabın kullanıldığı kitap okuma aktivitesi gerçekleştirilmektedir. Kitap okuma aktivitesi için ebeveyn-çocuk ikililerinin eşit sayıda yer alacağı aynı kitabın bedensel sembolik olmayan görsel ipuçları içeren (jestli koşul), soyut sembolik olmayan görsel ipuçları içeren (zarlı koşul) ve görsel ipuçları içermeyen (temel koşul) sayfalardan oluşan üç farklı versiyonu yaratılmıştır. Aynı zamanda, çocukların sayı sayma, kardinalite ve sayı hissi ile ilgili performansını ölçmek için çeşitli ölçme görevleri kullanılmaktadır. Ebeveynden ise çocuğun çalışma dışında, ev ortamında aldığı ebeveyn matematik girdisini, ebeveynin eğitime ve matematiğe bakışını gösterecek formlar doldurması istenmektedir. Çalışmanın sonunda ebeveyn matematik girdisi ve çocuğun matematik performansı arasında pozitif bir ilişki bulunması beklenmektedir. Buna ek olarak kitap okuma aktivitesinde jest kullanımına dair ipucu veren koşuldaki ebeveynlerin daha fazla multimodal girdi vermesi ve bu koşuldaki çocuğun da ölçme görevlerinde daha iyi performans sergilemesi beklenmektedir. Bu sonuçlar, çocukların okul öncesi dönemdeki multimodal dil girdisinin önemini vurgulayan ilk çalışmalardan biri olması sebebiyle alanyazına önemli katkılar sunacaktır.
Anahtar Kelimeler: matematiksel beceriler; sayma; ebeveyn girdisi; jest kullanımı; kitap okuma
Çocuklar Nedensel Dili Nereden Öğreniyor ve Nasıl Kullanıyor: Erken Çocukluk Döneminde Anne ve Babanın Katkısı
(Poster numarası: 45)
Songül Kandemir, Kadir Has Üniversitesi
Aslı Aktan Erciyes, Kadir Has Üniversitesi
Literatürde birçok çalışma, nedensel olay anlama becerisinin yaşamın ilk yılından itibaren ortaya çıktığını göstermektedir (Leslie 1982; Leslie & Keeble 1987; Muentener & Carey 2010). Çocukların nedensel dil yapılarını kullanması diğer dil yapılarında olduğu gibi anne babaların dil girdilerinden etkilenir (Van Veen et al. 2009, 2013). Bu alanda yürütülen çalışmalar çoğunlukla annenin dil girdilerine odaklanırken babaların bu alandaki rolünü ihmal eder (Dieterich et al. 2006; Tamis-LeMonda et al. 2001). Ayrıca ebeveynlerin çocukların dil becerilerine katkısı araştırılırken nedensel dil daha sık çalışılması gereken bir alandır. Bu çalışmanın amacı, babanın ve annenin çocuğa yönelttikleri nedensel dil girdileri arasındaki farkı incelemek, çocukların nedensel dil üretiminde farklı görev ve farklı ebeveynlere yöneltildiği koşullar açısından nasıl farklılaştığını göstermek ve hem annenin hem de babanın nedensel dil girdisinin çocukların nedensel dil üretimini nasıl etkilediğini araştırmaktır. Bu çalışmaya 60 adet 4 ve 5 yaşındaki çocuk (Myaş=56 ay,SD=6.5) ve ebeveynleri katılmıştır. Baba-çocuk ve anne-çocuk ikililerinin oturumunda serbest/rehberli oyun ve hikâye anlatma görevleri kullanılırken çocuk oturumunda TIFALDI-ifade alt testi uygulanmıştır. Sonuçlar, anne ve babalar arasında hem toplam nedensel dil puanları, t(59)=2.710,p=.009, hem de serbest oyun görevi, t(59)=3.139,p=.003, açısından anlamlı bir farklılık olduğunu göstermiştir. Babalar (M=.404,SD=.092) serbest oyunda annelerden (M=.353,SD=.086) daha fazla nedensel dil kullanmışlardır. Öte yandan çocuklar, babalarına yönelik serbest oyun görevinde (M=.40,SD=.18) hikâye anlatma görevine (M=.17,SD=.21) kıyasla daha fazla nedensel dil üretmiştir t(43)=4.911,p<.001. Regresyon modelinde, annenin nedensel dil girdisi, çocuğun anneye yönelik nedensel dil kullanımını pozitif yönde açıklamıştır, β=.340,p=.010. Babanın nedensel dil girdisi, çocukların babaya yönelik nedensel dil üretimlerini pozitif açıklamıştır, β=.351,p=.011. Hem anne hem de babanın nedensel dil girdileri, çocukların nedensel dil üretimini anlamlı şekilde açıklamaktadır ve bu bulgular, literatürde ebeveynlerin çocukların dil becerilerine katkı sağladığını ve babaların da anneler kadar çocukların nedensel dil becerilerine katkıda bulunduğunu gösteren çalışmalarla tutarlıdır. Gelecekte yapılacak araştırmalarda iki ebeveynin de rolünün daha kapsamlı bir şekilde incelenmesi, çocukların dil gelişimi konusundaki anlayışımızı derinleştirecektir.
Anahtar Kelimeler: Nedensel dil; dil girdisi; dil üretimi; erken çocukluk; ebeveyn
Okul Öncesi Dönemi Çocuklarında İşlemsel Üstbiliş Davranışlarını Kodlama Manueli: ProMeta
(Poster numarası: 46)
Emine Zehra Kasap, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi
Gülten Ünal, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi
İşlemsel üstbiliş, kişinin algılama, anlama, hatırlama gibi bilişsel süreçlerini izlemesi ve bu izlemler eşliğinde davranışlarını kontrol etmesi olarak tanımlanmaktadır. Okul öncesi dönem, çocuklarda üstbiliş becerilerinin ortaya çıkmaya ve gelişmeye başladığı önemli bir dönemdir. Buna karşın, okul öncesi dönemde işlemsel üstbilişi ölçmek için geliştirilmiş yöntemler kısıtlıdır. Bu yöntemsel boşluğu doldurmak amacıyla okul öncesi dönemi çocuklarının işlemsel üstbiliş (procedural metacognition) becerilerini ölçmeyi hedefleyen bir ölçüm aracı olarak İşlemsel Üstbiliş Davranışlarını Kodlama Manueli (ProMeta) geliştirilmiştir. Üstbiliş, bir bulmaca çözme (Tangram) görevi kullanılarak değerlendirilmiştir. Bu görevde çocuklara zorluk seviyesi gittikçe artan iki boyutlu şekillerin olduğu kartlar gösterilerek dörder dakika içerisinde bulmaca parçalarıyla şekilleri kopya etmeleri beklenmiştir. Alanyazında işlemsel üst biliş ölçme araçlarında tanımlanan ve kullanılan davranışlar göz önüne alınarak; ProMeta Manuelinde çocukların bulmacayı çözerken sergiledikleri sözel ve davranışsal işlemsel üstbiliş davranışları, bulmaca görevine özgü 15 farklı davranış kodu ile tanımlanmıştır. Bu davranışlar; izleme, izlemede başarısızlık, kontrol ve kontrolde başarısızlık olmak üzere 4 farklı başlık altında sınıflandırılmıştır. İzleme davranışları arasında karta ve bulmacalara göz gezdirme ve görevin kurallarına ilişkin değerlendirme yapma; izlemede başarısızlık davranışları arasında dikkati alakasız şeylere yöneltme, ötekini izleme için kullanma gibi davranışlar yer almaktadır. Kontrol davranışları arasında ise bulmaca parçalarını özelliklerine göre sınıflandırma ve bulmacanın yapısını değiştirme gibi davranışlar yer alırken kontrolde başarısızlık davranışları arasında yanlış stratejileri tekrarlı uygulama ve karttaki şekli yansıtmayan şekiller üzerinde çalışma gibi davranışlar yer almaktadır. Üstbiliş davranışlarının kodlanması için ProMeta manueli ile video kodlama programı (örn., Mangold INTERACT) kullanılabilir. Tangram bulmacasının okul öncesi dönemi çocukları için tanıdık ve keyifli, araştırmacılar için ise ulaşılabilir ve düşük maliyetli olması açısından bu bulmaca kullanılarak geliştirilen ölçüm aracı olan ProMeta Manuelinin üstbiliş davranışlarını gözlemleme ve kodlamada kullanışlı olduğu düşünülmektedir. Ölçüm aracının yöntemsel ve kuramsal açıdan literatüre özgün katkılarının olduğu düşünülmektedir.
Anahtar Kelimeler: üstbiliş, işlemsel üstbiliş, okul öncesi dönem
Çocuklukta Karşı Olgusal Akıl Yürütme
(Poster numarası: 47)
Pınar Öztürk-Atlı, Kadir Has Üniversitesi
Aslı Aktan-Erciyes, Kadir Has Üniversitesi
Karşı olgusal akıl yürütme, "Ya olsaydı?" düşünceleriyle tetiklenen ve gerçekleşmiş olaylara alternatif sonuçların değerlendirildiği bir süreçtir ayrıca ket vurma becerileri ve çalışma belleği gibi yürütücü işlevleri içerir. Karşı olgusal ifadeler, hayal edilen sonucun gerçeklikten daha iyi veya daha kötü olmasına bağlı olarak yukarı veya aşağı yönlü olarak sınıflandırılır. (örn: Yukarı yönlü: "Evden daha erken çıkmış olsaydım otobüsü kaçırmazdım"; Aşağı yönlü: "Evden daha geç çıkmış olsaydım otobüsü kaçırabilirdim"). Ayrıca, bir öğenin eklenmesine veya çıkarılmasına bağlı ekleyici veya çıkarıcı olarak da ayrılırlar (örn: Çıkarıcı: "Eğer evden geç çıkmasaydım, trafikte sıkışıp kalmazdım"; Ekleyici: "Eğer evden geç çıksaydım, trafikte sıkışıp kalırdım"). Araştırmalar, çocukların 4 yaşından itibaren karşıolgusal akıl yürütebildiklerini ve olumsuz olaylar karşısında daha iyi akıl yürüttüklerini göstermektedir. Ancak, öncülün ekleyici veya çıkarıcı olmasının ve bunun yukarı ya da aşağı yönlü olması durumunun etkisi yeterince incelenmemiştir.
Bu çalışmanın amacı, çocukların farklı karşı olgusal ifadeleri nasıl işlediklerini ve bilişsel yeteneklerinin bu işlemle nasıl ilişkili olduğunu anlamaktır. Bu amaçla, ekleyici ve çıkarıcı karşı olgular yaratılarak ve sonucu gerçeklikten daha iyi veya kötü hale getirilerek dört ifade türü oluşturulmuştur: çıkarıcı-yukarı yönlü, çıkarıcı-aşağı yönlü, ekleyici-yukarı yönlü ve ekleyici-aşağı yönlü. Her türden dört ifade olmak üzere toplamda 16 deneme hazırlanmıştır. Çocuklara bu ifadeler sunularak ve ardından gerçeklik hakkında sorular sorularak doğrulukları değerlendirilmiştir.
Çalışmada 4-6 yaş arasındaki 50 çocukla veri toplanması hedeflenmektedir. Pilot veriler ile gerçekleştirilen (N=7 M = 66.2 ay, SD = 12.9) tekrarlı ölçümler ANOVA analizi sonuçlarına göre, çocukların aşağı-yönlü karşı olgusal ifadelerden sonra sorulan anlama sorularını yukarı yönlü olanlardan anlamlı ölçüde daha iyi cevapladıkları bulunmuştur, t(5)=3.80, p=.013. Bu sonuç literatürde daha önce bulunan yukarı yönlü karşıolgusal yapıların daha önce yapılmaya başlandığı bilgisi ile ters düşmektedir (German, 1999). Fakat daha önce Türkçe konuşan çocuklarla yapılan Aktepe, (2022) çalışması ile paralellik göstermektedir. Bu bulguların, veri toplama sürecinin tamamlanmasından sonra daha büyük örneklem grubu ile yapılacak analizlerde önemli olacağını düşünüyoruz.
Anahtar Kelimeler: Karşı Olgusal Akıl Yürütme; Yürütücü İşlevler; Dilsel Yapı
Türk İşaret Dilini Geç Edinen İşitme Engelli Çocukların Kelime Dağarcığı Gelişimi
(Poster numarası: 48)
Hilal Özdemir, Orta Doğu Teknik Üniversitesi
Dilay Z. Karadöller, Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Max Planck
Doğal bir dil yeterliliği çocukların akademik, bilişsel ve sosyo-duygusal gelişimleri için önemlidir (Hall vd., 2019). Nitekim, hem dünyada (Mitchell ve Katchmer, 2004) hem de Türkiye genelinde (İlkbaşaran, 2015) sağır çocukların yaklaşık %95'i duyabilen ebeveynlerden doğmakta ve bir dil girdisine erişimde zorluklarla karşılaşmaktadır (Lillo-Martin ve Henner, 2021). Bunun sebebi sağır çocukların ev ortamında konuşulan dile işitme cihazı veya koklear implant kullansalar dahi yeterli düzeyde erişememeleri (Hall vd., 2019) ve duyan ebeveynlerin işaret dili bilmiyor oluşudur. Birçok sağır çocuk, dil girdisine bir işitme engeliler okuluna başlayana kadar (yaklaşık 6 yaş) ulaşamaz. Bu çalışmada, bu tip atipik gelişim durumları gösteren sağır çocukların dil gelişimlerini desteklemek ve işaret dili edinimini kolaylaştırmak için bir müdahale programı yürütülmektedir. Bu bağlamda, işaret dilini geç edinen çocukların temel kavramlara dair işaretleri nasıl edindikleri ve edinilecek işaretin temel özelliklerinden biri olup dil edinimini kolaylaştırdığı bulunan ikonikliğinin (Sümer et al., 2017; Thompson et al., 2012), bu süreci kolaylaştıran bir faktör olup olmadığı araştırılmaktadır. Katılımcılar, işaret dilini geç edinen (N = 25; Ortalama Yaş = 7;2; Yaş Aralığı = 5-9;8) sağır çocuklardan oluşmaktadır. Müdahale bu araştırma için geliştirilen mobil uygulama aracılığıyla yürütülmektedir. Uygulama, Türk İşaret Dili’nde işaretleri öğretmek için anlamsal kategorilerden (örn., hayvanlar, yiyecekler, araçlar) oluşturulmuş, her bir kategori başına Öğrenme ve Test Modülü olacak şekilde geliştirilmiştir. Müdahale, her bir çocukla 8 hafta süre boyunca modüllerde bulanan kavramların işaretleri öğretilecek şekilde bire bir yürütülmektedir. Müdahale öncesinde ve sonrasında çocukların ön ve son işaret dili bilgisini ölçen karma bir test uygulanmaktadır. Çalışmanın öncül sonuçları, ikonik temsillerin doğuştan dil ediniminde olduğu gibi (Sümer et al., 2017; Thompson et al., 2012) geç dil edinim sürecinde de hızlandırıcı bir rolü olduğunu ve erken yaşta dil ediniminin önemini vurgulamakta. Aynı zamanda bu tip atipik gelişim durumlarını desteklemek için geliştirilecek uygulamarın arttırılması gerekliliğinin altını çizmektedir.
Anahtar Kelimeler: Türk İşaret Dili; ikonik temsiller; geç işaret dili edinimi
Kuzey Kıbrıs'ta Beş-Altı Yaş Çocuklarda Uyku Düzeni ve Ekran Süresinin Dikkat Üzerindeki Yordayıcı Rolleri
(Poster numarası: 49)
Mürşide Gül Yılmaz, Doğu Akdeniz Üniversitesi
Gökçe Yılmaz Akdoğan, Doğu Akdeniz Üniversitesi
Fatih Bayraktar, Doğu Akdeniz Üniversitesi
Bu çalışmanın amacı Kuzey Kıbrıs’ta yaşayan 5-6 (60-72 ay) yaş arası çocuklarda uyku, dikkat ve ekran süresi arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Teknoloji günlük hayatımıza giderek daha fazla entegre olurken, çocukların gelişimi üzerindeki etkileri de ciddi bir endişe kaynağı haline gelmiştir. Bu kaygılar arasında bilişsel ve duygusal gelişimde önemli rol oynayan çocukların uyku düzenleri ve dikkatleri öne çıkmaktadır. Uyku, fiziksel sağlığın korunması, anıların bütünleştirilmesi, bilgilerin beyinde işlenmesi, dikkat ve duyguların kontrol edilmesi için çok önemlidir (Axelsson et al., 2022; Tikotzky & Sadeh, 2001). Uyku sorunları olan çocuklarda, dikkat eksikliği, hiperaktivite, odaklanma güçlüğü, agresif davranışlar, depresyon genel refahın azalması sonucu yaşam kalitesi daha düşüktür (Gregory & Sadeh, 2012). Türkiye'de yapılan bir araştırmada 6-10 yaş arası yetişkinlerden ortalama %62,9 daha fazla uyku sorunu yaşadığı tespit edilmiştir (Ünsal ve ark., 2021).
Bu çalışmaya Kuzey Kıbrıs kesiminde ikamet eden, yaşları beş ile altı arasında değişen (Ort. = 65,09 ay, SS = 3,83) 35 çocuk ve onların ebeveynleri katılmıştır. Katılımcılardan uyku bilgisi uyku günlüğü ve Videosomnografi aracılığıyla alınmıştır. Dikkat verisi ise Frankfurter Dikkat Testi ile araştırmacı tarafından tüm çocuklardan tek tek alınmıştır. Ekran süresi bilgisi ise 7 gün boyunca uyku günlüğüne eklenen bir soru ile elde edilmiştir.
Analizler günlük ortalama ekran süresinin uyku sorunu ile pozitif yönde ilişkili olduğunu göstermektedir (r = .55, p < 0,001). Günlük ortalama ekran süresi ile dikkat toplama arasında ise negatif bir korelasyon bulunmuştur (r = -.74, p < .001). Regresyon analizi, günlük ortalama ekran süresinin (ß = -.47, t (34) = -4.10, p < .001) ve uyku kalitesinin (ß = -.48, t (34) = -4.19, p<.001) dikkat toplama becerisini anlamlı düzeyde yordadığını göstermektedir. (R2 = .70, F (2,32) = 38.15, p <.001).
Anahtar Kelimeler: Erken Çocukluk; Uyku; Dikkat; Ekran Süresi; Videosomnografi
Uzamsal Beceriler ile Sayı Gelişimi Arasındaki İlişki: Zihinsel Döndürme Becerisi ve Yer-Yön Bilgisinin Okul Öncesi Çocukların Sayı Becerilerine Olan Etkisi
(Poster numarası: 50)
Hüseyin Yalçıner, Orta Doğu Teknik Üniversitesi
Dilay Z. Karadöller, Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Max Planck
Uzamsal beceriler matematikte kullanılan soyut sembollerin ve matematiksel ifadelerin (örn., “+”, “-”, “=”) daha kolay anlaşılmasını sağlar (Mix vd., 2016). Zihinsel döndürme aktivitesi ile ölçülen uzamsal becerilerin çocukların matematik becerilerini yordadığı gösterilmektedir (Casey vd., 2015). Çocuklar uzamsal becerileri daha iyi bir seviyede olduğunda sembolik olmayan tahmin ve sembolik hesaplama aktivitelerinde daha başarılı olmuşlardır. Buna ek olarak, sayılar ile yer-yön arasında da oldukça yakın bir ilişki bulunmaktadır (Imbo vd., 2012). Sayılar zihnimizde soldan sağa doğru temsil edilir ve küçük sayılar sol tarafımızla büyük sayılar ise sağ tarafımızla temsil edilmektedir (Dehaene vd., 1993). Literatürde sayı gelişimi sıklıkla zihinsel döndürme becerisiyle çalışılmakta ve yer-yön bilgisinin sayı gelişimiyle olan ilişkisine dair pek çalışmaya rastlanmamaktadır. Bu çalışma okul öncesi çocukların farklı matematik becerilerinin (örn., sembolik, sembolik olmayan, sayma becerisi) onların zihinsel döndürme becerileri (Ghost Aktivitesi, Frick vd., 2013) ve yer-yön bilgileriyle (çeşitli objelerin konumlarını üretme ve anlama) nasıl değiştiğini araştırmaktadır.
Araştırma kapsamında okul öncesi çocuklardan veri toplanmıştır (N = 40, Myaş = 4;6). Veriler Jamovi (Versiyon 2.3)’ de hiyerarşik regresyon kullanılarak analiz edilmiş ve sırasıyla yaş, zihinsel döndürme ve yer-yön bilgisi sembolik ve sembolik olmayan matematik ile sayma becerisini yordayan modellere eklenmiştir. Yaş faktörü kontrol edildiğinde, zihinsel döndürme sembolik becerileri yordamazken (F(2,37)=2.60, p=.09), yer-yön bilgisi ile birlikte anlamlı bir şekilde yordamaktadır (F(3,36)=3.15, p<.05, R2=.21). Zihinsel döndürme yaş faktörüyle birlikte sembolik olmayan becerileri anlamlı bir şekilde yordamamaktadır ve bu ilişki yer-yön bilgisi ile birlikte de değişmemektedir (tüm p’ler >.05). Sayma becerisi çocukların yaşı tarafından anlamlı olarak yordanırken (F(1,38)=7.27, p<.05, R2=.16) modele sırasıyla zihinsel döndürme (∆R2=.16, p=.006) ve yer-yön bilgisi (∆R2=.13, p=.005) eklendiğinde bu üç faktörün sayma becerisini %45 yordadığı bulunmuştur (F(3,36)=10, p<.001, R2=.45).
Sonuçlar uzam ve sayı arasındaki yakın ilişkiye dair bulguları doğrulamakta (Dehaene vd., 1993) ve zihinsel döndürmeyle yer-yön bilgisinin okul öncesi çocukların sayısal becerilerini belirlemede (sembolik hesaplama ve sayma becerileri) önemli faktörler olduğunu göstermektedir.
Anahtar Kelimeler: Sayı Gelişimi, Uzamsal Beceriler, Zihinsel Döndürme, Yer-Yön Bilgisi, Okul Öncesi Çocuklar
Anne-Bebek Ortak Dikkati İçin Ebeveyn İçsel Düşünme İşlevselliğinin Rolü
(Poster numarası: 51)
Nursena Koç, Kadir Has Üniversitesi
Berna A. Uzundağ, Kadir Has Üniversitesi
Bebekler ile ebeveynlerin ortak dikkat kurması, yani bir nesneye ortak şekilde dikkat etmeleri, dil gelişimini destekler (Tomasello ve Farrar, 1986). Bu nedenle, ortak dikkatle ilişkilendirilebilecek ebeveyn özelliklerinin araştırılması önem taşımaktadır. Ebeveyn içsel düşünme işlevselliği, ebeveynlerin kendilerinin ve çocuklarının zihin durumlarını anlama ve ayırt etme becerisine karşılık gelir (Slade, 2005). Bu becerisi yüksek olan ebeveynlerin, bebeklerinin zihin durumlarını anlayarak dikkat odağını daha iyi takip edip ortak dikkati sürdürmeleri beklenebilir. Mevcut çalışma, ebeveyn içsel düşünme işlevselliği ile anne-bebek ortak dikkati arasındaki ilişkiyi inceleyen ilk çalışmadır.
Araştırmaya toplamda 69 anne-bebek ikilisi (27 kız; yaş aralığı=9-16 ay, Ort(SS)=12,2(1,4)) katılmıştır. Ortak dikkat, 10 dakikalık serbest oyunda ölçülmüş ve anne ile bebeğin bir nesneye en az 3 saniye boyunca ortak şekilde dikkat ettikleri zaman dilimleri olarak kodlanmıştır (Tomasello ve Todd, 1983). Ebeveyn İçsel Düşünme İşlevselliği Ölçeği (Luyten vd., 2017) ile annelerin bebeklerinin zihin durumlarına ilgi ve merak duymaları (“Olaylara çocuğumun gözünden bakmaya çalışırım.”), zihin durumları hakkındaki kesinlikleri (“Çocuğumun ne istediğini her zaman bilirim.”) ve zihin durumlarını anlamada yetersizlikleri (“Çocuğum yabancıların yanında beni mahcup etmek için ağlar.”) ölçülmüştür.
Bulgular, bebeklerinin zihin durumlarına daha fazla ilgi duyan annelerin bebekleriyle ortalama olarak daha uzun (rs=.24, p=.04) ve daha az sayıda ortak dikkat dilimine (rs=-.35, p=.003) sahip olduğunu göstermiştir. Ayrıca, bebeklerinin zihin durumunu anlamada daha yetersiz olan annelerin bebekleriyle kurdukları ortak dikkat epizodlarının ortalama süresinin daha kısa (rs=-.25, p=.04) ve sayısının daha fazla (rs=.27, p=.02) olduğu görülmüştür. Zihin durumları hakkındaki kesinlik, ortak dikkatle ilişkili bulunmamıştır.
Bu bulgular, bebeklerinin zihin dünyasına ilgili annelerin bebekleriyle daha nitelikli ortak dikkat kurduklarını göstermektedir. Buna karşılık, annelerin bebeklerinin zihin durumlarını anlamada yetersizliklerinin yüksek düzeyde olmasının, bebeğin niyetinin yanlış yorumlanmasına ve ortak dikkatin sürdürülmesinde zorluklara sebep olduğu önerilebilir.
Anahtar Kelimeler: ortak dikkat; ebeveyn içsel düşünme işlevselliği; anne-bebek etkileşimi
Çocuk ve Ergenlerde Duygu Yüklü Otobiyografik Anı Özelliklerinin İncelenmesi
(Poster numarası: 52)
Fatma Betül Abut, Orta Doğu Teknik Üniversitesi
Şeyma Kalkan-İnan, Orta Doğu Teknik Üniversitesi
Başak Şahin-Acar, Orta Doğu Teknik Üniversitesi
Sibel Kazak-Berument, Orta Doğu Teknik Üniversitesi
Aysun Doğan, Ege Üniversitesi
Deniz Tahiroğlu, Boğaziçi Üniversitesi
Otobiyografik bellek gelişimi, kişinin çocukluk yıllarından başlayarak aile yaşantıları ve sosyal çevrelerindeki olaylarla birlikte anlam kazanarak şekillenmektedir. Anılar, sosyalleşme aracı olarak kullanılmakla birlikte çocukların duygusal gelişimi anlamında da önemli rol oynamaktadır. Türkiye temsili verinin toplandığı ulusal bir projeden sonuçların sunulduğu bu çalışmada, çocuk ve ergenlerin otobiyografik anılarındaki karakteristik özelliklerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya, 8-17 yaş aralığında toplam 4387 çocuk ve ergen katılmış olup %55’i (N=2405) kız çocuklarından oluşmaktadır. Katılımcılardan bir olumlu ve bir olumsuz epizodik anılarını yazmaları istenmiş ve her bir anının duygusal tonu ölçülmüştür. Analizler, tek yönlü ve çift yönlü varyans analizleri ile gerçekleştirilmiş ve sonuçlar okul düzeylerine göre yorumlanmıştır. Sonuçlara göre, olumsuz anılarda; kız çocuklarının erkek çocuklara göre anlamlı olarak daha olumlu duygusal ton raporladığı bulgulanmıştır. Fakat bu fark, ilkokul düzeyinde anlamlılığa ulaşmamıştır. Ayrıca, ilkokul öğrencilerinin ortaokul ve lise öğrencilerine göre daha olumsuz tonda anı yazdıkları bulunmuştur. Bununla birlikte, olumsuz anıların duygusal tonunda coğrafi bölgeler arasında fark bulunmazken, kentte yaşayan çocukların kırsal bölgelerde yaşayanlara göre daha olumlu tonda anı raporladıkları tespit edilmiştir. Olumlu anılar incelendiğinde, kız çocukların erkeklere göre daha olumlu tonda anı raporladıkları, fakat bu farkın yalnızca ilkokul düzeyinde saptandığı görülmüştür. Olumlu anılardaki duygusal ton düzeyinde coğrafi bölgeler veya kır-kent farkı saptanmamıştır. Sonuçlar, kız ve erkek çocuklarının özellikle olumsuz anı bildirimlerinde duygu içeriği raporlamalarının farklılaştığını ve kız çocuklarının erkek çocuklarına göre genel anlamda daha olumlu içerikte ve yoğunlukta anı raporladıklarını göstermektedir. Ayrıca, sınıf düzeyi yükseldikçe olumsuz anılardaki duygusal içeriğin daha olumluya dönmesinin, yaşla birlikte gelişen duygu düzenleme yetilerine işaret edebileceği düşünülmektedir.
Anahtar Kelimeler: otobiyografik bellek; anılar; duygusal ton
Okulöncesi Çocuklarında Vurma Jestleriyle Kelime Hatırlamayı Geliştirme
(Poster numarası: 53)
Özden Yüksek, Kadir Has Üniversitesi
Aslı Aktan Erciyes, Kadir Has Üniversitesi
Konuşmacılar düşüncelerini konuşma ve jest olmak üzere iki boyutta ifade ederler. Geçmiş yıllarda yapılan birçok araştırma, bu iki boyutun anlamsal, pragmatik ve zamansal olarak entegre olmuş bir iletişim sistemi oluşturduğunu göstermiştir. Günlük iletişimde gözlemlenebileceği gibi konuşmacılar konuşmalarına eşlik etmesi için el ve vücut hareketlerini beraberinde kullanırlar. Benzer şekilde, vurma jestleri konuşmayla birlikte ortaya çıkar ve bilginin görsel olarak vurgulanması işlevini görür. Vurma jestlerinin, iletişim kurarken ifadelere eşik eden ve bürünsel belirginlik oluşturan işaretleyici bir görevi vardır. Özellikle yetişkinlerle yapılan çalışmalarda vurma jestlerinin kullanımının ifadeleri hatırlama üzerindeki pozitif etkisi kanıtlanmıştır. Bununla birlikte, bazı çalışmalar okulöncesi çocukların kelime hatırlama görevlerinde vurma jestlerinin varlığından yararlanabileceğini gösterse de literatürde vurma jestleriyle ilgili kesin olarak genelleme yapılabilecek çalışma sayısı yetersizdir. Önerilen proje, vurma jestlerinin varlığının, söylem bağlamında dilsel bir öğeyi öne çıkarma işlevine sahip olması durumunda çocukların kelimeyi hatırlamalarına yardımcı olup olmadığını araştıracaktır. Proje kapsamında 5 yaşındaki 24 çocuktan veri toplanması hedeflenmiştir. Veri toplama süreci devam etmektedir. Çocuklara vurma jestleri eşlik ederek veya vurma jestleri olmadan kelimeler dört farklı bağlamda (pazar, hayvanat bahçesi, oda, çizim) sunulacak ve kelime listelerinin hatırlanması istenecektir. Bağlamlar, “peppa pig” animasyon karakterine anlatılıyormuş gibi bir aktör eşliğinde görsel ve işitsel kayıtlarla sunulacaktır. Önceki çalışmaların sonuçları, çocukların hedef kelimeyi bir vurma jesti eşliğinde olduğunda, olmadığı zamana göre önemli ölçüde daha iyi hatırladıklarını göstermiştir. Ayrıca, vurma jestleri, listedeki vurma jesti eşlik etmeyen diğer kelimelerin hatırlanmasında olumlu bir etki yaratmadığını ortaya konmuştur. Bu neticeler, okulöncesi çocukların, vurma jestlerinin çok yönlü (multimodal – duyuların ve iletişim biçimlerinin entegre edilmesi) öne çıkma (vurgu) işaretleri olarak işlev gördüklerinde, sunduğu pragmatik katkıdan yararlandıklarını göstermiştir. Bu sonuçlara rağmen, vurma jestlerinin kelime hatırlama üzerindeki etkileriyle ilgili yeterli araştırma bulunmamaktadır. Buna istinaden, Türkçe dili üzerinden bu literatüre açıklık getirmek ve bulguları replike etmek önemlidir. Bu proje, vurma jestlerini kullanmanın, okulöncesi çocukların hedef kelimeleri hatırlama becerilerine katkısını gözlemlemek ve literatürdeki boşlukları doldurmayı hedeflemektedir.
Anahtar Kelimeler: vurma jestleri; kelime hatırlama; pragmatik dil; bürünsel vurgu
Nörogelişimsel Bozukluğa Sahip Çocuğu Olan Ebeveynlerin Stresine Yönelik Risk ve Koruyucu Faktörlerin İncelenmesi
(Poster numarası: 54)
Ayça Barklı, Ege Üniversitesi
Aysun Doğan, Ege Üniversitesi
Nörogelişimsel bozukluklar (NGB), beynin çalışmasını etkileyen ve nörolojik gelişimi değiştirerek sosyal, bilişsel ve duygusal işlevlerde zorluklara neden olan bozukluklardır. Nörogelişimsel bozukluklar, genellikle çocuğun ilkokula başlamasından önceki gelişim döneminde başlamakta ve kişisel, sosyal, akademik veya mesleki işlevsellikte bozulmalara neden olmaktadır (APA, 2013). En sık görülen nörogelişimsel bozukluklar ise otizm spektrum bozukluğu (OSB) ve dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğudur (DEHB). Nörogelişimsel bir bozukluğa sahip olmak çocukların yaşamlarında çeşitli zorluklara neden olmakla beraber nörogelişimsel bir bozukluğa sahip çocuk yetiştirmek de, çocuğun ebeveynleri için strese yol açabilecek pek çok zorluğu beraberinde getirmektedir. Araştırmalar, nörogelişimsel bozukluğu olan çocukların ebeveynlerinin, tipik gelişim gösteren çocukların ebeveynlerine göre daha fazla ebeveynlik stresi yaşadıklarını göstermektedir. OSB tanılı çocukların ebeveynlerinin ise diğer nörogelişimsel bozuklukları olan çocukların ebeveynlerine kıyasla daha yüksek düzeyde ebeveyn stresi yaşadıkları belirtilmektedir (Estes vd., 2009). Nörogelişimsel bozukluğu olan çocukların semptomları (Davis ve Carter, 2008), davranış problemleri (Estes vd., 2009) ve ek psikiyatrik tanılarının varlığı (Hastings, 2003) ise ebeveyn stresini arttıran faktörlerdendir. Ebeveynlerin algıladıkları stres düzeyi ise algılanan sosyal desteğin boyutu, kullanılan başa çıkma stratejilerinin türü, ebeveynin cinsiyeti ve ebeveynlerin ortak ebeveynlik sergileyebilme düzeylerine göre farklılaşmaktadır. Ebeveyn stresine etki eden sayısız faktör bulunmaktadır. Nörogelişimsel bozukluğu olan bir çocuk yetiştirirken ebeveynlerin yaşadıkları zorluklara ilişkin yapılan çalışmaların pek çoğu ebeveyn stresine odaklanmıştır (Bonis 2016). Ebeveyn stresine etki eden faktörlerin incelenmesi ve bu faktörler ışığında ebeveynlerin stres düzeyini azaltmayı amaçlayan müdahale programlarının geliştirilmesi oldukça önemlidir. Bu sunumda başta otizm spektrum bozukluğu olmak üzere nörogelişimsel bozukluğa sahip çocuğu olan ebeveynlerin stresine yönelik risk ve koruyucu faktörlerin ele alınması amaçlanmaktadır.
Anahtar Kelimeler: nörogelişimsel bozukluklar, otizm spektrum bozukluğu (OSB), ebeveyn, stres
Ergenlerin Dijital Oyun Oynama Davranışları
(Poster numarası: 55)
Büşra Canoğlu, Ege Üniversitesi
Aysun Doğan, Ege Üniversitesi
Sibel Kazak-Berument, Orta Doğu Teknik Üniversitesi
Başak Şahin-Acar, Orta Doğu Teknik Üniversitesi
Deniz Tahiroğlu, Boğaziçi Üniversitesi
Günümüzde teknolojik gelişmelerin etkisi ile çocuk ve ergenlerin boş zamanlarını değerlendirme şekli değişmiş; çocuk ve ergenler vakitlerinin çoğunluğunu sıklıkla dijital cihazlarla geçirmeye başlamıştır. Özellikle ergenlik döneminde aileden bağımsızlaşma, kendi dijital cihazına sahip olma, yalnız geçirilen zamanın artması ve akranlar ile kurulan iletişim şeklinin değişmesi gibi nedenlerle ergenlerin daha fazla dijital araçlara yöneldiği bilinmektedir. Ergenlerin dijital araçları ne amaçla kullandığı incelendiğinde ise sıklıkla dijital oyunlar karşımıza çıkmaktadır. Bu bağlamda, ergenlerin dijital oyun oynama davranışlarının detaylıca anlaşılması önemli görülmektedir. Bu çalışmada ortaokul ve lise öğrencilerinin dijital oyun oynama davranışları çeşitli demografik değişkenler aracılığı ile incelenerek ergenlerin dijital oyun oynama davranışları için Türkiye temsili bir profil oluşturulması hedeflenmiştir. Bu çalışmaya 55 şehirden 3470 ortaokul ve lise öğrencisi katılmıştır. Bu öğrencilerin 1904’ü kız, 1567’si erkek öğrencidir. Hem devlet hem de özel okullar çalışmaya dâhil edilmiştir. Ergenlerin demografik bilgilerine ulaşmak ve dijital oyun oynama sıklığını ölçmek amacıyla araştırma kapsamında geliştirilen Demografik Bilgi Formu ve Medya Kullanımı Demografik Bilgi Formunun Oyun Kullanımı alt boyutu ölçekleri kullanılmıştır. Bulgular ergenlerin %13’ünün hiç dijital oyun oynamadığını, %87’sinin ise dijital oyun oynadığını; erkeklerin hem ortaokul hem de lise düzeyinde kızlara kıyasla daha fazla dijital oyun oynadığını göstermiştir. Sınıf düzeyine göre incelendiğinde ise en çok 9. sınıf düzeyinde dijital oyun oynandığı; kır veya kentte yaşamanın, özel veya devlet okulunda öğrenim görmenin ise anlamlı bir farklılaşmaya yol açmadığı görülmüştür. Sonuç olarak, ergenlerin büyük çoğunluğu dijital oyun oynamaktadır. Ergenliğin farklı dönemlerinde dijital oyun oynama davranışının değiştiği ve cinsiyet ile sınıf düzeyinin belirleyici olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Gelecek çalışmalarda dijital oyun oynama davranışlarını etkileyen bireysel ve çevresel faktörlerin daha detaylı araştırılması önerilmektedir.
Anahtar Kelimeler: ergenlik dönemi, dijital oyun oynama, medya kullanımı, dijital oyunlar
Ergenlerin Kimlik Gelişimi ve Akademik İlgileri Arasındaki İlişkinin İncelenmesi
(Poster numarası: 56)
Helin Özge Bazkır, Ege Üniversitesi
Aysun Doğan, Ege Üniversitesi
Sibel Kazak-Berument, Orta Doğu Teknik Üniversitesi
Başak Şahin-Acar, Orta Doğu Teknik Üniversitesi
Deniz Tahiroğlu, Boğaziçi Üniversitesi
Kimlik gelişimi süreci ergenlerin ve gençlerin keşfetme (çeşitli seçeneklerin bireysel uygunluğunun değerlendirilmesi) ve bağlılık (var olan seçeneklere yapılan bireysel yatırım) süreçleriyle tanımlanmaktadır. Bu süreçte ergenler, kariyer, eğitim ve romantik alanlarında kimlik gelişimlerini tamamlamak üzere çeşitli denemelerde bulunurlar. Kimlik gelişimiyle ilgili yapılan çalışmalar ergenlerin sosyal çevrelerinin özellikle okul bağlamının önemini vurgulamaktadırlar. Okul bağlamının, ergenlerin kimlik gelişimi için kritik olan kaynakların geliştirilebileceği bir ortam olarak görülmektedir. Çalışmalar akademik ilgileri yüksek olan, okuldaki öğrenme faaliyetlerine aktif olarak katılan ergenlerin kimlik gelişim sürecindeki seçeneklerin kendilerini uygunluğunu aktif bir biçimde inceledikleri, analiz edip tartıştıkları ve eleştirel olarak değerlendiklerini göstermektedir. Bu sebeple ergenlerin akademik ilgilerinin kimlik gelişimiyle olan ilişkinin incelenmesi önem kazanmaktadır. Alan yazın incelendiğinde bu konuyla ilgili yapılan çalışmaların az olması dikkat çekmektedir. Bu çalışmanın amacı 11-18 yaş arasındaki ergenlerin akademik ilgilerinin kimlik gelişim süreciyle olan ilişkisini incelemektir. Bu çalışmaya Türkiye’deki 61 farklı ilden 3793 ergen (M= 13,69, SS= 2,08) katılmıştır. Ergenlerin kimlik gelişimini ve akademik ilgilerini incelemek üzere demografik bilgi formu, kimlik gelişimi ölçeği (Luyckx vd.,2008) ve akademik ilgi ölçeği (Fredricks vd., 2005) kullanılmıştır. Şu an çalışmada ön analizler tamamlanmıştır. Ön analizlerde kimlik gelişimi alt boyutlarının ergenlerin akademik ilgileriyle olan ilişkisi regresyon analizleriyle incelenmiştir. Yapılan analiz sonuçlarına göre kimlik gelişimi alt boyutlarından içsel yatırımda bulunma, seçeneklerin genişlemesine araştırılması, içsel yatırımla özdeşleşme ve seçeneklerin derinlemesine araştırılması alt boyutlarının ergenlerin akademik ilgilerini yordadığı görülmüştür. Bununla beraber ergenlerin akademik ilgileri ile cinsiyetleri arasındaki etkileşimi detaylı incelemek için eğim analizleri yapılmıştır. Yapılan analiz sonuçlarına göre kızların akademik ilgisi arttıkça, içsel yatırımda bulunma olasılıkları azalmaktadır. Kızların akademik ilgisi azaldıkça, seçenekleri saplantılı araştırma olasılıkları azalırken; erkeklerin akademik ilgisi arttıkça seçenekleri saplantılı araştırma olasılıkları artmaktadır. Son olarak kızların ve erkeklerin akademik ilgilerinin arttıkça, içsel yatırımla özdeşleşme olasılıkları da artmaktadır. Elde edilen bulguların ergenlerin akademik ilgileri ve kimlik gelişimiyle olan ilişkisine derinlemesine bir bakış açısı kazandırması hedeflenmektedir. Bu çalışmadan elde edilen bulgular doğrultusunda, ergenlerin kimlik gelişimine katkısı olduğu düşünülen akademik ilgilerinin nasıl geliştirilebileceği tartışılacaktır.
Anahtar Kelimeler: akademik ilgi; ergenlik; kimlik gelişimi; okul ortamı
Z Kuşağı Üniversitesi Öğrencilerinin Yaşlı Ayrımcılığına Yönelik Tutumlarının Bilişsel ve Sosyal Faktörler Açısından İncelenmesi: Bir Karma Yöntem Araştırması
(Poster numarası: 57)
Ezgican Meral, İstanbul Üniversitesi
Yaşlı nüfusunun gün geçtikçe artması, beraberinde pek çok sorun getirmekle birlikte yaşlı ayrımcılığı da çağımızın temel meselelerinden biridir. Bu araştırmada, Z kuşağındaki üniversite öğrencilerinin yaşlı ayrımcılığına yönelik tutumları ile bilişsel (bilişsel esneklik) ve sosyal (aile büyükleriyle görüşme sıklığı) faktörlerin ilişkisinin incelenmesinin yanı sıra, öğrencilerin yaşlı ayrımcılığına yönelik tutumlarını anlayabilmek adına yüz yüze görüşmeler de yapılmıştır. Nicel ve nitel yöntemin bir arada kullanılmasından dolayı bir karma yöntem araştırmasıdır. İlk aşamada, 18-23 yaş arasındaki 73 üniversite öğrencisinden Yaşlı Ayrımcılığına Yönelik Tutum Ölçeği ve Bilişsel Esneklik Envanteri kullanılarak veriler toplanmıştır. İkinci aşamada ise YATÖ puanları yüksek, orta ve düşük olan 6 öğrenci ile nitel görüşmeler yapılmıştır. Araştırmanın ilk aşama bulgularına göre, öğrencilerin yaşlı ayrımcılığına yönelik tutumlarının görece düşük olduğu tespit edilmiştir. Aynı zamanda bu tutumlar cinsiyet ve aile büyükleriyle görüşme sıklığına göre farklılaşmaktadır. Korelasyon ve regresyon analizi sonuçlarına göre, bilişsel esnekliğin ve aile büyükleriyle görüşme sıklığının yaşlı ayrımcılığına yönelik tutumlarda önemli birer ön koşul olabileceği ve toplam %14’lük varyansı açıkladıkları bulgulanmıştır. Ek olarak, Y kuşağı ile yapılmış yaşlı ayrımcılığına yönelik tutumları inceleyen araştırmalarla da bu bulgular karşılaştırılarak tartışılmıştır. Araştırmanın ikinci aşamasındaki yüz-yüze görüşme sonuçlarına göre, öğrencilerin yaşlılara yönelik hem olumlu hem de olumsuz özelliklerden bahsettikleri ve yaşlıları belirli bir kalıba koymadıkları tespit edilmiştir. Buna ek olarak, iş ve sosyal yaşamda yer almaları konusunda uygun ve uygun olmayan pozisyon ve alanlardan bahsetmişlerdir. Yaşlı ayrımcılığını azaltmak konusunda da genel olarak umut verici ve destekleyici bir yaklaşım sergilemişlerdir. Bu araştırmanın temel katkısı, şu ana dek çoğunlukla betimsel olarak ele alınmış olan yaşlı ayrımcılığına yönelik tutumların, bilişsel ve sosyal faktörlerle ilişkisinin incelenmesi ve öğrencilerle yaşlı ayrımcılığına yönelik tutumlar hakkında görüşmeler yapılarak tutumlarının detaylı olarak değerlendirilmesidir. Aynı zamanda, gelecekte yapılacak ve yaşlılar ile gençleri bir araya getirecek araştırma, proje ve çalışmaların yaşlılara yönelik ayrımcılığı azaltma konusunda etkili olabileceğinin belirtileri de araştırmada mevcuttur.
Anahtar Kelimeler: Yaşlı ayrımcılığı; Bilişsel Esneklik; Aile Büyükleriyle Görüşme Sıklığı; Z Kuşağı Üniversite Öğrencileri; Karma Yöntem
Çocuk Yetiştirmede Modern ve Geleneksel Yaklaşımların Çocukların Dışa Vurum Davranış Problemleri Üzerindeki Etkisinde Ebeveynlik Davranışlarının Aracı Rolü: Boylamsal Bir Araştırma
(Poster numarası: 58)
Rana Durmuş, Orta Doğu Teknik Üniversitesi
Başak Şahin-Acar, Orta Doğu Teknik Üniversitesi
Deniz Tahiroğlu, Boğaziçi Üniversitesi
Aysun Doğan, Ege Üniversitesi
Sibel Kazak-Berument, Orta Doğu Teknik Üniversitesi
Dışa vurum davranış problemleri ebeveyn davranışlarından büyük ölçüde etkilenmektedir. Sıcaklık/şefkat,davranışsal kontrol ve açıklayıcı akıl yürütme gibi pozitif ebeveyn davranışlarının dışa vurum problemlerini azalttığı;reddetme,psikolojik kontrol ve performans baskısı algılayan çocuklarda dışa vurum problemlerinin daha fazla olduğu bilinmektedir.Ebeveyn inanışları ile ebeveyn davranışları ise ilişki içerisindedir.Yetkeci ebeveyn yaklaşımına sahip ebeveynlerin daha fazla negatif ebeveynlik davranışında bulundukları;bununla birlikte yetkeli ebeveynlik yaklaşımına sahip ebeveynlerin ise daha fazla pozitif ebeveynlik davranışında bulundukları alanyazında ortaya konmuştur.Mevcut çalışmanın,Türkiye kültürüne özgü ebeveyn inanışları ve algılanan ebeveyn davranışlarının dışa vurum problemleri üzerindeki etkisi incelenerek batı örnekleminin hakim olduğu alanyazına katkı sunması amaçlanmaktadır. Türkiye çapında iki farklı zamanda yürütülen bir projenin parçası olarak 9-18 yaş aralığında 2070 çocuk (kız=1133) ve anneleri(Ort=39.8) bu çalışmaya katılmıştır.Çocuk ve ergenlerin dışa vurum problemleri ile annelerin çocuk yetiştirme inanışları anneler tarafından raporlanmıştır.Algılanan ebeveynlik davranışları ise çocuk tarafından bildirilmiştir.Ebeveyn inanışları ve ebeveyn davranışları 1.zamanda,dışa vurum problemleri çalışmanın bir yıl sonraki 2.zamanında rapor edilmiştir.Veriler Amos kullanılarak yol analizi yöntemi ile incelenmiştir. Annelerin geleneksel yaklaşımının dışa vurum problemlerini direkt olarak artırdığı görülmüştür.Dolaylı etkiler incelendiğinde ise;modern yaklaşım,anneden algılanan davranışsal kontrol ve sıcaklık/şefkati artırarak;anneden algılanan psikolojik kontrol ve reddetmeyi azaltarak dışa vurum davranış problemlerini azaltmaktadır.Ancak,modern yaklaşım açıklayıcı akıl yürütmeyi artırarak dışa vurum problemleri üzerinde olumsuz etki yapmaktadır.Geleneksel yaklaşım ise anneden algılanan sıcaklık/şefkati azaltarak dışa vurum problemlerini artırmaktadır.
Eşitlikçi cinsiyet rollerine ve yetkeli ebeveynlik tutumlarına sahip modern yaklaşımın pozitif ebeveynlik davranışlarını artırarak;negatif ebeveynlik davranışlarını ise azaltarak dışa vurum problemlerini azaltması ve geleneksel cinsiyet rolleri ile yetkeci ebeveyn tutumlarına sahip geleneksel yaklaşımın dışa vurum problemlerini artırması mevcut alanyazını desteklemektedir.Bununla birlikte; modern yaklaşım ile birlikte artan açıklayıcı akıl yürütmenin dışa vurum problemlerini artırması Türkiye kültürüne özgü olarak değerlendirilmektedir.Alanyazını desteklemeyen bu bulgunun, Türkiye'de çocukların açıklayıcı akıl yürütme davranışını daha çok "çok konuşma" olarak değerlendirebildikleri düşünülmüştür. Bu çalışmanın sonuçları, ebeveynlik ile ilgili yürütülen araştırmaların sonuçlarının kültürel bağlamda değerlendirilmesinin önemini ortaya koymaktadır.
Anahtar Kelimeler: geleneksel ebeveynlik; modern ebeveynlik; dışa vurum problemleri; negatif ebeveyn davranışları; pozitif ebeveyn davranışları
Ebeveyn Kimliği Ölçeğinin Uyarlanması ve Psikometrik Özelliklerinin İncelenmesi
(Poster numarası: 59)
Emine Uysal, Yalova Üniversitesi
Yeliz Kındap Tepe, Ondokuz Mayıs Üniversitesi
Bireyin hayatta birden fazla rolü ve kimliği vardır ve iyi yapılanmış kimlikler birey için yol göstericidir. Ebeveynlik de bazı kişilerin edindiği kimliklerden biridir. Ebeveyn kimliğinin yapısı bireyin ebeveynliğini, kendi bireysel refahını ve aile refahını etkilemektedir. Ülkemizde ebeveyn kimliğine dair çalışmaların sınırlı sayıda olması ve bu kavramı ölçebilecek bir ölçme aracının bulunmaması bu çalışmanın çıkış noktasını oluşturmuştur. Bu araştırmada Schrooyen ve arkadaşları (2021) tarafından geliştirilen Ebeveyn Kimliği Ölçeği’nin Türkçe uyarlaması ve psikometrik özelliklerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmaya 259 anne ve 146 baba olmak üzere 405 ebeveyn katılmıştır. Katılımcıların yaş ortalaması 38.02’dir (S = 7.63). Orijinalinde beş faktörden oluşan ölçeğin yapı geçerliğini incelemek için yapılan temel bileşenler analizi sonucunda ölçeğin iki faktörlü bir yapıya sahip olduğu; keşiflerin genişletilmesi ve derinleştirilmesi maddelerinin bir faktörde; özdeşim ve bağımlılık alt boyutunda yer alan maddelerin ise bir faktörde temsil edildiği görülmüş buna karşı ruminasyon alt boyutunun ayrı bir faktör olarak temsil edilmediği belirlenmiştir. Ölçek maddeleri ruminasyon alt boyutu dışında tek faktöre zorlandığında ise maddelerin faktör yüklerinin yeterli düzeyde olduğu ve %30’luk bir varyans açıkladığı belirlenmiştir. Ölçek geliştiricileri ile yapılan kişisel görüşme sonucunda tek faktörlü yapının kullanılmasına karar verilmiştir. Ölçüt geçerliği için yapılan analiz sonucunda beklendik şekilde ebeveyn kimliğinin iyi olma hali ile pozitif yönde ilişkili olduğu ebeveyn tükenmişliği ile negatif yönde ilişkili olduğu bulunmuştur. Ayrıca ebeveyn kimliğinin temel psikolojik ihtiyaçların desteklenmesiyle pozitif; engellenmesiyle negatif yönde ilişkili olduğu görülmüştür. Ölçeğin psikometrik özelliklerinin incelemesi sonucunda ölçeğin geçerli ve güvenilir olduğu görülmüş ve ebeveyn kimliği konusunda yapılacak çalışmalarda kullanılabileceği düşünülmüştür. Bu kapsamda elde edilen sonuçlar kendini belirleme kuramı kapsamında tartışılmıştır.
Anahtar Kelimeler: Ebeveyn kimliği, tükenmişlik, temel psikolojik ihtiyaçlar
Türkiye'deki Ortaokul ve Lise Öğrencilerinin Kültürel Yaşam Senaryosu Nitelikleri
(Poster numarası: 60)
Tuğçe Tiftik, Orta Doğu Teknik Üniversitesi
Fehime Şuheda Kurt, Atatürk Üniversitesi
Başak Şahin-Acar, Orta Doğu Teknik Üniversitesi
Sibel Kazak-Berument, Orta Doğu Teknik Üniversitesi
Deniz Tahiroğlu, Boğaziçi Üniversitesi
Aysun Doğan, Ege Üniversitesi
Kültürel yaşam senaryosu, bireylerin yaşamları boyunca deneyimlemesi beklenen kişisel yaşam olayları ve bu olayların hangi yaşlarda deneyimleneceği hakkında sahip olunan semantik bilgi ile şekillenen bilişsel bir organizasyonu ifade eder. Adından da anlaşılacağı gibi, bu yapı kültür tarafından sosyal normlar aracılığıyla şekillendirilir. Türkiye genelinde yürütülen ve TÜBİTAK tarafından desteklenen Türkiye Aile Çocuk ve Ergen Projesi kapsamında verisi toplanan bu çalışmada 11-17 yaş arasındaki ortaokul ve lise öğrencilerinin (N=446) Kültürel Yaşam Senaryosu Ölçeği'ne verdikleri cevaplar okul seviyesi (ortaokul ve lise), cinsiyet (kız ve erkek), yerleşim tipi (kent ve kırsal) ve anne çalışma durumu bağlamında incelenmiştir. Katılımcılardan, kendi kültürlerinde doğmuş ve kendisiyle aynı cinsiyette olan bir bebeğin hayatı boyunca yaşayacağı en önemli yedi olayı yazmaları istenmiştir. Ardından tamamlayıcı sorular sorularak katılımcıların yazdıkları her olayı yaygınlık, önem, duygusal ton ve olayın deneyimlenmesi beklenen yaş üzerinden değerlendirmesi beklenmiştir. Yazılan olayların okul seviyesi, cinsiyet, yerleşim tipi ve anne çalışma durumu üzerinden karşılaştırması yapıldığında her grup içinde yedi olaydan ilk beşinin ağırlıklı olarak akademik tema etrafında toplanan olaylar olduğu görülmüştür. Akademik temanın ardından gelen temalarda ise gruplar arasında değişen bir sıralama bulunmaktadır. Katılımcıların yazdıkları yedi olayı değerlendirdiği tamamlayıcı sorular incelendiğinde ise her grupta farklı bir nitelik üzerinden (yaygınlık, önem, duygusal ton ve olayın deneyimlenmesi beklenen yaş) anlamlı bir farklılık çıktığı görülmüştür. Bu çalışmada, bulguların bellek literatürü çerçevesinde değerlendirilerek yaşam senaryosunun otobiyografik bellek gelişimindeki rolünün araştırılması amaçlanmıştır. Son olarak örneklem ve yaşam senaryosunun araştırıldığı bağlam bakımından özgün bir araştırma olan bu çalışmada Türkiye'deki kültürel yaşam senaryosu niteliklerinin literatürde belirtilen özelliklerle benzerlik ve farklılıkları tartışılmıştır.
Anahtar Kelimeler: Kültürel Yaşam Senaryosu; Otobiyografik Bellek; Bellek Gelişimi
Çocuk İstismar ve İhmalinin Kuşaklar Arası Aktarımı ile İlişkili Faktörlerin İncelenmesi
(Poster numarası: 61)
Sümeyra Işık, Ege Üniversitesi
Türkan Yılmaz Irmak, Ege Üniversitesi
Çocuk istismarı ve ihmalini açıklayan ekolojik etkileşimsel modele göre çocukluk döneminde istismar ve ihmal yaşantısı olan ebeveynler olmayanlara kıyasla çocuklarına daha fazla istismar veya ihmal davranışı gösterebilmektedir. Bu durum “çocuk istismar ve ihmalinin kuşaklar arası aktarımı” olarak adlandırılmaktadır. Bu konuda yapılan araştırmalar ebeveynlerin bazı özellikleri (sosyo-bilişsel beceriler, psikolojik sağlık, algılanan sosyal destek, ebeveyn-çocuk ilişkisi) ile çocuk istismarı ve ihmalinin kuşaklar arası aktarımı arasındaki ilişkiyi incelemiş ve ebeveynin sosyal destek yetersizliğine dikkat çekmiştir. Ancak, istismarın kuşaklararası aktarımında duygu düzenlemenin rolü ihmal edilmiştir. Gerçekleştirilen sınırlı sayıda çalışmaya göre çocukluğunda istismar ve ihmal yaşayan ebeveynlerin duygu düzenleme güçlükleri artmakta ve çocukları ile olan etkileşimlerinde yaşadıkları duygu düzenleme güçlükleri nedeniyle ihmal/istismar yaşanabilmektedir. Ülkemizde çocuk istismarı ve ihmalinin aktarımında ebeveynin duygu düzenleme güçlüklerini ele alan bir çalışmaya rastlanmamıştır. Bu çalışmanın amacı, çocuk istismar ve ihmalinin kuşaklar arası aktarımında sosyal destek ve duygu düzenleme güçlüğünün aracılık rolünün incelenmesidir. Üniversite öğrencileri ve anneleri ile yürütülmekte olan çalışmada; üniversite öğrencilerinden Öğrenci Bilgi Formu ve Çocukluk Çağı Travmaları Anketi(CTQ-33)’ni; annelerden Anne Bilgi Formu, CTQ-33, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ve Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği-Kısa Formu’nu doldurması istenmektedir. 800 anne-çocuk çiftine ulaşılması hedeflenen çalışma kapsamında 184 öğrenci (X̅yaş=22.01, ss=, kadın=% 79) ve 115 (X̅yaş =49, ss=) anne olmak üzere 296 katılımcıya ulaşılmıştır. Ön bulgulara göre öğrencilerin %8.7’si duygusal, %32.6’sı fiziksel ihmal; %26.1’i cinsel, %36.5’i duygusal ve %57.5’i fiziksel istismar bildirmiştir. Annelerin ise %38.4’ü duygusal, %60.7’si fiziksel ihmal; %11.6’sı cinsel, %40.2’si duygusal ve fiziksel istismar bildirmiştir. Anne çocuk çiftleri (n=96) ile yapılan spearman korelasyon analizine göre öğrencilerin bildirdiği istismar ve ihmal (X̅=39.93, ss=13.31), annelerin bildirdiği istismar ve ihmal (X̅=41.56, ss=14.43), sosyal destek (X̅=61.83, ss=15.43) ve duygu düzenleme güçlükleri (X̅=37.28, ss=13.09) ile orta düzeyde ilişkilidir (sırasıyla r.s=.42, p<.001; r.s=.43, p<.001; r.s=.28, p=.007). Çalışmanın veri toplama süreci devam etmektedir, tamamlandığında çocuk istismar ve ihmalinin kuşaklararası aktarım mekanizmalarının anlaşılmasına katkı sunması beklenmektedir.
Anahtar Kelimeler: Çocuk istismarı, çocuk ihmali, duygu düzenleme güçlükleri, sosyal destek, çocuk istismarı ve ihmalinin kuşaklar arası aktarımı
Gençlerin Sosyal Bilişsel Becerilerinin Sivil Katılım Üzerindeki Rolü
(Poster numarası: 62)
Bilge Sena Çam, Bilkent Üniversitesi
Yağmur Censur, Bilkent Üniversitesi
Seçil Gönültaş, Bilkent Üniversitesi
Gençlerin sosyal bilişsel becerileri, onların toplumsal katılım ve sivil sorumluluklarını geliştirmede kritik bir rol oynar. Literatürdeki çalışmalar eleştirel bilinç, empati ve bakış açısı alabilme gibi beceriler bireylerin toplumsal sorunlara duyarlılığını ve aktif katılımını artırabileceğine dair öngörü sağlamaktadır. Mevcut çalışma, sosyal bilişsel becerilerin gençlerin sivil katılım ve beklenen sivil katılımlarıyla ilişkisini araştırmayı ve eleştirel bilincin bu ilişkideki aracı rolünü araştırmaktadır.
Mevcut çalışmada 417 lise (Ortyaş=14.9, 13-17, 287 kız) öğrencisinden veri toplanmıştır. Katılımcıların sivil katılımları hem çevre hem de kadın hakları için aynı 7 maddelik ölçekle incelenmiştir (çevre için a=.74, kadın hakları için a=.85). Beklenen sivil katılım ise varsayımsal hikayelerde okullarında gerçekleşebilecek bir projeye katılım olasılıkları sorularak ölçülmüştür. Aynı zamanda katılımcıların eleştirel bilinç (8 madde, a=.79), empati (6 madde, a=.76), ve bakış açısı alabilme becerileri (7 madde, a=.65 ) ölçülmüştür.
Çevre sorunlarına karşı sivil katılıma yönelik aracılık analizi sonuçları eleştirel bilincin sadece empatiden sivil katılıma olan ilişkisinde aracı rol oynadığı ancak bakış açısı alabilme becerisiyle sivil katılım arasındaki ilişkide aracı bir rol oynamadığı bulunmuştur. Fakat, bakış açısı alabilme becerisinin çevre sorunlarına dair sivil katılımda doğrudan ilişkisi bulunmuştur. Kadın hakları için yine eleştirel bilincin sadece empatiden sivil katılıma olan ilişkisinde aracı rol oynadığı gözlenmiştir. Önceki bulgunun aksine, bakış açısı alabilme becerisinin burada doğrudan bir ilişkisi gözlenmemiştir. Ayrıca, katılımcıların okullarında gerçekleşmesi olası bir çevre sorunları projesine karşı beklenen sivil katılımları incelendiğinde eleştirel bilinç anlamlı bir aracı değişken olarak bulunmamıştır. Öte yandan, kadın hakları projesiyle ilgili beklenen sivil katılımları söz konusu olduğunda empatisi yüksek olan katılımcıların daha fazla eleştirel bilinç becerisi gösterdikleri ve bu yolla daha fazla sivil katılım bildirdikleri görülmüştür.
Genel olarak bu araştırmada, empati düzeyi yüksek olan gençlerin eleştirel bilinçlerinin artışıyla daha fazla sivil katılım gösterdikleri görülmüştür. Bu bulgu gençlerin eleştirel bilinç ve empati becerilerini geliştirmenin, onların sivil katılımını artırmada önemli olduğunu vurgulamaktadır.
Anahtar Kelimeler: Sivil katılım; eleştirel bilinç; empati, bakış açısı alabilme
Önyargıya Dayalı Zorbalığa Müdahale Etmeyi Engelleyen ve Kolaylaştıran Faktörler
(Poster numarası: 63)
Serengeti Ayhan, Bilkent Üniversitesi
Bilge Sena Çam, Bilkent Üniversitesi
Seçil Gönültaş, Bilkent Üniversitesi
Mülteci ve göçmen çocuk ve gençler okullarında önyargıya ve ayrımcı tutumlara dayalı zorbalığa sistematik olarak maruz kalmaktadır. Bu zorbalığı önlemenin yollarından biri de zorbalığa tanık olan akranlarının müdahale edebilme davranışlarıyla ilişkili olabilecek faktörleri incelemektir. Literatür önyargıya dayalı zorbalığa karşı tanık davranışları hakkında içgörü sağlasa da bu faktörlere dair bilgimiz hala sınırlıdır. Bu nedenle, mevcut çalışmada açık uçlu sorularla çocuk ve gençlerin mülteci ve göçmen akranlarının uğradığı önyargıya dayalı zorbalığı durdurmayı kolaylaştıran ya da zorlaştıran faktörler konusunda tutum ve düşünceleri araştırılmıştır. Katılımcılar 510 Türk ortaokul (s = 248, Ortyaş = 11.57, 121 kız) ve lise (s = 262, Ortyaş = 14.85, 176 kız) öğrencisinden oluşmaktadır. Dört açık uçlu soru aracılığıyla önyargıya dayalı zorbalık hakkında hem kendi bakış açılarından hem de akranlarının bakış açılarından müdahale etmede olası engelleyici/kolaylaştırıcı faktörler sorularak değerlendirilmiştir. Katılımcıların yanıtları Sosyal Alan Teorisi temelinde sekiz araştırma asistanı tarafından kodlanmıştır (Cohen’s κ = 0.96). Frekans analizi, engelleyici faktörlerin intikam korkusu, ayrımcı tutumlar ve sorunun önemsenmemesini içerdiğini, kolaylaştırıcı nedenlerin ise ahlaki kaygılar ve iyi olma hali/empatiyi içerdiğini göstermiştir. Varyans analizi, katılımcılarının kendilerine kıyasla arkadaşlarının intikam korkusunu ve sorunun önemsenmeyecek bir şey olmasını engelleyici faktör olarak göreceklerini belirtmiştir. Yaşla ilgili bulgulara göre intikam korkusunun engelleyici bir faktör olması ortaokul öğrencilerinde lise öğrencilerine göre daha fazladır. Hem kendi bakış açılarından hem de arkadaşlarının bakış açısından lise öğrencileri ortaokul öğrencilerinden daha fazla ayrımcı tutumları ve sorunun önemsenmemesini engelleyici faktör olarak belirtmiştir. Kız öğrencilerin akranları için olası engelleyici faktörlerde intikam korkusuna değinmeleri erkek öğrencilere göre daha yüksek olmuştur. Katılımcılar kendilerine kıyasla arkadaşları için iyi olma hali ve empatinin daha fazla kolaylaştırıcı faktör olduğunu göstermiştir. Ahlaki kaygılar için kendi bakış açıları ve arkadaşlarının bakış açıları arasında bir fark bulunmamıştır. Çalışma bulguları tanıkları zorbalığa müdahale etmelerini ve bunu yapmaktaki tereddütlerini azaltmak için, engelleyici veya kolaylaştırıcı faktörleri belirlemek adına kritik önem taşımaktadır.
Anahtar Kelimeler: önyargı bazlı zorbalık, müdahaleyi kolaylaştırıcı ve engelleyici faktörler, tanık davranışı
Ebeveynlik Bağlamında Sosyal Öğrenmenin Epistemik ve Kişilerarası Yönleri: Ebeveyn İskele Kurma Ölçeğinin Geliştirilmesi
(Poster numarası: 64)
Gökçe Şahin, Bilkent Üniversitesi
Jedediah W. P. Allen, Bilkent Üniversitesi
İskele kurma metaforu çocuğun uzman bir kişinin müdahalesi olmaksızın yapamayacağı aktivitelerde aldığı öğrenme yardımını ifade etmektedir (Wood et al., 1976). İlgili literatürde yer alan çalışmalar, çocuk ve ebeveyn arasındaki iskele kurma etkileşimlerini gözlemsel çalışmalar üzerinden araştırmaktadır. Mevcut çalışma, ebeveyn iskele kurma pratiklerini gözlemsel bağlam dışında değerlendirmeyi mümkün kılan bir ölçüm aracı geliştirmeyi hedeflemektedir. Ek olarak, çalışmada iskele kurma davranışının, ebeveyn tutumları ve ebeveyn yalan söyleme pratikleri ile ilişkisi incelenmiştir. Mevcut çalışma iki farklı araştırmadan oluşmaktadır. Çalışmalar online olarak yürütülmüştür. Çalışma 1’e, ilkokul eğitimine başlamamış 3-6 yaş çocuğu olan 258 anne katılım sağlamıştır. Çalışmada demografik bilgi formu ve 42 maddelik Ebeveyn İskele Kurma Ölçeği (EİKÖ) kullanılmıştır. Çalışma 2 verisi, 153 ebeveynden oluşan ikinci bir bağımsız örneklemden elde edilmiştir. Araştırmada, 22 maddelik EİKÖ, Araçsal Yalan Söyleme Ölçeği (Allen & Kara, 2023) ve Ebeveyn Tutum Ölçeğinden (Demir & Şendil, 2008) yararlanılmıştır. Çalışma 1’de, iskele kurma ölçeği EFA yöntemiyle incelenmiş, madde havuzunda bulunan 44 madde 22 maddeye düşmüştür. Teorik olarak belirlenen dört boyutlu yapı korunmuş, ilgili yeni dört faktör oluşmuştur: Görev dayanıklılığı, duyarlı öğretim, zorluğun azaltılması ve öğrenme özerkliği. Faktör 1 ile Faktör 2 ve 3 (r = .574, p < .01; r = .291, p < .01) ve Faktör 2 ile 3 arasında (r = .259, p < .01) anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Çalışma 2 bulguları, demokratik ebeveynliğin Faktör 1 (β = .612), 2 (β = .642), ve 4’ü (β = .400), koruyucu ebeveynlik tutumlarının ise Faktör 1 (β = .295) ve 3’ü (β = .326) anlamlı şekilde yordadığını göstermiştir, p < .001. Yalnızca Faktör 1 ve pozitif duygu yalanları arasında anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir (r = .262, p < .001).
Okul öncesi dönem çocuklarına yönelik, ebeveyn iskele kurma davranışlarını ölçen güvenilir bir ölçek ilgili literatüre kazandırılmıştır. Farklı ebeveynlik tutumlarının iskele kurma davranışları üzerindeki etkisinin anlamlı farklılıklar gösterdiği görülmüştür.
Anahtar Kelimeler: Ebeveynlik, sosyal öğrenme, iskele kurma (scaffolding), araçsal yalan söyleme, ebeveynlik tutumları
Kime Yardım Ederiz?: Farklı Bağlamların ve Sosyo-bilişsel Becerilerin Yardım Etme Davranışına Etkisi
(Poster numarası: 65)
Yağmur Censur, Bilkent Üniversitesi
Seçil Gönültaş, Bilkent Üniversitesi
Zorbalık çalışmalarında tanıkların yardım etme davranışı, grup üyeliği bağlamında yaygın olarak çalışılmıştır. Ancak, gerçeklik bağlamının tanıkların yardım etme davranışı üzerindeki potansiyel etkisi bilinmemektedir. Dahası, empati ve gayri insanileştirme gibi sosyo-bilişsel yetenekler de farklı bağlamlarda tanıkların yardım etme davranışlarıyla ilişkili olabilir. Bu çalışmada, farklı bağlamların (gerçeklik ve grup üyeliği bağlamlarının), empatinin ve gayri insanileştirmenin yardım etme davranışıyla ilişkisi incelenmektir. 388 Türk lise öğrencisi (Ortyaş=15.52, 13-18) rastgele dört ayrı koşula atanmış ve bir akranlarının önce dışlandığı ve sonra alay edildiği bir varsayımsal senaryo okumuştur. Senaryodaki grup üyeliği ve gerçeklik bağlamı koşula bağlı olarak değişmiştir. Katılımcılar ya kendi ülkelerinden bir akranlarının ya da farklı bir ülkeden gelen bir akranlarının ya gerçek hayatta ya da sanal gerçeklik bağlamında zorbalığa uğradığını okumuşlardır: Gİ (gerçek hayat – iç grup üyesi), GD (gerçek hayat – dış grup üyesi), SGİ (sanal gerçeklik – iç grup üyesi) ve SGD (sanal gerçeklik – dış grup üyesi). Koşula bağlı olarak katılımcıların zorbalığa uğrayan akranlarına kapsayıcı olabilmek için yardım etme davranışlarının değişip değişmediği araştırılmıştır. Ayrıca, empati (7 madde, α=.832) ve gayri insanileştirme (4 madde, α=.868) seviyeleri verilen öz-bildirim anketleri ile ölçülmüştür. Regresyon analizinde öncelikle cinsiyet ve yaş kontrol değişkeni olarak konulmuştur. Gİ koşulu için daha fazla empati hisseden katılımcılar daha fazla yardım edeceklerini belirtmişlerdir. GD koşulu için daha fazla empati ve daha az gayri insanileştirme hisseden katılımcılar daha fazla yardım edeceklerini belirtmişlerdir. SGİ koşulu için daha az gayri insanileştirme hisseden katılımcılar daha fazla yardım edeceklerini belirtmişlerdir. Son olarak, SGD koşulu için daha fazla empati hisseden katılımcılar daha fazla yardım edeceklerini belirtmişlerdir. Aynı zamanda sadece gerçek hayat koşullarında katılımcıların cinsiyetlerinin yardım etme davranışının önemli bir yordayıcısı olduğu görülmüştür. Yani, farklı koşullarda farklı bulgular elde edilmiştir. Özetle, bu çalışma grup üyeliği ve gerçeklik bağlamlarının yanı sıra empati ve gayri insanileştirme gibi sosyal-bilişsel becerilerin tanıkların yardım etme davranışı ile farklı şekillerde ilişkili olabilecek önemli değişkenler olduğunu ortaya koymaktadır.
Anahtar Kelimeler: yardım etme davranışı, gerçeklik bağlamı, grup üyeliği, empati, gayri insanileştirme
Ailenin Sosyoekonomik Düzey Göstergelerinin Çocuk ve Ergenlerin Olumlu Sosyal Davranışları Üzerindeki Etkisinde Annenin Depresyonu ve Ebeveynlik Davranışlarının Aracı Rolü
(Poster numarası: 66)
Beril Kıyak Yılmaz, Orta Doğu Teknik Üniversitesi
Başak Şahin-Acar, Orta Doğu Teknik Üniversitesi
Aysun Doğan, Ege Üniversitesi
Deniz Tahiroğlu, Boğaziçi Üniversitesi
Sibel Kazak-Berument, Orta Doğu Teknik Üniversitesi
Çocuk ve ergenlerin olumlu sosyal davranışları ailenin sosyoekonomik düzeyi, ebeveynlerinin psikolojik sağlığı ve ebeveynlik davranışları gibi çevresel faktörlerden etkilenmektedir. Ayrıca, ebeveynlik davranışlarının ailenin sosyoekonomik düzeyi ve annenin psikososyal değişkenleri ile çocukların sosyal becerileri arasındaki ilişkide aracı rol oynadığına ilişkin bulgular alanyazında yer almaktadır. Bu bilgiler ışığında, mevcut çalışmada annenin eğitim seviyesi ekonomik kaygısı ve algıladığı ekonomik güçlüklerin annenin depresyonu ile, ebeveyn sıcaklığı, reddetmesi ve açıklayıcı akıl yürütme davranışı aracılığıyla çocuğun sergilediği olumlu sosyal davranışları nasıl etkilediği Türkiye’de yürütülen boylamsal bir proje kapsamında incelenmiştir.
Mevcut çalışmada 3431 anne (Ort= 38.11) ve 1-11. sınıf öğrencisi çocuklarından (1804 kız, 1627 erkek) alınan iki zamanlı veri kullanılmıştır. Anneler birinci zamanda eğitim seviyesini, ekonomik kaygı ve ekonomik güçlükleri, depresyon seviyelerini ve ikinci zamanda çocuklarının olumlu sosyal davranışlarını raporlarken, çocuklar birinci zamanda annelerinden algıladıkları ebeveynlik davranışlarını raporlamıştır. Bu çalışma kapsamında incelenen yapısal eşitlik modeli, AMOS programında yol analizi ile test edilmiştir.
Bu çalışmanın sonuçları incelendiğinde, annelerin ekonomik kaygı ve güçlüklerinin annenin depresyonu ile pozitif yönde ilişkili olduğu annenin depresyonunun ise sıcaklık ve açıklayıcı akıl yürütme davranışı ile negatif, reddetme davranışı ile pozitif yönde ilişkili olduğu görülmüştür. Annenin ebeveyn davranışlarından yalnızca sıcaklığının olumlu sosyal davranışları arttırdığı gözlenmiştir. Bunların yanı sıra, annenin eğitim seviyesi ve depresyonunun da olumlu sosyal davranışlarla negatif yönde ilişkili olduğu görülmüştür. Dolaylı etkiler incelendiğinde ise ekonomik kaygı ve ekonomik güçlüklerin anne depresyonu ve anneden algılanan sıcaklık üzerinden olumlu sosyal davranışları olumsuz etkilediği bulunmuştur.
Olumlu ebeveynlik davranışlarından biri olan sıcaklık/şefkatin olumlu sosyal davranışları arttırmasına ve sosyoekonomik düzey değişkenlerinin annenin psikolojik sağlığı ve ebeveyn davranışları aracılığıyla olumlu sosyal davranışları etkilemesine ilişkin sonuçlar mevcut alanyazında yer alan bulguları destekler niteliktedir.
Anahtar Kelimeler: sosyoekonomik düzey, depresyon, ebeveynlik davranışları, olumlu sosyal davranışlar
Mülkiyet ile Sosyal-Bilişsel Beceriler Arasındaki İlişkinin İncelenmesi
(Poster numarası: 67)
Zeynep Şen Hastaoğlu, Kapadokya Üniversitesi
F. Cansu Pala, Ege Üniversitesi
Bentham (1840), günümüzden iki asır önce, mülkiyet kavramı psikoloji alanında henüz araştırılmaya başlamadan, mülkiyetin somut bir olgu olmanın ötesinde, zihinsel bir kavrayış olduğunu ifade etmiştir. Çünkü mülkiyet, nesne ile kişi arasında bir ilişki kurulmasını ve kurulan bu ilişkinin zihinde temsil edilmesini gerektiren, gelişimsel bir kazanıdır (Blake ve Harris, 2011). Aynı zamanda mülkiyet nesnelere ve durumlara ilişkin bilgilerin işlenmesini ve çeşitli çıkarımlar yapılmasını gerektirir. Bu zihinsel işlemlerin gerçekleştirilmesi ve mülkiyet kavrayışının kazanılmasında yürütücü işlev, zihin kuramı ve dil gibi temel sosyal bilişsel becerilerin etkili olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmada mülkiyetin sosyal bilişsel beceriler ile ilişkisini anlamak ve mülkiyet kavrayışındaki yaşa bağlı farklılaşmaları bu beceriler ile açıklamak amaçlanmaktadır. Çalışmaya, İzmir’de okul öncesi eğitim alan, 3, 4 ve 5 yaşlarında (Ortay= 53.85, SS=10.29) toplam 150 çocuk katılmıştır. Çocuklardan, mülkiyet bataryası, gece-gündüz görevi, boyut değiştirerek kart eşleme görevi, ileri sayım ve geri sayım görevleri, görsel çalışma belleği görevi (Corsi), hediye bekleme görevi, beklenmedik yer görevi, beklenmedik içerik görevi, görünüş-gerçeklik görevi ve Peabody ölçümleri alınmıştır. Mülkiyet bataryası ile mülkiyet bilgisi, mülkiyet yanlılıkları, sahiplenilen nesneler, mülkiyet hakları ve mülkiyet aktarımı boyutları incelenmiştir. Elde edilen sonuçlar, 3 yaşındaki çocukların bile mülkiyet bilgisine sahip olduğunu göstermiş ve mülkiyet boyutlarındaki gelişimsel örüntüyü ortaya koymuştur. Korelasyon analizi sonuçları, mülkiyet bilgisi, görsel ve sözel bilginin çelişkili olduğu koşulda bilgi kullanımı, mülkiyet hakları ve belirli mülkiyet aktarımı türleri (hediye etme, verme, bırakma) ile yürütücü işlev, zihin kuramı ve dil becerilerinin düşük ve orta düzeyde anlı ilişkilere sahip olduğunu göstermiştir. Dil mülkiyet boyutları ile en fazla ilişkili olan beceri olarak saptanmıştır. Mülkiyeti açıklamak için yapılan regresyon analizleri, sosyal-bilişsel becerilerin mülkiyeti yordayan anlamlı değişkenler olmadığını ortaya koymuştur. Görsel ve sözel bilginin çelişkili olduğu koşulda bilgi kullanımını açıklayan modeldeki anlamlı tek değişkenin dil olduğu, mülkiyet hakları ve aktarımını açıklayan modeldeki anlamlı tek değişkenin yaş olduğu saptanmıştır. Yürütücü işlev ve zihin kuramı, mülkiyet boyutlarının varyansını açıklayan anlamlı değişkenler olarak modelde yer alamamıştır.
Anahtar Kelimeler: mülkiyet; yürütücü işlev; zihin kuramı; dil; bilişsel gelişim
Kişisel Alan Üzerindeki Anne Kontrolünün Okul Öncesi Dönemdeki Sosyal Anlayış ile İlişkisi
(Poster numarası: 68)
Çağla Cambaz, MEF Üniversitesi
Özce Sıvış, Kadir Has Üniversitesi
Melike Acar, MEF Üniversitesi
Bu çalışmanın birinci amacı, annelerin okul öncesi çağdaki çocukların farklı soysal alanlardaki aktivite seçimlerini engelleyen anne direktiflerini ve annenin engelleyen direktifine rağmen çocuğun aktivitede ısrar etmesine yönelik değerlendirme ve gerekçelerini ortaya çıkarmaktır. İkinci amacı ise bu değerlendirmelerin annelerin gözünde çocukların sosyal-bilişsel gelişimiyle ilişkisini araştırmaktır. Bu amaç doğrultusunda, 3-6 yaş arası çocuğu (Ortalama ay= 62.76, SS=10.69) olan 266 anneye (Ortalama yaş= 34.93, SS= 5.33) kişisel (ressam Ece), kişisel seçime karşı toplumsal-geleneksel (balet Cem, futbolcu Ayşe) ve ahlaki (kavgacı Emir) alanlarındaki çocuk-anne çatışmasını içeren 4 farklı varsayımsal hikaye sunulmuştur. Buna ek olarak, anneler Tahiroğlu vd. (2014) tarafından geliştirilen, Ekerim-Akbulut vd. (2023) tarafından Türkçeye uyarlanan ve çocuklarda zihin kuramı gelişimini ebeveyn gözünden ölçen Çocuklarda Sosyal Anlayış Ölçeğini doldurmuşlardır. Annelerin varsayımsal hikayelere verdikleri yanıtlar benzer çalışmalarda (Lagattuta vd., 2010) kullanılan kodlama şemaları ile kodlanmıştır. Sonuçlar, annelerin ahlaki alandaki aktiviteyi engelleyen (Kavgacı Emir) anne direktifini olumlu ve bu direktife uymayan çocuğu ise (kavga etmeye devam eden Emir) olumsuz değerlendirdiğini göstermektedir. Varsayımsal hikayelerde kişisel alandaki etkinlikleri engelleyen anne direktiflerini olumlu değerlendiren katılımcı annelerin (çocuğun yaşı kontrol edildikten sonra) çocuklarının sosyal anlayışını daha düşük değerlendikleri bulunmuştur. Sonuçlar, Sosyal Alan Kuramı kullanılarak yapılmış benzer çalışmalar (Hasebe vd., 2004; Smetana ve Daddis, 2002) doğrultusunda tartışılacaktır.
Anahtar Kelimeler: Zihin kuramı, kişisel alan, ahlaki alan, toplumsal-geleneksel alan
Bu Oyuncak Kimin? Kaybolunca En Çok Üzülen Kişinin Olabilir mi?
(Poster numarası: 69)
Eda Şen, Marmara Üniversitesi
Cansu Pala, Ege Üniversitesi
Bir nesne ve kişi arasındaki aitlik ilişkisini belirten mülkiyet kavramının dikkate değer boyutlarından biri, bir kez elde edildikten sonra mülkiyetin bir başkasına aktarılabilmesidir. Mülkiyet aktarımı verme, bırakma/vazgeçme, kaybetme ve çalma gibi dört farklı yolla gerçekleşebilir (Li vd., 2018). Verme ve bırakma yoluyla gerçekleşen mülkiyet aktarımı ahlaki normlara uygun ve meşruyken; kaybetme ve çalma yoluyla kazanılan mülkiyetin ahlaki normlara uygunluğu kah tartışmalı ve kah meşru değildir. Bu aktarım yoluyla elde edilen mülkiyetin kendisi ve aktarım süreci duygusal yüke sahip görevlerdir. Örneğin bir nesnenin zarar görmesi/tamir edilmesi veya hediye alınması/kaybedilmesi gibi olaylar günlük yaşamdaki duygusal deneyimler arasında sayılabilir. Erken çocukluk döneminde mülkiyet aktarımlarının anlaşılması, aktarım türü, bilişsel ve ahlaki gelişim düzeyi ile duygu becerilerinin gelişimiyle ilişkilidir. Çocuklar üç yaştan itibaren çalma aktarımında doğru mülkiyet atfı performans sergilerken, verme aktarımında gelişimsel farklılıklar gözlenmiştir (Li vd., 2018). Vazgeçme ve kaybetme aktarım türleri ise diğer aktarım türlerine göre bilişsel ve ahlaki açıdan daha muğlak olup mülkiyet atfı performansını etkileyebilir. Bu çalışmada, mülkiyet aktarımlarının duygusal becerilerle birlikte incelenmesi, erken çocukluk döneminde bilişsel ve duygusal gelişimin ve mülkiyet atfı üzerindeki etkisinin belirlenmesi hedeflenmektedir. Bu amaçla mülkiyet aktarımı senaryolarının duygu ipuçlarını kullanmak üzere manipüle edilmesi planlanmaktadır. Çalışma, 3 ve 5 yaş arasındaki 120 çocukla yürütülecek ve duygu ipuçları taşıyan mülkiyet aktarımı senaryoları ve Duygu Kavrama Testi kullanılarak veri toplanacaktır. Çalışma veri toplama aşamasındadır. Bu çalışma sonucunda 3 yaştan 5 yaşa kadar mülkiyet aktarımı performansının artış göstermesi; 3 yaştan 5 yaşa kadar meşru ve meşru olmayan aktarım türlerini ayırt etmedeki performansın artış göstermesi; bireysel olarak çocukların duygu kavrama becerilerinin mülkiyet aktarımlarını ayırt edebilme performansını pozitif yönde yordaması; ve 3 yaştan 5 yaşa kadar duygusal tepkiler üzerinden mülkiyete dair çıkarımlar yapma performansının artış göstermesi beklenmektedir.
Anahtar Kelimeler: mülkiyet kavramı; mülkiyet aktarımı; duygu anlama; duygu ipuçları, mülkiyet kavrayışının gelişimi
Kardeşten Algılanan Psikolojik Kontrol ve Özerklik Desteği ile Yalnızlık Düzeyi Arasındaki İlişkide Temel Psikolojik İhtiyaçların Aracı Rolü
(Poster numarası: 70)
Amine Bükre Kihtir, Trabzon Üniversitesi
Yeliz Kindap-Tepe, Ondokuz Mayıs Üniversitesi
Kişilerarası etkileşimlerde tecrübe edilen özerklik desteği ve psikolojik kontrol uygulamaları, Kendini Belirleme Kuramı kapsamında öne sürülen temel psikolojik ihtiyaçların engellenmesi ve desteklenmesi konusunda kritik bir öneme sahiptir. Alanyazın incelendiğinde kuram kapsamında ele alınan özerklik desteği ve psikolojik kontrolün sıklıkla ebeveyn-çocuk, öğretmen-çocuk ilişkilerinde incelendiği görülmektedir. Buna karşın ilgili etkileşimi kardeş ilişkileri kapsamında ele alan sınırlı sayıda çalışma mevcuttur. Türkiye’de ise kardeş ilişkilerine yönelik çalışmaların; genellikle kardeş ikililerinden birinin bir hastalığa veya engele sahip olduğu örneklemler ile yürütüldüğü görülmüş, normal gelişim seyri içerisinde bulunan kardeş ikilileri arasındaki etkileşim yeterince tartışılmamıştır. Tüm bu bilgilerden hareketle bu araştırma kapsamında; kardeşten algılanan psikolojik kontrol ve özerklik desteğinin, ergenlerin yalnızlık düzeyiyle olan ilişkisinde temel psikolojik ihtiyaçların aracı rolünün incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya 5.,6., ve 7. Sınıfta öğrenim gören ve en az bir abiye/ablaya/kardeşe sahip olan 178 kız ve 161 erkek öğrenci (Ort. = 11.33, S = .91) katılmıştır. Kardeşler arasındaki ortalama yaş farkı 3.20’dir (S = 1.46). Araştırma kapsamında; Temel Psikolojik İhtiyaçların Karşılanması ve Engellenmesi Ölçeği (TPİKE)-Kardeş İlişkileri Formundan, Kardeşten Algılanan Özerklik Desteği Ölçeğinden, Kardeşten Algılanan Psikolojik Kontrol Ölçeğinden, UCLA-Yalnızlık Ölçeği-Kısa Formundan ve yararlanılmıştır. Verilerin analizinde SPSS PROCESS eklentisi ile Model 4 kullanılmış ve bir dizi aracılık analizi gerçekleştirilmiştir. Sonuç olarak; kardeş ilişkisinde algılanan psikolojik kontrolün temel psikolojik ihtiyaçlardaki tatminini azaltarak ve temel psikolojik ihtiyaçlardaki engellenmeyi artırarak ergenlerin yalnızlık düzeylerini artırdığı görülmüştür. Bunun yanında kardeş ilişkisinde algılanan özerklik desteğinin de temel psikolojik ihtiyaçlardaki tatmini artırarak ve temel psikolojik ihtiyaçlardaki engellenmeyi azaltarak ergenlerin yalnızlık düzeyinin azalmasına katkı sağladığı gözlemlenmiştir. Elde edilen sonuçlar; bireylerin sosyalleşme aktörleri ile olan etkileşimlerinde bildirilen tatmin duygusu ile refah düzeyleri arasındaki ilişkide, Kendini Belirleme Kuramının desteklediği alanyazın ile tutarlı bulgular sağlamıştır.
Anahtar Kelimeler: Kardeş ilişkileri; psikolojik kontrol; özerklik desteği; temel psikolojik ihtiyaçlar
Anneannelik Nedir? Anneannelik Deneyiminin Olumlu ve Olumsuz Yanları Nelerdir?
(Poster numarası: 71)
Aysu Alkış, Orta Doğu Teknik Üniversitesi
Başak Şahin-Acar, Orta Doğu Teknik Üniversitesi
Tuğçe Bakır-Demir, Otago Üniversitesi
Elaine Reese, Otago Üniversitesi
Anneannelik ve anneannelik deneyiminin, anneannelerin iyi oluşu ve yaşam kalitesi için önemli kavramlar olduğu bilinmektedir. Bu bağlamda anneannelik kavramını ve bu deneyimin detaylarını tanımlamak oldukça önemlidir. Mevcut çalışma, nitel bir araştırma özelliği taşıyarak Türkiye’de anneannelik kavramını keşfetmeyi amaçlamıştır. Çalışma kapsamında 48-72 ay arası torunu olan anneanneler ile yarı yapılandırılmış çevrimiçi görüşmeler yapılarak “Anneannelik nedir?”, “Anneanneliğin olumlu yanları nelerdir?” ve “Anneanneliğin olumsuz yanları nelerdir?” sorularına yanıtlar aranmıştır. Çalışmaya yaşları 49 ile 70 arasında değişen 41 anneanne (Ort = 59.29, SS = 4.81) katılmıştır. Sorulara verilen yanıtlar tematik analiz yöntemi ile değerlendirilmiştir. Anneannelik nedir sorusuna verilen yanıtlar üzerinden 6 ana tema bulunmuştur. Bu temalar, %43,33 oranında anneannelerin “olumlu duyguları üzerinden tanımlamaları”, %18,89 oranında “çocuklarına kıyasla daha iyi bir deneyim oluşu üzerinden tanımlamaları”, %16,67 oranında “hayatın anlamı üzerinden tanımlamaları”, %12,22 oranında “görevleri üzerinden tanımlamaları”, %5,55 oranında “ileri derece annelik üzerinden tanımlamaları” ve %3,33 oranında “anneanneye iyi gelmesi üzerinden tanımlamaları” şeklindedir. Anneanneliğin olumlu yanları olarak belirtilen yanıtlara göre ise 4 ana tema bulunmuştur. Bu temaların, %42,25 oranında “torun ile etkileşimler”, %42,25 oranında “toruna yüklenen anlam ve duygular”, %8,45 oranında “torunun anneanneye iyi gelmesi” ve %7,04 oranında “anneanneliğin her şeyi” şeklinde olduğu bulunmuştur. Son olarak anneanneliğin olumsuz yanları olarak verilen yanıtlar inceliğinde 41 anneannenin %51,22’si anneanneliğin olumsuz bir yanı bulunmadığı cevabını verirken, %48,78 anneannenin yanıtları üzerinden 5 ana tema bulunmuştur. Bu temalar %33,33 oranında “olumsuzluk deneyimleme”, %20,83 oranında “torunu şımartma”, %20,83 oranında “yorulmak”, %16,67 oranında “yaşlı olmak” ve %8,33 oranında “sorumluluk yüklenmesi” şeklinde görülmüştür. Nitel yöntem kullanılarak elde edilen bulgular, Türk kültüründe anneannelik konusunda önemli çıkarımlar sağlayarak yeni çalışmalar için zemin oluşturmaktadır.
Anahtar Kelimeler: anneannelik; anneanne; torun
Yakın Arkadaşlıklarda Anlaşmazlık Çözümü: Kültürler Arası Karşılaştırma
(Poster numarası: 72)
İlke Nur Güven, Radboud Üniversitesi
Nicky Charlotte Lem, Radboud Üniversitesi
A.H.N. Cillessen, Radboud Üniversitesi
Çocukluktan yetişkinliğe, sosyal ilişkilerde anlaşmazlıklar kaçınılmazdır. Bu anlaşmazlıkları yönetmek için bireyler farklı çözümler kullanmaktadır (Laursen vd., 2001). Bu çözümler kültürler arasında ve yaşla beraber farklılıklar gösterebilmektedir (Holt & DeVore, 2005), ancak çalışmalar genellikle anket sonuçlarına dayanarak organizasyonel ilişkileri incelemektedir. Bu gözlemsel çalışma, arkadaş ilişkilerinde anlaşmazlıkların çözümlenmesindeki kültürler arası farklılıkları ve yaş ilişkisini araştırmıştır. 76 Hollandalı ve 54 Türkiyeli genç yetişkin arkadaşlarıyla çevrimiçi oturumlara katılmıştır (Ort(SS) = 24(2.02); yaş aralığı = 18-29). İlk aşamada, arkadaşlık kalitesine dair sorular (Furman & Buhrmester, 1985) ve 20 tartışma ifadesi yanıtlanmıştır. Aynı cinsiyetten iki arkadaşın, farklı fikirde olduğu ifadeler, anket yanıtlarına dayanrak seçilmiştir. Çevrimiçi oturumda, arkadaşların bu ifadeler üzerine konuşmaları istenmiş ve bu oturumlar kaydedilmiştir. Kayıtlar, anlaşmazlık çözüm stratejileri, baskın ve boyun eğici davranışları değerlendirmek için kodlanmıştır (C-FIRS; Lansu & Cillessen, 2015). Son olarak katılımcılar, anlaşmazlık sırasındaki kendi davranışlarını değerlendirmiştir.
Sonuçlar, anlaşmazlık çözüm stratejilerinde kültürel farklılıklar göstermezken, anlaşmazlık tartışmalarında kullanılan davranışlar kültürel farklılıklar göstermiştir. Türkiyeli arkadaşlar (baskınlık: Ort = 2.70, SS = .94; boyun eğicilik: Ort = 1.98, SS = .80), Hollandalı arkadaşlara kıyasla daha baskın, aynı zamanda daha fazla boyun eğici davranışlar sergilemiştir (baskınlık: Ort = 1.04, SS = .14; boyun eğicilik: Ort = 1.00, SS = .00), ps <.001. Gözlemlenen davranışlara paralel olarak, Türkiyeli arkadaşlar (Ort = 4.02, SS = .99) daha çok boyun eğici davrandıklarını raporlamıştır (Ort = 2.88, SS = .90), p < .001. Gözlemlerin aksine, Türkiyeli arkadaşlar (Ort = 2.32, SS = 1.29), Hollandalı arkadaşlara kıyasla daha az baskın davrandıklarını raporlamıştır (Ort = 3.04, SS = 1.37), p = .031. Kültürden bağımsız, baskın (rs = -.50) ve boyun eğici davranışlar (rs = -.44) yaş ile negatif ilişkilidir, ps < .001. Ayrıca, yaş ile arkadaşlık kalitesi arasında negatif ilişki bulunmuştur (rs = -.28, p < .001). Bu çalışma, ergenlikten yetişkinliğe geçiş dönemindeki sosyal ilişki dinamiklerine ve değişimine ışık tutmaktadır.
Anahtar Kelimeler: arkadaşlık, anlaşmazlık çözüm stratejileri, kültürler arası karşılaştırma