TAMAM CEZA KÖTÜ, PEKİ YA ÖDÜL?

Çok genel bir şekilde tanımlayacak olursak motivasyon insanı eylemde bulunmaya iten, davranışlarına yön veren temel güçtür diyebiliriz.

Bu genel tanım dahi günlük hayatımızda, iş yaşamımızda ya da okul hayatında motivasyonun yerinin ne kadar önemli olduğunu görmemize yetiyor. Tanımdan hareketle motivasyonun hem bedensel, hem düşünsel her türlü eylemin tetikleyicisi olduğunu görebiliyoruz. Motivasyon, kaçınılmaz bir şekilde çocukların öğrenme süreçlerinde de kritik bir yer tutuyor.

Bizi eylemde bulunmaya iten motivasyonun kaynakları içsel ya da dışsal olabilir. Peki bu ne demektir?

İçsel Motivasyon ve Dışsal Motivasyon

Dışsal motivasyonda davranışın tetikleyicisi eylemin doğrudan kendisi değildir. Kişiyi eylemde bulunmaya iten ana unsur kişinin ve eyleminin dışındaki üçüncü bir unsurdur. Dışsal motivasyon dışardan gelen bir ödül, ceza, baskı gibi ögeler olabilir.

Örneğin eğer bir çocuk acıktığı, açlık hissettiği için değil, yemekten sonra ödül olarak bir çikolata yiyeceği için yemeğini yiyorsa burada motivasyon kaynağı dışsaldır. Verilen çikolatanın bir ihtiyaç olan karın doyurma davranışı ile bir ilgisi yoktur. Ödül, yani çikolata ortadan kalktığında yeme davranışı da ortadan kalkabilir.

Ya da bir okul öncesi çocuğu bir çalışmayı sırf öğretmeni istiyor diye yaparsa, orada esas motivasyon içsel olmaktan çıkar. Yani yeni bir şey öğrenmenin ya da çalışmayı yaparken keyif almanın kendisi motive edici unsur olmaktan çıkar. Böyle durumlarda öğretmenin yokluğunda çocuk benzer çalışmaların içine çok büyük olasılıkla girmeyecektir. Bu da çocuğun öğrenme sürecini etkileyecek, öğrendiği şey ile gerçek bir bağ kurmasını engelleyecektir.

Ee peki o zaman çocuklar nasıl öğrenir? Gerçek bir öğrenme nasıl gerçekleşir?

Çocukları hem düşünsel olarak hem de fiziksel olarak harekete geçiren esas şey onların içsel motivasyonlarıdır. Çocuklar ancak içsel motivasyon ile hareket ediyorlarsa, işte o zaman öğrendiği konu, odaklandığı nesne ve materyal ile daha gerçek bir ilişki kurar. Çünkü içsel motivasyon demek çocuğun bir şeyi merak ettiği için öğrenmek istemesidir. Burada “ödül” öğrenmenin taa kendisidir! Öğrenmekten, yeni şeyler keşfetmekten keyif alabilen çocuk, yaptığı davranışı ya da çalışmayı yineleme eğilimi gösterecektir. Örneğin çocuk karnının acıktığını hissettiği için yemek yiyecek, uykusu geldiği için yatağa gidecektir. Yani motivasyonunun kaynağı kendi ihtiyaçları olacaktır.

Yukarıda verilen örneklerden içsel motivasyonun çocukların bir davranışı ya da bir bilgiyi öğrenme sürecinde ne kadar etkili olduğunu görmek kolay olacaktır sanırım. İşte tam da bu sebeple okullarda, özellikle okul öncesi eğitimde, eğitimin içeriğinin çocukların merakına göre düzenlenmesi oldukça önemlidir. Çünkü çocuklar eğer ilgisini çeken bir şey ile meşgul olursa, o uğraşın kendisini en büyük ödül olacak ve dışsal başka herhangi bir ödüle, pekiştirece ihtiyaç duymayacaktır. Çocuklar öğrenmekten, keşfetmekten zevk aldığı için bir şeyleri yeniden ve yeniden deneyecektir!

Biz bu yüzden çocukların ister akademik olsun isterse günlük yaşama dair öğrenme süreçlerinde ödül ya da ceza gibi dışsal motivasyon araçlarını kullanmamak gerekir. Çocuklara ilgi çekici ortamlar hazırlamak, öğrenme süreçlerinde onların meraklarından hareket etmek yeterli olacaktır.

Peki çocuklar istenmeyen, ona zarar verebilecek bir davranış sergilediğinde ne yapmak gerekir?

Bu durumda ise çocuğu davranışının sorumluluğunu alması için teşvik etmek en doğrusu olacaktır. Yani burada da amaç yine çocuğun bunu kendisi için yapmaması gerektiğini anlaması ve buna uygun hareket etmesidir. Ceza almamak, sevilmek ya da kabul görmek için değil. Kendisi için! Çünkü tüm çocuklar koşulsuz sevgiyi ve kabulu hak eder!

Çocukların öğrenme süreçlerinde dışsal motivasyonların, çocukların içsel motivasyonlarını öldürmesine kesinlikle izin verilmemelidir! Çocuklara yaptıklara davranışla ilgili olmayan yaptırımlar getirmenin çocuğun öğrenme sürecine hiçbir katkısı yoktur. Örneğin yemek yemezsen oyun oynayamazsın dediğiniz zaman çocuk bu ikisi arasında hiçbir bağ kuramayacak, öğrenme gerçekleşemeyecektir. Öğrenmede en önemli unsurlardan biri çağrışım kurmaktır. Oyun ve yemek arasında doğrudan bir ilişki kurmak bizim için bile zor açıkçası.

Ancak şöyle bir şey olabilir. “Yemekten sonra oyun mu oynamak istiyorsun? Tamam. Yemeğimizi bitirince oyun oynayabilirsin. Ama bitirmezsen oyun için daha fazla beklemek zorunda kalırsın?”

Tamam ceza kötü. Kabul.  Peki ama ödülün hiç mi faydası yok? İçinizde belki bu soruyu soranlar vardır. Eğitimci Alfie Kohn ödül ve cezanın bir madolyonun iki yüzü olduğunu söylüyor ve ekliyor: Ödül ve ceza ile yalnızca bir şey elde edilir: ANLIK İTAAT!

Ödül de, ceza da çocukların odak noktasını kaydırıyor. Çocukların esas yapmaları gereken şeye ilgileri giderek azalıyor. Eylemin sonunda edinilecek ödül veya kaçınılması gerekilen ceza daha önemli hale gelmeye başlıyor. Ödül ve ceza ortadan kalktığında ise çocuğun esas meseleye olan ilgili tamamen kaybolmuş oluyor. Yani içsel motivasyon ölüyor!

Şimdi sorabilirsiniz: O zaman çocukları motive etmek için ne yapmamız gerekiyor?

Aslında onları motive etmenize hiç gerek yok!

Çünkü çocuklar müthiş bir potansiyel ile dünyaya geliyorlar. Merak ediyorlar, soru soruyorlar. Karşılaştıkları her şey onlar için çok yeni. Her an büyük bir kaşif edasıyla dünyayı keşfe çıkıyorlar. Aslında anne-babalar ve eğitimciler olarak tüm çabamız çocukların bu içsel motivasyonlarını öldürmemek olmalıdır!

                                                                

                                                                              Melek YEŞİLYURT