PIAGET’NİN DİL VE KAVRAM GELİŞİMİNE DAİR GÖRÜŞLERİ

        Hem normal çocuklar hem de zihinsel engelli çocuklar açısından bakıldığında dil ve kavram gelişimi, gelişimin çok önemli unsurlarıdır. Piaget, dil hakkındaki görüşlerini şu şekilde ifade etmektedir: Dil sadece bir ifade aracı değil, aynı zamanda mantıklı düşünceye hizmet eden bir araçtır. Yani bir çocuğun dili kullanım şekli, bu konudaki becerisi ve yeterliliği, bize onun mantıksal süreçleri ve zihin gelişimi ile ilgili bilgi sağlamaktadır. Bu açıdan bakıldığında, gerek normal eğitimde gerekse zihinsel engelli çocuklarla yapılan özel eğitim çalışmalarında, dil hem çocuğu anlamada hem de zihinsel yeteneklerini geliştirmede anahtar rol oynamaktadır.

İnsanlar doğuştan dil ve kavram geliştirme potansiyeline sahiptirler. Fakat dil ve kavram gelişimi temelinde bir öğrenme sürecini ifade etmektedir. Çünkü, her ne kadar bu potansiyele doğuştan sahip olunsa da, potansiyelin ortaya çıkması ve bir yetenek olarak kazanılması, gelişim süreci boyunca adım adım öğrenilerek gerçekleşmektedir. Piaget kavramlara dair öğrenme sürecinin kendiliğinden olduğunu söyler. Yani, kavramların kendiliğinden bilinçsiz ve sistemsiz olarak öğrenildiği kanısındadır. “Öğrenilen kavramlar” okulda öğretilir ve bu da özelden genele yani tümevarım yoluyla olur. Sömürge kavramını ele alacak olursak; önce  iki devlet arasında meydana gelen bir olay olarak anlatılır; daha sonra benzer olaylar biriktirilerek genel “sömürge” kavramına ulaşılır. (Ergün ve Özsüer, 2006) Aynı yöntem zihinsel engelli çocukların kavram gelişiminde de kullanılan etkili bir yoldur. Örneğin, ‘eğlenceli aktivite’ kavramını ele alırsak, çocuğun yaparken mutlu ve enerjik olduğu aynı zamanda keyif aldığı oyun oynamak, resim yapmak gibi aktiviteler ‘eğlenceli’ olarak tanımlanır. Bu aktiviteler yapıldıkça çocuğun zihninde genel bir ‘eğlenceli aktivite’ kavramı oluşacaktır.

Eğitimin başarılı olması, çocuğun zihninde doğru ve gerekli kavramların geliştirilmesi sayesinde olur. Bazı eğitim teorileri bilimsel kavramların çocuğa hazır biçimde verilmesi, çocukların da bunları kavraması ve içselleştirmesi gerektiğini söylerler. Ancak Piaget’ ye göre, kavram bir genellemedir ve kavramlar, sözcükler çocuğun zihninde sürekli evrim geçirirler, oraya konuldukları gibi kalmazlar. Çocuğa öğretilen bir kavram, onun zihninde işlenmeye ve geliştirilmeye başlanır. Kavramların doğrudan öğretilmesi imkânsız ve verimsizdir. (Ergün ve Özsüer, 2006) Bu açıdan, normal ya da zihinsel engelli bir çocuğa doğrudan bir ‘eğlenceli aktivite’ tanımı yapmak onun zihnine nereye oturtacağını bilmediği bir taş atmak gibidir. Piaget’ ye göre, ancak tek tek örnekler üzerinden genel bir tanıma gidildiğinde o taş yerine oturmaktadır ve böylece içselleştirilmektedir. Bu doğrultuda, hem normal çocuğun hem de bilişsel yeteneklerinin sınırlılığına bağlı olarak zihinsel engelli çocuğun bisiklet sürme aktivitesini ‘eğlenceli aktivite’ kavramına dahil etmesi mümkün olmaktadır.

Piaget’ nin dil gelişimi hakkında ortaya koydukları ise daha çok ben merkezli konuşma üzerinde yoğunlaşmaktadır. Somut işlemler dönemine kadar yani 7 yaşına kadar çocuklarda benmerkezcilik oldukça hakimdir. Yani çocuk diğerlerinin duygularını, isteklerini, ihtiyaçlarını anlayabilecek ve bunlara cevap verebilecek yetiye sahip değildir. Bu durum, dili kullanımlarında oldukça net ortaya çıkmaktadır. Daha önce de değinildiği gibi, bir oyun grubundaki çocukların konuşması karşılıklı sohbet gibi değil daha çok toplu bir monolog gibidir. Çünkü her çocuk karşısındakine değil sadece kendine odaklıdır. Bu nedenle ortaya ben merkezli konuşma çıkar. Örneğin, bir çocuğun “Sanırım dün bir telefon kulübesinde Süpermen’i gördüm” ifadesini bir başka çocuğun “Bu kazak beni kaşındırıyor” ifadesi izleyebilir. (H. Miller, 2008) Piaget’ye göre, çocuktaki hem içe yönelik (autistic) düşünce (bireysel, bilinçaltında bulunan, açıkça dile getirilemeyen, ancak sembollerle anlatılabilen) hem de güdümlü (directed) düşünce (toplumsal, iletişimsel) ben merkezli düşünce içindedir. Yani ben merkezli düşünce, bireysel içe dönük düşünce ile toplumsal düşüncenin ortasındadır(Ergün ve Özsüer, 2006).

 Somut işlemler dönemiyle birlikte çocuklar, etraflarındaki insanların ihtiyaçlarını, isteklerini ve duygularını daha çok anlayabilir ve onlara cevap verebilir bir nitelik kazanırlar. Böylece toplumsal düşünce yapısı çocukta daha çok ön plana çıkmaya başlar ve somut işlemler dönemiyle birlikte ben merkezli konuşma git gide azalır. Çocuk başlangıçta ben merkezli düşünceye sahiptir ve yalnızca kendisi hakkında konuşur, kimseyle ilgilenmez, kimseye bir şey iletmeye çalışmaz, cevap beklemez, kendisini dinleyen olup olmadığına bile dikkat etmez. Daha sonraki toplumsal düşüncede ise başkalarıyla konuşur, emreder, ister, dinler, soru sorar... “Denebilir ki, yetişkin bir kişi yalnızken bile toplumsal olarak düşünür, yedi yaşın altındaki bir çocuk ise başkalarıyla birlikteyken bile ben merkezci olarak düşünür ve konuşur” (Piaget, 1923) (Ergün ve Özsüer, 2006)

 Bu durum aynı zamanda çocukların sosyal becerileriyle de yakından ilgilidir. Sosyal becerileri daha gelişmiş olan çocuklar ben merkezli konuşmayı daha kolay terk edecektir ve daha kolay sohbet niteliği taşıyan konuşmalar geliştirecektir. Yani, zihinsel engelli bir çocuk açısından bakıldığında, kendi zihinsel becerileri dahilinde onun sosyal becerilerini arttırmak hem dili bir iletişim aracı olarak daha kolay kullanmasını sağlayacak hem de bu doğrultuda düşünce süreçlerini etkileyecektir. Çünkü düşünce ve dil karşılıklı olarak etkileşim içinde olan unsurlardır.

Düşünce ve dilin etkileşim içinde olması demek karşılıklı olarak birbirlerini değiştirebilir olmaları demektir. Yani dil kullanımında meydana gelecek bir değişiklik düşünce süreçlerini de etkileyecektir. Bu nedenle Piaget’ ye  göre dil, öğrenmenin esnek, hızlı ve başarılı tarzda gerçekleşmesini sağlayan en önemli araçtır. Örneğin bellek süreçleri geniş ölçüde dilsel yönergelere ve dil aracılığıyla sağlanan akıl yürütmeye dayanmaktadır. Hem zihinsel engelli hem normal çocuklarda ortaya çıkan dürtüsellik ya da dikkat problemleri gibi sorunların önlenmesi ya da azaltılması dil ile olanaklıdır. Çünkü dil düşünce süreçlerini, düşünceler ise davranışları değiştiren bir mekanizmada yer alır. Bu şekilde dilin kullanımını değiştirerek çocuklarda davranış değişikliği (istenmeyen davranışların ortadan kalkması) yaratmak da olasıdır. Bu yöntemle davranış değişikliği yaratmak her ne kadar özel eğitimde zihinsel engelli çocuklarla çalışırken daha zor olsa da imkansız değildir. Aynı zamanda dil, temel zihinsel işlevleri (dikkat, bellek) düzenlemek, gerekirse eksiklikleri kapatmak  için de önemlidir. Dil, zihin içinde fikirlerin ve duyguların düzenlenmesi acısından en önemli araçtır. (Ergün ve Özsüer, 2006)

        Son olarak, Piaget görüşünün bir başka savunmasını bilginin oluşumunda görüyoruz. Bilginin temeli olan duyum ve algılar, insan zihni tarafından oluşturulur. Burada algılar düzeltilir, mantıksal-matematiksel işlemlerden geçirilir, seçilir, sınırlanır, soyutlanır... Yani algılamada ve bilgi oluşturmada zekâ devreye girer. (Ergün ve Özsüer, 2006) Genetik faktörler, eğitim ve toplumsal cevre çocuklarda zekayı ortaya çıkaran başlıca unsurlardır. Zihinsel engelli çocukların zeka düzeyi, genel olarak genlerde sahip olunan bir anomali nedeniyle normal çocukların zeka düzeyinin altındır. Bu nedenle zihinsel engelli çocukların algıları, işlem becerileri ve bilgi dağarcıkları sınırlıdır. Fakat genler aynı zamanda dinamik özellikler taşımaktadır. Yani genlerde taşınan özellikler bir takım psiko-sosyal etkiler altındadır.  Çünkü herhangi bir genin etkisini göstermesi için başka genlerle etkileşime ve o sırada ortamda bulunan, bazen psikolojik faktörler tarafından belirlenen hormonlar ve nörokimyasal etkenlere ihtiyacı vardır. Dolayısıyla bütün özel eğitimciler, psikolojik danışmanlar ya da terapistler eğer zihinsel engelli bir çocukta ilerlemeye yol acıyorlarsa, bu ancak beynin biyokimyasında ve/veya bağlantılarında değişiklikle olanaklıdır. (Korkmaz, 2007)