Çocuğum İlkokula Başlamaya Hazır mı?

Değişen eğitim sistemleri, yapılan ay hesapları, dilekçeler, alınan raporlar...

İster istemez kafalar karışmaya başlıyor. Çocuğum ne zaman ilkokula başlamalı? Kalem tutabiliyor, sayı sayabiliyor, harfleri tanıyor, bakarak adını yazabiliyor. Ee daha ne olsun? Bu kadar basit mi dersiniz? Yalnızca akademik anlamda donanımlı olmak bir çocuğun ilkokula başlaması için yeterli midir? Bu sorunun yanıtını bulabilmek için önce tanışmamız gereken bir kavram var: Okula hazırbulunuşluk!

Okula hazırbulunuşluk ilk kez G. Stanlet Hall tarafından ortaya atılan bir terimdir. Hall’un yaklaşımına göre “hazırbulunuşluk” durumunu anlamak için çocukların neleri öğrenmesi gerektiğine değil, daha önce neleri öğrendiğine bakmak gerekir. Çünkü öğrenmenin çok temel bir ilkesi olarak, yeni bir bilginin öğrenmeye dönüşebilmesi ancak eski bilgilerle ilişkilendirilebildiği ölçüde mümkündür. Yani bir çocuğun ilkokula başlamaya hazır olup olmadığını görmek için onun yapabileceklerine değil, yapabildiklerine bakmak gerekir. Çocuk yeni öğreneceği bilgileri, yetileri, davranışları bu temel üzerine inşaa edecektir. Bir anlamda temel ne kadar sağlam olursa, üzerine inşaa edilen yapı da o kadar sağlam olacaktır.

Peki sağlam bir temel atmak nasıl mümkün olacaktır? Bu soru aslında ilk paragraftaki sorularımızla bir hayli ilişkili. Çocukların akademik bilgiler ile donatılması sağlam bir temel için tek başına yeterli midir?

İlkokula başlayacak bir çocuğun sayı sayabilmesi, adını yazabilmesi, kalemi düzgün tutabilmesi tabii ki önemlidir. Ama yeterli olmaktan uzaktır. İlkokul çocuğu bir sınıf ortamı içinde kendini var edebilmeli, ihtiyaçlarını söyleyebilmeli, bunları kendi başına giderebilmelidir. İşte tam bu nedenlerle “hazırbulunuşluk” yalnızca bilişsel alan ile sınırlandırılamayacak çok daha geniş bir kavramdır.

Peki biraz daha detaylandıracak olursak “okula hazır bulunuşluk” hangi gelişim alanları ile ilintilidir?

“Okula hazırbulunuşluk” çocuğun tüm gelişim alanları ile yakından ilintilidir. Nedir bu alanlar? Bunlar; zihinsel gelişim, duygusal gelişim, fiziksel gelişim, dil gelişimi ve özbakım becerileridir. “Okula hazırbulunuşluğun” gerçekleşmesi için çocukların farklı gelişim alanlarında neleri yapabiliyor olmaları gerektiğine kısaca göz atalım.

Zihinsel Gelişim

- Sayı ve miktar kavramlarını anlayabilmelidir.

- Kümeleme yapabilmeli, benzer şeyleri bir araya getirebilmelidir.

- Yeni edindiği bilgileri anlamlı bir şekilde, daha önce öğrendiği, deneyimlediği şeylerle ilişkilendirebilmelidir.

- Tanınabilir figürler çizebilmelidir.

- Bazı harflari tanıyıp yazabilmelidir.

- Olaylar arasında neden-sonuç ilişkileri kurabilmelidir.

Sosyal & Duygusal Gelişim

- Sevdiklerinden ayrı kalabilmeli, yabancılarla birarada olabilmelidir.

- Kendini sözlü olarak rahatça ifade edebilmelidir.

- Başkalarını dinleyebilmeli, söyleneni kavrayabilmelidir.

- Diğer insanlarla - gerek akranları gerek etkileşime girdiği yetişkinler – rahatça iletişim kurabilmelidir.

- Kendine saygı ve güven duymalı, öz denetim kazanmış olmalıdır.

Fiziksel Olgunluk

- Görsel algı

- İşitsel algı

- Hareket algısı

- İnce ve kaba motor yetilerinin gelişimi

- Koordinasyon yetisi

Göz -  el koordinasyonu: Makasla sekiller kesebilmeli, kalemi tutarak basit çizimler yapabilmelidir.

Geometrik sekilleri çizebilmeli, harfleri kabaca kopya edebilmelidir

Dil Gelişimi

- Olayları kronolojik sıraya göre anlatabilmelidir.

- Kendini ifade edebilmek için yeterli kelime haznesine sahip olmalıdır.

- Zıt kavramları bilmeli ve bunları konuşmasında kullanabilmelidir.

- Sözcükleri ayırt edebilmeli, onları anlamlı bir şekilde kullanabilmelidir.

- Tam ve düzgün cümleler kurabilmelidir.

Özbakım İhtiyacı

- Kişisel hijyen kurallarına uyabilmelidir.

- Kendi işini yardımsız olarak yapabilmelidir.

- Tuvalet ihtiyacını kendi başına giderebilmeli, elini yüzünü yardımsız yıkayabilmelidir.

- Giysilerini yardımsız giyip çıkarabilmelidir.

- Eşyalarını toplayabilmelidir.

- Kendi sorumlulugunu üstlenebilmelidir.

Okula “Hazırbulunuşluk”ta Okul Öncesi Eğitimin Önemi

Yukarıda kısaca değinilen kimi yetiler göz önünde bulundurulduğunda akademik bilgilerin çocuğun ilkokula hazır olup olmadığının yalnızca küçük bir işareti olduğunu görebiliyoruz. Özellikle sosyal ve duygusal gelişim alanları en az bilişsel alan kadar önemlidir. Çünkü çocuklar kendilerini güvende hissetiklerinde, kendilerine güvendiklerinde içinde bulundukları ortam ile etkileşime geçer ve algılamaya, öğrenmeye açık hale gelir. Çocukların sosyal ve duygusal gelişimlerinde okulöncesi eğitimin yeri ise bir hayli önemlidir.

Günümüz koşullarında çocuğun aile dışında ilk sosyalleştiği yer anaokuludur. Evde tüm yetişkinlerin ilgisinin üzerinde olduğu, herkesin dinleme ve anlama çabasında olduğu çocuk, kendi akranları ile ilk kez anaokulunda karşılaşır. Akranları ile kurdukları ilişkide artık sadece konuşmayı değil, anlamayı ve dinlemeyi de öğrenmeye başlar. Bu çocukların sosyal gelişimleri açısından oldukça önemlidir.

Elbette bu çocukların kalabalıklar içinde kaybolması anlamına gelmemektedir. Aksine, okulöncesi eğitim çocukların kendilerini birey olarak var edebildiği, özdeğer duygusunu geliştirdiği, fikirlerini özgürce ifade edebildiği, merakı doğrultusunda kendi öğrenme sürecini örebildiği bir ortamda gerçekleştirilmelidir. Çünkü okulöncesi eğitimin temel uğraşı çocuklara bilgiyi vermekten çok çocuğun sahip olduğu potansiyelleri açığa çıkarıp onların gelişmesine yardımcı olmak olmalıdır.

Okulöncesi eğitim çocukların çeşitli sosyal davranışları öğrendiği, kendilerini ifade edebildikleri, fikirlerini özgürce açıklayabildikleri, yargılanmadan varolabildikleri ortamlar olmalıdır. Okulöncesi eğitimde çocukların koşulsuz sevgi ve kabul görmeleri olmazsa olmaz bir şarttır.

Çocuklar yukarıda değinilen gelişimsel özellikleri birbirinden ayrıksı kopuk bilgiler olarak edinmemeli, günlük yaşamın içinde deneyimleyerek içselleştirebildikleri bir ortamda bulunmalıdır..

İlkokula giden çocuklar kendi başına karar verebilecek, yeri geldiğinde çevresinde gördüğü yetişkinlerden çekinmeden yardım isteyebilecek sosyal ve duygusal becerilere sahip olmalıdır. Bu açıdan anaokulunda çocuklara birey olarak yaklaşmak, fikirlerini almak, kendileri ile ilgili kararlar almalarında yardımcı olmak oldukça önemlidir. Bu da çocukların kendilerini ifade edebilmelerine, değerli ve özgüvenli hissetmelerini sağlayacak bir faktördür. Bu yetileri kazanan bir çocuk ilkokula gittiğinde çevresine adapta olabilecek, kendine duyduğu güven sayesinde korkusuzca bulunduğu ortamda kendini var edebilecektir.

Bu yetileri okulöncesi eğitimle edinen bir çocuk, yalnızca ilkokula başlamak için hazır olmayacak, aynı zamanda hayatın tüm alanlarında karşısına çıkan zorluklarla baş edebilecek gücü de kendinde bulacaktır. Yani iyi bir okulöncesi eğitim çocuğu yalnızca ilkokula değil, hayata hazırayacaktır!

                                                                                Melek YEŞİLYURT