ÜSKÜDAR ÜNİVERSİTESİ

KLİNİK HİPNOZ SEMPOZYUMU

8 – 9 Eylül 2018

Sempozyum Onursal Başkanı

Üsküdar Üniversitesi Rektörü

Prof. Dr. Nevzat Tarhan

Sempozyum Düzenleme Kurulu Başkanı

Prof. Dr. Dilek Özcengiz

Sempozyum Düzenleme Kurulu

Getıpmer Müdürü Dr. Murat Ulusoy

Psikiyatrist Dr. Dilek Türkoğlu

Dt. Murat Uslu  

Klinik Psikolog Cemile Büşra Konuk

Psikolog Habibe Zorlu

Bilim Kurulu

Prof. Dr. Muhsin Konuk

Prof. Dr. Sevil Atasoy

Prof. Dr. Yelda Özsunar Dayanır

Prof. Dr. Hamit Hancı

Prof. Dr. İpek Tokem Ergür

Prof. Dr. Kemal Nuri Özerkan

Prof. Dr. Selim Özkök

Prof. Dr. Ayla Kabalak

Doç. Dr. Tayfun Doğan

Psikiyatrist Dr. Basri Köylü

Psikiyatrist Dr. Murat Gülsün

Uzm. Dr. Şeyda Efsun Özgünay

Uzm. Dr. İnci Uslu Çavuşoğlu

Uzm. Dr. Sernur Yorulmaz

Uzm. Dr. Aybars Günaydın

Uzm. Dr. Oğuzhan Gündüz

Uzm. Dr. Özgün Örmeci

Uzm. Dr. Mükremin Er

Uzm. Dr. Sibel Aymak

Uzm. Dr. Hakan Eğin

Dr. Gökhan Gözde

Dr. Dicle Ulu

Dr. Yeşim Gündüz

Dr. Nazmiye Güler

Dr. Turgut Akyol

Dr. Öznur Öztuncer

Dr. Neşe Hasanoğlu

Dr. Mustafa Soner Özgür

Dt. Şule Arslan Anadolu

Dt. Seyfettin Babat

Klinik Psikolog Didem Cengiz

Klinik Psikolog Dr. Erol Özer

Klinik Psikolog Meral Aydın

Klinik Psikolog Şehnaz Canigür

Uzm. Psikolog Neşe Canavar Ünal

Uzm. Psikolog Tuncay Özer

Uzm. Psikolog Nalan Eyin

Uzm. Klinik Psikolog Ezgi Yaz

Pdr. Ali Bahadır

Sempozyum Sekreteri

Klinik Psikolog Hasan Turgut Erdoğan

PROGRAM İÇERİĞİ

8 Eylül Cumartesi

Bilim Olarak Hipnoz 9:00-10:00

Oturum Başkanlar: Özsunar - Ulusoy

Hipnoz nedir? Ne değildir!

Dt. Murat Uslu

Hipnoz ve Beyin Görüntüleme - Nörobilim Işığında Hipnoz

Yelda Özsunar, Prof. Dr., Radyolog, Nörobilimci

Hipnozun Fizyolojisi

Prof. Dr. Dilek Özcengiz

Psikoloji ve Hipnoz 10:15-11:15

Oturum Başkanlar: Türkoğu - Cengiz

Kişilik Bozukluklarında Hipnoterapi Uygulamaları

Meral Aydın, Klinik Psikolog

Kaygı ve Korkularda Yeni Hipnotik Yaklaşım

Haluk Alan, Klinik Psikolog Dr.

Psikohipnoterapi Yeni Bir Yöntem Olabilir mi?

Oğuzhan Gündüz, Uzm. Dr., Üroloji

Dinamik Psikoterapide Hipnoz

Volkan Demir, Klinik Psikolog

Hipnoz ve Sanat - GETAT 11:15-12:15

Oturum Başkanlar: Örmeci - Yaz

Getat Uygulamaları

Sernur Yorulmaz, Uzm. Dr., Jinekolog

Hipnoz, Müzik ve Yazı - Bilinçdışına Açılan Kapılar

Ezgi Yaz, Klinik Psikolog

Müziğin Beyindeki Rolü ve Hipnoza Etkileri

Özgün Örmeci, Uzm. Dr., Pediatri

Güncel Konular ve Hipnoz 14:00-15:00

Oturum Başkanlar: Eyin - Uslu

Pozitif Psikoloji ve İyileşme

Doç. Dr. Tayfun Doğan

 

Hümanist Hipnoz 4.0

Sebahattin Ertuç, Klinik Psikolog

Holotropik Nefesin Hipnozda Kullanımı

Sibel Aymak, Uzm. Dr., Göz

Bruksizm ve Hipnoz

Murat Uslu, Dt.

Psikiyatride Hipnoz 15:30-16:15

Oturum Başkanlar: Esin - Türkoğlu

Çoğul Kişilik ve Hipnoz

Erdem Akgün, Klinik Psikolog

Hipnoz ve Ego Güçlendirme

Dilek Türkoğlu, Uzm. Dr., Psikiyatrist

Ölüm Korkusunda Hipnoz Terapisi

Candan Esin, Dr

9 Eylül Pazar

Özel Durumlarda Hipnoz 09:00 – 10:00

Oturum Başkanlar: Er - Özgünay

Sigara Bırakmada Hipnoz

Mükremin Er, Uzm. Dr., Göğüs

Obesitede Hipnoz

Gökhan Gözde, Dr

Enürezis ve Hipnoz

Öznur Öztuncer, Aile Hekimi

Perioperatif ve Yoğun Bakımda Hipnoz

Şeyda Efsun Özgünay, Uzm. Dr., Anestezi

Cinsellik ve Hipnoz 10:15 -11:15

Oturum Başkanlar: Çavuşoğlu - Cengiz

Hipnoz ve Cinsel Terapide İmajinasyon

Didem Cengiz, Klinik Psikolog

Cinsel Travmada Hipnotik Yaklaşım

Erol Özer, Klinik Psikolog Dr.

Cinsel Terapide Hipnoz ve ESR (Expanded Sexual response) Artırılmış Cinsel Doyum

Nalan Eyin, Uzm. Psikolog & Murat Ulusoy, Klinik Psikolog, Doktor

Prenatal psikoloji ve Hipnoz

İnci Uslu Çavuşoğlu, Uzm. Dr., Jinekolog

Hipnoz ve Psikolojik Sorunlar 11:15-12:15

Oturum Başkanlar: Özkök - Ulu

Çocukluk Dönemi OKB de Hipnoz Uygulanması

Dicle Ulu, Dr.

Çocukluk Çağı Duygusal Travmaları ve Hastalık İlişkisinin Sağaltımında Hipnoz

Selim Özkök, Prof. Dr., Adli Tıp

Sınav ve Performans Kaygısında Hipnoz

Zafer Özbalkan, Aile Hekimi

Dental Fobi,  Anksiyete ve Hipnoz

Seyfettin Babat, Dt.

Bir Şifa Olarak Hipnoz 14:00-15:00

Oturum Başkanlar: Ulusoy - Köylü

Pozitif Psikoloji, Sevgi, Hipnozun İyileştirici Gücü

Hasan Turgut Erdoğan, Klinik Psikolog

Hipnoz ve Bioenerji İlişkisi

Soner Özgür, Aile Hekimi

Sevginin İyileştirici Gücü

Basri Köylü, Dr, Psikiyatrist

Not: Program konuşmacı, konu, akış ve saatlerinde güncellemeler olabilir.

www.uskudar.edu.tr/getipmer 

Anestezi ve Yoğun Bakımda Hipnoz Kullanımı

Şeyda Efsun Özgünay

SBÜ Bursa Yüksek İhtisas Eğitim Araştırma Hastanesi, Türkiye

Hipnoz analjezik ve sedasyon amaçlı açık kalp cerrahisinden ameliyathane dışı sedasyona kadar perioperatif; acil servislerde insizyonlar, kırık, eklem redüksiyonunda; akut ağrı, doğum, pelvik muayene, abortus girişiminde kadın doğum hastalarında; dental ve yanık pansuman prosedürlerinide içeren geniş bir alanda kullanılabilir. Kemik iliği aspirasyonu, yanık pansumanı, meme biyopsisi gibi invaziv işlemlerde akut ağrı tedavisinde ve postoperatif ağrıda da yararlıdır. Çocuklarda cerrahi girişimlerde kooperasyon sağlamak, anksiyete ve ağrı için kullanılabilir.

Hipnoz tam olarak serbest irade kaybının aksine odaklanmış dikkat, absorbsiyon, disosiasyon ve imajinasyona odaklanan telkin cevaplama kapasitesindeki gelişmeyi içirir. Hipnoz rahatlatıcı betimlemeler ile telkinlerde bulunarak başka bir kişide duyu, algı, kavrama veya motor davranış gibi çeşitli değişiklikleri kapsayan bir etkileşimdir. Bu etkileşim hastanın kendini daha iyi hissetmesi, rahatsız edici uyaranlara karşı dikkatinin  dağıtılmasını sağlar. Ekipman gerektirmemesi ve maliyet azalığı avantajları arasındadır ancak bu yönteme kişilik bozukluğu ve mental yetersizlikte dikkat edilmelidir.

Hipnoz derin relaksasyon ile sempatik sistemi azaltarak ve semptom kaldıran hipnotik telkinler ile etkilidir. Hipnotik analjezi ağrı beklentisini değiştirmenin yanısıra bilinç ve duygusal düzeyde katkı sağlar. Elektrofizyolojik çalışmalarda kronik ve akut ağrı proçesinde hipnozun prefrontal kortex, ayrıca insula, somatosensory korteks, talamus, amigdala ve cingulate cortex'i içeren ağrı nöromatriks aktivitesini değiştirdiği ve cerrahi anestezi ağrı eşiğini arttırdığı gözlenmiştir. Ağrı eşiğini cerrahi anestezi seviyesine kadar artırarak, ağrıyla ilişkili kardiyovasküler yanıtı önlemeside anestezi için avantajdır.

Hipnoz hakkındaki yanlış kavramlar belirlenip düzeltilmesi önemlidir. Yapılacak uygulama şekli ve amacı ve tedavi süresinin önceden hasta ile ortaklaşa belirlenmelidir. İndüksiyon, konsolidasyon, tedavi edici telkinler, reoryantasyon-posthipnotik telkinler, otohinozu içeren evrelerden oluşur. İndüksiyon; göz fiksasyonu, ışık, söz, sayı, gevşeme veya nefes gibi sayısız yöntemin kullanıldığı konsantrasyon oluşturarak hipnoza giriş sağlanır. Güvenli yer imajinasyonu, gevşeme sağlanarak, optimal sonuca odaklı ağrı, sedasyon ve çabuk derlenme ile ilgili telkinler kullanılabilir. Otohipnoz veya alınan ses kaydı dinletilerek hasta kendi kendine anksiyete, perioperatif ağrı, psikolojik iyi hissetme amaçlı hipnoz kullanabilir. Posthipnotik telkinler, metafor ile hipnoz etkinilği arttırılabilir. Hipnoz seansları yüz-yüze, önceden alınan ses kayıdı veya ikisi birarada; bireysel veya toplu olarak da yapılabilir. Örneğin rahat-güvenli yer imajine ettirilerek hipnoz derinliği arttırılır ve telkinle örneğin ısı değişimine odaklanılarak ağrılı bölgenin veya işlem yapılacak bölgenin adeta bir buz ile soğutulduğu ve ağrı hissinin dağıldığı ve yok olduğu telkin edilebilir. Perioperatif ağrı kaldırmak için hipnoz kullanıldığında en önemli ayrıntılardan biride analjezi süresinin belirlenmesidir

Literatürde perioperatif anksiyete, ağrı, analjezik ihtiyacı, ilaç tüketimi, fizyolojik parametreler, derlenme, psikolojik parametreler ve bulantı gibi yan etki araştırmalarında hipnoz kullanılan bir çok çalışma vardır. Ağrı eşiğini yükselterek ağrı algısını azaltır. Hipnozla hastanın sensoryal-kognitif durumu, fizyolojik değişiklikleri ve spesifik semptomlar hedef alınarak telkinler kullanılabilir. Hipnoz cerrahi hastalarında adjuvan olarak kullanıldığında ağrı ve anksiyetede etkin bir tedavidir Montgomery ve ark yaptığı metaanalizde çalışmaların % 89'unda adjuvan hipnoz uygulanan cerrahi hastalarda kontrol grubuna göre daha iyi sonuca ulaşılmıştır. Rosendhal ve ark’nın metaanalizinde randomize kontrollü çalışmalar telkinlerin genel anestezi alan cerrahi hastalarda yan etkiye neden olmadan, uyanmada iyileşme ve kullanılan ilaç dozunda azalma tespit etmişlerdir. Lang ve ark minimal invaziv prosedürlerinde hipnoz grubunda, konvansiyonel grup ile karşılaştırdığında ağrı, anksiyete, analjezik tüketimini daha düşük bulmuşlardır.

Yoğun bakım ünitelerinde mekanik ventilatöre uyum, ventilatörden ayırmayı kolaylaştırma, anksiyete azaltma, sedasyon ve ağrı azaltmak amaçlı hipnoz kullanılabilir. Hastanın motivasyonunu arttırarak psikolojik desteğe faydası olabilir. Özellikle solunum sistemi ve fizyoterapi rehabilitasyonunda kullanılabilir. Bulantı ve kusmayı azaltıcı etkisi hem yoğun bakım hemde perioperatif etkin şekilde kullanılabilir.

Kaynaklar

Tefikow S, Barth J, Maichrowitz S et al. Efficacy of hypnosis in adults undergoing surgery or medical procedures: A meta-analysis of randomized controlled trials. Clinical Psychology Review. 2013; 33: 623-636.

Iserson KV. An hypnotic suggestion: review of hypnosis for clinical emergency care. J Emerg Med. 2014;46:588–596

Häuser W, Hagl M, Schmierer A, Hansen E: The efficacy, safety and  applications of medical hypnosis a systematic review of meta-analyses. Dtsch Arztebl Int. 2016; 113: 289–96. DOI: 10.3238/arztebl.2016.0289

Facco E. Hypnosis and anesthesia: back to the future. Minerva Anestesiol. 2016;82:1343-56.

Appukuttan DP. Strategies to manage patients with dental anxiety and dental phobia: literature review. Clin Cosmet Investig Dent. 2016;8:35–50.

Brugnoli MP, Pesce G, Pasin E, Basile FM, Tamburin S, Polati E. The role of clinical hypnosis and self-hypnosis to relief pain and anxiety in severe chronic diseases in palliative care: a 2-year longterm follow-up of treatment in a nonrandomized clinical trial. Ann Palliat Med. 2018;7:17-31.

Lang EV, Benotsch EG, Fick LJ, et al. Adjunctive nonpharmacological analgesia for invasive medical procedures: a randomised trial. Lancet. 2000;355:1486–90.

Wobst AH. Hypnosis and surgery: past, present, and future. Anesth Analg. 2007; 104:1199-208.

Montgomery GH, Hallquist MN, Schnur JB et al. Mediators of a brief hypnosis intervention to control side effects in breast surgery patients: Response expectancies and emotional distress. J Consult Clin Psychol. 2010; 78: 80-88.

Montgomery GH, D. David, G. Winkel, J.H. Silverstein, D.H. Bovbjerg. The effectiveness of adjunctive hypnosis with surgical patients: a meta-analysis, Anesth Analg, 2002;94:1639-1645.

Vanhaudenhuyse A, Laurey S, Faymonville ME. Neurophysiology of hypnosis. Clin Neurophysiol. 2014;44: 343-353.

Mark P. Jensen and David R. Patterson. Hypnotic Approaches for Chronic Pain Management Clinical Implications of Recent Research Findings. American Psychological Associalion. 2014;Vol. 69. No. 2: 167-177.  DOI: 10.1037/a0035644

Pozitif Psikoloji ve İyileşme

Doç. Dr. Tayfun Doğan

Üsküdar Üniversitesi

 Psikoloji Bölümü

Psikoloji biliminin uğraş alanını büyük ölçüde normal dışı davranışlar ve ruh sağlığı bozuklukları oluşturmuştur. Bundan dolayı psikoloji alanında, sorun çözmeye odaklı bir anlayış ön planda olmuştur. İnsanların olumlu-güçlü özelliklerini, potansiyellerini inceleme ve araştırma ise büyük oranda ihmal edilmiştir. Pozitif psikoloji, bireylerin olumsuz, eksik ve sorunlu yönlerinden çok, olumlu özelliklerine, güçlü yanlarına ve erdemlerine odaklanan bir yaklaşımdır. Bu haliyle de geleneksel psikolojinin kullandığı “hastalık modeli ”ne karşılık, “sağlık modeli”ni temel alır. Bu doğrultuda pozitif psikolojinin amaç ve işlevleri, yaşamı değerli ve yaşanmaya değer kılacak şeyleri araştırmak, insanların olumlu ve güçlü özelliklerine odaklanarak bunları geliştirmek, öznel ve psikolojik iyi oluşu ve yaşam sevincini geliştirmeye çalışmak ve önleyici işleviyle bireylerin ruhsal sorunlar yaşamalarının önüne geçebilmektir.

Bugün pek çok araştırma sonucuna dayalı olarak biliyoruz ki stres, öfke, kaygı gibi olumsuz duygular ve durumlar hem ruh sağlığımızı hem de fiziksel sağlığımızı olumsuz etkilemektedir. Hastalıkların zihinsel nedenleri üzerine yapılan araştırmalar, bize hemen hemen her fiziksel hastalığın arkasında aşılamayan ve çözülemeyen bir psikolojik sorunun olduğunu gösteriyor. Pozitif psikoloji alanında psikolojik iyi oluşu geliştirmeye yönelik müdahaleler bireylerin yalnızca ruhsal sağlıklarına değil, fiziksel sağlıklarına da önemli katkılar sağlamaktadır. Bu anlamda psikolojik iyi oluş ya da mutluluğun en iyi ilaç olduğu söylenebilir. Bu çalışmada pozitif psikoloji müdahalelerinin, bireylerin psikolojik ve bedensel iyileşmelerine olan olumlu etkileri üzerinde durulacaktır.

BEYNİN DUYGU VE DÜŞÜNCE FOTOĞRAFÇILIĞI:

FONKSİYONEL NÖRORADYOLOJİ

 

Günümüzde insanoğlunun gerçeği arama ihtiyacı ve tutkusu, toplumları adeta bilim treni ile yolculuk eden uygarlık yolcularına dönüştürmektedir. Bu yolculukta varsayılan soyut gerçekliği, reddedilemez bir nesnel gerçekliğe dönüştüren teknoloji, yüzyılımıza damgasını vurmaktadır. İnsan beyni teknolojiye hayranlık duymakta, teknoloji aracılığı ile gözle görülebilir, elle tutulabilir olanı gerçek ve doğru saymaktadır.

 

İnsanı sağlıklı yaşatmaya ve bedeni anlamaya odaklanmış Tıp bilimi bu tren  yolculuğunda önemli gelişmeler kaydetmiştir. Ancak tıp alanında da teknoloji treninin önde giden, yüksek oranda teknoloji bağımlı, radyoloji veya radyodiagnostik adı verilen disiplinleri olduğu gibi, geleneksel olarak teknolojiye mesafeli, daha çok insan aklı, gözlemsel veya varsayımsal bilgi, iletişim ve hekimlik sanatına dayalı psikoloji veya psikiatri gibi disiplinleri bulunmaktadır. Bu sunumun amacı teknolojinin olanaklarını kullanan, günümüzde artık kanıta dayalı psikiyatrinin en önemli ilerleme araçlarından biri sayılan fonksiyonel nöroradyoloji veya diğer ilgili beyin görüntüleme yöntemlerinin temel prensiplerinden bahsetmek, ne işe yaradığını anlatmak,  hipnoz, psikoloji ve psikiatride önemli sayılabilicek kavramların beyin görüntüleme bulgularını kısaca özetlemektir. Bu sunumda ‘Beyin nasıl görüntülenir?, Fonksiyonel beyin görüntülemesi ve nöroradyolojide konnektivite nedir?, Duygu ve düşünceler nasıl görüntülenir?, Bu görüntülemedeki temel kavramlar nelerdir?’ gibi sorular interdisipliner bir bakış açısı ile, temel düzeyde yanıtlanmaya çalışılacaktır.

Prof. Dr. Yelda Özsunar Dayanır

Dinamik Psikoterapide Hipnoz

Psikodinamik yaklaşıma göre terapide hedef içgörü kazanımıdır. Buna göre, bireylerin bilinçdışı süreçlerine ve kullanmış olduğu savunma mekanizmalarına yönelik artan farkındalığı, bilişsel süreçlerinde de değişime yol açtığı için davranışsal değişimi de beraberinde getirecektir. Bu nedenle psikodinamik yaklaşım, terapi sürecinde bireylerde yeteri kadar farkındalık sağlanamadığı takdirde bilişsel süreçlerin değişmeyeceği için davranışsal değişiminde gerçekleşmeyeceğini öne sürer. Bilinçdışı süreçlerin mevcut davranışlarla ilişkili olduğu ve bireyler tarafından bastırılan materyallerin bilince çıkartılması gerektiğini savunan yaklaşımlar bazı hipnotik tekniklerle harmanlanarak psikodinamik hipnoterapinin önemli bir boyutunu oluşturmaktadır. Psikodinamik hipnoterapi alan yazında regresyon hipnoterapisi, hipnoanaliz ya da analitik hipnoterapi şeklinde de geçmektedir. Psikodinamik hipnoterapinin tarihsel gelişimi Sigmund Freud ve Joseph Breuer’ın bireylerin baskılamış oldukları korku, kaygı, öfke ve travmatik anılara ulaşmak için hipnotik bir fenomen olan regresyon tekniğini kullanmalarına kadar dayanır. Psikanaliz ve psikodinamik hipnoterapinin ortak amacı bireyin istenmeyen tutum ve davranışlarına sebep olan, bilinçdışında muhafaza edilen travmatik anıların ortaya çıkartılmasıdır. Hipnotik trans bireylerin emosyonel olarak depolanmış önemli yaşantıların açığa çıkmasına yardımcı olur. Bu sebeple psikodinamik hipnoterapi bilinçdışı materyallere serbest çağrışımlar veya diğer psikanalitik tekniklerden daha direkt yaklaşır. Psikodinamik hipnoterapinin terapötik bahsedilen bu çatışmaları bilinç düzeyine çıkararak kişinin kendi durumuna daha bilinçli bir şekilde yaklaşmasını sağlamak,  psikolojik iyi oluş için problemin köküne inmek ve duygusal boşalım sağlamak önem kazanmaktadır.

Klnk Psk Volkan DEMİR

Performans kaygısı nedir

Kaygı sınavları nasıl etkiler

İlk seans : tanışma ayrıntılı hikaye, aile görüşmesi, ne yapabiliriz ne yapamayız, beyin, zihin, beden ve hipnoz ile ilgili.bilgiler

2.seans; uygun indiksşyon yöntemi ile (genellikle kendim muayene ile indüksiyon yöntemini kullanıyorum)

Kişinin hikayesine göre imajinasyon metafor Ve telkin tercihleri ve örnekleri

3 seans; derinleştirme, hafıza, dikkat,güven ve otokontrol çalışması Otohipnoz

4.seans; sınav veya sahne imajinasyonu ile deneyimleme kontrollü konforlu Ve güvenli alan oluşturabilme

Yukarıdaki plan çerçevesinde özellikle  muayene ile indüksiyon , imajinasyon ve tekin örneklerinin öne çıkarıldığı kısa bir sunum hazırlamayı düşündüm

Dr Zafer Özbalkan

HİPNOZ VE BİOENERJİ

       Bioenerji İngilizce bir kelimedir ve “yaşam akımı” anlamına gelir. Bioenerji, frekanslar ve enerjetik dalgalar halinde evrende devamlı olarak akan bir hayat akımıdır. Evrenin ve içinde yer alan tüm unsurların hayat hareketlerine devam etmesi , atomun elektronlarının çekirdek etrafındaki yörüngelerinde hareketleri de buna bağlıdır. Etrafımızdaki her şey kozmik bioenerjiye muhtaç olarak varlığını sürdürmektedir.

       Bioenerji, Sanskrit dilinde kelime anlamı yaşam gücü demek olan PRANA, iyi sağlık durumunu muhafaza eden ve bedeni canlı ve diri tutan yaşamsal enerjidir. Japon’lar KI ,Çin’liler CHI , Yunan’lılar PREVMA , Polonya’lılar MANA ve İbrani’ler de RUAH derler.

        Prana, bir nefes bilimidir. Enerji demektir. Aynı zamanda hayat, canlılık ve ruh gibi anlamları da vardır. Prana  bioenerjinin mayasıdır. Bir nefes kadar insana yakın, insanı evrene bağlayan bir bilimdir. Nefes evrenle temasa geçirir ve iç dünyamıza evrensel uyumun kapılarını açar.

        Bioenerji , “Evrensel Yaşam Gücü” kavramına evvelce Doğu Avrupa ülkelerinde, parapsikolojik araştırmalarda bulunmuş bilim adamları tarafından verilmiş addır. Araştırmacılara göre bioenerji, canlıların bedenlerinden özellikle insan bedeninden çıkan, her şeye bağlanan, denetlenebilen ve yönlendirilebilen bir enerji türüdür. Psikokinezide ve benzeri psişik fenomenlerde esas rolü bu enerji oynar. İlk kez Avustralya’lı hekim ve psikanalist Wilhelm Reich (1897 – 1957) tarafından “vücuttaki yaşam enerjisi” anlamında kullanılmıştır.

       Geleneksel hipnoz yönteminin kökeni ise 18. yüzyılın sonlarına dayanıyor. Dr. F. Anton Mesmer, 1778'de Viyana'dan devrim yaratacak yeni bir tedavi yöntemiyle dönmüştü. Mesmer, hipnozu "mesmerizm" adını verdiği manyetizmaya bağlamıştı. Kişiler arasında görünmez manyetik bir sıvıdan bahsetmişti. Bu sebeple de meslektaşları tarafından aforoz edilmiş hatta şarlatanlıkla suçlanmıştı.

       Einstein ise , bilgelerin binlerce yıldır öğrettiklerini fizikle gösterdi: “Maddi dünyamızdaki her şey – canlı ya da cansız – enerjiden meydana gelmiştir ve her şey enerji yayar.” Ve sözlerini şöyle bitirdi : “Evrenin sürekli gelişen, dinamik doğası ancak başka bir boyuttaki daha üstün bir rehber zekanın çalışması olarak anlaşılabilir.”      

       Değerli Rus bilim adamı Semyon Davidovich Kirlian kendi bulduğu ultra hassas bir kamera yöntemi ile fotoğrafladığı insanların, hayvanların ve bitkilerin fiziksel bedenlerinin etrafındaki renkli ışık enerji alanını göstermiştir. Vücudumuzu bir ipek böceği kozası gibi saran bu enerji alanına Aura denmektedir. Bu alanı görüntüleyen tekniğe de Kirlian Fotoğrafçılığı adı verilmektedir. Enerji alanı (Aura) görülebilir fiziksel bedene nüfuz ederek, cilt yüzeyinden yayılır. Kirlian fotoğrafçılığındaki deneyler, daha hastalık fiziksel bedende tezahür etmeden önce, bedenin enerji alanında (Aura’da) oluşan hastalıklı enerjileri de ortaya çıkartmıştır.

       Bu enerji vücut dinamiğine, bağışıklık sistemine, metabolizma ve hormonlar üzerine etki eden güçtür. İnsan bedenini çevreleyen elektromanyetik alanın bir çok önemli fonksiyonu vardır. Sağlıklı bir bireyde TORUS şeklinde ve 2,5-3 mt yarıçapında olduğu kabul edilmektedir. Birey spiritüel olarak geliştikçe enerjetik titreşimi artar ve buna bağlı olarak dışsal güçlerden etkilenmeden sağlıklı olarak yaşamını sürdürür.

        Bu mükemmel simyada, enerjiler inşa olunur, depolanır, harcanır, dönüştürülür, uyumlandırılır ve dengelenir. Bedenimizin enerji sistemlerinden biri kronik olarak dengesini yitirdiğinde ya da birkaç sistem birbiriyle uyumlu çalışamaz hale geldiğinde bedenimizin işleyişi de bozulacaktır. Enerji bedenimiz her zaman, dengesini yenilemek için kendisine uygun olan enerjileri kendisine çekmektedir. Bedenimizin onu en iyi şekilde besleyen ve koruyan enerjisel dengelerini muhafaza etme konusunda belki de tüm geçmişinde ilk defa bu kadar zorlanmasının nedeni, çeşitli psikolojik stresler yaşamamız, kirli hava solumamız, işlenmiş yiyecekler yememiz ve yapay elektromanyetik enerjiyle kuşatılmamız gibi modern hayatın bazı gerçekleri olabilmektedir.

       Ayrıca bilim , zihnin sınırları olmadığını kanıtlamıştır.Bir kişinin düşünceleri ve hisleri, yaşama enerjisini çok büyük ölçüde etkilemektedir. Bu da fiziksel yada psikolojik bütün sağlık problemlerinin %90 ‘ının zihinsel nedenlere dayanmasını net bir şekilde izah eder. Geriye kalan %10’da ise genetik (karmik) ve çevresel faktörler söz konusudur. İşte bu yüzden holistik (bütüncül) bir evren modeli ile desteklenen bioenerji terapisi, holistik (bütüncüldür) ve şifa süreci boyunca bütün vücudu ele alır. Bu yönüyle çok olağanüstü bir terapi metodudur.Vücutta hastalanan bir hücre dahi olsa tüm bedeni etkileyebilir (boyun fıtığının bel fıtığını tetiklemesi gibi). Amacı sadece hastalıkları geçirmek değil aynı zamanda kişinin hastalanmasını da önlemektir.

        Vücudumuz sürekli hislerimizi moleküllere çevirir. Düşüncelerimiz ve hislerimiz biyolojimizi etkiler. Arzu edilen, insanların hiç hasta olmamalarıdır. Hastalık, negatif enerji frekanslarının vücutta birikim yaparak, zayıf buldukları bir bölgede anarşik eyleme başlamaları, o organ veya sistemde hakimiyet kurmaları ve böylece sistem bozukluğuna yani hastalığa yol açmalarıdır.

      20. Yüzyıl , gelişen teknoloji ile birlikte, tıbbın insana bir makine gibi yaklaştığı ve neresi ağrıyorsa orasının tedavi edilmesi gerektiğini savunan bir dönem olmuştur. Daha sonra devreye giren ilaç piyasası da bu yaklaşımı kuvvetlendirmiştir. Bu arada bedenin sahip olduğu normal denge durumu unutulmuş hastalıkların hep dış kaynaklı olduğu ve dıştan çözümlenebileceği fikri giderek yaygınlaşmıştır. Bunun sonucunda da ne yazık ki , bazı hastalıklarda sadece şikayetler geriletilebilmiş tam şifa sağlanamaz hale gelmiştir.

       Terapist , seans boyunca sağlıkla ilgili diğer spesifik konuların yanı sıra aura, çakralar, organlar ve bezlerden enerjiyi temizlemek, bir ameliyat ya da kazadan sonra iyileşme sürecine, nedeni bilinen baş ağrısındaki gibi bir ağrının dindirilmesine, taciz, korku ve kontrol gibi tekrarlanan duygusal konuların tekrar programlanmasına yardım edebilir. Bu aynı zamanda geçmiş yaşamlarda deneyimlenen, şu anda da tekrarlanan (karma) fiziksel, zihinsel ya da duygusal travmaları da içerebilir. Ayrıca duygusal konulara, yaşam modeline, geçmiş hayattan kalma fiziksel incinmelere de bakabilir. Bioenerji seansı aynı zamanda sözsüz bir hipnozdur. Bioenerji seansına başlayan terapist, self hipnoz ile başlayarak ilerleyen dk.larda telkinlerle , otohipnoz ve genel anlamda da  hipnoterapi çerçevesinde ,seansın her anında enerjiyi kullanarak danışanın  şifalanmasına vesile olmaktadır.

       Hipnoz ve Bioenerji , gerekli ve yetkin eğitimleri almış terapist eliyle bioenerji ve hipnoterapinin gücünün birleştirilip, danışana uygulanması ve fiziksel , zihinsel , ruhsal ve enerjetik olarak sağlığına kavuşturulmasına aracılık etmek ve de kişinin ÖZ’ündeki gücü İÇSEL ŞİFACI’yı harekete geçirmektir.

      Anahtar Kelimeler: Bioenerji , Hipnoz , İçsel Şifacı

       

       Dr.MUSTAFA SONER ÖZGÜR

AİLE HEKİMİ - HİPNOTERAPİST - BİOENERJİST

AİLE DANIŞMANI -  FİTOTERAPİST - CİNSEL TERAPİST

(KONSİMDER) ÖZEL KONYA SİMYA İÇSEL DÖNÜŞÜM DERNEĞİ YNT.KRL.BŞK.

(UAF) ULUSLARARASI AKADEMİSYENLER FEDERASYONU BAŞKANI

www.drsoner.com

Hipnoz dikkatin yoğunlaştığı ve telkin alma yeteneğinin arttığı, uyku ile uyanıklık arası bir bilinç halidir. Hipnoterapi ise, hipnoz altında uygulanan terapi sürecidir. Psikoterapi hastanın duygusal, davranışsal ve ruhsal sorunlarının çözümüne yönelik uygulanan tekniklere ve yöntemlere verilen addır. Psikanalizin kurucusu Sigmund Freud da önce hipnozla başlamıştır. Her iki yöntem de yeme bozukluğu, panik atak, travma, bağımlılık, cinsel fonksiyon bozuklukları, sosyal fobiler gibi pekçok hastalıkta kullanılmaktadır. Zaman içerisinde her iki yöntem de kendini geliştirmiş, yeni uygulayıcılar, kuramlar ve metodlar ortaya çıkmıştır. Hipnoterapi yöntemleri olarak direk telkin, erickson metodu, partsterapi, 5 path ve regresyon hipnoterapisi sayılabilir. Psikoterapi yöntemleri olarak dinamik psikoterapi, duygu odaklı terapiler, gestalt, beden terapileri, şema terapi, bilişsel terapi, davranış terapisi örnek olarak verilebilir.. Zaman zaman her iki yöntemin uygulayıcıları diğer yönteme ağır eleştirilerde bulunmuştur. Hipnoterapinin psikotik atağa yol açabileceği, kalıcı olmayacağı ya da sadece semptom değişikliğine yol açacağı savunulurken, psikoterapi özellikle uzun sürmesi ve hastanın terapiyi yarıda bırakması gibi nedenlerle eleştirilmiştir. Hipnoterapiste göre en önemli problem psikoterapistin terapi sürecinde daha pasif bir rol almasıdır. Psikoterapiste göre ise hipnoterapist hastaya ebeveyn egosuyla hitap eder ve hastada çocuk egosuyla karşılık verme zorunluluğu doğar. Her iki terapide  birbirinden oldukça farklı yöntemlerdir. Ancak  aynı sonucu (iyileşmeyi) elde etmeye çalışmaktadır. Bu farklılıklar birlikte kullanılarak her iki yöntemin de etkinliğinin arttırılabileceği düşünülmektedir. Terapi süreci değişkendir ve dirençlerle doludur. Direncin ortaya çıktığı durumda bunu görmek, anlamak ve başka bir yöntemi sürece dahil etmek iyileşmeye katkı sağlayacaktır. Sonuç olarak hangi yöntem kullanılırsa kullanılsın, problem ortadan kaldırıldıktan sonraki yaşamın düzenlenmesi için davranışçı hipnoterapi ya da psikoterapi gerekmektedir.

Dr. Oğuzhan Gündüz

MÜZİK, BEYİN  VE HİPNOZ

Dr.F.Özgün ÖRMECİ

ODTÜ Sağlık ve Rehberlik Merkezi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı-ANKARA

Eflatun, “Müzik insan ruhunu sakinlaştiren bir sanattır” demiştir.

İnsan yaşamının vazgeçilmez unsurlarından biri olan müzik, bedenin bilişsel bir aktivitesidir.

Basitçe müzik, duyguları uyarır, duygular da birçok otonomik değişikliğe yol açar.

Müziğin tıpta kullanılması ile ilgili pek çok örnekler vardır. Psikiyatrik hastalıkların terapisinde, Alzheimer da ,anestezide , hafızayı güçlendirmede,meditasyonlarda  ve daha bir çok alanda tedavi amacıyla kullanılmakta, sakinleştirici etkisinden faydalanılmaktadır.

Özellikle çocuklar üzerinde tartışılmaz bir etkisi vardır. Bunu en iyi örneği ninnilerdir. “ Ninni en eski müsekkindir.” sözü bunun kanıtlarından biridir.

Müzik ve beyin ilişkisi konusunda son 10 yılda daha çok soru sorulmaya ve bilimsel yöntemlerle bu ilişki  araştırılmaya başlanmıştır.

Müzik ve beyin arasındaki ilişki nasıldır ? , Beyin müziği nasıl algılıyor?, Beyinde bir müzik merkezi var mıdır?,  Duyduğumuz müzik türüne beynimizi nasıl etkiliyor? vs  gibi pek çok soru sorulmaktadır.

Yapılan çalışmalarda EEG kayıtları incelendiğinde sakinleştirici tondaki müziğin insan beyninde alfa dalgalarını uyardığı  gösterilmiştir. Bu da kişinin hipnoza daha yatkın hale gelmesi anlamını taşır. Görüntüleme tekninlerinin ( fMRI, PET scan vs .) kullanımıyla müzik dinlerken beynin hangi bölümlerinin çalıştığı görüntülenmeye  ve değişik işlevleri açısından beynin haritası çıkarılmaya başlanmıştır.

Bu derlemede amaç; müzik ve beyin arasındaki ilişkiyi, müziğin beyinde hangi yolları izleyerek bu etkiyi meydana getirdiğini  kısaca özetlemektir.

PRİMER  NOKTURNAL  ENÜRESİSLİ  ÇOCUK VE YETİŞKİN HASTALARDA

TEDAVİDE HİPNOZUN KULLANIMI

Dr. Öznur Öztuncer - 2018

Giriş ve Amaç:

MÖ 1550 yılından beri sözü edilen enürezis, Yunanca ‘‘enourain:idrar yapmak’’ sözcüğünden türetilmiştir.

Enürezis, mesane kontrolünün kazanılmış olması gereken yaşta istemsiz olarak, uyku ya da uyanıklık halindeyken idrar kaçırma davranışıdır. Enüresisnokturna çocukluk çağının en sık karşılaşılan üriner sistem problemlerinden biridir.

Enürezisprevalansı toplumlara göre farklılık göstermektedir. Genel olarak kabul edilen 5 yaş civarında %15-20 oranında görüldüğüdür. Sıklık 10 yaşında %7, 12 yaşında %3, 15 yaşından sonra ise %1‘e inmektedir.

Ülkemizde  5- 18 yaş grubu arasındaki nüfusun ortalama 20 milyon olduğunu düşünürsek enüresisin Ülkemiz için ne kadar büyük bir problem olduğu açıkça görülebilecektir.

Uluslarararası Çocuk Kontinansı Derneği (International Children’s Continence Society- ICSS), enürezis tanımını sadece uykuda idrar kaçırmak olarak güncellemiştir.

Doğuştan ya da kazanılmış santral sinir sistemi defekti olmayan 5 yaşın üzerindeki çocuklarda istemsiz olarak gece uykuda altını ıslatma enürezisnoktürna olarak tanımlanır.

Ruhsal Hastalıkların Tanısal ve Sayımsal El Kitabı’nın beşinci baskısına göre (DSM-5) enürezis tanı ölçütleri şunlardır:

        1. Yatağa ya da giysilere, istemli ya da istemsiz olarak, tekrarlayan biçimde idrar kaçırma

        2. Bu durumun en az haftada iki kez ya da ardışık üç ay boyunca tekrar etmesi ya da klinik olarak belirgin bir sıkıntıya, ya da sosyal, akademik alanlarda işlevsellikte bozulmaya neden olması

        3. Kronolojik yaşın en az beş olması

        4. Alt ıslatma davranışının (diüretik, antipsikotik ya da SSRI gibi) bir maddenin fizyolojik sonucu olarak ortaya çıkmamış olması.

Primerenürezis idrar kontrolünün doğumdan itibaren hiç sağlanamamasıdır.

Sekonderenürezis idrar kaçırmanın 6 aydan uzun süreli bir kuru dönemden sonra tekrar başlamasıdır.

Her yıl enüretiklerin %15’i kendiliğinden düzelir.

10-11 yaşına kadar erkek hakimiyeti varken daha sonra oran hemen hemen her iki cinsiyette benzer olup kızlarda biraz daha fazladır.

Her iki ebeveyni enüretik olanlarda enürezis görülme sıklığı %77 olmakta, anne ya da babanın biri enüretik ise bu oran %46’ya düşmektedir. Aile öyküsü olmayanlarda ise %15 oranında görülmektedir.

Monozigot ikizlerde insidansdizigot ikizlerden 2 kat fazladır.

Genetik çalışmalara göre 10’un üzerinde kromozom enürezis ile ilişkilidir. Kromozom 5,11,12,13 ve son zamanlarda kromozom 22 enüretik gen ailesini oluşturmaktadır.

Enürezisfizyopatolojisinde 3 faktör önemli rol oynar.

     1-Uyanma Bozukluğu

     2-Gece düşük mesane kapasitesi ve aşırı detrusor aktivitesi

     3-Noktürnal poliüri(artmış gece idrar miktarı)

TEDAVİ

Tedavinin amacı enürezisi ortadan kaldırmaya yöneliktir.

  Etiyopatogenezinde genetik, organik, psikososyal ve gelişimsel faktörler, uykuuyanıklık sistemini kontrol eden kortikal merkezler ile mesane fizyolojisi arasındaki düzensizlikler ve de hormonalfaktörler sorumlu tutulmaktadır. Bu etkenlere yönelik çeşitli tedavi yöntemleri denenmekte olup, başlıca yöntemler davranış tedavisi, alarm ile şartlandırma, ilaç tedavileri, hipnoz ve akupunktur olarak sayılabilir.

     Tedavi kararı ve başlama zamanı çocuk ve aile ile birlikte belirlenmelidir. Tedaviye başlama yaşı genelde okula başlama yaşı olup, beş yaşından önce önerilmemektedir.

En önemli görev aileye düşse de mutlaka multidisipliner olarak ele alınıp tedavi edilmelidir.

Ayrıca toplumumuzun bu konuda yeterli bilgiye sahip olmayışı konunun istismarına neden olmaktadır. Enürezisin kendisinden çok, ailelerin ve toplumun yanlış tutumları zarar vermektedir.

Hipnoterapi , enüresis tedavisinde çok etkili olmakla beraber bununla ilgili yapılan çalışmaların yetersizliği nedeniyle halen tedavi şemalarında yerini alamamıştır

Hipnoterapinin, nokturnalenürezisin kronik ve karmaşık formları da dahil terapötik kılavuzlara dahil edilmesi gerektiğini öneriyoruz.

HİPNOZ 4.0  HİPNOZ HUMANİST

 Fransa başta olmak üzere Dünyanın bir çok ülkesinde uygulanan , Olivier Lockert ve Patricia D’Angelie ’nin  oluşturduğu hipnoz uygulaması hümanist hipnoz  (insanlık) oluşuyla diğer uygulamalardan ayrılır.

Hümanist Hipnoz, bilinçaltının derinlemesine anlaşılmasına odaklanan Avrupa psikoterapisi yöntemi ile hızlı sonuç veren Amerikan çözüm odaklı terapilerin birleşimidir.

Hümanist Hipnoz “Bilinci açma indüksiyonları” olarak adlandırılan hipnoz indüksiyonları ile tanınır. Kişiyi hipnoz etmek için uygulanan süreç tersine çevrilir: Kişinin bilinci açıktır ve ( tıpkı hipnoz seanslarının sonunda yaptığımız gibi) söz konusu kişiye normalde hipnozdan uyandırma sürecinde uyguladığımız yöntemi uygularız.
Kişiyi “ her zamanki bilincindeyken” “ uyandırmak” bu kişide ilginç şekilde başka bir trans durumuna sebep olur,  bu kişide, hipnoz olan bir bireyde meydana gelen aynı“ trans belirtileri” ( fiziksel kanıt) gözlemlenir.

Dolayısıyla, hipnozun bilinen tüm fenomenlerini ortaya koyma olanağıyla ve kişinin (bilincini kapatmak yerine) farkındalığını arttırma yöntemi sayesinde gerçek anlamda “ bilinçaltında bir değişme durumu” söz konusu olur.
Bu özel farkındalık durumu kişiyi (fiziksel ve ruhsal açıdan) “ daha hafif” ve iyi hissettirir, kişinin uyuşuk ya da “ solgun” olmasına sebep olmak yerine onu enerjik ve coşkulu kılar. Hümanist hipnoz tekniği, kişinin bilincini kapatmak için açık ve kapalı bilinç arasındaki doğal boşluğu arttırmak yerine, bu boşluğu ortadan kaldırır. Hümanist Hipnoz “ klasik” hipnoz ya da “ ericksonien” hipnoz uygulamalarında kullanılan alışılagelmiş yöntemleri ( Telkinleri, bilinçaltı teknikleri, sersemletme, vb.) kullanmaz çünkü bu yöntemler kişinin bilinç ve bilinçaltının daha çok ayrılmasına yol açar. Farkındalığı artmış bir birey, hayatının kontrolünü kendi eline alır, sorunlarını çözer ya da kendisi için sil baştan bir hayat oluşturur.

Bu durum hipnoz alanında farklı bir çalışma yöntemi sunar. İndüksiyonlar yoluyla kişinin psikolojisinin derinlerine inilebilir ve artık yalnızca bilinçaltına değil kişinin Büyük bilincine da hitap edilir. Büyük harfle başlayan bu Bilinç bir sihir değildir: Geceleri, bilinciniz uykudayken, rüya gördüğünüzü anlamanızı sağlayan söz konusu bu Bilinçtir. Bilinç ve bilinçaltını ayıran hipnozlarda kişi transtayken, yine Bilinç sayesinde hipnoz altında olduğunu anlar.

Dolayısıyla Büyük Bilinç Hümanist Hipnoz tekniğinde bir vektördür. Bilinçaltı ve bilincinizin ötesinde zihninizin en üst tabakasıdır. “ ben” kelimesini ideal olarak tanımladığınız, Jung psikologlarının ise “ benlik” olarak adlandırdıkları bölümdür.

Hümanist Hipnoz tedavisi süresince kişi uyumaz, kontrolünü kaybetmez, kendini bırakmaz ya da terapistine özel bir güven göstermesine gerek kalmaz. Tam aksine, kişi uyanıktır, kendi farkına varır. Bu farkındalık az da olsa terapistin yardımı ve özel teknikler sayesinde terapi sürecine başlamak için yeterli olacaktır.


Hümanist Hipnozun terapistlere ve dolayısıyla da bu uygulamayı talep eden hastalara sunduğu bir diğer özellik de, psikoterapistin yardım etmesi gereken insanları anlamasını sağlayan ve arzu edenler için tamamen bir yaşam sanatı da dönüşebilen psişik olguların bütünsel bir vizyonu, aşamaları ve işleyişidir.

Hümanist Hipnozun avantajları: Kişinin inançlarını ve hatta maneviyatını kabul ederek kişinin fiziksel ve ruhsal olarak bütünlüğünün farkına varma; terapistin yönlendirmesiyle kişinin bilinçli bir şekilde kendini etkilemesini mümkün kılar; basit bir vakayı veya davranışı iyileştirmek konusunda kullanıldığı olduğu gibi bilinçaltının derinliklerini tedavi etmek için de kullanılır; kişinin hayatının anlamını kavramasını sağlar (olaylar, ebeveyn, durumlar, vb.); kişiyi kendi kendine uyandırır; basittir ve etkisini hemen gösterir…
Bireyler, Hümanist Hipnoz seanslarından değişmiş olarak çıkarlar. Bir çeşit öncesi ve sonrası durumu söz konusu olur. Hümanist Hipnozla başka hiçbir yöntemle elde edilemeyecek sonuçlara ulaşılır.

Bu Hipnozda kişinin derin psikolojisi çok önemlidir. Özellikle Patricia d’Angeli tarafından geliştirilen “ Gelişmiş Sembolik Terapi” bölümü olmak üzere, Hümanist Hipnozun CG Jung’un çalışmasına yakın olan yönü de budur. Hümanist Hipnoz kişiyle “bilinci açıkken” iletişim kurmayı sağlayacak yöntem ve teknikler sağlar ve böylelikle “ farkına varmak”( psikanaliz) ve “ harekete geçmek”(çözüm odaklı terapi) arasındaki bağlantıyı kurar.

Sebahattin Ertunç

Getat Uygulamalarının etkinliğinin artırılması ve Uygulama Kombinasyonlarının Yapılabilmesi için öneriler

Op. Dr. Sernur Yorulmaz *   Op. Dr. Fatih Mehmet Yorulmaz**

*Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı , serbest hekim

**Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı, serbest hekim        

Hasta tedavisi gerek klasik tıpta gerekse tamamlayıcı tıpta birçok branş bilgisini kullanarak yaklaşımı gerektirir.  Örneğin hekim hastayı değerlendirirken genel cerrahi, kadın hastalıkları ve doğum bilgilerini, dahiliye tecrübelerini kullanarak kan, idrar tetkiki, ultrasonografi gerekirse tomografi sonuçlarını değerlendirerek tanı koyar ve tedaviye geçer.

Tamamlayıcı tıpta da durum aynıdır. Tamamlayıcı tıp genellikle klasik tıbbın işlemlerini tamamlamış gerekli tedavisini yapmış hastalara uygulanır. Hastalar ilave desteğe gereksinim duydukları için tamamlayıcı tıbba müracaat ederler. Örneğin kanser cerrahisi sonrası psikolojik destek almak, ameliyat skatrislerinin vücut işlevlerini bozmasını engellemek, multiple travmalar sonrası tedavi tamamlanınca eklem açıklık derecelerini korumak, ileri yaşta olan hastaların hayata uyumlarını sağlamak için yapılan destekler gibi.  Bazen de klasik tedavi alırken başarı şansının artması ve komplikasyonların azalması için tamamlayıcı tıp devreye girer. Örneğin radyasyon yanığı olmasını engelleyen fitoteröpatık ajanların radyoterapiden hemen önce kullanımı, fleb cerrahisinde fleb in tutma şansını artırmak için sülük kullanımı, infertilite tedavisinde akupunktur uygulamaları gibi.

Tamamlayıcı tıp da kendi içinde disiplinlere ayrılmıştır.  Her bir disiplin birbirini tamamlayacak şekilde kombine edilmelidir. Bu nedenle tamamlayıcı tıp hekimi tüm branşlarda eğitimini almış olmalı daha sonra gerekirse herhangi bir branşta üst eğitimine devam etmelidir.

 Tamamlayıcı tıp hekiminin  ekibinde fizyoterapist, spor hocası, psikoterapist gibi yardımcı sağlık personeli görev almalıdır.

Bu yazımızda tamamlayıcı tıbbın sahada kullanımı ve nasıl alması gerektiği hakkındaki kişisel görüşlerimiz paylaşılmıştır.

Seyfettin BABAT, Dt.

ÜLKEMİZDE FAKİR, DÜNYADA ZENGİN VE GURURLU BİR YETİŞKİN OLAN HİPNOZ,

DENTAL ANKSİYETE VE FOBİYE KARŞI

Klinik diş hekimliğinde önemli bir sorun olarak tanımlanan diş hekimliği korkusu, her yaştan insan ve tüm sosyal sınıfları etkilemektedir. (J.Wardle, 1982;  M.Bergius, Berggren , Bogdanov, & Hakeberg, 1997). Diş hekimliği teknolojisindeki son gelişmeler uygulanan tedaviler esnasında ağrı veya rahatsız edici duyguları en aza indirmesine rağmen dental fobi ve anksiyeteden şikâyet eden hastaların sayısında neredeyse hiçbir azalma olmamıştır.

Özelde bireylerin genelde de toplumun ağız ve diş sağlığını olumsuz etkileyen dental fobinin, diş hekimlerince tanınması ve bir psikiyatri hekimi veya psikolog tarafından değerlendirilmesi kişi ve toplum sağlığı açısından önemlidir  (Dr. Gündüz, 2009).

Ancak biz; bu sunumuzuzda dişhekimlerinin,dental anksiyete ve fobi konusunda günlük pratik uygulamalarında kolaylıkla yararlanabilecekleri bir takım yöntemlerden söz edecek ve bu konular üzerinden yolumuzu bulmaya çalışırken ülkemizde fakir,dünyada zengin ve gururlu bir yetişkin haline dönüşmüş hipnozun bu alandaki kullanımının nasıl olması gerektiği üzerine görüşlerimizi paylaşmaya çalışacağız.

KAYNAKÇA:

J.Wardle. (1982). Fear of dentistry. Bristish J Medical Psychology, 55;119-126.

M.Bergius, Berggren , U., Bogdanov, O., & Hakeberg, M. (1997, APRIL). Dental anxiety among adolescent in St.Petersburg,Russia. Eur J Oral Sci, 105(Issue 2), 117-122.

Dr. Gündüz, S. (2009). Dental Fobisi Olan Hastalarda Diğer Anksiyete Bozuklukları Eştanısı. http://www.istanbulsaglik.gov.tr: http://www.istanbulsaglik.gov.tr/w/tez/pdf/psikiyatri/dr_suleyman_gunduz.pdf adresinden alınmıştır

  Hipnoz & Nefes

        Nefes : Yaşam için olmazsa olmaz...Adeta bir mucize...

        Bedenin olduğu kadar , bilincin ve bilinçaltının da kesiştiği , aslında  

saklanamayarak ,belkide en çıplak ve dürüst haliyle kendini yansıttığı yer..

.

        Sunumumda sizlerle nefesle neleri farkedebileceğimizi , dönüştürebileceğimizi

 ve hipnoterapi ile birlikte nasıl kulllanabileceğimizi paylaşmayı planladım.

                 Saygılarımla

             Op Dr Sibel Aymak

Hipnoorgazm ve Cinsel Beyin

Uzm. Psikolog Nalan Eyin

Klinik Psikolog Dr. Murat Ulusoy

Ana Temalar

Orgazmın klasik yolakları

Cinsel Beyin

Fantezi Süreci

Hipnozun (FBH) Orgazma katkısı

Klasik Terapinin Mekanikliği

Cinsel Beyninizi geliştirmenin yolları ve Farklı Bilinç Hallerini oluşturmanın anahtarı Hipnoorgazm ve Hipnomeditasyon çalışmaları ile mümkündür.

Orgazmın; uzunluk, kısalık, büyüklük, kaç defa yaşandığı gibi metrik ve skor bilgileri olmadığının farkına varırsınız.

Orgazm zihinde başlar zihinde biter, beden sadece bir araçtır.

Orgazmı oluşturan yedi yolaktan en önemlisi Zihindir.

Ne yazık ki Masters&Johnson'dan bugüne kadar zihnin gücü hep ihmal edilmiştir.

Cinsel Hazda Farklı Bilinç Halleri(FBH) oluşur:

Bilinç, şu an düşündüklerimiz (yani yaklaşık her 10-15 sn de bir değişen ortalama 7 birimlik bilgileri muhafaza edebilen) kısıtlı bir farkındalık iken, Bilinçdışı zengin bir coğrafyadır.

Geçmiş,Şimdi ve Geleceğiniz Bilinçdışında entegre olur. Bilinçdışı kendine has özel bir şifreleme metodu kullanır ve milyonlarca bilginin, resmin, anının, hayallerin adeta bir orkestra gibi aynı anda ve birbiriyle etkileşime girerek çalıştığı bir konser salonunu andırır.

Hipnoz ile, enstrümanların akort edildiğini, aynı melodinin çalınmasını, ezgi bütünlüğünü sağlıyor olursunuz.

Orgazmlarda;

Oksitosin

Serotonin

Dopamin

Prolaktin

Testesteron un yanında

DMT molekülü de açığa çıkıyor.

DMT şu meşhur ruh molekülü. Hani şu epifizden salgılanan. Doğum ve ölüm anında en yüksek düzeyde tespit edilen madde.

Ayrıca Şamanların mistik deneyim için Ayauscha içkilerinin sebep olduğu etki...

Özce; Fransızların Petit More olarak yani küçük ölüm olarak adlandırdıkları orgazmın mistik yönünden sorumlu aktif molekül. Değiştirilmiş bilinç hali ve beden dışı deneyim.

ESR ve beyin orgazmları ve Ney ile üzerinde durduğumuz hipnoorgazm da aslında ulaşmak ve kadınlara deneyimlemesini sağlamayı öğretmek istediğimiz süreç bu. Diğer adları ruhsal orgazm, kozmik orgazm...

Her şey ile bir ve bütün olduğunu hissetme ve ruhsal deneyim...

Görünen o ki; kadınlar evrenin ruhuna ulaşıp temas edebilecek bir donanıma sahipler 🌹

İnsan Yaşamında Cinsel Hazlar niye bu kadar önemli?

Nefes almadan yaşayamazsınız, aldığınız nefesi vermeden de yaşayamazsınız. Cinsel Hazlar, bir insanın yaşamla bağını, üretkenliğini arttırır. Cinsel Doyum Eksikliği ise, depresyona, takıntılı düşüncelere verimsizliğe ve boşluk hissine yol açar.

Düşünceler Duygulara,

Duygular Davranışlara dönüşür.

Orgazmın Yaşanmasına Mani olan:

Bedeniniz Değildir.

Sevişmeyi Bilmemek Değildir.

Cinsel Hazzı Engelleyen:

Cinsel Yaşama Ait Düşünceleriniz,

Cinselliği Yaşarken hissettikleriniz

Tıpkı dans etmek veya bir enstrüman çalmak gibi,

Akort edilmesi gereken davranışlarınızdır...

Hipnoterapi ile entegre edilmiş Cinsel Terapi, cinsel yaşamdan haz almanızın sağlıklı ve kendiyle barışık, üretken ve eşinizle aile bağlarınızın çok daha sağlam olduğu ilişkiler yaşamanızın yolunu açıyor.

PRENATAL ANNE-BEBEK BAĞLANMASI VE HİPNOZ

Herne kadar Bolby’nin orijinal bağlanma teorisi erken neonatal dönemde anneden doğumla fiziksel olarak ayrılan bebeğin ''biyolojik güvenlik arama ''gereksinimini karşılamak için ihtiyaç duyduğu ulaşılabilir anne figürü ve annenin tepkilerinin bebek tarafından yorumlanması üzerine odaklanmışsa da  bağlanmaya katkıda bulunan faktörlerin birçoğunun prenatal dönemde gündeme gelmeye başladığı açıktır.  Prenatal anne-fetüs bağlanmasının geleneksel anne-bebek bağlanmasından farklı ama güçlü bir bağlanma olduğunu destekler görüşler gittikçe ağırlık kazanmaktadır. Gebelikten itibaren annenin psikolojisini mercek altına almak, olası problemleri tespit ederek pozitif yönde değişim sağlamak bebeğin ileriki yaşamını fiziksel ve ruhsal yönden sağlıklı bir biçimde sürdürmesini sağlamak için önemlidir . Bu amaçla hipnoz hem var olan problemlerin tespit ve çözümünde ve hemde kontrollü rüya yaşantısıyla imajinatif prenatal anne-bebek bağlanmasını sağlamakta çok güçlü bir enstrümandır.

Kaynakça:

1-Bowlby J. Attachment and loss. Volume I: Attachment. 2nd ed. New York: Basic Books Inc; 1982.

2-Pollock PH, Percy A. Maternal antenatal attachment style and potential fetal abuse. Child Abuse Negl 1999; 23(12):1345-1357.

3-Siddiqui A, Haglöf B. Does maternal prenatal attachment predict postnatal mother-infant interaction? Early Hum Dev 2000; 59(1):13-25.

4-Guse T, Wissing M, Hartman W. The Effect of a prenatal hypnotherapeutic program on postnatal maternal psychological well-being. J REPROF INFANT PSCHOL.May2006;24(2):163-177.(15p)

5-Michel T.Kinella B.A. Impact of Maternal Stress , Depression and Anxiety on Fetal Neurobehavioral Development Clin Obs Gyn. 2009 Sep;52839:425-440d

6-Fabien L..Effect of Hypnosis during pregnancy: A psychophysiological Study on maternal stress.Medical Hypotheses, 2017-05-01, Volume 102, Pages 123-127

Dr. İnci Çavuşoğlu

Obezitede Hipnoz

   Obezitenin tedavisinde diyet (tıbbi-sağlıklı beslenme) tedavisi, fiziksel aktivite (egzersiz), davranış tedavisi (beslenme modeli), ilaç tedavisi, kombine tedavi ve cerrahi tedavi gibi çeşitli tipte tedavi yöntemleri uygulanmaktadır (A Kaya. Obezite Tedavi Kılavuzu Ve Yaşam Tarzı Önerileri. Türk Endokrinoloji ve

Metabolizma Deneği, 2009)

Literatürde kilo kontrolü amacı ile hipnoz ve davranışçı terapilerin birlikte kullanıldığı birey ve grup tedavileri üzerine çok sayıda klinik ve deneysel çalışma bulunmaktadır (Barabasz, M, Spiegel, D. Hypnotizability and weight loss in obese subjects. Inter-national Journal of Eating Disorders, 1989; 8(3);335-341) Kilo kaybı üzerine 6 çalışmanın incelendiği bir meta-analizde kognitif davranışçı tedavi ile kognitif dav-ranışçı tedaviye ilave olarak uygulanan hipnoz karşılaştırılmış; tedaviye hipnoz eklenmesinin tedavi sonuçlarını iyileştirdiği belirtilmiştir (Allison DB, Faith MS. Hypnosis as an adjunct to cognitive-behavioral psychotherapy for obesity: a meta-analytic reappraisal. J Consult Clin Psychol. 1996;64(3):513-6.)

   Hipnoz kullanılarak uygulanan bir kilo verme programında başarı ve hipnoz edilebilirlik objektif olarak Stanford Hipnotik Yatkınlık Skalası ile ölçülmüş; 30 hasta 8 haftalık bireyselleştirilmiş tedavi ile 12 haftalık takip süresini tamamlamıştır.Ortalama kilo kaybı 9,18kg olarak tespit edilirken hipnoza yatkınlık ile kilo kaybındaki başarı arasında anlamlı pozitif ilişki gösterilmiştir. Yüksek oranda hipnoz olabilen hastaların hipnoza orta veya düşük yatkınlık gösteren hastalara göre kilo kaybı konusunda daha başarılı olduğu bildirilmiştir (Andersen MS. Hypnotizability as a factor in the hypnotic treatment of obesity. Int J Clin Exp Hypn. 1985;33(2):150-9)

  Hipnozun kilo kontrolü üzerine etkisini değerlendiren bir başka çalışmada 45 hasta hipnoza yatkınlık skoru açısından kör olan araştırmacılar tarafından değerlendirilmiş; hastalara basit bir öz-yönetim tekniği ve Spiegel & Spiegel (1978) hipnoz yaklaşımı özel gıdalara isteksizlik ile ilgili modifikasyon içerecek şekilde uygulanmış ve 3 aylık izlemde sadece basit özyönetim tekniği uygulanan hastalara göre daha fazla kilo kaybı elde edildiği bildirilmiştir. Programda yer verilen özgün hipnoz uygulamaları ile kilo kaybı ve Stanford Hipnotik Yatkınlık Skalası skoru arasında anlamlı ilişki gözlenmiştir (Barabasz, M, Spiegel, D. Hypnotizability and weight loss in obese subjects. International Journal of Eating Disorders, 1989; 8(3);335-341) Bir davranışsal kilo kontrol programına hipnoz eklenmesinin kısa ve uzun dönem kilo değişimine etkisini inceleyen bir çalışmada; 17-67 yaş arası 109 hasta dahil edilmiş, 9 haftalık bir programın sonunda her iki yaklaşım da anlamlı kilo kaybı ile sonuçlanmıştır. Bununla birlikte, 8.ay ve 2. Yıl izlemlerinde hipnoz grubu hastaları sadece kognitif tedavi uygulanan gruptaki hastalara göre anlamlı olarak daha fazla ilave kilo kaybı elde etmişler, hipnoz kullanan hastalar daha yüksek oranlarda hedef kilolarına ulaşmış ve korumuşlardır (Bolocofsky DN, Spinler D, Coulthard-Morris L. Effectiveness of hypnosis as an adjunct to behavioral weight management. J Clin Psychol. 1985;41(1):35-41) Birçok araştırmacı, değerlendirme için sadece bir kriter, yani kilo kaybını kullanmasına karşın, psikolojik karakteristiklerdeki değişikliklerin yanı sıra vücut görünüşü , öz saygı gibi diğer kriterlerin de tamamıyla göz önünde bulundurulması uygundur. Birçok rapor obezite başlangıcı (çocukluk, gençlik, yetişkinlik döneminde), bireysel psiko-patolojinin varlığı, geçmişe bağlı diyet, ve önceki tedaviler gibi ilgili hasta karakteristiklerinin tanımında ciddi eksiklikler gösterir.

En popüler tedavinin, bilişsel-davranışsal yaklaşımın kombinasyonu ve hipnoterapi olduğu görülür. Bu çalışmaların bir çoğunda, hipnoza yatkınlıkla kilo kaybı arasında bir ilişki olduğu keşfedilmemiştir (Aja, 1977; Cohen & Alpert, 1978; Deyoub, 1978; 1979a,b; Kroger,1970; Miller, 1974; Spigel & DeBetz, 1978; Stanton, 1975; Wadden & Flaxman, 1981).

Üç kontrollü karşılaştırmalı çalışmada davranışsal tedavi ve hipnoterapi kombinasyonunun, davranışsal terapi yaklaşımına göre daha üstün göründü ve bu da üç ay (Barabasz & Spiegel, 1989), altı ay (Cochrane & Friesen, 1986) ve iki yıl (Bolokofsky, Spinler & Coulthard-Morris, 1985) sonra devam etti. Dahası Kirsch, Montgomery ve Sapirstein (1995) son zamanlarda içinde hipnoz tarafından değerlendirilen davranışsal terapinin karşılaştırıldığı çalışmalar serisi üzerine meta-analiz gerçekleştirmişlerdir

HİPNOTİK TEKNİKLERİN SOMUT UYGULAMALARI

Bu bölümün ilerleyen kısımlarında farklı tedavi safhalarıyla ilgili değişik hipnoterapötik stratejiler ve öneriler sunulacaktır (Vanderlinden, Norré & Vandereycken, 1992).

Rahatlamayı Öğretme

Fiziksel Egzersiz

Değişime Karşı Kararsızlığı Araştırma

Kendini Cezalandırma

İdentifikasyon

Vücut Dili

Geçmiş Deneyimler

Ego Durum Terapi & Yeniden Düzenleme

Dr. Gökhan Gözde

Kaygı Bozuklukları ve Fobilerde Hızlı ve Bütünsel Bir Teknik; H.Y.T.

Dr. Haluk Alan

Beyinde doğuştan var olan bir bilgi işleme sisteminin varlığı göz önüne alındığında Olumsuz yaşam deneyimleri ya da travmaların beynin fiziksel bilgi işleme sisteminin biyokimyasal dengesini bozmuş olabileceğini söylemek mümkündür. Bu dengesizlik bilgi işleme sürecinin bir çözüme ulaşmasını engelleyebilir. Travmatik süreçler; olağan uyum mekanizmalarının bozulmasına yol açar. Otörler; bu sürecin bilgi işlemeyi durduğu, bilgiyi anksiyete oluşturan orijinal haliyle dondurduğunu (DÜĞÜM) öne sürmektedir(Shapiro, 2016).

SPECT incelemeleriyle; Van Der Kolk 1998’de ve Vestibüler test çalışmalarıyla da Ramacahandran 1995’de;  “Göz hareketlerinin transferi kolaylaştırdığı” noktasında mutabıktırlar. Göz hareketleri, kognitif süreçler ve kortikal fonksiyonla bağlantılıdır (Antrobuz, 1973; Ringo, Sobotka, Diltz & Bruce, 1994). Anıya odaklı dikkatle birlikte çift yönlü uyarım, Limbik ve kortikal sistemlerin harekete geçmesine yol açabilir (Shapiro, 2016). Adaptif olmayan bilgi ya da bellek ağları bu yöntemle işlemlenerek egoya uyumlu hale getirilebilirler.

Düşük özsaygı ve öz-yeterlilik unsurlarıyla birlikte psikolojik işlev bozukluğu sinir sisteminde depolanmış bilgiden kaynaklanır. ÇYU ile bu bilgiye ulaşılır. Bilgi işlenir ve çözümlenir. Bilgi dönüşüme uğradıkça resim ve görüntü değişir. Canlılığı kaybolur, hatta resim silinir. Süreç, Egoya uyumlu hale gelir. Duyarsızlaşma sağlandığında kendilik inancında (Ank. Boz. “Yaralı Kendilik Modeli”) düzelme başlar. Pozitif inanca olan inanç artar.

Bu terapi tekniğinde hedef sadece duyarsızlaştırmadan ibaret değildir; otohipnozla geleceğe yönelik çalışmalar yapılmakta, “Bilinçli Farkındalık” anlayışından hareketle kişinin şimdiye odaklanması ve yaşama uyumu sağlanmaktadır. İşlemlemeden sonra birey, anısını ya da geleceğe yönelik öngörüsünü olumsuz duygulanımdan arındırarak salt bir anı gibi ya da gelecekte yapacağı bir iş ya da yaşayacağı olağan bir durum gibi algılayabilmektedir.

HYT, dört evrede gerçekleştirilir;

Danışan geçmişi,

Değerlendirme,

Hazırlık,

Çift Yönlü Uyarımlarla Yeniden İşlemleme.

Sonuç olarak HYT; geçmişten ders almayı, mevcut uyaranlara karşı duyarsızlaşmayı ve  geleceğe güvenle bakabilmeyi sağlar.

Kaynakça

Shapiro, F. (2016). EMDR. Okuyanus. İstanbul.

Kavakçı, Ö. (2012). Ruhsal Travma Tedavisi için EMDR. Hyb. Ankara.

Konuk, E. DBE. EMDR  Ders Notları.

Alladin, A., Heap, M. (1991). Hypnosis and depression. In: Heap, M., Dreyden, W. (edi.).         Hypnotherapy : a handbook (pp.49-67) Milton Keynes: Open University Press.  

Alladin, A. (2013). Açıklamalı Hipnoterapi (Çev. P.Tunalı). Psikoterapi Enstitüsü Eğitim

Yayınları No.99. (Eserin orjinali 2008’de yayımlandı).

Pozitif Psikoloji, Sevgi ve Hipnozun İyileştirici Gücü

Günümüzde, biyo-psikososyal etkilere maruz kalan insanlar travmatik deneyimler yaşayabilmektedir. Bu yaşantıların hepsinin bireysel ve kollektif bilinçdışı alanda izdüşümleri bulunmaktadır. Bütün bunların yanında insan, varoluş sorularına yanıt bulmaya yönelik kaygıları ve bilinçdışı korkuları taşıyabilmektedir. Sevgi, insanın varoluş sorunlarına verilmiş en iyileştirici yanıtlardan birisi olmuştur. Pozitif psikolojik yaklaşımın, iyileştirici etkisinin, sevgi kapasitesinin açığa çıkarılmasında etkin bir rol oynadığı yapılan birçok bilimsel araştırma ile belirlenmiştir. Pozitif psikoterapötik telkinlerin hipnozda kullanılması sonucu; sevgi kapasitesi geliştirilmekte ve 6-10 seans gibi kısa bir sürede; uyku ve yeme bozuklukları, panik bozukluk, kaygı ve depresyon gibi ruhsal sorun alanlarında hızlı bir iyileşmenin ortaya çıktığı gözlenmiştir. Psikotik Bozukluklarda ise, pozitif psikoterapi sürecinden sonra hastaların ve ailelerin sosyal entrgrasyonun güçlendiği görülmüştür. Hipnoz altındaki kişilere, sevgiye ait pozitif psikoterapötik telkinlerin yöneltilmesi sonucu ise; gülümseme, cilt parlaklığının artması ve rahatlama gibi olumlu bedensel tepkilerin ortaya çıktığı açık bir şekilde görülmüştür. Pozitif Psikoloji'nin, sevgi kapasitesini açığa çıkaran özelliğinin ve sevginin iyileştirici gücünün hipnoterapötik telkinlerde kullanılması, birçok psikolojik sorunun çözümü için yeni bir perspektif sunmaktadır.

Hasan Turgut ERDOĞAN

Uzman Klinik Psikolog/Psikoterapist

KİŞİLİK BOZUKLUKLARINDA HİPNOZ UYGULAMALARI  

YAZAR: Meral Aydin MA (Masterson Enstitüsü Türkiye Başkanı)

ABSRACT:

Masterson Yaklaşımında Kişilik Bozuklukları her bir kişilik bozukluğu karakteristiğine göre ayrı yapılandırılmış terapi teknikleri ile tedavi edilmektedir.  Kişilik Bozukluklarına Kendilik Bozukluları tanımı ile farklı bir tanı ve değerlendirme sistematiği getiren Masterson Yaklaşımı; Borderline, Narsisistik ve Şizoid Kendilik Bozukluğu ana başlıkları altında klinik uygulamalarını yapılandırılmış spesifik Psikanalitik Psikoterapi yöntemi ile sürdürmektedir.

Özellikle travma ve kompleks travma sonrası stress bozukluğunda Hipnoz bir ego güçlendirme yöntemi olarak sisteme dahil edilebilmektedir. Travma oluşturan olayların irdelenmesi, örtülü travmatik hafızanın açığa çıkarılması, flashback’lerin ele alınması, olay anı canlandırması, olaya yönelik içgörü tesisi ve ego güçlendirici telkinler  oldukça etkili yöntemler olmaktadır.  

Her bir kişilik bozukluğunun Hipnoz tedavisine yönelik tepki ve savunma mekanizmalarının etkilenme süreçleri farklıdır. Bu nedenle Hipnoz tedavisi önerisi ve uygulama süreçleri dikkatle ele alınmalıdır.

 

 

KEYWORDS:

Hipnoz, Kişilik Bozukluğu, Kendilik Bozukluğu, Travma, Travma Sonrası Stres Bozukluğu

KISA CV:

Klinik Psikolog Meral Aydın, Masterson Enstitüsü Türkiye Başkanıdır. Türkiye’de Ruh Sağlığı Uzmanlarına Psikanalitik Psikoterapi Masterson Yaklaşımı Eğitimi ve Süpervizyon vermektedir. Klinik uygulamalarını İstanbul’da sürdürmektedir.

Doktora Eğitimini Üsküdar Üniveristesinde Psikoloji Doktora dalında   sürdürmektedir.

 
İkinci Yüksek Lisansını New York Masterson Enstitüsünün 3 yıllık teorik ve uygulama içerikli Yüksek Lisans Programında tamamlamıştır. Yüksek lisans bitirme projesini “Şizoid Kişilik Bozukluğunun Masterson Yaklaşımında Tanı ve Tedavi Süreçleri Üzerine Bir Vaka” konu başlığı altında Şizoid Kişilik Bozukluğunun gelişimsel öncüllerini ve bu bağlamda klinik görüngüleri ve tedavi teknikleri üzerinde tamamlamıştır. 

Yüksek Lisansını İstanbul Ticaret Üniversitesinde “Uygulamalı Psikoloji” alanında tamamlamıştır. Yüksek lisans bitirme projesini “Masterson Yaklaşımında Borderline Kişilik Bozukluğuna Gelişimsel Yaklaşım” konu başlığı altında borderline kişilik bozukluğunun gelişimsel öncüllerini ve bu bağlamda klinik görüngüleri ve tedavi teknikleri üzerinde tamamlamıştır.                                              

Lisans eğitimini Maltepe Universitesi Psikoloji bölümünde tamamladı.

Hipnoz nedir? Ne değildir?

Hipnoz terimi 1840 civarında, Dr. James Braid tarafından, Yunanca uyku tanrısı Hypnos’ dan esinlenerek tanımlanmış ve literatüre kazandırılmıştır. Daha sonra yaşanan fenomenin uyku olmadığını fark edip, hipnoz terimini değiştirmeye çalışmıştır.

Klasik (Formal) Hipnoz  gelişimi sürecinde, bilim insanları tarafından farklı yönleriyle; yönlendirilmiş imajinasyon, bireyin relakse edilmiş yüksek düzeyde telkin alabilme hali, bir defada bir uyaranla bireyin odaklanarak ve yoğun bir şekilde odaklandığı şeye tutulduğu bir konsantrasyon hali olarak tanımlanmıştır. Trans odaklı bu tespitler Milton Erickson’ un değerli katkıları ile zenginleşmiş ve hipnoz güç kazanmıştır.

Ericksonian (Informal) Hipnoz teknikleri bireylerin trans haline geçmeden de yaşadıkları farkındalık değişimleri ile oluşan fenomenlerin yaşanmasını sağlamıştır.

Bir birey ya da sistemin başka bir bireyin iradesi, farkındalığı, duyguları, algıları üzerinde iletişimle başlatıp, çeşitli stratejilerle etkileşimde bulunarak yaşattığı değişimle meydana gelen fenomene Hipnoz denir. (Uslu M, 2015) Bu tanım hem formal hem de informal hipnoz uygulamalarının gerçeklerini kapsamaktadır.

Hipnoz uyku hali değildir. Sadece trans ile değil, transa girmeden de yaşanılabilir. Bu nedenle bir kişinin transa geçtiği durumu hipnotik trans durumu olarak ifade etmek gerekir.

Her trans hali hipnoz değildir. Trans haline çok çeşitli şekillerde ulaşılabilir. Bir entrüman çalarken, koşarken ya da dans ederken transa girilebilir. Trans haline hipnoz ile ulaşılmışsa, transa iletişim yoluyla girilmiş demektir. Klasik hipnozun en yalın tanımı, bir kişinin iletişim yoluyla transa girmesidir. ( Mende M, 2006)

Bruksizm ve Hipnoz

Bruksizm kelimesi Yunanca’da gıcırdayan anlamından gelir. Uyanıklık halinde Wakefull Bruksizm ve uykuda Sleep Bruksizm (Nocturnal Bruksizm) olarak uyku durumuna göre çeşitlendirilir.

Bruksizm sebepleri ikiye ayrılabilir. !: Periferal (Occlusal) sebepler ve 2. Santral (Pathophysicological) sebeplerdir. Diş sıkma ve/veya gıcırdatma hareketini tetikleyen sebepler ile oluşan aktivite alışkanlığa dönüştüğü zaman Bruksizm olarak adlandırılır.

Bruksizm tedavisinde, bruksizm sonrası oluşan rahatsızlıklara yönelik tedavi yaklaşımları çoğunlukta olup, bruksizmi engelleyici tedavilerden en önemlisi hipnoz ile diş sıkma ve gıcırdatma alışkanlığının sonlandırılmasıdır.

Bu sunuda hipnozun diş sıkma ve gıcırdatmanın alışkanlığını değiştiren yöntemleri , stratejileri ve tedavi protokolü irdelenmiştir.

Dt.Murat Uslu

Sigara Bırakmada Hipnoz ve Hipnoterapinin Kullanımı

Uz. Dr. Mükremin Er

Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göğüs Hastalıkları Bölümü

Dünya genelinde yaklaşık bir milyar insan, Türkiye’de de alınan önlemler ve çıkarılan yasaklayıcı kanunlara rağmen her 3-4 kişiden 1'i sigara içmektedir. Sigara içmek Türkiye'de en çok önlenebilir hastalık ve ölüm sebebidir ve her yıl yüzbinlerce insan sigaranın yol açtığı hastalıklardan dolayı ölmektedir.

Sigara içenlerin üçte biri, tipik olarak herhangi bir profesyonel yardım olmadan, her yıl bırakma girişiminde bulunmaktadır. Kendi kendine sigarayı bırakanların çok azı, kalıcı bırakma konusunda başarılı olmaktadır. Sigara içenlerin çoğu özellikle herhangi bir sağlık problemi olmayanlar için bu alışkanlığı bırakmak çok zor olabilmekte ve bu durum çoğu zaman bir kısır döngü sarmalına girerek, cesaretlerinin kırılmasına ve kendilerini kötü hissetmelerine yol açmaktadır.

Sigarayı bırakma için yardımcı olabilecek birçok farmakolojik tedavi seçeneği bulunmaktadır. Bu ilaçların yardımıyla sigarayı bırakmayı başaranların sayısı hiç de azımsanmayacak ölçüdedir. Ancak bu ilaçları kullanmasına rağmen bırakamayan, ilaç kullanmak istemeyen, ilaç yan etkisi nedeniyle veya gebelik ve emzirme gibi bazı nedenlerle ilaç kullanamayan kişiler için bilişsel davranışsal terapi ile hipnoterapinin kombinasyonu uygun ve etkili bir seçenek olarak ön plana çıkmaktadır. Hipnoterapi ilaç tedavileriyle de birlikte de uygulanabilir. Yapılan klinik çalışmalar farmakolojik tedavilere ek olarak hipnoterapi uygulamasının sigara bırakma başarısını artırdığını göstermiştir.

Hipnoz, insan yaşamındaki bir dizi problemi (depresyon, anksiyete, bağımlılık, vb.) tetikleyen, daha da kötüleştiren ve veya sürdüren uyumsuz düşüncelerin, duyguların ve davranışların belirlenmesinde ve değiştirilmesinde etkisi kanıtlanmış bilimsel bir yöntemdir. Hipnoterapi, hipnozun tedavide kullanımına verilen isimdir.  Hipnoterapi, sigara içme ile ilgili davranışları değiştirmek ve sigara içilmesi ile ilgili düşünceleri yeniden yapılandırmak için sigara bırakma sürecinde etkin bir şekilde uygulanabilir.

Sigara bırakmada uygulanan hipnozda, doğrudan ve dolaylı (Erickson) birçok farklı telkin kalıbı kullanılabilir. Her insanın kişisel özellikleri, yaşam öyküleri kendine özgüdür, bu nedenle sigarayı bırakma için kullanılabilecek herkes için geçerli tek bir hipnoterapi yöntemi yoktur. Elbiseyi konfeksiyon mağazasından almak yerine terziye diktirmek örneğindeki gibi, hipnoterapi seansı öncesinde kişisel tıbbi öykü alarak kişiye özgü bir hipnoterapi yöntemi belirlemek daha doğru bir yaklaşımdır.

Seansların sayısı da yine kişiye özgü olması gerekir, bazı kişilerde tek seans yeterli olurken birçoklarında ise 3-5 seans gerekmektedir.

Sigara bırakma için uygulanacak hipnoterapi de amaç kişiye sigara içme davranışının bilincini kazanarak kalıcı bir şekilde bırakmış olmasını sağlamaktır. Hipnoz altındayken sigara içmenin stresi azalttığına ve bu olmadan hayattan zevk alamayacağına dair saplantılı düşünce kalıpları yeniden yapılandırılabilir. Sigara içme düşüncesini tetikleyen etkenlerle baş etmesi öğretilebilir. Bir şifreli cümle ile kendisini otohipnoza alması ve ihtiyacı olduğunda verilen telkinleri kendi kendine tekrar etmesi sağlanabilir.  Bu süreçte kişiye çok su içmesi ve fiziksel aktiviteyi arttırması yönünde telkin verilmesi, sigara bırakma sürecinde kilo almasını önleyeceği gibi sigara bırakma başarısını artıracaktır.  

Sevginin Iyilestirici Gücü

Şizofreni önemli oranda engellilik yaratan ağır bir ruhsal hastalık. Yıkıma bağlı oluşan kalıcı yeti yitimlerinin tedavisinde güçlükler yaşanmakta. Dünyada kabul edilen biyopsikososyal model neticesinde bu hastalarımızın tedavisinin toplumun ve hayatın içinde olması gerektiğine yönelik politikalar izlenmekte. Bu yüzden hastalarımızla sosyal, kültürel çalışmalar yapmak amacıyla Toplum Ruh Sağlığı Merkezleri (TRSM)'ler kurulmaktadır.

Sevginin hem bedensel hem de ruhsal sıkıntılarda ne kadar iyi hissettirici olduğunu, sevgi ile büyüyen çocukların daha sağlıkla gelişip büyüdüklerini  hepimiz bilmekteyiz. Sevgiyi hastalıkların önlenmesinde ve tedavisinde nasıl kullanabiliriz?

Sanatın ruhsal hastalıklardaki iyileştirici etkisi bilinen bir gerçektir. Tiyatro ise "yaşamın sanatı"dır. Sahnede gerçek bir hayat izlenir.  Hayatın içine dahil olmakta zorlanan zorlanan bu hastalarımız ile tiyatro çalışılırsa hayata yeniden dahil olabileceklerine; hastalıkları nedeniyle kaybettikleri konuşma, iletişim, duygu ifadesi gibi yetilerinin doğaçlama tiyatro egzersizleri ve oyunları ile çalışılarak yeniden geri getirilebilecegine; hastalıkları nedeniyle takılıp kaldıkları hatalı rolden tiyatro araciligi ile başka rollere de girerek çıkabileceklerine, farkındalık ve içgörülerinin gelisebilecegine inandım. Bu hastalarımız ile çalışmak zordu. Ancak onlara dokunursam sevgiyle ilgiyle özveriyle plansız hesapsız aralarına karışarak hayatı paylaşarak onlardan biri gibi olabilmeyi becerebilirsem, egolarımı etiketlerimi atarak onlarla birlikte gülüp ağlayıp dans edebilirsem, birbirimizi olduğumuz gibi kabul edebilmeyi becerebilirsek bu zorlukları aşabileceğime, dünyalarına girebileceğime, aramızdaki duvarları yıkabileceğime inandım. Bu amaçla 5 yıl önce başladığım Aksaray ilinde şizofreni hastalarıyla tiyatroyu araç olarak kullandığım çalışmalarımda bu hastalarımızın kaybettikleri yetilerin geri donebildigine hayata yeniden tutunabildiklerine, aslında "Sevgi"nin mucizevi "iyileştirici etkisi"ne tanik oldum.

Psikiyatrist Dr Basri Köylü

Istanbul Çatalca Devlet Hastanesi

Ölüm Korkusu ve Hipnoz

Dr Candan Esin

Ölüm korkusu insan için doğal, hayvani tarafına uygun bir kavram değildir. Büyüme aşamasında zeka geliştikçe ölüm önce doğal bir süreç olarak kabul edilir. Hayatın ve ölümün adaletsizliği, tesadüfilik ve kontrol edilemez risk algısı ölüm korkusunu doğurur. Ölüm korkusunu bastırmak için savunmalar oluşturulur. Yaşamak için bu gereklidir. Ancak ölümle yüzleşmek veya yok oluşu çağrıştıran bir olayla karşılaşıldığında oluşturulan savunmalar yıkılır. Çünkü ölüm “özümüzdeki solucan” gibidir. Ölüm Allahın emri denilmiş olsak da ölüm terörü içten içe kişiyi tahriş eder. Anı yaşarken ölümlülüğü inkar edip unutsak da, ziyafet masasındaki kuru kafatası hep sırıtır.

Normal işlevlerimizi sürdürmek için bastırdığımız ve inkar ettiğimiz ölümün varlığını hissetmeliyiz... Hayat için ölüm korkusu dozunda hissedilmelidir: ne az ne çok. Ölüm bize gelince adalet gider. Şans savaşta okun yanındakini vurmasıdır (Aristo). Evrensel adaletsizliği kabullenmek ölümü kabulü kolaylaştırır.

Hipnoterapinin ilk seanslarında (mayalama) ölümün sorgulanması, danışanda “ambülans sireni” etkisi oluşturur. Sonraki seanslarda hipnotik yöntem hastanın yakınmasına, mizacına ve kişiliğine göre planlanır. Uygulamada her bir aşama öne alınabilir veya en sona bırakılabilir. Genellikle telkinler evrensel olarak gerçekleşen beklenmedik durumların önlenemeyeceği ve kabullenilmesinin yararlılığı vurgulanır. Ayrıca adaletsizliğin kaçınılmazlığı, metaforlar ve Eriksoniyan ifadeler yoluyla iletilir. Danışanın bastırılamamış ölüm korkusunun bu tesadüfilik, riski kontrol edememe ve adaletsizliğe başkaldırı olduğunu ama önemli olanın başkaldırı içinde olmak yerine anın yaşanmasını geliştirmek olduğu işlenir. Önemli olanın son ölüm anında yaşanılan hayatın arzu edilen şekilde yaşandığını takdir edebilmek olduğu, keşkeler ve pişmanlıklar yerine kabul ve şükran içermesi gerektiği telkin edilir. Bitiş telkinlerinde evrenle bütünleşme ve değiştirilmiş ego destek telkini verilir.

ÇOCUKLUK DÖNEMİ OKB’DE HİPNOZ UYGULAMASI

Obsesif kompulsif bozukluk  (OKB) kimi zaman istenmeden gelen ve uygunsuz olarak yaşanan, belirgin anksiyeteye yol açan yineleyici ve sürekli düşünceler, dürtü ve düşlemler şeklinde tanımlanan obsesyonla ve kişinin obsesyona bir tepki olarak ya da katı bir biçimde uygulanması gereken kurallara göre yapmaktan kendini alıkoyamadığı yineleyici davranışlar ya da zihinsel eylemler olarak tanımlanan kompulsiyonlar ile belirli bir bozukluktur.

Çocukluk çağı OKB başlangıç yaşı 9-11 yaşdır.

Çocuklarda en sık görülen obsesyonlar: kirlenme obsesyonu, kuşku obsesyonu, simetri obsesyonu, dini obsesyonlar, istifçilik, cinsel/saldırgan obsesyonları,

En sık görülen kompulsiyonlar: temizlenme /yıkanma kompulsiyonu, sıralama/düzenleme kompulsiyonu, kontrol etme kompulsiyonu, tekrarlayan törensel davranışlardır.

OKB ye sıklıkla depresyon da eşlik eder.

OKB bilişsel ve davranışsal boyutları olan bir bozukluktur. OKB tedavisinde 1. Seçenek bilişsel davranışçı terapi (BDT), ve serotonin geri alım inhibitörleri (SSRI) kulanımıdır. Psikiyatrik hastalıkların tedavisindeki gelişmelere rağmen ilaç tedavisi ile OKB belirtilerinde düzelme %30-60 düzeyindedir.

Çocuklar, yetişkinlerin aksine hipnoza daha yatkındırlar. Canlı hayal güçleri ,telkin edilebilirliği arttırır, istenilen değişimin oluşmasını mümkün kılar.

OKB tedavisinde Hipnoz kullanımı ile kaygı düzeyinin azaltılması, olumsuz düşüncelerin düzene sokulması, özgüvenin arttırılarak sosyal hayata uyum konusunda motivasyonun arttırılması, hastalığının belirti şiddetinin azaltılması amaçlanmaktadır.

Dr.Dicle ULU

Ego Güçlendirme

Dr Dilek Türkoğlu

Ego güçlendirme, ilk kez John Hartland tarafından 60’li yıllarda ortaya atılmış bir kavramdır.  Hartland’a göre ortaya çıkan semptomları kaldırmak, sadece sonuç ile uğraşmaktır. Psikoterapide kimi zaman semptomlar savunmadır. Eğer semptomlar savunmada çok az yer tutuyorsa semptom kaldırma çabaları işlevsel olabilir ama çoğu zaman da bu sebeple çok belirgin sınırlılıkları vardır. Bu sebeple Hartland, ego güçlendirme yapılmadan semptom kaldırmaya  yönelik telkinlere çok az hastanın olumlu yanıtlar vereceğini söylemektedir.Hatta doğrudan semptom kaldırma çabalarının hastaya zarar verme ihtimali olduğunu belirtmiştir. (1)

Hartland’a göre radikal bir cerrahi yapmadan önce hastanın beslenmesini, elektrolit dengesini sağlamak ve böylece bağışıklığını güçlendirmek nasıl hayati öneme sahipse, ego güçlendirme de psikoterapide aynı öneme sahiptir.(2)  Bir anlamda egö güçlendirme,kişinin kendi baş etme becerilerinin gelişmesini ve dolayısı ile kişinin kendine güveninin artmasını ve iyilik halinin sürmesinin sağlamaktadır.  Ayrıca radikal cerrahilerde başka biri tarafından iyileştirilme kabul edilen  hatta beklenen bir tedavi yöntemi iken psikoterapide, kişinin kendi güçlerini harekete geçirmek yerine terapistin iyileştirici rol alması, işin doğası ile çelişkilidir. Çünkü kişinin pasif olarak iyileştirilmesi değil, kendi baş etme becerilerine ve etkinliğine güven duyması iyilik hissine ulaşmada ve iyiliği korumada anahtar rolü oynamaktadır. (3)

Bu sebeplerden dolayı , sunumda  ego güçlendirmenin önemine değinilmesi ve bir grup uygulaması yapılması planlanmaktadır.

 

1-John  Hartland (1965)  The value of “Ego -Strenghtening” procedures prior to  direct symptom removal  under hypnosis,   Am. J. Clin. Hypnosis Vol : 8 N:2 Oct. (89-93)

2- D. Corydon Hammond  (1990) Handbook of Hypnotic Suggestions and Metphors , First Edition, (109-153)

3-Marlat G. A,Gordon J.R (Edt) 1985 Relapse Prevention. New York: Guilford

HİPNOZ, MÜZİK VE YAZI: BİLİNÇDIŞINA AÇILAN KAPILAR

Ezgi YAZ

Klinik Psikolog

        

Farkında olunmayan yaşantıları, arzuları, istekleri, dürtüleri, güdüleri, anıları, bastırılanları içinde barındıran bilinçdışı; birtakım yöntemlerle açığa çıkarılıp bilinç alanına ulaşabilmektedir. Hipnoz, müzik ve yazı da bu yöntemlerdendir.

 Bazı durumlarada müzikal yaratıcılık, bir başka deyişle beste yapmak ve yaratıcılık ile yazmak, bir başka deyişle kurmaca nitelikte yazmak; bilinçdışı içeriği açığa çıkarmak, farklı bilinç durumlarına geçmek ve ruhu yapılandırmak gibi bazı işlevler bakımından hipnoz ile benzerlik gösterebilmektedir.

Bu çalışmada “Kişi beste yaparak ve yazarak  ruhunu ürettiği eserler doğrultusunda yapılandırır mı?” sorusu, Sâdık Hidayet’in Diri Gömülen adlı öyküsü, Metin Kaçan’ın Fındık Sekiz adlı romanı ve Romantik dönem bestecilerinden Robert Schumann ile Sergei Rahmaninoff’un bazı eserleri ve yaşamları bağlamında değerlendirilmeye çalışılacaktır.

Anahtar Sözcükler: Hipnoz, müzik, yazmak, yaratıcılık, bilinçdışı, Sâdık Hidayet, Metin Kaçan, Robert Schumann, Sergei Rahmaninoff