ÖZ BELİRLEME KURAMI

Öz Belirleme Kuramı 1970’li yıllarda Deci ve Ryan isimli iki psikolog tarafından geliştirilmiştir. Kuram kişinin ne olduğuna kara verebilmesi için neye ihtiyaç duyduğuna ilişkin bir kuramdır. Kuramın temel hedefi, sağlıklı ve etkili davranmamızı sağlayan doğal ve içsel eğilimlerimizi desteklemektir.

Öz Belirleme Kuramına ilişkin çalışmalar genellikle yetişkinle üzerinden ilerletilse de, kuram kolaylıkla çoocukların dünyasına uyarlanabilir niteliktedir. Öz-belirleme kuramı kişileri;

- Tutarlı bir benliğe sahip,

- Psikolojik gelişme eğilimi olan,

- Karşılaştığı problemleri çözme yönünde çaba gösteren,

- Aktif bireyler olarak görür. (Çankaya, 2009)

Benzer bir şekilde çocukların aktif, kendini geliştirme ve öğrenme eğiliminde olan, karşılaştığı problemlerle baş edebilmek için çözüm üretebilen bireyler olarak ele alan bir eğitim anlayışının bu kuramdan beslenebileceği birçok nokta vardır. Oldukça kapsamlı bir çalışma alanına sahip olan bu kuramın, çocuk gelişimi açısından bizi esas olarak ilgilendiren kısmı, alt kuramlarından biri olan TEMEL İHTİYAÇLAR KURAMI’dır.

Okulöncesi dönem (0-6 yaş) çocuğun benliğinin geliştiği ve bazı özelliklerin sonradan değişmesi zor bir biçimde yerleştiği bir dönemdir. Bu dönem, kişinin ileriki yaşantısında sağlıklı bir psikolojide olabilmesi için önemli bir temel oluşturur. Ne yazık ki Türkiye’de okulöncesi döneme gereken hassasiyet gösterilmemektedir. Deci ve Ryan’ın ortaya attığı Temel Psikolojik İhtiyaçlar kuramı, çocukların psikolojik iyi oluşları ve ileride psikolojik olarak sağlıklı yetişkinler olabilmeleri için nelere ihtiyaç duyduklarını ve bu ihtiyaçlarını gidermek için neler yapılması gerektiğine ilişkin ufuk açısı bilgiler sunar.

Peki nedir bu ihtiyaçlar?

Özerklik

Özerklik, çok temel anlamda özerklik bireyin kendi eylemlerini başlatabilmesi ve seçim yapabilmesi anlamına gelir. Özerk olabilen bir çocuğun davranışını belirleyen şey ödül ya da ceza gibi dışsal motivasyonlar değil; kendi ihtiyaçları, istekleri, ilgi ya da merakları, yani içsel motivasyonlarıdır.

Özerk bir çocuk bir şey yaparken ya da bir davranış sergilerken sürekli kendinden büyük bir yetişkinin onayını alma ihtiyacını hissetmez. Çocukların özerklik duygusu onlara kendi yaşamlarını dair küçük kararlar alma fırsatı tanıyarak geliştirilir. Çünkü, çocuk ancak özerkliğini destekleyen bir çevre içinde bunulursa özeklik duygusu gelişir. Özerklik duygusunu geliştirebilmek için çocuklara - doğru ya da yanlış - kararlar alması için şans tanımak gerekir. Çünkü yaşamında önemli kararlar alabilen bir yetişkin olabilmenin yolu, kendi hayatına dair küçük kararlar alabilen bir çocukluktan geçmektedir.

Çocuklara seçim, karar hakkı tanımamak ya da yaptıkları seçimleri görmezden gelmek, kuşku ile yaklaşmak kendilerine olan güvenlerini zedeleyebilir. Çocuk başarısız olma, yanlış yapma korkusu ile hiçbir şey yapmamayı tercih edebilir. Bu onu pasifleştirecektir. Kendine güvenini yitiren çocuklar sorumluluk almaktan kaçınabilir. Yani eğer çocuğunuz sorumluluk almaktan kaçınıyorsa ona yeterince özeklik tanımıyorsunuz demektir!

Yeterlilik

Yeterlilik çocuğun bir işi yapabilme becerisine ve gücüne sahip olduğunu hissetmesidir. Çocuklar ancak yaptıkları işin değerli olduğunu bilirlerse ve kendilerini yeterli ve başarılı hissedebilir. Çocuk ancak kendini yeterli hissederse özerk davranabilir. O gücü kendinde görürse günlük işlerini tek başına yapmaya karar verebilir.

Çocuğunuzun yeterlilik duygusunu geliştirmek için, onun işlerini çocuğunuzun yerine yapmayın. İşleri onlar için kolaylaştırmayın. Bunun yerine çocuğunuzun yaptığı işleri takdir edin; onu yüreklendirin. Bu onların kendilerine inanmalarını sağlayacaktıri

Çocuklar güçsüz ve yardıma ihtiyacı olan biri olarak ele alınırsa, yapabilme gücünü kendinde göremez. Örneğin öğretmen ona boyaması için bir resim veriyorsa, bu ona «Sen resim yapamıyorsun» mesajını verir. Kendini yetersiz, güçsüz hisseden çocuk  sorumluluk almaktan, bir işe koyulmaktan uzak duracaktır çünkü aldığı sorumluluğu yerine getirebileceğine ya da başladığı bir şeyi bitirebileceğine dair inancı yoktur. Buna “edinilmiş çaresizlik” denir.

Çocukların yeni şeyler öğrenmeye, denemeye devam edebilmesi için kendilerini yeterli hissetmeleri çok önemlidir. “Ben bunu zaten yapamam” duygusuyla hareket eden çocuk neyi, niçin denesin ki?

İlişkili Olma

Tüm çocuklar koşulsuz sevme ve sevilme ihtiyacı ile doğar. İçinde bulundukları çevre ile etkileşime geçme ve ona etki etme ihtiyacını hissederler. Çocukların sosyal ve duygusal gelişimleri için çevreleri ve çevrelerindeki insanlarla ilişki içinde bulunmaları önemlidir. Çocuklar çevreleri ile etkileşime girdikçe kendi benlikleri tanıyabilir, sınırlarını görebilir. Çocuklar ancak çevresiyle kurduğu ilişki ile hayatı tanır, o hayata etki ettiğinin farkına varabilir.

Okul öncesi eğitim de tam bu sebeple önemlidir. Çocuk akranları ile kurduğu ilişkilerde  sevmeyi, sevilmeyi, aidiyet duygusunu hisseder. Çocuk ancak bu ilişkilerle günlük hayata dair küçük sorunlarını çözmeyi öğrenir.Çocuk ancak sevildiğini hissettiği, güven duyduğu bir ortamda, duyduğu bu güvenle etrafını araştırmaya, yeni şeyler öğrenmeye başlar. Potansiyelini ancak bu koşullar içinde açığa çıkarabilir, geliştirebilir.

Bu nedenle okulöncesi dönemde çocukları koşulsuz sevildikleri, kabul gördükleri bir ortamda bulunmaları onların sağlıklı gelişmleri için olmazsa olmazdır.

Melek YEŞİLYURT