RAPOR

MATEMATİK ALANINDAKİ

BİLİMSEL ARAŞTIRMA VE GELİŞTİRME FAALİYETLERİNİN

BUGÜNKÜ (1982) DURUMU VE GELECEĞİ HAKKINDA

TÜBİTAK TBAG TARAFINDAN OLUŞTURULAN KOMİSYON

Başkan:            PROF.DR. M.GÜNDÜZ İKEDA

Raportör:         PROF.DR. TİMUR KARAÇAY

Üyeler:             PROF.DR. CAHİT ARF,
PROF.DR. ORHAN İÇEN,
PROF.DR. ERDOĞAN ŞUHUBİ,
PROF.DR. TOSUN TERZİOĞLU

A. Matematik Araştırmalarında Geçmişe bir Bakış

Türkiye’de matematik alanındaki araştırma ve geliştirme (A+G) faaliyetlerinin bugünkü durumunu saptayabilmek, sorunları teşhis edebilmek ve doğru hedefleri saptayarak yanıltıcı olmayan önlemleri alabilmek için, geçmişe dönmek ve hangi olguların hangi sonuçlara götürdüğünü incelemekte yarar vardır. Amacımız Türkiye Matematik tarihini incelemek olmadığı için, geçmişte yaşanan ve olumlu ya da olumsuz sonuçlar doğuran temel olguları sıralamakla yetineceğiz. Bunu yaparken, genel ilke olarak,  matematiği temel bilimlerin ayrılmaz bütünü içinde sayacak ve çoğunlukla o bütünü birden gözleyeceğiz.

Türkiye’de temel bilimlerin gelişmesi  ilk ve sağlam girişimler, genç Cumhuriyet’in ilk yıllarında, Atatürk’ün  önerisi  ile yapılan 1933 Üniversite Reformu ile başlar. Bu tarih matematik bilim dalında da  ciddi araştırma ve bilim adamı yetiştirme hareketlerinin  başladığı tarih sayılabilir. Daha önceki zamanlarda yetişen matematikçiler tesadüflerin  ya da kişisel zevklerin  ortaya çıkardığı birkaç isimdir. Bunların matematiğe katkıları da dağınık alanlarda, öncesi ve devamı sağlanamayan kişisel çabalar olarak kalmıştır. Örneğin, 1990-1914 yılları arasında Uluslararası Bibliyografyalarda adı geçen üç Türkiyeli matematikçi vardır. Bunlar Vidinli Tevfik Paşa, Salih Zeki ve Mehmet Nadir’dir. İstanbul’da  1910 yılında kurulan Darülfünun ve arkasından açılan Fen Fakültesi, temel bilimlerin sürekliliği olan bilimsel çalışmalara başlangıç sayılmalıdır. 1913 yılından sonra Fransa’dan, Almanya’dan ve Avusturya’dan iki yıllık süreler için profesörler çağırılırken; doktora öğrenimi için öğrenciler Avrupa’ya  gönderilmeye başlanmıştır. Bu hareketler sürekli ve sistemli bilim yapma ve bilim insanı yetiştirme dileğinin belirtileridir. Matematik alanında ilk doktorayı (mekanik) Kerim Erim  1919 yılında Enlangen Üniversiteinde yapmıştır.

Ancak Osmanlı  İmparatorluğunun çöküşüne ve Birinci Dünya Savaşına rastlayan bu girişimlerin devamı sağlanamamış ve meyveleri alınamamıştır. Bu kesinti Ulusal Kurtuluş Savaşının kazanılıp Cumhuriyet’in kuruluş aşamasının sonuçlandırılmasına kadar devam etmiştir. Kazanılan savaşın ve yaratılan yeni devletin şevk ve heyecanı, ulusun her alanda yeni atılımlara girmesi için vesile olmuş ve olağanüstü başarılar sağlayan deha Komutan ilim ve fende de  çağdaş düzeye ulaşmayı hedef olarak  1933 de Darülfünunu kapatarak İstanbul Üniversitesini açmıştır. Üniversitenin gerçek anlamda bilim yuvası olmasını; bilgiyi üretecek araştırma ve geliştirme  çalışmalarının yapılmasının istedi. Bu işlerin yapılması için, genç devletin  hiç de dolu olmayan hazinesini bilim için açmaktan çekinmedi. O günlerde Almanya’da Nazilerin Yahudilere karşı giriştiği baskı hareketleri, İstanbul Üniversitesinin gelişimini sağlayan bir etken olmuştur. Faşizmin baskısından kaçan değerli Yahudi bilim insanı (sayıları 36 olarak bilinmektedir) zamanın MEB tarafından Türkiye’ye davet edilmişler, yüksek ücretler ödenerek Üniversitede yetkiyle uzun yıllar çalıştırılmışlardır. Bunlar bir taraftan bilimsel araştırma geleneğini kurmuşlar, diğer yandan da genç bilim insanlarının yetişmelerine önemli katkılarda bulunmuşlardır. 1933 yılından sonra araştırmalar nitelik ve nicelik yönünden artarak ikinci Dünya savaşına kadar sürmüştür. Savaş yıllarında, zorunlu olarak,  bir yandan araştırmacılar askere çağrılmış böylece yeni yeni oluşmakta olan araştırma grupları dağılmış; öte yandan da savaş psikolojisi ve ekonomik  zorluklara ek olarak  dış ülkelerde beliren cazibe merkezleri yabancı bilim adamlarının Türkiye’den ayrılmalarına neden olmuştur. Bütün bu etmenlere karşın, 1933 reformuyla kurulan sağlam gelenekler savaş yıllarını da  aşarak uzun yıllar boyunca ayakta kalabilmiştir.

Bilimsel araştırmalarda heyecan ve istek, üst yönetimin ve giderek toplumun bu işe verdiği önem ve ağırlığa paralel gelişmektedir. Çok partili düzene geçildikten sonra, birçok alanda olduğu gibi, bilgi ve teknoloji üretme alanına üst yönetimin ve toplumun verdiği önem ve ağırlık değişmiştir. Bu olguya eklenen ekonomik zorluklar, bilimsel çalışmalardaki şevk ve heyecan ile birlikte kurulan bilimsel gelenekleri de yıkmıştır.

Bunun sonucu olarak, toplumun değişen değer yargıları,  en yetenekli gençlerin üniversiteye katılmasını ve araştırmacı olmalarını önlemiştir.  Eğitim- öğretim çalışmalarında,  her düzeyde yapılan  yanlışlar, uzun yıllar sonra ortaya çıkmakta ve telafisi olanaksız olmaktadır. Bugün (1982) karşı karşıya bulunduğumuz bilim insanı yetersizliği,  büyük ölçüde, o dönemdeki yıkıntıya bağlıdır.

1960 yılından sonra ülkenin kalkınmasının bilim ve teknolojide yaptığı aşamalara bağlı olduğu gerçeği yeniden algılanmıştır. Bunun gereği olarak, bilimsel çalışmalara yeni bir ruh kazandırılmak istenmiştir. Bir yandan Üniversiteye layık olduğu değer yeniden verilmeye çalışılırken, diğer yandan da TÜBİTAK kurulmuştur. TÜBİTAK’ın yetenekli gençleri burslarla destekleyerek bilim adamı yetiştirmek için giriştiği çabalar olumlu sonuçlar vermiştir. Bugün üniversitelerimizde ve araştırma kurumlarımızda çalışan ve bu yolla yetişen çok değerli  genç bilim insanları vardır. Ne yazıktır ki bugün TÜBİTAK kuruluş yıllarının dinamizmini kaybetmiş ve bürokratik bir kuruluş haline dönüşmüş görünmektedir.

Çok yetenekli gençleri temel bilimler alanına yönelterek, ülke düzeyinde bu alana olan talep azlığını gidermek amacıyla kurulan Fen Lisesi, ilk yıllarında kuruluş amacına uyan hizmetler vermiştir. Ancak, hızlı ekonomik ve sosyal yapı değişiklikleri, toplumun değer yargılarını yeniden değiştirmiştir. Bunun sonunda, 1970 yıllarından itibaren yetenekli gençlerin temel bilimlere ilgileri azalmış, cazibesi daha fazla olan meslek alanlarına yönelmişlerdir. Bunun doğal sonucu olarak, Fen Lisesi Üniversite Giriş Sınavlarına bir hazırlık okulu olmuştur.

B. Matematikte A+G Faaliyetlerinin Türkiye Bütünü İçindeki Yeri

Bilimsel ve teknik araştırmalarda matematiğin önemli rolünün Türkiye’de iyi algılandığını teslim etmek gerekir. Bu bilinçle, yalnız üniversitelerde  değil, bütün eğitim sistemi içinde matematik öğrenimi  geleneksel bir ağırlığa ve öneme sahip olmuştur.  Ancak, bu genel görünümden beklentinin aksine, matematik öğretim ve araştırma faaliyetlerinde  ortaya çıkan yetersizlikler, güdülen eğitim ve araştırma politikalarının isabetsizliğinden kaynaklanmıştır. Örneğin, son yıllarda açılan yeni üniversitelerin hemen  hepsinde plansız ve elemansız  olarak matematik bölümü açılmış; buralardan yeterli eğitim görmeden çok sayıda matematikçi  yetiştirilmiştir. Bunların çoğu ya işsizdir, ya da uzmanlık alanları dışında çalışmaktadırlar.

Araştırma alanında Türkiye bütünü ile geri kalmış bir ülke sayıldığına göre bu bütünün bir parçasını oluşturan matematik alanında da uluslararası normlara başvurulduğunda, geri kalmış olmamız doğaldır. Pür matematik ve uygulamalı matematik beraber düşünüldüğünde (uygulamalı matematikle genellikle mühendis ve fizikçiler gibi formel komple matematik eğitimi almamış araştırmacılar uğraşmaktadır) matematik araştırma alanının etkinliğinin Türkiye bütününde ortalamanın üstünde olduğu savunulabilir. Yurt dışında yankı uyandıran  çalışmaların ve uluslararası saygınlık kazanmış bilim insanlarının  sayısı bakımından önde gelen bir bilim alanı oluşturmaktadır. Ancak bu tanının yanıltıcı olduğunu hemen vurgulamakta yarar vardır. Aşağıda daha ayrıntılı olarak belirteceğimiz gibi matematik, özellikle pür matematik alanında araştırıcı sayısı çok az olup bir gruptan birkaç araştırıcının  ayrılması bir araştırma projesini çökertebilmektedir. Araştırıcı kesimin dayanağını ve kaynağının oluşturacak ülke çapında yaygınlaşmış bir alt düzeyde matematikçi kütlesi pratik olarak yoktur. Bu bakımdan araştırıcı matematikçilere tekillikler gözü ile bakmak yerinde olur kanısındayız.

C. Matematikte A+G Faaliyetlerinin Bugünkü (1982) Durumu

a) Araştırmacı insan gücü potansiyeli

Elimizde Türkiye’deki pür ve uygulamalı matematikçilerin tam sayısını verecek sağlam veriler yoktur. Komisyonumuz doğru sayılara ulaşacak bilgi kaynaklarına ulaşabilmek için gerekli zaman ve fırsata sahip olmadığından mevcut bilgi ve  kaynaklardan yaptığı derleme ile yetinmiştir. Aşağıda verilen bu  sayısal verilerin hatalı, ama oldukça yaklaşık veriler olduğunu kabul edilmelidir. Zaten burada mutlak sayıları vermekten çok, bu sayılardan çıkan oranları bir durum saptaması için baz olarak alacağız.

Eldeki bilgi ve kaynaklardan yapılan tespitlere göre, ülkemizde doktora derecesine sahip 200’ün üzerinde matematikçi vardır. Ancak bunlar arasında araştırmacı olarak nitelenebileceklerin  sayısı pür matematikte 50, uygulamalı matematikte ise 70 civarındadır. Bu araştırmacıların konulara göre dağılımı aşağıdaki gibi düşünülebilir.

PÜR (TEORİK)  MATEMATİK

İstanbul Üniversitesi :

Sayılar Kuramı (Transandanlık problemi)    .............................................  4

Grup Temsilleri                                         .............................................  2

İstanbul Teknik Üniversitesi :

Diferansiyel Geometri       ...................................................................... 4

Fonksiyonlar Kuramı          ..................................................................... 1

Ankara Üniversitesi :

Diferansiyel Geometri     ........................................................................  1

Orta Doğu Teknik Üniversitesi :

Fonksiyonel Analiz              .................................................................... 12

Cebir ve Sayılar Kuramı     .....................................................................  6

Topoloji                             ...................................................................... 4

Diferansiyel Denklemler    ....................................................................... 2

Bu üniversitede Fonksiyonel Analiz-Diferansiyel Denklemler-Topoloji çevrimi bir ölçüde başarılmıştır.

Hacettepe Üniversitesi :

Fonksiyonel Analiz           ....................................................................   1

Cebir ve Sayılar Kuramı     ...................................................................   3

Karadeniz Teknik Üniversitesi :

Fonksiyonel Analiz         ........................................................................  1

Cebirsel  Geometri (Otomorf fonksiyonlar)           ..................................  2

Grup Temsilleri                                     .................................................  2

Sayılar Kuramı     ..................................................................................  1

Atatürk Üniversitesi :

Bir boyutlu Topoloji         ......................................................................  1

Boğaziçi Üniversitesi :

Sonlu Gruplar           ............................................................................  1

Fonksiyonlar Kuramı    .........................................................................  1

Çukurova Üniversitesi :

Topoloji  ..............................................................................................  1

Cebir      ..............................................................................................  1

UYGULAMALI  MATEMATİK

İstanbul Üniversitesi :    

Teorik Fizik         .................................................................................   2

İstanbul Teknik Üniversitesi :

Mekanik      ......................................................................................... 15

Elektromanyetik Teori     ......................................................................  4

Sistem Bilimi     ....................................................................................  6

Teorik Fizik    .......................................................................................  2

Orta Doğu Teknik Üniversitesi :

Teorik Fizik      .....................................................................................  6

Mekanik  .............................................................................................  8

Sistem Bilimi  ......................................................................................  2

Sayısal Analiz     ..................................................................................  3

Karadeniz Teknik Üniversitesi :

Mekanik   ............................................................................................  1

Çukurova Üniversitesi :

Mekanik       ........................................................................................  1



Marmara Araştırma Enstitüsü :

Sistem Bilimi         ................................................................................  3

Mekanik      .........................................................................................  2

Teorik Fizik     ......................................................................................  2

Boğaziçi Üniversitesi :

Teorik Fizik      ....................................................................................  10

Sistem Bilimi      ..................................................................................  2

Mekanik    ...........................................................................................  2


Bu tablo düzenlenirken teorik fizik uygulamalı matematik kapsamına alınmış, istatistik ve sayısal analizle uğraşanların çoğu konunun matematik yapısı ile ilgilenmedikleri için kapsam dışı bırakılmıştır.

Tablolar incelendiğinde pür matematikte fonksiyonel analiz, fonksiyonlar kuramı, sayılar kuramında bazı yoğunlaşmalar gözlenmektedir. Bununla beraber bu konularda  da araştırma grupları pratik olarak yoktur. Ancak ODTÜ genel görünümün oldukça dışında bir yapıya sahip gibi görünmektedir. Burada ülke ölçüsüne göre önemli sayıda  matematikçi kütlesi hemen hemen kritik değerlere ulaşmış izlenimini vermektedir. Burada oldukça güçlü ve iç etkileşimli iki grup oluşmuş olup, bölüm içindeki gruplar arasında ilişkiler kurulmuş, hatta başka öğretim kurumları ile etkileşim gündeme gelmiştir. ODTÜ dışında İstanbul Üniversitesinde bir ölçüde gruplaşma söz konusudur. Pür matematikçiler arasında gevşek bile olsa kimi ilişkiler yaratabilmek için rahmetli Prof.Dr. N.Terzioğlu’nun kişisel girişimi ile Matematik Derneği Silivri’deki Matematik Enstitüsünde bir kaç toplantı düzenlemiş, ancak sonradan bunları sürdürmek mümkün  olamamıştır.

Uygulamalı matematikçi sayılabilecek araştırıcılar başlıca mekanik ve teorik  fizik bilim dallarında toplanmışlardır. Bu konularda güçlü  olmasa bile bazı grupların oluştukları gözlenmektedir. Son yıllarda  bu konularda  düzenli bilimsel toplantılar da yapılabilmiştir. Mekanik,  İstanbul Teknik Üniversitesi ile ODTÜ’de; teorik fizik ise Boğaziçi Üniversitesi ile yine Orta Doğu Teknik Üniversitesinde yoğunlaşmış görünmektedir. Ancak bu kurumlardaki araştırıcılar arasındaki işbirliği oldukça zayıf olup araştırma grupları tabloda görülen sayıların akla getirdiğinden  daha düşüktür.

b)  Araç-Gereç Mevcudu

Matematikte  A+G çalışmaları için gerekli olan araç-gereç kitaplar ve dergilerdir. Maalesef üniversite ve araştırma kurumlarının büyük kısmında kütüphaneler ya yetersizdir ya da hiç yoktur. Son yıllarda beliren döviz darlığı, birkaç üniversiteye getirilebilen bazı bilimsel dergilerin kesintiye uğraması sonucunu yaratmıştır. Bilimsel dergilerin tamamının hiç değilse belli bir veya birkaç merkeze alınması sağlanarak, araştırıcıların hizmetine sunulması yolları hızla aranmalıdır.

c)  Kullanılan Mali Kaynaklar

Matematikte  A+G faaliyetlerine ayrılan pay, bütün bilimsel araştırmalar içinde en azıdır. Bu pay, yalnızca kadrolu öğretim elemanlarının ücretleri ile,  çok sınırlı olarak, yurtdışı bilimsel  çalışmalara katılma giderlerinden ibarettir. Etkin ve yaygın bilimsel toplantı ve faaliyetler için kaynak ayrılması şüphesiz olumlu sonuçlar yaratacaktır.

d)  Organizasyon Yapısı

Matematikte A+G faaliyetleri başlangıcından beri üniversitelerin matematik bölümlerinde oluşan küçük gruplar ya da bu bölümlerdeki bireylerle yürütülmüştür. Uzun zamanlar bilim insanı yetiştirme işi, matematik bölümlerinde usta-çırak usulü ile yapılmıştır. Ancak, ODTÜ’nün kuruluşu ile bu gelenek değişmeye yüz tutmuş, usta-çırak usulünün yerine sistemli doktora eğitim-öğretim programları başlatılmıştır. Hacettepe ve Boğaziçi Üniversiteleri de  dinamik biçimde bu eyleme girince, Türkiye’de bilim insanı yetiştirme işi, genellikle, sistemli doktora öğretim programları vasıtasıyla yapılır olmuştur. Bu olgu yanında, TÜBİTAK tarafından desteklenen üç matematik araştırma ünitesi, araştırmacıların kısmen bir araya gelerek bazı dallarda araştırma odakları oluşturabilmelerini sağlamıştır. Ülke matematik hayatında çok olumlu sonuçlar doğuracak olan bu girişimler, maalesef kuvvetli motivasyon yokluğu nedeni ile sürekli kılınamamış, birleşen güçler dağılmıştır.

Şu andaki organizasyon yapısı ne doktora eğitimi için ne de araştırma güçlerinin bir araya toplamak için uygun görülmektedir. Oysa mevcut güçleri birleştirici bir yapı kurulabilirse, üstün düzeyde bir doktora eğitimi yapılabilir ve yeterli araştırma odakları oluşturulabilir. Bu konu, öneriler bölümünde yeniden ele alınacaktır.

e)  Matematikte Yapılan Araştırmaların Yaklaşık Sayısı

Matematikte yapılan araştırmaların kesin sayısını ve bunların özgünlük değerlerini saptamak mümkün olamamıştır. Yurt içinde yapılan çok sayıda yayın arasında kuşkusuz özgün ve değerli olanları vardır. Ancak, komisyonumuz değerlendirmesine  sağlam bir baz alabilmek için yalnızca yurtdışındaki yayınları iki ayrı ölçüte tabi tutmayı uygun görmüştür.

i) Son beş yılda yurtdışındaki bilimsel dergilerde ülkemiz matematikçilerinin yaptığı yayın sayısı yaklaşık 50dir.

ii) Çeşitli üniversitelerden seçilen 12 matematikçinin eserlerine, başka araştırmacılar tarafından son beş yılda toplam 187 defa kaynak gösterilmiştir. Bu 12 ad arasında 9 tanesine hiç kaynak gösterilmemiş, ama, bir diğerine toplam 92 kez kaynak gösterilmiştir. Bu sonuçlar ilk beş kişinin araştırmalarında güncel konularla uğraşmadığı, dış temaslar yapmadığı anlamına yorumlanırken, sonuncu kişinin ise güncel bir konu ile uğraştığı anlamına yorumlanabilir. Türkiye’de hiç güncel olmayan çalışmalardan çok güncel çalışmalara kadar değişik kesitlerde araştırma yapıldığı görülmektedir. Bunun yanında,  en çok kaynak gösterilen bir araştırmacının bir üniversitede değilde, TÜBİTAK Gebze Araştırma Enstitüsünde çalışıyor oluşu dikkat çekicidir. Buradan, eğitim-öğretim yükü olmadan  kendisini tamamen araştırmaya verebilen yetenekli kişilerin daha çok başarı sağladığı sonucu da çıkarılabilir.

D. BAZI ÜLKELERLE KARŞILAŞTIRMALAR

Başka ülkelerle karşılaştırmalar yapabilmek için elimizde hemen hemen hiçbir veri yoktur. Ancak, genel olarak dünya matematiğine öncülük eden Fransa ile hiçbir biçimde boy ölçüşme olanağı olmadığı kesindir.

Nüfuslarına oranla A+G faaliyetlerinde bulunan bilim insanı ve mühendis sayıları hemen hemen eşit olan İspanya ile Türkiye’nin  matematik alanındaki A+G faaliyetlerinde eşit olduğu düşünülebilir. Ama her iki ülke için ayrıntılı veriler mevcut olmadığı için  kesin bir şey söylenemez.

E. SORUNLAR, HEDEFLER ve ÖNERİLER

Matematik alanı ülkemizdeki bütün araştırma alanlarındaki sorunlardan payını almakta, ayrıca bu alana özgü büyük boyutta bazı sorunlar da gözlemlenmektedir. Sorunların incelenmesine  ve çözümlenmesine bilimsel yaklaşım alışkanlığı henüz oluşmamış, bilimsel yöntemleri uygulamaya ancak son 50 yılda başlamış, bu konulara eğinilinmesi bir politika olarak benimsenmemiş, bilimsel değer yargıları ve pozitif bilimlere saygısı oluşmamış bir toplumda bireylerin araştırma alanını seçmesi olasılığının düşük olması doğaldır. Araştırma alanını seçen genç insanların yeterli bir refah düzeyine erişememeleri ya da çok geç erişmeleri yeteneği olmasına karşın pek çok genci başka yönlere iteklemektedir. Son çıkan Yüksek Öğretim Yasası ise genç araştırıcı kesimin gelecek güvencesini  ortadan kaldırdığı için sorunların daha da büyük boyutlara ulaşması beklenmelidir. Matematik alanı araştırıcılık için gençlere daha da az çekici gelmektedir. Herşeyden önce matematik eğitimi  orta öğretimde çok yanlış bir yola girmiş gibi görünmektedir. Uygulanan modern matematik programı beklenenin aksine ezberci, bir takım kuralları belleyen bir öğrenci kütlesi yetiştirmektedir. Öğrenci matematik  düşünüşü kazanamamaktadır. Sorun, esasta programdan ziyade öğretici kadrodan kaynaklanmaktadır. Matematiği sadece bir üniversite eğitimi yapabilmek için seçme zorunda kalmış, sonunda da zoraki matematik öğretmeni olmuş kişilerin modern matematiği kavramsal düzeyde öğrenciye benimsetebilmesi herhalde pek mümkün olamayacaktır. Bu yönden öğrenciye düşünce eksersizi sağlayan, örneğin, sentetik geometri gibi klasik matematik konularının yeniden programa girmesi, hiç olmazsa bunların seçmeli ders olarak yetenekli  öğrencilere okutulması yararlı olabilir. Matematik eğitimi çoğu üniversitelerde  de yeterli bir düzeyde yapılamamaktadır. Yürürlüğe giren Yüksek Öğretim Yasası, tahmin edildiği gibi, kısa bir sürede üniversiteleri meslek okullarına dönüştürdüğü takdirde temel bilimlerin, dolayısı ile matematiğin gelişmesi büsbütün olanaksız olur, nispeten gelişmiş sayılabilecek olanlar da hızla nitelik değiştirmeye başlayabilirler.

Matematik alanında hedef kanımızca takım çalışması yapılan araştırma gruplarının oluşturulması ve bu gruplar arasında etkileşimin  sağlanması olmalıdır. Bu hedefe ulaşabilmek için matematikçi sayısını artırmak, bunun içinde yetenekli gençleri  matematik alanına  çekmek tabii ki zorunludur. Ancak bu sayı artımını  istatistik anlamda almak, sadece önceden saptanmış sayılara ulaşmayı amaçlamak son derece  hatalı sonuçlara yol açabilir. Araştırıcı sayısının artması ya toplumun evrimi ile ya da uygulama gücü büyük, yaptırım mekanizmaları ile donatılmış bir merkezi planlamanın varlığı ile mümkün olabilir. Demokratik bir düzende ikinci durum söz konusu olamayacağından araştırıcı sayısını belli bir değere ulaştırma çabaları sahte araştırıcılar üretmekle sonuçlanabilir. Bu da ülkenin bilimsel yaşamında onarılmaz yaralara yol açabilir.

Hedefleri saptarken başlangıçta tesadüfen oluşmuş ya da oluşacak potansiyel birikimlerine ağırlıklar kaydırılmalıdır. Zamanla bunların gelişmesi, uygulamadan gelen veriler yeni hedefleri saptamada yardımcı olabilir. Ancak kesinlikle vurgulamak isteriz ki hedefler yol gösterici veya özendirici olmalı, asla zorlayıcı olmamalıdır. Araştırıcı araştırmak istediği konuyu yetenek ve eğilimlerine göre özgürce seçebilmelidir.

Ülkemizin teknolojiyi kullanma aşamasından bir ölçüde teknoloji üretme aşamasına geçmesi isteniyorsa işe temel bilimlerde güçlü ve yaygın bir araştırıcı kadrosu oluşturmakla başlamasının gerekli olduğu kanısındayız. Batı dünyasının bilimsel gelişimine uzak kalmış, bilimsel yaklaşımları ancak bu yüzyılın başında benimsemiş, bugün ise en ileri düzeyde teknolojik  gelişmeleri yaratabilme aşamasına erişmiş toplumların bu yolu izlemiş olduğu gözlemlenmektedir. Bilgiyi kullanmada yeterlilik kazanmış ve kendisi bilgi üretebilen  araştırıcılar ekonomik ya da başka etkenlerin öncelikler koyduğu teknolojik problemlerin  çözümü için kolayca yönlendirilebilirler.

Araştırıcı kitlesini  oluşturmak için gerekli önlem doğaldır ki araştırıcılık mesleğini çekici yaparak yetenekli gençleri mesleğe yöneltmektir. Bunun için araştırıcıların  yaşam düzeyini  yükseltmek ve iyi bir üniversitede eğitim görmelerini sağlamak gerekir. Bunun için açıktır ki araştırma harcamalarının gayri safi milli hasıladaki payını yükseltmek zorunludur. Araştırma geleneği oluşmuş, araştırıcılığın saygınlık kazandığı toplumlarda fonları kaydırmakla istenen sonuçlar kısa bir sürede elde edilebilmektedir. Örneğin ABD’de 1956 yılında matematikte 5000 lisans, 1000 lisansüstü ve 250 doktora derecesi verilmişti. Bir yıl sonra uzay çağının açılması, ABD’nin uzay yarışında öncülüğü kapması politikasının benimsenmesi sonucu yapılan kaynak aktarmaları 1970 de bu sayıları sırası ile 27000, 5500 ve 1250 değerlerine ulaştırabilmişti. 1970 te üniversiteye girenlerin %4.5 kadarı matematikçi olmayı planlıyordu. 1980 de ise değişen ağırlıklar ve politikalar ile bu sayı %1’in altına bulunmaktadır. Görülüyor ki  böyle ülkelerde araştırıcı pazarını etkin bir şekilde kontrol olanakları oluşmuş bulunmaktadır. Ülkemizde fonları kaydırmakla gerçek araştırıcı sayısında  önemli artışlar hemen ortaya çıkmaz. Araştırıcılığın bir meslek olarak toplumca benimsenmesi zaman ister. Uzun yıllar kaynak aktarmaları yapmak  yöneticilerde büyük sabır, iyi niyet ve de bu işin önemine kesin inanç gerektirir. Kanımızca ileriye dönük planların gerçekleşmesinde  bu husus  önemli bir sorun oluşturacaktır.

Araştırıcıların içinden çekileceği kütleyi oluşturmak için temel bilimler, özellikle matematik, alanındaki eğitim düzeyinin de hızla yükseltilmesi gerekmektedir. Araştırıcılık çekici yapılıp yetenekli  gençler temel bilim alanlarında eğitim görmeye başladıklarında  bunları iyi eğitmek için üniversite  öğretim kadrolarının da oluşması zorunludur. Bu kadroların bir kısmı yurtdışında eğitimle oluşturulabilir. Bazı dallarda bu zorunlu da olabilir. Ancak uygun bir örgütlenme  ile bu kadroları yurt içinde de yetiştirmek  mümkün görünmektedir. Bu konuda önerimiz bir an önce  bir Temel Bilimler Enstitüsünün  kurulması ve burada yalnız araştırma ile doktora düzeyinde eğitim yapılmasıdır. Yukarıdan  açıkça görüldüğü gibi üniversitelerimizin bir dereceye kadar  bilimsel  kişiliğe sahip öğretim üyelerinin  sayısal yetersizliği böyle bir projenin  gerçekleşmesini güçleştirecektir. Bu sakıncayı şu şekilde önlemek belki de kabildir. Kurulmasını düşünebileceğimiz Temel Bilimler Enstitüsünde  sürekli olarak görevlendirilecek bilim insanları sayısının enstitü faaliyetlerinin sürekliliğini ve planlamasını sağlayacak ölçüde sınırlı kalması  ve enstitüde ki çalışmaların programlarına bağlı olarak üniversitelerden belli sürelerle  sınırlı kalmak koşulu ile geçici statüde  bilim insanları davet edilmesi uygun olabilir. Ayrıca yurtdışından  bilim insanlarını da yine aynı statü içinde enstitüde çalıştırmak  yararlı olabilir. Ciddi ve sağlıklı bir yarışmayı teşvik edici bir araştırma havası içinde  yetişip doktoralarını kazanan gençlerin  gittikleri üniversitelerde de aynı alışkanlıklarını devam ettirmeleri, kendilerinin  mali endişelerden  kurtaracak ve en önemlisi çalışma huzurunu sağlayacak önlemler alınabildiği takdirde mümkün olabilecektir.

Bilimsel araştırmaların doğallıkla, bu arada matematik araştırmalarının hiyerarşi ve kendi dışından güdüme tahammülü yoktur. Buna karşı bilimsel araştırmalar, özellikle matematik araştırmalar bir çeşit yarışma havasıyla kamçılanabilir. Bu açıdan bakıldığında araştırıcıların  ana kaynağını  oluşturan üniversiteleri yöneten mevcut üniversiteler yasası bu şekliyle  yürürlükte kaldığı takdirde  alınacak önlemlerin artma değilde azalma göstereceğini ileri sürmek kehanet sayılmamalıdır. Araştırıcıların eğilimlerine göre çalışmak istedikleri konuları ve uygun gösterecekleri grupları, olanakları çerçevesinde seçim hakkına sahip olmaları gereklidir ve araştırıcıdan istenen verim büyük ölçüde  ancak böyle sağlanabilir. Bu bakımdan en gelişmiş üniversitelerde bile pek az sayıdaki araştırma gruplarının çok küçük boyutta olduklarını belirtmek isteriz. Araştırıcının az gelişmiş üniversitelerin öğretim yükünü sırtlanmak için uyum gösterdiği çevreden koparılması, hatta bunun bir yurtseverlik ölçütü olarak alınması son derece zararlı sonuçlara yol açacak ve araştırma alışkanlıklarının ve atmosferinin oluşmasını uzun süre erteleyebilecektir. Tabii ki  yeni açılmış üniversitelere öğretim kadroları sağlamak gereklidir. Ve bunun için çeşitli önlemler, özellikle özendirici önlemler düşünülebilir.  Ancak konumuz araştırma  olduğu için bunlara  burada değinme gereği  görülmemiştir. Büyük Atatürk’ün dediği gibi “hayatta en hakiki mürşid ilimdir, fendir”. Ancak alimsiz ilim yapılamayacağını gerçeğinin de bir an önce kabul edilmesi gerekir.

Kaynak: Bu tarihi belge Prof.Dr. Şafak Alpay’ın arşivinden alınmıştır.