David Lynch’in Kaybolduğu Otoban

David Lynch’in Inland Empire’ini alti ay once sinemada izleme firsati buldum. Hayatimda ilk defa bir Lynch filmi izledikten sonra bekledigim tadi alamadan da sinemadan ayrildim. Bugun de elime DVD’si gecti ve yeniden izledikten sonra film hakkinda maalesef alti ay oncekinden farkli dusunmuyorum. Burada yazdiklarim filmin kurgusuna, oyunculuguna ya da icerigine dair olmayacak. Daha cok alternatif yikici bir sanat basligi altinda Lynchvari film mantalitesinin nasil bir pozisyonda olabilecegine dair ufak bir fikir yurutme amacini tasiyor bu yazi. Yapacagim elestirilerden yanlis anlasilmasin; Anglosakson film dunyasinda son yillarda filmlerini begenerek izledigim iki isim saymak zorunda kalsaydim, bunlarin ikisi de David olurdu; biri Cronenberg’se, digeri Lynch.

Anglosakson kulturunun temelindeki pozivitizm, cocuklugumuzdan bu yana icimize isletildiginden, herhangi bir metinle ya da eserle karsilastigildiginda, “rasyonel” onermeler karsimiza cikmayinca en fazla duydugum sikayetlerdendir : Anlamamak. Lacan’in seminerlerinden birinde dedigi gibi: “Anlama, sadece oku. Okuma eylemi zorunlu olarak beraberinde anlamayi gerektirmez.” Lynch filmleri de boyle okunmalidir zaten. Nasil Kafka icinden sifreler cikarmaya calismakla okundugunda tum tilsimini yitiriyorsa, David Lynch filmlerindeki “deger” de anlamaya calismakla anlasilamaz; oyle alip parcalari birlestireyim sonra buradan kafamda bir butunluk yaratayim derdiyle filmden de hicbir lezzet alinmaz. Eraserhead’i, Lost Highway’i ya da Mulholland Drive’i izledikten sonra anlamdan ziyade filmin kendi varligiyla carpilirsiniz; sizde yarattigi etkidir filmi bir Lynch filmi yapan (ya da genele gidelim her filmi ya da daha da genele gidelim her sanat eserini kaliteli kilan).


Bahsettigim pozitivist sabirsizlik kendi algilayamadigini sacma diye etiketlemekten de kacinmaz. Aslinda bu durusun anlayisizligi, kendi varsayimlarindaki problemi de ele verir. Sanki oznenin karsisindaki nesne “direkt” gorulebilirmis, sanki nesne kendi icinde tutarli bir butunlukle varmis gibi, nesneden elde ettigim verilerden dogru bir bilgiye erisebilirmisim gibi. Sanki “milliyetci”nin milliyetcilik tanimlarindan milliyetcilik’i tanimlayabilirmisim gibi. Sanki iktisadin, sanki dinin, sanki medyanin bana gonderdigi verilerden yapilacak mantiksal bir akil yurutme bana onlarin durusu hakkinda yeterli bir bilgi edinmeme yetecekmis gibi.


Psikanalizi ya da Marksizmi burjuva pozitivist mantaliteden ayiran, oznenin nesneye bakmasindan ziyade bakis atilan nesnenin de ozneye bakmasi; benim bakisimin bu gecisliligi kapsadigini hesaba katisidir. Pencereden bakarken, oznenin durusunun gordugu manzara, disari hakkinda dogru bilgi edinmeye yetmez cunku bakarken bir “cerceve”den baktigini hesaba katmaz. Pencereye olan durusumu degistirsem ve buna bagli olarak manzara farkli gozukse de, sadece farkli manzaralari karsilastirmak (postmodernist ideolojik tutum) suretiyle is gormek de en az liberal rasyonalist zihniyet kadar cercevenin kendisini (Lacanci cebirde Gercek’i) ihmal eder.


Bana gore bu anlamda yikici sanat, tam da “farkli manzaralari nasil iletistirebileyim ki bunun ucu cerceveye dokunabilsin” sorunsalini kendine dert edinebilmekle baslar. Ozne ancak boylesi bir tecrubeden gecme sansina haiz oldugunda, cerceveyi de egip bukebilme sansi dogar. Boylesi yikimla birlikte cercevenin kendinde degisiklik saglayacak bir ozne-nesne etkilesimi olacagindan, oznenin artik nesne’ye olan bakisi da degis(tiril)mistir.

Her neyse, yazinin temel amaci Inland Empire’in boylesi Lynchvari bir yikicilik barindirmadigina dair karalamakti. Sonucta Eraserhead’den itibaren, Lynch’in yurudugu yolun basarisiz duragi oldu bu son film. Bahsettigim parcalari sonsuz kucuk mekanlara sikistirip, onlari izleyiciye yigmanin yarattigi guzelligin bir limit vardi, tam da bu anlamda film bu limite denk dusuyor bence. Oyle ki Inland Empire’i izledikten sonra cok sevdigim Lost Highway’in ya da Mulholland Drive’in bile sonuc itibariyle cikmayacak bir yolun kilometre taslari oldugunu dusundurdu bu film bana. (Marx bosuna “maymunun anatomisi insana bakarak anlasilabilir” dememis.) Yukarida saydigim uc filmdeki boylesi bir parcaliligi merkeze koymaktan kacinan mesela bir Blue Velvet’in cok daha guclu bir yapiyi ve temeli bunyesinde barindirdigini dahi dusunmeye basladim son gunlerde.


Aslinda tum estetik harikasi ve dahiyane orjinal kurgusunu bir yana birakirsak Lost Highway’in ya da Mulholland Drive’in problemi belki de genel izleyicinin dusundugunun tam aksine fazlaca anlasilabilir olmalariydi. Ancak Lynch’in son filmiyle bu potansiyel problemin farkina varabilmek de benim acimdan isin ilginc tarafi. Filmleri dikkatli izleyen biri, aralarindaki olaylarla ilgili kolayca bir psikanalitik senaryo cikarabilir, direkt semalastirabilir. Filmlerdeki bariz kastrasyonlar (LH’de Fred’in iktidarsizligi, MH’da kaza sahnesi), gelecekte ne olacaginin aslinda bize simdiden bildirilmesi, yani Freudian bilincdisinin evveli-sonrasi-olmazligina yapilan gondermeler (LH’de Dick Laurent’in olduruldugune dair mesajin cok onceleri verilisi ya da Gizemli Adam’in Fred’in evini telefonla aradigi sahne, MH’da Naomi Watts’in oynadigi kadinin filmin sonundaki kendi olumuyle onceden yuzlesmesi), Moebius Seridi’ni takip eden kirilmalar (LH’de Fred’in genc birine Pete’ye, karisinin baska bir kadina donusumu; MD’da bas kadin karakterlerin hayatlarinin yer degisimi) ve sonuc olarak fantazinin katedilmesi olarak her iki filmde, birinde intihar birinde Buyuk Oteki’ye karsi islenen cinayet olarak ölüm. Bence filmlerin temel sorunsali, kisaca ornegini verdigim sematik yapiyi asamamalarindan kaynaklaniyor. Inland Empire ise, bu sozde-psikanalitik semayi tum filme yedirmek suretiyle bu sefer gercekten anlasilmaya meyil vermemek ve asmaya cabalamak yonunde bir girisim olarak okuyabiliriz. Lynch’in kendini asabilmek icin yaptigi tum bu kastrasyon-kirilma-donusme-fantaziyi katetme adimlarinin filme cok daha fazla, sonsuz kez serpistirilerek biri Polonya’da digeri ise Hollywood’da gecen iki hikaye arasinda (bu yonuyle ister istemez izleyiciye Kieslowski’nin The Double Life of Veronica’sini hatirlatiyor) bir iletisim kurmak olmus, ama bence kas yapayim derken goz cikarilmis.


Filmi izledigime cok memnunum zira bendeki koordinatlari “yikici sanat hakkindaki fikirlerimi yikmak” yoluyla degistirmis oldu.


Tolga Esat Özkurt - 3 Ekim 2007