Biyografi
Yazarlarına Göre İbn Arabî
Doç.
Dr. Hüdaverdi Adam
İbn
Arabî, islâm dünyasında tesiri çok geniş
bir şufi, âlim ve düşünürdür.
Büyüklü küçüklü beş yüzün
(500) üzerinde eser vermiştir. Afîfî'nin de
belirttiği gibi(1) "İslâm
dünyasında imam, onun kadar tartışılan
ikinci bir kişi olmamıştır. Yüzyıllar
boyunca onun bir kafir ya da en büyük bir şeyh
(Şeyhu'l-Ekber) olduğu tartışılmıştır."
Bunun sebebi üzerinde duran Afîfî "Geçmişteki
İslâm âlimleri onun felsefesi ya da tasavvufunun ne
olduğu ile ilgilenmek yerine felsefî ve tasavvufi
fikirlerinin İslâm'ın nasslanna ne kadar uyduğu
veya uymadığı ile uğraşmışlardır.
Onu tarafsız bir gözle incelemek ve İslâm
Tarihinin ana çatısı içinde layık olduğu
yere oturtmak yerine, mü'min mi, kâfir mi olduğunu
kanıtlamaya daha fazla zaman harcamışlardır. "(2)
der. İbn Arabî hakkında fikir beyan eden âlimleri
üç ana kategoride toplayabiliriz:
1-İbn
Arabi'nin büyük bir âlim, mürşid ve velî
olduğunu kabul edenler.
2-İbn
Arabi'nin bazı sözlerini dînî ölçülere
zıt bularak onun fasık ya da dinden çıktığına
inananlar.
3-İbn
Arabî hakkında hüsn-ü zan eden, onun büyük
bir zat olduğunu kabul ettikleri halde kitaplarının
mütalâasını uygun görmeyenler.
Onu
tekfir etme noktasına varan taarruzun sebeplerini araştıran
Afîfî bu mevzuda "Muhtemelen
bunun en büyük nedeni, onun alışılmamış
ve kendine has üslubudur. Dilinin muğlaklığı
ve düşüncelerinin kompleks tabiatı onun
fikirlerinin, özellikle girift ifade tarzına alışık
olmayanlara son derece kapalı gelmesine sebep olur. O,
kelimelerden çok fikirlere ve mistik duygularının
tüm ayrıntılarına dikkat sarf eden bir yazardır.
Onun eserlerini kelimelere takılarak okuyanlar, onu yanlış
anlar ve haksız biçimde yargılarlar. Çoğunlukla
onu küfürle ve zındıklıkla ilham edenler,
bunlardır."(3) der. Her şeye rağmen bir gerçek
vardır ki o da şudur: "İnsanlar, onun teorilerini
kabul veya reddedebilirler; fakat verimlilik ve etki bakımından
onun İslâm tarihinde herhangi bir zamanda yetişmiş
en büyük Arapça konuşan sufî olduğu
olgusu, bakî kalacaktır. "(4)
Bundan dolayı İslâm dünyasında İbn
Arabi'nin önemi hem biyografik eserlerde kendisine ayrılan
yerden, hem de hayatı hakkında kaleme alınan ve hâlâ
Müslümanların ellerinde dolaşan pek çok
eserden rahatlıkla anlaşılabilir.
İbn
Arabî'ye karşı 'ulema' tarafından ortaya konan
tavır, Arapça yazılmış biyografik
kitaplarda rahatlıkla görülebilir. Biyografi
yazarlarının çoğu onun büyük bir âlim
olduğunu ve kendisine büyük kabiliyetlerin
bahşolunduğunu kabul eder.
Biyografik
eser sahiplerinden biri olan ve İbn Arabi'den 110 yıl sonra
vefat eden Şemsuddin ez-Zehebî (ö:748/1348| onun
hitabette ve fikirde belagat sahibi olduğuna işaret
ettikten sonra "Ona
iyi bir akıl ve hafıza bahşedilmişti. Tasavvuf
sahasında zirvedeydi. 'İrfan' hakkında pek çok
yazılı eser bırakmıştır. Nesirde ve
nazımda hayran bırakıcı ifadeleri vardır. "
demektedir.(5)
Pek
çok âlini tarafından ortaya konan bu tavra meşhur
hadis âlimi İbn Hacerel-Askalanî (ö:852/1448)
de iştirak eder. O da Zehebî gibi İbn Arabî ve
fikirlerine karşı iyi niyetlidir. O, İbn Arabî
hakkında "Ayıplanan
ve hakkında kötü düşünülenler
arasındaydı. Fakat Kur'an ve Sünnet hakkında iyi
bir bilgiye sahipti. Ayrıca diğer disiplinlere de katıldı.
Birçok âlimden hadis öğrendi.”(6)
der
Mısırlı
sufi ve fakîh İbn Ebi'l-Mansur (öi:6S2/i283) ise İbn
Arabi'ye olan hayranlığını "O
ikrisah edilen (kesbii bilgi ile Allah vergisi olan vehbî
bilgiyi birleştiren sufi akımın en büyük
âlimidir. Tevfıid {Allah'ın birliği) akidesi
onun ilmine, ahlakî prensiplerine ve manevî hayatına
tamamıyla hâkim olmuştu. O, kendisinin zahirî
varlığına hiç dikkat etmedi. Bundan dolayı
o, bazen kabul edilebilirken, bazen de tahammül edilemez
durumdaydı. "
diyerek belirtir.(7)
Onun
herhangi bir sistemden etkilenip etkilenmediği hususu da
biyografi yazarlarının ilgilendiği konular arasına
girmiştir. Bazıları onun "Zahirî"
olduğu kanaatini ileri sürerken, bazıları da bunu
reddetmişlir. Bunlardan biri olan İbn Musdî
(ö;663/l265) onun Zahiriye'den olduğunu ifade ederken,(8)
bazı biyografi yazarları ısrarla onun herhangi bir
geleneksel ekole bağlı olmadığını
belirtirler. Mesela: İbn İmad; onun bir müçtehid
olduğunu, eğer o müçtehid olarak kabul
edilmezse, yeryüzünde Allah'ın kullarından
hiçbirinin müçtehid olamayacağını
iddia eder.(9) Bu kanaaıte olan biyografi yazarları buna
delil olarak bizzat onun kendi ifadelerini gösterirler.(10)
İbn
Arabi'nin bir sufî olarak gösterdiği aktivite
biyografi yazarlarının özel ilgisine mazhar olmuştur,
îbn Arabî'ye, devrinin sufileri, o kadar büyük
teveccüh göstermişlerdir ki. kendi zamanlarının
Kuşeyrî'si mesabesinde olmak üzere, tasavvufı
eserlerin klasiklerinden sayılan Risaletü'l-Kuşeyrî'nin
müellifi Ebu'l-Kasım el-Kuşeyrî'ye (ö:
465/L072) îmaen ona "el-Kuşeyrî" unvanını
vermişlerdir.(11) İbnü'l-Medînî (veya
Medyenî) de aynı sitayişkar tavırla onun hakikat
ehlinin yolunu ilk tertip edenlerden biri olduğunu belirtir.(12)
Tasavvuf sahasındaki başarıları yanında onun
edebî kabiliyeti de önemle vurgulanmıştır.
Tarihçi İbn Neccar (ö: 643/1245) şahsen İbn
Arabi ile 608/121'de Bağdat'la görüşmüştür.
Bu sebeple sık sık kendisinden ve bazılarını
yazmaya karar verdiği Şeyh'in 'hoş sohbetlerinden' ve
'güzel dizelerinden' bahseder.(13) İbn Musdî'nin de
İbn Arabi'nin edebî kişiliği üzerinde
durduğu bilinmektedir.(14) İbnü'1-İmad ve
el-Mekkarî, onun şiir kabiliyetini Divan'ından pek
çok alıntı ile açıklamaya
çalışmışlardır.(15)
Biyografi
yazarlarının ifadelerine bakarak şöyle bir sonuca
gitmek mümkün görülebilir: Bilindiği gibi
İbn Arabi İslâm dünyasında tartışmalı
bir kimliğe sahiptir. Onlar, onun bu tartışmalı
yönünü daha çok bilinen anlam bütünlüğüne
ve daha az karmaşık bir çerçeveye oturtma
çabasındadırlar.
İbn
Arabi'nin kimliği hakkında birbirine oldukça zıt
görüşler ve kanaatler vardır. Onun 'en büyük
bir velî' ve 'şeyh' olmasından, 'zındık'
olmasına kadar hakkında hemen hemen her şey
söylenmiştir.
Biyografi
yazarları böylesine karışık ve kaygan bir
zeminde böylesine zor ve mes'uliyetli 'bir kesin hüküm'den
kaçınarak kanaatlerini daha çok onun kişiliğine
yöneltmek durumunda kalmışlardır. Böylece
onlar, İbn Arabî üzerindeki tartışmayı
bir düzlüğe çıkarabileceklerini ümit
etmişlerdir.
Çoğunlukla
bu yazarlar genelde onun öğretilerini kavrayacak durumda
değillerdir. Zira İbn Arabi'yi anlama ayrı bir emek ve
ihtisas gerektirir.(16) Bu bakımdan onlar onun fikirlerinden ya
da fikirleri hakkındaki hükümlerden çok onun
şahsına ve eserlerine yer vermişlerdir. Zaman zaman da
birtakım sözlerini ön plâna çıkararak
onları dine aykırı olarak yorumlamışlardır.
Bütün bunlardan dolayı İbn Arabî hakkında
biyografi yazarlarının kanaatlerinden yola çıkıldığı
zaman, hakkında bazen iyi, bazen de kötü bir kanaatin
oluştuğunu görmek hiç de garip
görünmeyecektir.(17)
Kaynaklar,
İbn Arabi'nin kendisine Anadolu Sultanı tarafından
hediye edilen 100.000 dirhem değerindeki evini, başka
hiçbir şeyi olmadığı halde, kendisinden
Allah rızası için bir şey isteyen dilenciye
bağışlaması yanında(18) onun bir cin île
evlenip ondan üç çocuk sahibi olduğu
meselesini de naklederler.(19) Onun cin ile evlenmesi meselesinin
kaynağı Şeyhülislâm İzzeddin b.
Abdusselâm'dır (ö: 660/1261).(20) Şeyhülislam
İzzeddin, İbn Arabî'ye karşı olanların
başında gelir, İbn Arabî için o,
'Şeyhu's-Sû' ve 'yalancı' gibi sıfatlar
kullanır.
|
İbn
Arabî'ye karşı 'ulema' tarafından ortaya
konan tavır, Arapça yazılmış
biyografik kitaplarda rahatlıkla görülebilir.
Biyografi yazarlarının çoğu onun büyük
bir âlîm olduğunu ve kendisine büyük
kabiliyetlerin bahşolunduğunu |
el-Kari
el-Bağdadî ve Abdulvahap eş-Şaranî gibi
açıkça İbn Arabi'yi müdafaa edenler
istisna edilecek olursa klasik biyografi yazarlarının
yazdıklarından edinilecek ilk intiba şaşkınlık
ve karmaşıklıktır. İşin ilginç
yanı, İbn Arabi'nin bizzat- kaleme aldığı
eserlerini okuyanlar için de durum aynıdır. Zira,
okuyucu İbn Arabî için kabul edilebilir gibi
görünen pek çok 'metafizik' ve 'teolojik',
anlaşılması zor ve çelişkili gibi görünen
fikirlerle karşı karşıya gelmektedir.
İbn
Arabi'nin ortaya koyduğu bu îzah ve ifade tarzı,
hakkında yazılmış olan biyografik eserlere de
yansımıştır. Mesela, meşrep ve metod olarak
çeşitli görüşlere sahip 'ulema' tarafından
onun yazdıklarından alıntılar yapılmış;
bunun tabiî bir sonucu olarak da onu tamamıyla reddeden ve
ona küfür isnad edeninden, onu büyük bir velî
ve şeyh olarak kabul edene kadar çok değişik
değerlendirmelere sahip insanlar ortaya çıkmıştır.
Fakat en lehte yargılarda bile, insan çoğu kez
anlamada zorluk çekmekte, bir sınıflandırma
yapamamaktadır. Mesela; Fusûs ve Fütûhat'taki
şüpheli, dinin ruhuna aykırı olarak telakki
edilen bütün bölümlerin İslâm'ın
bu en büyük direğinin gözden düşmesini
amaçlayan bazı zındıklarca orijinal metne
sokulmuş olabileceği zannına dayanarak, âdeta
özür dileyen bir havada görünen meşhur
Mısırlı sûfî Abdulvahhab el-Şaranî'yi
(ö: 573/1563) buna örnek göstermek mümkündür.(21)
Bununla
birlikte bir sonraki sayfada eş-Şaranî kendisini
tekzip edercesine İbn Arabî'ye ait tahrif edilmiş ve
dinin zahirine zıt ve aykırı olan metinlerin
baştanbaşa bütün İslâm uleması
tarafından dikkatle tetkik edilip yorumlandığını
iddia eder.(22)
İbn
Arabi'nin Sünnîliğini aynı nedenlerle tartışmaya
açan el-Safedî, Fütûhat'ın birinci
cildinde yer alan İbn Arabi'nin akidesini(23) okuduktan sonra,
İmam el-Eş'arî ve takipçilerinin görüşleriyle
İbn Arabi'nin görüşlerinin aynı olduğu
düşüncesine ulaşmıştır, Safedi'nin
ifade ettiği İbn Arabi'nin bu akidesi, muhakkikinin değil,
taklîd ve nazar erbabına has bir şeklidir.(24) Fakat
İbn Hacer'in talebesi ve İbn Arabî'ye karşı
acımasız bir fakîh olan İbnu'l-Ahdal'a
(ö.;855/l451) bakılırsa, böyle bir sonuca gitmek
o kadar kolay görünmemektedir.(25)
Alışılmış
İslâm geleneğinden farkını anlamak için
İbn Arabi'nin biyografisini yazanların ortaya attığı
pek çok açıklama vardır. Bu açıklamalar
nazar-ı dikkate alındığında önün
bu türden yorumlara gitmesi normal görünür. Bu
mevzuda çoğunluğun kabul ettiği bir açıklamaya
göre anlaşılmazlığın asıl sebebi,
genel olarak bütün sufîlerin, özel olarak ise
İbn Arabî'nin kullandığı terminolojidir,
İbn Arabî'ye taraftar, en azından müsamahakâr
bir çok âlim, onun simgelerle açıklanan
ifadelerinin Kur'ân ve Sünnetle bağdaştığını
kabul ederek, doğru bir izah ve açıklama ile var
olduğu zannedilen çelişkilerin ortadan kalkacağını
ileri sürmüşlerdir.(26) Avamdan olan okuyuculara, İbn
Arabi'nin açıklamalarını olduğu gibi kabul
etmeleri ve onu Allah'ın velîlerinden, sözleri
şaşırtıcı ama doğru biri olarak kabul
etmeleri tavsiye edilir. Çünkü, doğru
mânâlarını anlayamayanlar için bu tür
(simgeler ve remizlerle) ifadeler çok tehlikeli olabilir. Bu
yüzdendir ki Şeyh, avamın anlayamayarak zarar
görmelerinden endişe ederek, yazdıklarını
avamın okumasını men etmiştir.
Bu
çözüm şekli, yani İbn Arabi'yi ilahî
sırlara vukûfiyeti olan bir velî şeklinde
düşünme ve avamın onun eserlerini okumaktan men
edilmesi sonradan ilim ehli ve hatta sûfîler arasında
yaygınlaşmış ve başarıya da
ulaşmıştır.(27)
Bu
durum, tanınmış meşhur âlimlerden
Celaleddin es-Suyutî (öl: 911/1505) tarafından kaleme
alınan, Burhaneddin el-Bikâî'nin (öl: 875/1470)
"Tenbihu'l-Ğabî bi-Tekfir İbnu'l-Farid ve İbn
Arabî" isimli eserine karşı İbn
Arabi'yi savunan "Tenbi-hu'l-Gabî bi-Tebrieti İbn
Arabî" isimli eserde tafsilatıyla ele alınır.(28)
Suyütî'ye göre;
a)İbn
Arabi'nin yazdıklarında dine aykırı ifadelerin
bulunduğu asla ve kat'a ispatlanamaz.
b)Şayet
bu türden ifadelerin mantıklı bir açıklaması
mümkün olmuyorsa o zaman bu iş 'batın ilmi'ne
sahip olan kişilere bırakılmalıdır.
c)Bu
ifadeler bir 'cezbe' yani manevî bir sarhoşluk halinde
söylenmiş olabilir. Bundan dolayı da o durumda iken
yaptığı veya söylediği şeylerden ötürü
mazur görülmelidir.
d)İfadelerin
yazarının, imansızlığı kastettiğini
ispatlamanın yolu yoktur. Çünkü bu gibi şeyler
sadece Allah'ın bilebileceği bir sırdır.(29)
İbn
Arabi'nin muarızları tarafından ortaya atılan
açıklamaların orijini Zehebî'ye dayanır.
Zehebî, İbn Arabî'yi tenkitte çok ileri
giderek onu deli olmakla itham eder " Ben
İbn Arabi'nin yalanlarının kasdî olduğunu
zannetmiyorum. (Söyledikleri), dünyayı terki 'zühd'ü,
sağlığına ve hayal gücüne kötü
tesir eden bir oruç ve bir nevî delilik (sebebiyledir)
"(30)
der. Daha sonraki tartışmalarda bu tema, İbn Arabi'nin
uyuşturucu bağımlısı olduğu suçlamasına
dönüşmüştür. Mesela, el-Huseyn b.
el-Ahdal "O, Mısırlı şair İbnu'l-Fârid
(öl: 632/1235) gibi haşhaş ve diğer çeşitli
uyuşturucuları kullanırdı. İbnu'l-Fârid
gizemli şiiri Nazmu's-Sülük'u yazdığında
sık sık uyuşturucuya başvurmuştu"
der.(31)
Bu
suçlama, İbn Arabi'nin görüşlerini birkaç
açıdan kabul edilemez ve tehlikeli bulan bazı kalem
erbabının İbn Arabî ile ne denli uğraştıklarını
gösteren ilgi çekici bir örnektir. Bunun
çelişkilerle dolu daha başka örnekleri de
vardır. Meselâ, daha önce de kısmen bahsedildiği
gibi, İzzeddin Abdusselâm önceleri İbn Arabî'yi
zındık ve kâfir olarak ilan ederken, daha sonra
samîmî bir konuşmasında onu 'kutup' olarak
kabul ettiğini belirtmiştir. Bu çelişkisini,
inançları fazla kuvvetli olmayan insanların İbn
Arabî'nin ifadeleriyle yoldan çıkmaları
endişesiyle izaha çalışmıştır.(32)
Böylece,
İbn Arabî'nin yazılarında ortaya çıkan
'Zahirî' ve 'Batınî' gerçekler arasındaki
fark, onun kişiliği ve entelektüel mirasını
değerlendirmede temel malzemeyi teşkil etmiştir.
Fakat, İbn Arabî ve düşüncelerine karşı
lehte ve aleyhte olmadan salim değerlendirme yapabilme girişimi
yine, Zehebî tarafından başlatılmak istenmiştir.
O daha sonra İbn Hacer'in de benimseyip sahipleneceği bir
teklifi getirmiştir, " Eğer
biri Fusüsu'l-Hikem'i iyice araştırır, tetkik
ederse hayretler içinde kalacaktır. "
diyen Zehebî, onun yazdıklarına bakarak İbn
Arabî'nin, ya ittihadın (Allah ile kulun birleşmesi)
çok seçkin bir temsilcisi ya da ittihadı kabul
etmeyenleri en büyük inkarcı kabul eden, çok
iyi bir Mü'min olduğunu ifade ederek, " En
iyisi kalblerimize kesin bir inancı (ikan) nakşedebilmek,
bu dünya ve âhirette kesin bir itminana ulaşabilmek
için Allah'ın yardımını ve affını
istememizdir. "
der.
|
Daha genel bir seviyede İbn Arabi'nin, farklı eğilimlerdeki Müslümanlarca yorumlanması, İslâm topluluğunun entelektüel durgunluğuna etkili bir canlılık ve hareketlilik getirmiştir.Daha da açık ifade etmek gerekirse, İbn Arabî, toplumun üzerinde nüfuz ve otorite için çabalayan kabileler tarafından olduğu kadar rakip dînî ve politik parti ve gruplar tarafından da geniş ölçüde kullanılan bir 'kültürel sembol' geliştirmiştir. |
Bu
durum Ehl-i Sünnet âlimlerinin genel bir tavn olarak da
nitelendirilebilir. Zira, vahye karşı düşmanca
eğilimlerden İslâm'ın zahirini korumaya gayret
gösteren İslâm âlimleri teorik veya pratik her
türlü bid'ate karşı çıkmışlardır.
İbn Arabî gibi alabildiğine karışık ve
değişken biri gündeme gelince tümüyle
reddediş ya da kabul gibi birbirinden oldukça uzak ve
farklı görüşlerin ortaya çıkmasına
sebep olmuştur. Fakat bu fark, İslâm ilahiyatı
sahasında her zaman olduğu gibi, bu kadar çok
ideolojik farklılıkları değil de onların,
küfre götüren sonuçlarım takip eden
âlimlerin ya da bireylerin karşılaştırılması
olarak yansır.
Özetle
belirtilecek olursa; İbn Arabi'nin daha sonraki İslâmî
gelenekle sağlanan imajı okuyucuya hayret ve şaşkınlık
verecek kadar muğlak ve çelişkili olarak
görülebilir. Sanki, İbn Arabi'nin diyalektik ve zor
metinleriyle oluşturmaya çalıştığı
durum da budur. Ona göre, zihin ve ruhun bu durumu, oluşmuş
aklî ve mantıkî kategorileri ve hükümleri
geçerek,(34) mümkün olan en yüksek gerçeği
anlama noktasına ulaşmaya yardım eder.(35)
Biz
bu gün Şeyh'in amacına ulaştığını,
sadece onun herkese meydan okuyan mirasıyla değil, Müslüman
nesillerce anlaşılması güç bir blok gibi
olan hayatı vasıtasıyla da söyleyebiliriz. Onun
aktivitelerini ve önemini bilinen terimlerle keşfetme ve
onun çok boyutlu kişiliği ile fikirlerini tatbik
etmek için yapılan her girişim, keşfedilmemiş
imkanları ve ölçülmemiş derinlikleri
-araştırmacılardan önce- açığa
çıkarır... Onun yeni perspektiflere olan eğilimi,
ya onu üstad durumuna getirmiş ya da karşıtlarının
fikir ve görüşlerine katmıştır.
Daha
genel bir seviyede İbn Arabî'nin, farklı
eğilimlerdeki Müslümanlarca yorumlanması, İslâm
topluluğunun entelektüel durgunluğuna etkili bir
canlılık ve hareketlilik getirmiştir. Daha da açık
ifade etmek gerekirse, İbn Arabî, toplumun üzerinde
nüfuz ve otorite için çabalayan kabileler
tarafından olduğu kadar rakip dînî ve politik
parti ve gruplar tarafından da geniş ölçüde
kullanılan bir 'kültürel sembol'
geliştirmiştir.
Somut
(müşahhas) örnekler için, Şeyh ve onun
eserlerini ilgilendiren olayları anlatan kronolojik eserlere
bakılabilir. Onun kültür mirasıyla (eserleriyle)
ilgili tartışmalar daha yoğun bir şekilde Mısır,
Suriye ve Yemen'de vuku bulmuştur. Zira, lehte ve aleyhte kalem
oynatanların İbn Arabi'ye karşı çıkabilecekleri
görüşleri daha çok Fusüsu'l-Hikem'de
formüle edildiğinden bu kitabın tartışmaların
odak noktası olması oldukça mantıklıdır.
Bu konuda Zehebî şöyle der:
"
Biz
İbn Arabî ve benzerlerinin inançları hakkında
(mü'min ya da kâfir olduklarına dair) herhangi bir
şey söylemiyoruz. Zira vefatlarından önce tevbe
etmiş olma ihtimalleri vardır. Üstelik onların
işi anlaşılması oldukça güç
bir konudur. Yazdıkları ise, kafirden de kötü. Bu
sebeple idareciler ve doğru yolda liderlik edenler bu eserlerin
okunmasını ve incelenmesini yasaklıyor ve yok
edilmelerinde ısrar ediyorlar. Onlar bu eserlerin alınıp
satılmasını da yasaklıyorlar. 738/1337'de Mısırlı
âlimler onların incelenmesini yasaklayan bir ferman
çıkarılması hususunda ortak bir karara
varmışlardır. Mısır'ın başkadısı
Kadı Bedreddin el-Malikî İbn Arabî'nin
kitaplarının Kahire ve İskenderiye'de bulunmadığını
ve kimsenin
onları
halka göstermeye cesaret edemediğini söyler. Eğer
herhangi bir evde bulunursa, onlara el konulur ve yakılır.
Kitapların sahibi ise, önce işkence görür ve
eğer onun müridi olmuşsa îdam edilir. Fusüs
(el-Hikem) ilk defa bir kitapçı dükkanında
bulunmuş ve oradan alınarak kadıya götürülmüş
ve sonra da herkesin iyiliği için yakılmıştır
."(36)
DİPNOTLAR
1)A.
E. Afifi, İbn Arabî, İslâm Düşüncesi
Tarihi, 2/19
2)a.g.e.,
3)a.yer
4)A.
E. Afifî, a.g.e., 2/34
5)Muhammed
b. Şakır b. Ahmed el-Kutubî, Fevatu'l-Vefeyat,
2.
cilt,
Kahire, 1299/1881.
6)Ahmed
b. Ali b. Hacer el-Askalanî, Lisanu'l-Mîzan,
5/315,
Haydarabad,
1331/1912; Ebu'l-Felah İbnu'1-İmad Şezeratu'z-Zeheb
fî
Ahbari
men Zeheb, 5/190; (1-8 ciltler) Beyrut 1979.
7)İbn
Hacer, a.g.e., 5/315; İbnu'1-İmad, 5/196; el-Mekkarî,
Nef-
hu't-Tîb,
571.
8)İbn
Hacer, a.g.e., 5/314; el-Kutubî, a.g.e., 2/241;
el-Mekkarî,
a.g.e.,
569.
9)İbnu'l
İmad, 5/200.
10)İbn'ul-İmad,
a.g.e., 5/200; el-Mekkarî, a.g.e.,575; es-Seyyid
Ebu
Talib Sadık b. Hasan el-Buharî, et-Tacu'1-Mukallal, 175,
Tahkîk
ve
Ta'lflc Abdu'l-Hakîm Şerafeddin, 2. baskı, Beyrut,
1404/1983.
ll)İbnHacer,a.g.e.,
5/314.
12)İbn
Hacer,a.g.e., 5/314
13)İbn
Hacer,a.g.e., 5/314; el-Mekkarî, a.g.e., 568
14)el-Mekkarî,
a.g.e., 568
15)İbnü'1-imad,
a.g.e., 5-194; 198-201; el-Mekkarî, a.g.e., 570-
575;
580-583.
16)Anlaşılması
güç olan İbn Arabî'nin yazdığı
konu değil, onun
ifade
tarzı ve kendine özgü bir zihniyete sahip olmasıdır.
Basiti karma
şık
hale getirmek ve söylemek istediği herhangi bir şeyin
anlamını giz
lemek
ya da onu özellikle Hallaç'in Tevasîn'in de olduğu
gibi başıboş,
çığırından
çıkmış, sufîyane ifadeleri tamamıyla
anlaşılmaz bir hale
sokmaya
çalışmak için bilinçli bir çaba
harcadığı hissedilmektedir.
(Afîfî,
Muhyiddin İbnu'l-Arabî'nin Tasavvuf Felsefesi, 18; Çev.
Meh
met
Dağ, A.Ün. İl. F. Yay., Ankara, 1975.
17)İbn
Arabi'ye genel olarak şu konularda saldmlmıştır:
l- Al
lah'ın
kainatla tefsiri, yani kainata Allah demesi... (Hakk ve Halk) ve
bu
bağlamda "ittihad" (kainatla Allah'ın aynı
olması) ya da "Hulul"
(yani
Allah'ın kainata girmesi). (Bu konular için bkz:
İbnu'1-İmad,
a.g.e.,
5/201; el-Huseyn b. el-Ahdal el-Yemenî, Keşfu'1-öıta
an Haka-
ik
et-Tevhid ve er-Reddü ala İbn Arabî el-Feylesof
es-Sufi, 185-186;
203-204,
208-213; (Ahmed Bukayr Neşri) Tunus, 1964; İbnu'l-Ahdal
(aynı
yazar) Muhtasar fi beyanı hali İbn Arabî 4b-5a (el
yazma, Le
ningrad
referans. No: B4642; Abdu'r-Rahman el-Vekîl, Masra?
et-Ta-
savvuf,
(pek çok yerinde), Kahire, 1953; Bu kitap İbn Arabî
hakkında
yapılmış
iki çalışmayı ihtiva etmektedir ki bunlar;
Burhaneddin el-Bi-
kaî'nın
"Tahzîru'1-Ibad min Ehli'1-Inad" ve "Tenbîhu'l-Gabî
ila Tek
fir
İbn Arabî" isimli eserlerdir. Aynı suçlama
Osman Yahya'nın "His-
toire
et Classification" isimli eserinin İbn Arabî hakkında
verilmiş fet
valar
ve cevaplar bölümünde bulunabilir. Bunun için
eserin birinci cil
dinde
114-117 ve 122-132 sayfalarına bakılabilir. (Osman Yahia,
His-
toire
et Classiciation de L'oeuvre d'İbn 'Arabî, Etüde
Critique, 1. ve 2.
ciltler,
Damascus, 1964); Abbas el-Azzavî, Muhyiddin İbn Arabî
ve el-
Gulatu's-Sufıyye;
"el-Kitabu'1-Tezkarî: Muhyiddin İbn Arabî"
isimli
kitap
içinde bir makale, 142-143, Kahire, 1969; Şevki Beşir
Abdu'l-
Mecîd,
Nakdu İbn Teymiyye li't-Tasavvuf, 157-161, Hortum, Tarihsiz.
2-
Kur'an'ı yorumlamada kullandığı batmî metod
(Te'vîlat Batıniyye).
İbnu'l-Ahdal
bunu "Vahiyle alay etme" olarak düşünür.
[el-Ahdal,
Muhtasar,
2a-b; 29b-30a]. Bu yolla İbn Arabî, geleneksel yoldan
ayrı
larak
bütün şimşekleri üzerine çekmiştir,
bu vadide en çok tartışılan ko
nu
da herhalde "Fir'avunun imam" meselesidir. Mesela bkz.
İbnu'l-
Ahdal,
Keşfu'l- Gıta; 188-189. 3- Velî ile Nebî
hakkında, Velî'nin Ne-
bî'den
üstün olması şeklindeki izahının yanlış
anlaşılması Bkz. îbnu'l-
Ahdal,
Keşfu'1-Gıta, 187; Abdu'l-Mecîd, Nakdu İbn
Teymiyye li't-
Tasavvuf,
162-164
18)Şemsu'd-Din
ez-Zehebî, Mîzanu'l-İ'tidal fi Nakdi'r-Rical,
3/309,
Kahire, 1325/1907, İbn Hacer, Lisanu'l-Mîzan,
5/311.
19)ez-Zehebî;
Mîzanu'l-İ'tidal, 3/108.
20)Hayatı
hakkında geniş bilgi için bkz. İbnu'1-İmad,
a.g.e.,
5/301-302.
21)Abdu'l-Vahab
el-Şa'rani, el-Yevakit ve'1-Cevahir fî Beyani
Akaidi
'1-Ekabir, 1/6; Kahire, 1318/1900.
22
Şa'ranî, el-Yevakit, 1/8-9.
23)Fütûhatu'l-Mekkiyye,
Osman Yahya Neşri, 1/36-38
24)J.
W. Morris, İbn Arabî and his interpreters, influences and
in-
terpretations
JRAS, 106/4 (1986) sn.744.
25)el-Huseyn
b- el-Ahdal el-Yemenî, Muhtasar fî Beyan-ı Hal-i
İbn
Arabî, el yazması. İnstitute Oforiental Studies.
Leningrad, referans
no:
B4642
26)Celaleddin
es-Suyütî, Tenbîhu'1-Gabî fî Tenzihi İbn
Arabî, el
yazması,
İnstitute of Oriental Studies, Leningrad, referans no:
D539,
varak
no: 44a-b; İbnu'1-İmad, a.g. e., 5/191-192; es-Seyyid Ebu
Tayyib
Sadık
b. Hasan el-Buharî, et-Tacu'1-Mukallal.
27)Bu
konudaki en güzel örnek Aden bölgesindeki tanınmış
Sufî,
Ebubekir
el-Aydarus (ö. 914/1508)'dur. Hayatı hakkında bilgi
için bkz:
İbnu'1-İmad,
a.g.e., 8/39-40; Şemseddin Muhammed es-Sehavî, ed-
Dav'
el-Lami li-Ehli'1-Karni'l-Tasi', 5/16; Kahire, 1355/1936.
Anlattı
ğına
göre babası İbn Arabî'nin Fütühat'ını
ve Fusüs'unu elinde görün
ce,
onu onlan okumaktan men etmiş, fakat onu büyük bir
velî olarak
kabul
etmesini isteyerek "İbn Arabî'nin kitaplarında
bulunanların bü
tününün
doğru, ancak onlan ilimde zirveleşmiş insanların
anlayabile
ceğini
söyleyerek, ilmin başında olan insanlar için
İbn Arabî'nin eser
lerinin
okunmasının zararlı olduğunu belirtmiştir.
(Aydarüs b. Ömerel-
Habeşî,
İkdu'l-Yevakitu'l-Cevheriyye, 1/9; Kahire 1317).
Babasının
hayatı
için bkz: (Salih el-Hamîd el-Alevî, Tarîhu
Hadramü, 2/757-766;
Cidde,
1968), el-Cüfrî, Kenzu'l-Berahin'l-Kesbiyye, 80-81;
Haydara
bad,
1281/1864
28)İbnu'l-İmad,a.g.e.,
5/191-192; Muhammed Fevkî Haccac, Me-
vakıf
mine't-Tasavvufri-İslâmî, Dirase tahlîliyye
li-Tefsiri'l-İnkar
ala's-Sufıyye,
126-138, Kahire; 1404/1984
29)Celaleddin
es-Suyütî, 'Tenbihu'1-öabî fî Tenzihi İbn
Arabî'
veya
(bi-tebrieti İbn Arabî) 47a-b, el yazması, İnstitute
Oriental Studi
es,
Leningrad, Referans No: D.539
30)ez-Zehebî,
Mîzanu'l-İtidal fi Nakli'r-Rical, 3/108,
Kahire,
1325/1907;
İbn Hacer, Lisanu'l-Mizan, 5/312,
Haydarabad,
1331/1912.
31)İbnu'l-Ahdal,
Muhtasar, 20a.
32)Claude
Addas, İbn Arabî on la quete dıı soufre rouge,
297-299,
Paris,
1989.
33)ez-Zehebî,
Mîzanu'l-İ'tidal, 3/109; Kahire, 1325/1907, İbn
Hacer,
Lisanu'l-Mîzan, 5/312.
34)J.W.
Morris; İbn Arabî and his interpreters, sh/540;
JAOS.
106/3
(1986)
35)İbn
Arabî'nin bu görüşü geniş bir şekilde
M. A. Selis'in "İbn
Arabî's
Garden among the flames -are- evaluation" isimli
makalesinde
uzun
uzun tartışılır.
İbnu'l-Ahdal,
Muhtasar fi Beyani Hali İbn Arabî, el yazması,
Oriental
Studies, Leningrad, referans no; B4642, sh. 30b.
36)İbnu'l-Ahdal,
Muhtasar fi Beyani Hali İbn Arabî, el yazması,
Oriental
Studies, Leningrad, referans no; B4642, sh. 30b.
Doç. Dr. Hüdaverdi Adam, Yeni Ümit, 45. Sayı