Asla kendine kendinle yardım etmeye kalkma ki, Allah seni nefsinle baş başa bırakmasın (s.84)

 

* * *

 

Kendimi hem günah, hem de nimet içinde buluyorum. Fakat günaha istiğfar mı edeceğim; yoksa nimete şükür mü edeceğimi bilemiyorum. (s.100)

 

* * *

 

Ben susuzluk hissederim. Zikre sığınırım. Ve hararetimi söndürürüm. Şayet bu olmazsa, Rabbımın huzurunda bir an bile durmaya cesaret edemem. (s.102)

 

* * *

 

Bedenin hastalığı açlıklarda, kalplerin hastalığı ise günahlardadır. Hasta bir vücut nasıl yemeğin lezzetini alamazsa, aynı şekilde günahlara dalmış bir kalp de ibadetlerin halâvetini hissedemez. (s. 132)

 

* * *

 

Allah’ın öyle kulları vardır ki; daha önce azabından korkarak günah işlemezlerken, şimdi O’nun cömertliğinden utanarak günahı terk etmişlerdir. (s. 164)

 

* * *

 

Hayat, salih insanlarla arkadaşlıkla tatlılaşır. Hayır, salih bir arkadaşta toplanmıştır. Unuttuğunda hatırlatır. Hatırladığında, sana yardımcı olur (s. 166)

 

* * *

 

Senin Allah'a hüsn-ü zan besleyip de, Allah'ın sana iyilikle muamele etmemesi hiç mümkün değildir. (s. 172)

 

* * *

 

Kul, korktuğunda O’nunla ünsiyete geçer. Günahları işlemeye devam eden kişinin, Sevgilinin kapısından da uzaklaştırıldığını biliyor musunuz? (s. 174)

 

* * *

 

Mahabbet ehli birinin gözü, sevdiğinin mülkünde bulunan hangi şeye değerse, orada sevgilisinin sevgisi mevcuttur (s. 175)

 

* * *

 

Üç şey Allah'a hüsn-ü zan alametidir:

 

* Tökezledikten sonra, kalpte bulunan metanet

* Hataya düştükten sonra, geniş bir umut

* İçten bir pişmanlıkla, karamsarlığı red. (s. 177)

 

* * *

 

Allah için sevgi geneldir. Allah için yürekten bağlılık ise özeldir. Çünkü her mümin O’nun sevgisinin tadını almıştır ve ona ulaşmıştır. Halbuki her mümin O’na yürekten bağlılığa ulaşamamıştır (s. 181)

 

* * *

 

Zunnûn’a şöyle soruldu: 

 

“Bize ne oluyor ki nafilelere güç yetiremiyoruz?”

 

Zunnûn şöyle cevap verdi:

 

“Çünkü sizler, farzları henüz sağlıklı ve doğru bir biçimde yapamıyorsunuz.” (s.193)

 

* * *

 

Arifin arkadaşlığı, Allah’ın dostluğu ve ahbaplığı gibidir; Allah’ın eşsiz sıfatları kendisinde tecelli ettiği için, (kendisi yük olmadan) senin sıkıntılarına katlanır, yükünü taşır ve sana karşı hoş görülüdür (s. 199)

 

* * *

 

Allah’ı en fazla arif olan kişi, Allah konusunda hayreti en şiddetli olan kişidir. (s.204)

 

* * *

 

İnsanların çoğu sebep-sonuç ilişkisinin peşine düştüler; sıddîklar ise, sebeplerin Sahibiyle ilişki kurmanın yoluna koyuldular. (s. 229)

 

* * *

 

Onlar Kur’an’ı, gönüllerin en üstüne yerleştirdiler ve onunla teselli buldular. Onlar Kur’an’ı sadırlarına yapıştırdılar ve onunla huzur buldular. Arzuları onunla yatıştı ve gayrete geldi. Kur’an’ı, kendi zulmetleri için kandil; uykuları için yatak; yolları için izi belli bir yön; hüccetleri için kesin bir zafer olarak gördüler. (s. 258)

 

* * *

 

Allah, mahabbetinden her tarafa yayılan nûru onlara elbise olarak giydirmiştir. (s. 261)

 

* * *

 

Allah’ın öyle kulları vardır ki, Allah onların gönüllerini sırf Kendi mahabbetinin saf suyu ile doldurmuştur. Ruhlarını ise, Kendisini görme iştiyakıyla allak bullak etmiştir. (s. 264)

 

* * *

 

Arifin gönlü, Allah’a kavuşma isteğinde, rüzgârlardan ve fırtınalardan daha süratlidir. (s. 373)

 

* * *

 

Biliniz ki, Allah için seven kişiye, Allah için, başkalarını kendisine tercih etmek ağır gelmez. Çünkü onun katında, Allah’tan daha üstün bir şey yoktur. (s. 374)

 

* * *

 

Allah’ın (c.c.) hoşlanmadığı şeyleri yapıp dururken, kendinin hoşuna giden şeyler Allah’tan (c.c.) istemekten utan! (s. 378)

 

* * *

 

Sadrına Allah sevgisini yerleştirmen, kalbindeki hikmet pınarlarına vakıf olman demektir. (s. 384)

 

* * *

 

Eğer istiğfarımız yalnızca laftan ibaret olursa, taatımız yalnızca uyku olur (s. 386)

 

* * *

 

Yumuşak muamele ve anlayışlılık her türlü başarının aracıdır. (s. 388)

 

* * *

 

Eğer dünya düşkünleri yakınlaştırılmış olanların alacağı nasibi, zikredenlerin alacağı tadı ve sevenlerin ulaşacağı sevinci bir bilmiş olsalardı, buna ulaşamama üzüntüsüyle ölürlerdi. (s. 389)

 

* * *

 

Kim himmet eksikliğinden şikâyet etmeyi bırakırsa, ilahi lütuf denizinde seyre başlar. (s. 390)

 

* * *

 

Allah’ın (c.c.) senin hakkında bildiğini kendisinden gizlemeyeceğin kişiyle sohbet et. Dış yüzün insanlara, iç yüzün ise yalnız Allah’a dönük olsun! Ve insanlarla olan ilişkin, daima en güzel bir biçimde olsun! (s. 391)


İbn Arabi, Şeyh-i Ekber’in Kaleminden Bir Sûfi’nin Portresi – Zunnûn-i Mısrî, Çev: Dr. Ali Vasfi Kurt, Gelenek Yayıncılık