İnsanlar Zunnun’un yanından ayrılınca, az bir süre yürümüştü ki ben hemen ona yapıştım ve şöyle dedim:
“Sende, Allah’ın İsm-i Azamı’nın bulunduğunu tahmin ediyorum!”
Bana dedi ki:
“Be adam! Benden uzak ol!”
Ben de şöyle dedim:
“Bana onu öğretmeden, senden ayrılmayacağım!”
Bana şöyle dedi:
“Be adam! Gönlün yumuşadığında, dilediğin isimle dua et! İşte o Allah’ın ismidir.”
Şeyh-i Ekber’in yorumu:
Bana arkadaşlarımızdan birisi, tanıdığımız ve karşılaştığım memleketlimiz ve keramet ehli biri olan Ahmed b. Seydebûn denilen Endülüs’ün doğusundaki Vâdî Aştlı bir şeyhin şöyle dediğini haber verdi:
“Onun huzurunda idim ve ona şöyle dedim:
‘Allah’ın İsm-i Azam’ı nedir?’
Yerden biraz toprak aldı ve hiçbir söz söylemeden onları üzerime saçtı. Ben de bu hareketinden anladım ki, kul sâdık olur ve kemale ererek olgunlaşırsa, İsm-i Azam odur.”
Aynen böyle bir cevap Ebû Yezîd el-Bistami’den de rivayet edilmiştir. O şöyle demiştir:
“Bize (Allah’ın) en küçük ismini gösterin ki, ben de size en büyüğünü göstereyim!”
Böylece onları azarladı ve şöyle devam etti:
“Allah’ın isimlerini hepsi büyüktür. O halde sen sadık ol ve
ardından dilediğin ismi al!” (s. 386)
İbn Arabi, Şeyh-i Ekber’in Kaleminden Bir Sûfi’nin Portresi – Zunnûn-i Mısrî, Çev: Dr. Ali Vasfi Kurt, Gelenek Yayıncılık